Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/4357 E. 2024/9888 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/4357
- Karar No
- 2024/9888
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1579 E., 2023/156 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 5. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/735 E., 2022/171 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı iş yerinde çalışırken 18.06.2011 tarihinde yüksekten düşerek geçirdiği iş kazası sonucunda yaralandığını, iş kazası ile ilgili olarak Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/26311 soruşturma sayılı dosyası ile soruşturma yapıldığını ancak davacının şikayetçi olmaması nedeni ile takipsizlik kararı verildiğini, davacının iş kazası sonrasında mağdur olduğunu, uzun süre çalışmadığını, davacının meydana gelen iş kazasından sonra SGK tarafından %34 maluliyet üzerinden gelir bağlandığını, davalı iş yerinde meydana gelen iş kazasında davalı işverenin kusurlu olduğunu, davalı işveren tarafından davalı iş yerinde iş güvenliği tedbirleri alınmadığını, tedavi ve iyileşme gideri, bakıcı gideri, geçici iş göremezlik ve sürekli iş göremezlikten kaynaklı 214.110,73 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminat kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin de davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket vekili cevap dilekçesi ile; davacının 24.02.2012 tarihinde eşi davalı şirket vekili şahitliği huzurunda imzaladığı ibranamede protokol düzenlenerek maddi ve manevi zararına karşılık 1.000,00 TL peşin ödeme yapıldığını 29.000,00 TL tutarlı 6 adet bonolar keşide edildiğini 2 tanesinin davacının eşi adına 4 adedin davacı adına ödeme yapıldığını, davacının imzasına havi ibranamede meydana gelen iş kazasında kendisinin kusurlu olduğunu beyan ettiğini, davacının tecrübeli bir inşaat soğuk demirci ustası olarak 18.06.2011 tarihinde davalıya ait iş yerinde üçüncü katında demir döşerken sigara içerken bir anda dengesini kaybederek toprak zemine düştüğünü, davacıya iş güvenliği malzemelerinin verildiğini ancak kullanmadığını, iş kazası ile ilgili olarak Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/26311 soruşturma sayılı dosyası ile kovuşturmaya gerek olmadığına karar verildiğini, davacının meydana gelen iş kazasında tam kusurlu olduğunu, davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davalı işveren firmanın %80, davacının %20 oranında kusurlu olduğu, davacının sürekli iş göremezlik oranının %34 olduğu kabulünden hareketle; "1- Maddi tazminat talebinin kabulü ile; 214.110,73 TL maddi tazminatın taleple bağlı kalınarak 34.678,36 TL'nin 18.06.2011 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına; 2- Tedavi ve bakıcı gideri talebinin kabulü ile 3.648,47 TL tedavi ve bakıcı gideri alacağının taleple bağlı kalınarak 3.134,08 TL'nin 18.06.2011 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına; 3- Manevi tazminat talebinin reddine" şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı istinaf dilekçesinde özetle; - Mahkemece asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamanın hükme esas alınmasının hatalı olduğunu - Mahkemenin manevi tazminat talebinin reddine ilişkin kararının hatalı olduğunu - Mahkemenin davacının karşılanmayan tedavi giderlerine ilişkin talebinin eksik hesaplanmış olması nedeniyle hatalı olduğunu - Hükme esas alınan kusur raporunun hatalı olduğunu - Davanın kısmi dava olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu - Adil yargılanma hakkının ihlal edilip savunma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkının kısıtlandığını bildirmiştir Davalı istinaf dilekçesinde özetle; BAM kaldırma kararı sonrasında davacı tarafça 2. kez talep artırım dilekçesi verildiğinin bu dilekçeye muvafakatlerinin bulunmadığını Mahkemece fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmaması ve bu hususun davacı tarafça istinaf sebebi yapılmaması nedeniyle usuli kazanılmış hakların dikkate alınması gerektiğini - HMK m.107/2 gereğince 2. kez dava değerinin artırılmayacağını - Davalı yararına oluşan usuli hakların ihlal edildiğinin - Zamanaşımı definin dikkate alınmadığını değişen-gelişen durum varmış gibi hüküm kurulduğunu halbuki %34 maluliyet oranının değişmediğinin ve bu yönde bir iddianın bulunmadığını - Feragat ve ibra belgesi gereğince davanın reddi gerekeceğini - Davacının olayda