Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/5322 E. 2024/11816 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/5322
- Karar No
- 2024/11816
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/3038 E., 2022/2046 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Tarsus 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/402 E., 2021/452 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde, davacıların murisi ...'nın 30.07.2015 tarihinde Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsüne ait ... plakalı traktör ile tarla sürme işini yaptığı sırada traktörün devrilmesi sonucu traktörün altında kalarak vefat ettiğini, olayın iş kazası olduğunu, işverence 1972 model ömrünü tamamlayan hiçbir güvenlik aksamı ve kabini olmayan traktör ile operatörlük için gerekli ehliyeti olup olmadığı araştırılmadan, gerekli eğitim verilmeden kazazededen tarla sürülmesinin istenilmesinin tek başına bir kusur olduğunu ve davacıların destekten yoksun kaldıklarını belirterek her bir davacı için ayrı 5.000,00'er TL maddi ve destekten yoksun kalma tazminatı, yine her bir davacı için ayrı ayrı 25.000,00'er TL manevi tazminat olmak üzere toplam 120.000,00 TL tazminatın davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP Davalı ...Ş. vekili; iş kazasına karışan ... plaka sayılı aracın 6719596 sayılı KTK Zorunlu Mali Trafik Sigorta Poliçesi ile teminat altına alındığını ve meydana gelen olayın trafik kazası olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili; husumet itirazında bulunduklarını, Tarsus Toprak Su Kaynakları Bölüm Başkanlığının ayrı bir tüzel kişiliğinin olmadığını, kurumun ... Kültürleri Araştırma İstasyonu Müdürlüğüne bağlı olduğunu, davacıların murisi ... 'nın 2011 yılından itibaren kendi isteği ile verdiği dilekçe doğrultusunda E Sınıfı sürücü belgesi sahibi olduğundan gerekli olur alınarak şoför olarak görev yaptığını, kaza tarihinde verilen talimatların dışında ve farklı araç ile kendi takdiriyle turunçgil bahçesinde sürüm işi yaptığını, 1972 model traktörün tüm muayene ve bakımının tam olduğunu, gerekli iş güvenliği eğitimininde eksiksiz verildiğini ve ... 'nın görevlendirildiği işin dışına çıkarak farklı bir iş yaparken kazaya kendisinin sebep olduğunu ve müdürlüğünün herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, "Davanın kabulüne, A-Maddi tazminat talebinin kabulü ile; 1-Davacı ... için 87.029,83 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacı ... için 41.786,19 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 3-Davacı ... için 40.212,12 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı ... için 19.195,91 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, B-Manevi tazminat talebinin kabulü ile 1-Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 2-Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 3-Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuş olması üzerine,"Her ne kadar gerekçeli kararda davalı ... yönünden faiz başlangıç tarihinin hükümde yazılmasının sehven unutulduğu belirtilmiş ise de hükümde bu davalı yönünden faiz başlangıç tarihinin açıkça belirtilmemesi infazda tereddüt oluşturacak mahiyettedir. Davalı ... şirketinin istinaf nedenleri bu açıdan yerinde görülmüştür" gerekçesiyle davalı Bakanlık vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkeme kararı kaldırılarak Davanın kabulüne, A-Maddi tazminat talebinin kabulü ile a)Davacı ... için 87.029,83 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın davalı Bakanlık yönünden kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden dava tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, b)Davacı ... için 41.786,19 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın davalı Bakanlık yönünden kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden dava tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, c)Davacı ... için 40.212,12 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın davalı Bakanlık yönünden kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden dava tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, d)Davacı ... için 19.195,91 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak kabulü ile alacağın davalı Bakanlık yönünden kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden dava tarihi olan 27.01.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, B-Manevi tazminat talebinin kabulü ile; a)Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, c)Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, d)Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, e)Davacı ... için 25.000,00 TL manevi tazminat talebinin kabulü ile alacağın kaza tarihi olan 30.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 1. Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde, yerel Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaların hatalı olduğunu ve usuli kazanılmış haklara aykırılık teşkil ettiğini, kaldırma kararı öncesinde bilinen dönemin 2019 yılına kadar kabul edilmesine karşılık, kaldırma kararı sonrası hazırlanan raporda 2021 yılına kadar bilinen dönemin kabul edildiğini, ilk kararın davacı tarafından istinaf edilmediğini ve bu sebeple davacı açısından kararın kesinleştiğini, bu sebeple 2019 yılına kadar bilinen dönemin hesaplanması gerektiğini, kaldırma kararı öncesinde kusur indirimi yapıldığını, son raporda kusur indirimi yapılmadığını, davalı yararına oluşan usuli kazanılmış hakların zarara uğradığını, tazminat hesaplaması yapılırken kız ve erkek çocukları için 20-25 yaşına kadar zarar hesaplanmasının hatalı olduğunu, çocukların küçük olup evlenme ve reşit olma yaşının kullanılması gerektiğini, çocukların eğitim hayatlarına devam edip etmeyeceğinin tespitinin mümkün olmadığını ve faize kaza tarihinden itibaren hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu ve bozmayı gerektirdiğini belirterek kararı temyiz etmiştir.
