Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/2563 E. 2023/6537 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/2563
- Karar No
- 2023/6537
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/115 E., 2022/440 K. KARAR : Kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen asıl ve birleşen rücuen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı Kurum vekili, davalılar ... ve Küçükaladağlı Yapı Beton Malz. İm. İnş. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ile Davalı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı Kurum dava dilekçesinde, Kurum sigortalısı ...'nın 28.11.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu vefat ettiğini, kurum müfettişince hazırlanan rapora göre olayın iş kazası olduğunun ve işveren şirketin kusurlu olduğunun bildirildiğini, kurumca sigortalının hak sahiplerine 65.313,85 TL peşin değerli gelir bağlandığını, tedavisi için 417,67 TL masraf yapıldığını, öncelikle kusur oranlarının tespiti ile kurumun talep edebileceği miktarın tespitine, kurum alacağı belli olduğunda artırılmak üzere şimdilik 32.865,76 TL'nin davalı işverenden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davacı kurum vekili, ... 3. İş Mahkemesi'nin 2015/371 E. sayılı dosyası ile davalılar ... ve ... aleyhine, aynı istemle dava açmış, mahkemece 17.09.2015 tarihinde birleştirme kararı verilerek işbu dosya arasına alınmıştır. 3.Davacı vekili 16.03.2020 havale tarihli bozma sonrası ıslah dilekçesi ile, 32.656,93 TL PSD değeri ve 208,83 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 32.865,76 olarak açmış oldukları davayı 50.618,22 TL PSD geliri ve 334,63 TL tedavi gideri olmak üzere toplam 50.952,35 'ye yükselttiklerini, bu miktarın yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesi ile; dava konusu olayla ilgili olarak müvekkili şirkete atfedilebilecek bir kusur olmadığını, olayda kazalı işçinin kusurlu olduğunu, davanın Generali Sigorta A.Ş'.ye ihbarı ile davacı talepleri yönünden haksız ve mesnetsiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesi ile; taraflarının bir kusuru olmadığını, olayın kazalı işçinin kusuru ile meydana geldiğini, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davalı ...'e usulüne uygun davetiye tebliğ edilmiş, ancak davalı davaya cevap vermemiş ve duruşmalara da katılmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.05.2016 tarihli ve 2013/163 Esas Esas 2016/246 sayılı kararıyla, Alınan kusur raporunda, işveren şirketin %70 oranında, ... 4. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2011/735 E. sayılı dosyası kapsamında cezalandırılmasına karar verilen ...'in %5 ve ...'nın %5 oranında, kazalı işçinin %20 oranında kusurlu bulundukları belirlenerek, Davanın kabulü ile; 1.32.656,93 TL'sinin tahsis ve onay tarihi olan 18.06.2011 tarihinden itibaren, 2.208,83 TL'sinin sarf ve ödeme tarihi olan 28.11.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte işbu dava dosyası davalısı ve birleşen ... 3. İş Mahkemesi'nin 2015/371 E. sayılı dosyasının davalılarından müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. 1.Bozma Kararı 1.Mahkeme kararına karşı davacı Kurum ile davalılardan Küçükaladağlı Yapı Beton Malzemesi İml.İnş.Nak.San.Tic.Ltd.Şti., ... vekilleri ile ... temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 11.12.2017 tarihli ve 2016/14099 E. 2019/202 K. sayılı ilamında; gerçek zarar tavan hesabı yaptırılarak ilk peşin değerle kıyaslanmak suretiyle sonucu düşük olanın kusur karşılığına isabet eden miktarına karar verilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. B. İkinci Bozma Kararı 1.Bozmaya uyan Mahkemece verilen 01.10.2020 tarihli ve 2019/187 Esas 2020/174 K. sayılı kararıyla; bozma ilamı sonrasında aldırılan hesap raporuna göre davanın ana dosya ve birleşen dosya yönünde kabulüne, davalı ...'in sorumluluğu 26.125,54 TL ile sınırlı olması kaydıyla 50.618,22 TL peşin sermaye değerli gelirin onay tarihi olan 18.06.