tam kusurlu olup davalı şirketin kusursuz olduğunu - Hükme esas alınan maddi tazminat raporunun hatalı olduğunu - Hesap raporunda asgari ücretin 1,33 katı ücreti esas alındığını asgari ücretin hesaplamada esas alınması gerektiğini bildirmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi 3. Değerlendirme A) Davacı vekilinin manevi tazminat alacağına ve davalı vekilinin maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davacı vekilince 100.000,00 TL manevi tazminat ve 214.110,73 TL maddi tazminat talebinde bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince gerekçesinde davacının 214.110,73 TL maddi tazminata hak kazandığı ancak taleple bağlı kalınarak davacı lehine 34.678,36 TL maddi tazminata karar verildiği, manevi tazminat talebinin ise reddine karar verildiği, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun İstinaf Mahkemesince esastan reddine karar verildiği, maddi tazminat yönünden tespitine ve manevi tazminat yönünden reddine karar verilen tazminat miktarlarının ayrı ayrı Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Davacı vekilinin maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin tüm, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma ilamı öncesinde hükme esas alınan 19.11.2018 tarihli hesap raporunda davacının maddi zararının 34.678,36 TL olarak hesaplandığı, davacı vekilince anılan rapora süresi içerisinde itiraz edildiği, davacı vekilince fazlaya ilişkin ... saklı kalmak kaydıyla 05.12.2018 tarihli dilekçesi ile 34.678,36 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu, Mahkemece 17.07.2020 tarihli 1. kararı ile maddi tazminat talebini talep gibi kabul ettiği, davacı vekilince yargılama aşamasında ileri sürdüğü itirazları yineler biçimde kararı istinaf etmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosyada yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle esasın incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verildiği, Mahkemece kaldırma kararı sonrası yargılamaya devam olunduğu, maddi zararın tespitine yönelik 06.01.2022 tarihli 4. kök raporun alındığı ve raporda davacının maddi zararının bu kez 214.110,73 TL olarak hesaplandığı , davacı vekilince raporda belirlenen tutar üzerinden 21.01.2022 tarihli dilekçenin sunulduğu, devamında 29.04.2022 tarihli temyize konu kararında davanın kısmen kabulü ile davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla önceki hüküm gibi 34.678,36 TL maddi tazminata hükmolunduğu 2 nci kararının gerekçesinde ise davacının maddi zararının 214.110,73 TL olduğu ancak önceki aktüer hesap raporu doğrultusunda maddi zarar yönünden davasını ıslah ettiğini, İstinaf Mahkemesi kaldırma kararından sonra alınan rapor doğrultusunda bedel arttırım talebinde bulunmasının , davanın kısmi dava niteliğinde olması ile kaldırma kararından önce davasını ıslah etmiş olması dikkate alındığına ıslah hakkının sadece 1 kez kullanılabilecek olduğu değerlendirilerek talebinin reddine karar verildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı HMK ile ... davası niteliğinde belirsiz alacak davası türü kabul edilmiştir. 107 nci maddeye göre “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.” Bu davadaki temel amaç ise alacağın belirsiz olması nedeni ile zamanaşımının tüm alacak için dava tarihi itibari ile kesilmesidir. Kanunun ilgili maddesindeki gerekçeye göre “Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir.Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten ... ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek "etkin hukukî koruma"nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir. Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur” Bu doğrultuda HMK'nın 107 nci maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasını açabilmesi için alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirlemesinin objektif olarak mümkün olmaması gerekir. Alacak miktarı biliniyorsa ya da bilinebilecek durumda ise böyle bir dava açılamaz. Çünkü bu durumda her davada arandığı gibi hukuki yarar aranacak olup alacak miktarının biliniyor ya da bilinebilecek olması halinde davacının hukuki yararından söz edilemez. Belirsiz alacak davasında yapılan yargılama sırasında alacağın miktarının tam olarak belirlenmesi ile davacı talebini iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın artırabilecektir. Alacağın belirli ... gelmesi sonrasında ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilirse davacının bundan sonraki yeni artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü böylesi bir durumda alacağın belirsizliği değil davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur. Öte yandan HMK`nın 33 üncü maddesine göre "Hâkim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme ise Hâkime aittir." Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile Hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, iş kazasından kaynaklı tazminat davalarında davacının maddi tazminat alacağının tespiti, yargılama sürecinde taraflarca gösterilecek delillere göre belirlenip hesap edilecek olmasına göre, davanın açıldığı tarih itibariyle davacının maddi tazminat alacağını tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyecek olması nedeniyle ve hukuki nitelendirmenin Hakime olduğu hususu da dikkate alınarak, davayı 6100 sayılı HMK’nın 107 nci maddesine dayalı "belirsiz alacak davası" olarak değerlendirerek dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin de bu doğrultuda irdelenmesi, sonucuna göre yargılama sürecinde sunulan maddi tazminatın artırılmasına dair istemin de ıslah olarak değil; talep artırım talebi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. (Dairemizin 19.04.2022 tarih ve 2021/3834 E - 2022/5880 K sayılı ilamı da bu yöndedir) Ayrıca 7251 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile değişik 107/2 nci maddesine göre "Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır." hükmü ihdas edilmiştir. Öte yandan her usuli işlemde uygulanma imkanı olan ıslah müessesinin belirsiz alacak davasında da uygulanmasına engel bir durum söz konusu değildir. Ancak taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ıslah ile ortadan kaldırılması mümkün değildir. Nitekim bu husus 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 177 nci maddenin 2 nci fıkrasına eklenen "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." hükmüyle açıkça düzenleme altına alınmıştır. Bu aşamada ıslah ile ilgili düzenlemelere de yer vermek uygun olacaktır. Şöyle ki; Islah Kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nın 176 ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448 inci maddesi; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” hükmünü içermektedir. Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 177 nci maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre; "Yargıtayın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra İlk Derece Mahkemesinde tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde işbu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün ... getirilirken işbu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır. Somut olayda davacı vekilinin, müvekkili sigortalının iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi tazminat alacağı miktarını davanın açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirleyemediğinin açık olmasına göre maddi tazminat istemi yönünden davanın Mahkemece "belirsiz alacak davası" olarak kabul edilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı şekilde kısmi dava olarak kabulü hatalı oduığu gibi, Mahkemece 05.12.2018 tarihli talep artırım dilekçesinin ıslah dilekçesi ve 21.01.2022 tarihli ıslaha dair davacı vekili talebinin de mükerrer nitelikte ıslah yapılacağına ilişkin bir talep olarak değerlendirilmesi isabetsizdir. Ayrıca 6100 sayılı HMK'nın 177 nci maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile eklenen madde hükmü ile tahkikat işlemlerinin henüz tamalanmamış olması hususları dikkate alındığında ve davacının talebinin kabulü halinde kaldırma kararı doğrultusunda yargılamaya devam olunmakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılmasının yukarıda dosya kapsamına ilişkin yapılan açıklamalar ışığında söz konusu olmayacağı hususu da gözetildiğinde Mahkemece bozma sonrası ıslah yapılamayacağı değerlendirilerek davacının bu yöndeki talebinin reddine karar verilmesi de yerinde görülmemiştir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davacı vekilinin manevi tazminat alacağına ve davalı vekilinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2.Davacı vekilinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçesi yönünden; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ilgiliye yükletilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.