2.Davalı Bakanlık vekili temyiz dilekçesinde, Tarsus İş Mahkemesi tarafından davanın kabulüne dair verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, ... ...' nın Tarsus Toprak Su Kaynakları Bölüm Başkanlığı emrinde E sınıfı sürücü belgesi sahibi olduğundan dolayı 2011 yılından beri şoför olarak çalıştığını, 30.07.2015 tarihinde ... plakalı otomobil ile zeytin sulama işi için görevlendirildiğini, saat 12'ye doğru elektrik kesintisi gerçekleşmesi üzerine müteveffanın görevlendirmesi olmadığı halde kendi takdiri ile ... plakalı traktör ile turunçgil bahçesine giderek sürüm işi yaptığını, bu sırada traktörün altında kalarak vefat ettiğini, traktörün tüm bakımının yapıldığını, araç muayenesinin tam olduğunu, müteveffayı iş güvenliği ve iş kapsamında eğitim verildiğini, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca görevlendirilen makine mühendisi bilirkişisi tarafından sunulan raporda davalı Bakanlığın kusurunun bulunmadığının kanaatine varıldığını, SGK müfettişince tanzim edilen inceleme raporunda da sigortalının kaza olayının meydana gelmesinde % 100 oranında ağır kusurlu sayıldığının tespit edildiğini, Tarsus Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına kararı verildiğini, alanında uzman ve en ehil olan SGK müfettişi tarafından nazırlanan raporda ve makine mühendisi tarafından hazırlanan raporda %100 murisin kusurlu bulunduğunu, dolayısıyla iş sağlığı ve güvenliği uzmanları tarafından müdürlüğün %65 oranında kusurlu bulunmasının kabul edilemeyeceğini, aynı olayda üç ayrı kusurluluk oranının ortaya çıktığını, savcılık tarafından takipsizlik kararı verilmişken Kuruma kusur atfedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı Bakanlığa karşı Erdemli 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 2016/239 Esas sayılı dosyasında rücuen tazminat davası olduğununu, bu mahkemece verilen kararın istinaf edildiğini ve istinaf incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesince delillerin temini ve değerlendirilmesi açısından verilen kararın kaldırıldığını, yapılan yargılama neticesinde verilen kararın istinaf incelemesinden geçtiğini, ancak Yargıtay tarafından bozularak 2020/456 Esas sayısını aldığını ve davanın halen derdest olduğunu belirterek kararı temyiz etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davanın yasal dayanakları, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi hükümleridir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davaya konu edilen iş kazasında, davacılar murisi ...'nın, davalı Bakanlığa bağlı Toprak ve Su Kaynakları Tarsus Araştırma Enstitüsün'nde çalıştığı sırada 30.07.2015 günü traktör ile tarla sürme işi yaptığı sırada traktörün altında kalarak vefat etmesiyle sonuçlanan iş kazası ile ilgili olarak, ceza soruşturmasında işverenin bir kast yada kusuru olmadığı ... sigortalının kusurlu olduğu belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, SGK müfettiş raporunda ... sigortalının ağır kusurlu olarak %100 kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği, rücu dosyasının ikinci kere bozulduktan sonra yargılamaya halen devam edildiği, mahkemece hükme esas alınan kusur raporunda davalı Bakanlık %65, davacılar murisi sigortalının ise %35 kusurlu bulunduğu, böylelikle SGK müfettiş raporu, ceza ve dosya kapsamında alınan kusur oran ve aidiyetlerinin çeliştiği, rücu dosyasındaki kusur oranının akıbetinin araştırılmadığı ve Mahkemece çelişkiler giderilmeden anılan raporun hükme esas alınmak suretiyle karar verildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında kusur oranlarının tespiti noktasında uyuşmazlık bulunduğu gözetilerek kusur oranının belirlenmesine ilişkin ilkelere de değinmek faydalı olacaktır. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesinin açık buyruğu iken, 4857 sayılı Kanun'un 77. ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37. maddesiyle, 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 5. maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise iş yerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. ve 5. maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü, bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4. maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. İş kazası hukuki sebebine dayalı tazminat davalarında olayın gerçekleşme şeklinin tarafların gösterdiği deliller dikkate alınarak her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulması ve giderek kusur oranlarının bu olaya uygun şekilde belirlenmesi gerektiği açıktır. Mahkemece yapılacak iş; rücu dosyasının akıbetinin araştırılarak bu dosya üzerinden alınan kusur raporu da dosya kapsamına alınarak SGK müfettiş raporu, rücu, ceza dosyalarındaki kusur oranları ile de aralarındaki çelişkiyi giderecek şekilde A sınıfı iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetince tarafların kusur durumları irdelenmek suretiyle bir kusur raporu alınmalıdır. 2. Öte yandan, usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (...nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda davacı tarafça 18.01.2019 tarihli 1. kök raporla ilgili istinaf başvurusunda bulunmamasına karşın, 17.05.2019 tarihli talep artırım dilekçesinin verilmesinden sonra, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması üzerine kaldırma ilamı doğrultusunda yargılamaya devam olunarak maddi zararın hesabına ilişkin alınan 03.11.2021 tarihli tarihli 2. ek raporla belirlenen tazminat tutarlarının talep edileceği belirtilerek taleple bağlı kalınmak suretiyle davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlal edilmek suretiyle, davacılar lehine maddi tazminata hükmedilmesi isabetsizdir.
Mahkemece yapılacak iş, davacıların temyiz isteminin de bulunmadığı gözetilerek 18.01.2019 tarihli 1. kök bilirkişi hesap raporundaki bilinen (iskontosuz), bilinmeyen (iskontolu) dönem başlangıç ve bitiş tarihleri değiştirilmeden hesaplama yapılması gerektiğini göz önünde bulundurmak, davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da gözetilerek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır . VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.