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 334,13 TL tedavi giderinini sarf tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiş karara karşıdavacı Kurum ve davalılar Küçükaladağlı Yapı Beton Malzemesi İml. İnş. Nak. San. Tic. Ltd. Şti. ve ... vekilleri ile davalı ... tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 2.Dairemizin 17.02.2021tarihli 2020/1128 E. 2021/1787 K. sayılı ilamında, davalı işveren şirket, işveren yetkilisi ... ve 3. üncü kişi ... yönünden teselsül hükümleri esas alınmak suretiyle hüküm kurulması gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. C.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan hesap raporları sonucunda, "Davacının davasının kabulüne, Mahkememizin iş bu dava dosyası ile ... 3. İş Mahkemesinin birleşen 2015/371 Esas sayılı dosyası bakımından davanın kabulü ile; 1-Davalı İşveren Küçükaladağlı Yapı San. Tic. Ltd. Şti'nin %80 oranında (bu oranın davalı işveren yetkilisi ... %5 ve davalı 3. Kişi ...'in %5 oranında kusurları içinde olmak kaydıyla) toplam 76.743,76 TL ilk PSD gelirinin (bu tutarın 26.125,54 TL'sinden ..., 26.125,54 TL'sinden ... sorumlu olmak kaydıyla) tahsis onay tarihi olan 18/06/2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı kuruma verilmesine, 2-334,13 TL tedavi giderinin ödeme tarihi olan 28.11.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı kuruma verilmesine, " karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı Kurum vekili, davalılar ... ve Küçükaladağlı Yapı Beton Malz. İm. İnş. Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili ile davalı ... temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraflar kararı kusur yönünden temyiz etmişlerdir. C. Gerek 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rücuan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2.5510 sayılı Kanun'un 12, 21 inci maddeleri hükümleridir. 3.5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 12 nci maddesinin 2 nci fıkrasına göre işveren adına ve hesabına, işin veya görülen hizmetin bütününün yönetim görevini yapan kimse, işveren vekilidir. Bu kanunda geçen işveren deyimi, işveren vekilini de kapsar. İşveren vekili, bu kanunda belirtilen yükümlülüklerinden dolayı işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Gerek İş kanunu Gerekse 5510 sayılı Kanun hükümlerine göre; bir kimsenin işveren vekili sıfatını kazanabilmesi için; işyerinde işveren adına hareket etmesi ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alması gerekir. Bu düzenlemeler ışığında, şayet işyeri işveren vekilince yönetiliyorsa, maddelerde gösterilen "işveren" deyiminin yerine "işveren vekili" deyimi ikame olunacak ve işverenin sorumlu olduğu durumun sonuçlarına işveren vekili de katlanmak zorunda kalacaktır. İş Kanunun, işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yüklemlerinden doğrudan doğruya işverenin sorumluluğunu kabul eden ilgili maddesi, işveren ile işveren vekili arasında doğrudan doğruya temsil ilişkisi bulunduğunu gösterir. Şu halde işveren vekili işveren adına ve hesabına hareket eden ve yaptığı hukuki işlemler ile onu alacaklı ve borçlu kılan kimsedir. Bu anlamda işveren vekili teknik yönden bir işveren temsilcisidir. Dava konusu olay iş kazası olup, iş hukuku ve sosyal güvenlik ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmeye tutulmalıdır. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu yasa ve içtihatlarla belirlenmiş olan ayrık haller dışında ilke olarak iş aktinden doğan işçiyi gözetme(koruma) borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. Başka bir ifadeyle işveren sıfatına sahip şirketin ortağının meydana gelen iş kazasında şahsi kusurunun bulunup bulunmadığı araştırılmalı, şahsi kusurunun varlığının tespit edilmesi halinde şirket ortağı olması sıfatı ile değil de kişisel kusurundan dolayı sorumlu tutulabileceği göz ardı edilmemelidir. Aksi taktirde şirketin kusurundan, ortağın sorumlu tutulamayacağı insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin işçilerin sağlığını ve güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğudur. İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında; iş kazasında kusuru olduğunun tespiti halinde, işveren vekili de, işveren yanında zarardan sorumlu olacaktır. 4.Müteselsil borç, birden çok borçlunun alacaklıya karşı borcun tümünden sorumlu olduğu, alacaklının tamamen veya kısmen edayı her bir borçludan isteyebildiği, eda tamamen yerine getirilinceye dek borçluların sorumluluklarının süregeldiği, her borçlunun iç ilişkideki payına bakılmaksızın borcun tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu, borçlulardan birinin borcu ödemesi durumunda diğerlerinin de alacaklıya karşı borçtan kurtulduğu, borcun, her bir borçlu yönünden tali değil asli nitelik taşıdığı, alacaklı karşısında birden çok borç ve borçlunun bulunduğu borç ilişkisidir. Bu ilişkide ifa, asıl alacağı ortadan kaldırmayıp alacak hakkı, ödeme yapmak suretiyle rücu hakkını kazanan borçluya geçtiğinden, anılan borçlu, alacaklının halefi olarak diğerlerine rücu edebilmektedir. Bununla birlikte, rücua konu olan borcun müteselsil niteliği bulunmadığından, sorumluluktan kurtulmak için her borçlunun borcun tümü yerine, kendine düşen payını ödemesi yeterli olmaktadır ki burada kanundan doğan halefiyet söz konusudur. Kuşkusuz, ödeme yapan borçlu ile alacaklının öncesinde, halefiyeti ortadan kaldırıcı sözleşme yapmak yetkileri de bulunmaktadır. Öğreti ve yargı kararlarında, borçların aynı sebepten doğması durumuna “tam teselsül” denilmekte ve değinilen 50 nci maddenin bunu karşıladığı ifade edilmekte, borçların farklı nedenlerden (kanun, sözleşme, haksız eylem) doğması halinde ise “eksik teselsül”ün varlığından söz edilerek 51 inci maddenin de bunu tanımladığı kabul edilmektedir. 50 nci maddede, aynı zarardan dolayı birden çok kişinin birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaları, birden çok kişinin ortak kusurlarıyla zarara birlikte sebebiyet vermiş olmaları koşuluna bağlanmıştır. 51 inci maddede ise, müteselsil sorumluluk, ortak kusur yerine farklı hukuksal nedenlere bağlanmıştır ve bunlar kanun, sözleşme veya haksız eylemdir. Birden çok kişi, kanun, sözleşme veya haksız eylem nedeniyle aynı zarar için, zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanmakta, kural olarak ilk önce, haksız eylemiyle zarara yol açan sorumlu tutulmakta, en son olarak da kusuru olmaksızın ve sözleşme gereği sorumluluğu olmadığı halde kanun hükmü gereğince sorumlu tutulan kişiye başvurulmaktadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 gün ve 2013/9-1559 Esas - 2013/1461 Karar, 15.05.2015 gün ve 2013/17-2267 Esas - 2015/1352 Karar, 19.06.2015 gün ve 2013/10-2281 Esas - 2015/1727 Karar, 24.06.2015 gün ve 2014/13-19 Esas - 2015/1743 Karar sayılı ilamlarında aynı görüşlere yer verilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda eksik ve tam teselsül ayırımına son verilmiş, 61. maddede, birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanacağı, 62. maddede, tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğunun göz önünde tutulacağı, tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişinin, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olacağı bildirilmiştir. İşveren veya üçüncü kişiye karşı açılan davalarda 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesine göre rücu alacağından sorumluluk belirlenirken kural olarak, işveren yönünden 1 inci fıkraya göre gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük (az) olan tutar esas alınmalı, üçüncü kişi bakımından 4 üncü fıkra gereğince gerçek zarar gözetilmeksizin gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı benimsenmeli ve bunlara kusur oranları uygulanmalı ise de işveren ve üçüncü kişinin birlikte taraf olarak yer aldığı, başka anlatımla aynı anda 1 ve 4 üncü fıkralara dayalı uyuşmazlıklarda, fıkralarda yer alan hükümlerin nasıl anlaşılması ve giderek ne şekilde uygulama yapılması gerektiği önem arz etmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda, anılan 50 ve 51 inci maddeler (6098 sayılı Kanun'un 61 ve 62 nci maddeleri) gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır ve 146 ncı maddeye (6098 sayılı Kanun'un 62 nci maddesine) göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır. Daha açık anlatımla, işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, 1 inci fıkra gereğince kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın (gelirin ilk peşin sermaye değeri X işverenin kusur oranı), üçüncü kişinin 4 üncü fıkraya göre sorumlu olacağı tutar (gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı X üçüncü kişinin kusur oranı) ile toplamı kadar olmalı, kanun koyucunun getirdiği " gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı" sınırlaması karşısında üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu tutulacağı miktarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı sonucu elde edilecek tutar kadar olması gerekmektedir. Bu yaklaşım ve uygulama, işvereni, iç ilişkide üçüncü kişiye rücu edemeyeceği miktarı Kuruma ödemek zorunda bırakmadığından da hakkaniyete uygundur. 3. Değerlendirme Yukarıda anıla düzenleme ve açıklamalar kapsamında eldeki dava değerlendirildiğinde, yargılama sonucu verilen hükümde, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. 1.Davalı işveren şirket, işveren yetkilisi ... ve 3 üncü kişi ... yönünden teselsül hükümleri esas alınmak suretiyle hüküm kurulması gerektiği,ayrıntılı ve yol gösterici şekilde sorumluluklarının nasıl belirleneceği Dairemizin son bozma kararında belirtilmiş olmasına rağmen buna uygun hüküm kurulmadığı anlaşılmıştır. 2.Davalı şirketin %70, bu oranın %5 inin ...'ya ait olduğu, ...'in %5, kazalının %20 kusurlu bulunduğu belirlenmiş olup buna göre davalı şirketin ve işveren vekili ... 5510 sayılı Kanun'un 21/1 inci fıkrası kapsamında, 3 üncü kişi konumundaki ...'in 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesinin 4 üncü fıkrası kapsamında sorumlu olacağı gözetildiğinde, kusur oranları ve talebe göre davalı işveren şirket ve ...'nın sorumluluğunun hatalı hesaplandığı, davalı şirket yönünden talep aşılarak karar verildiği, işveren vekili ...'nın işveren vekili olarak işverenle aynı şekilde sorumlu olacağı göz önünde tutulmadan 3 üncü kişi olarak değerlendirilmek suretiyle hüküm kurulduğu, öte yandan 3 üncü kişi konumunda olan ...'in sorumluluğunun da hatalı hesaplandığı ise davacı talebi aşılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. 3.Davalı şirket ve davalı ...'ın sorumlu olacakları tutar taleple bağlı kalınarak 32.656,93 TL psd ile 208,33 TL tedavi masrafı olmak üzere toplam 32.865,93 TL olarak, ...'in sorumluluğunun ise 26.125,54 TL psd ile 208,33 TL tedavi masrafından sorumlu tutulmaları gerekmektedir. 4.Öte yandan mahkemece bozma kararında belirtilmiş olmasına rağmen davalıları müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları gözetilmeden Baki ve Murat'ın sadece kendi kusurları oranında hüküm kurulmuş olması da isabetsizdir. 5.Hükmün Daire bozmasından sonra 16.03.2020 havale tarihli ıslah dilekçesi ıslah dilekçesi de gözetilip yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması da yasaya aykırıdır. Islah kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun ise 176 ncı ve devamı maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Islah, davacı veya davalının, iddianın ve savunmanın değiştirilmesi yasağı kapsamındaki usul işlemlerini, karşı tarafın iznine ve hâkimin onayına bağlı olmaksızın belli kurallar çerçevesinde bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmesini sağlayan bir usul hukuku kurumudur. Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır. Nitekim 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nin “zaman bakımından uygulanma” başlığını taşıyan 448. maddesi; “Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanır.” hükmünü içermektedir. Mahkeme karar tarihi itibari ile 04.02.1948 tarihli ve 1944/10 Esas, 1948/3 Karar ve 06.05.2016 tarihli ve 2015/1 Esas, 2016/1 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği üzere bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı ve bu içtihadın değiştirilmesine gerek bulunmadığı kabul edilmiş olduğundan, bozma ilamından sonra yapılan ıslah geçerli olmayacaktır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nin 177 nci maddesine 22.07.2020 tarihinde 7251 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile eklenen fıkra ile bozmadan sonra da ıslah yapılabilmesinin önü açılmıştır. Buna göre; "Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz." Yapılan değişiklik ile kural olarak bozma ilamından sonra ilk derece mahkemesinde tahkikat ile ilgili bir işlem yapılması halinde iş bu tahkikat bitinceye kadar ıslah yapılması mümkün hale getirilirken iş bu kuralın istinası ise yapılacak ıslah ile bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağıdır. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı Kurum vekilinin bozma sonrası 16.03.2020 havale tarihli ıslah dilekçesi ile ıslah talebinde bulunduğu ve mahkemece ıslah talebi dikkate alınarak karar verildiği anlaşılmış ise de, bozma kararına uyulmakla birlikte artık ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağı gerekçesiyle ıslah dikkate alınmaksızın ilk hüküm gibi karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde görülmemiştir. 6.Davalılardan ...'in karar başlığında gösterilmemiş olması da isabetsizdir. 7.Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmektedir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Üye ...'ın (5) nolu bent yönünden karşı oyu, diğer nedenlerden dolayı oybirliğiyle 07.06.2023 KARŞI OY GEREKÇESİ 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “20.07.2020 tarihinde kabul edilen ve 28.07.2020 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun ile açıkça düzenlenen ve her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına dair YİBGK. 06.05.2016 gün ve 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını ortadan kaldırarak bozmadan sonra ıslah yapılmasını sağlayan 6100 sayılı HMK.’nın 177 nci maddesine eklenen ikinci fıkra ile “Yargıtay’ın bozma kararından veya Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde, İlk Derece Mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz” kuralının mahkemece bu yasal değişikliğinden önce bozma üzerine verdiği kararlarda uygulanıp uygulanmayacağı” noktasında toplanmaktadır. 2. Somut uyuşmazlıkta yerel mahkemenin ilk kararı ve sonra verdiği ikinci karar Özel Daire tarafından eksik araştırma ile bozulmuş, mahkemece uyulduktan sonra kurum alacağı belirlenmiş ve davacı kurum bozmadan sonra ıslah sureti ile dava değerini arttırmış, mahkemece “her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK. nın değiştirilmesine gerek olmadığına dair YİBGK. 06.05.2016 gün ve 2015/1 E., 2016/1 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı” yürürlükte iken ıslaha değer verilerek hüküm kurulmuştur. 3. Karardan sonra ancak temyiz incelemesi süresinde 7251 sayılı Kanun ile 6100 sayılı ...nın 177 nci maddesi değiştirilmiş ve bozmadan sonra tahkikat ilişkin işlem yapılması halinde ıslah yapılacağı belirtilmiştir. 4. Çoğunluk görüşü ile “karar verildiği tarihte İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ıslah yapılamayacağı, bozma kararına uyulmakla birlikte ortaya çıkan hukuki durumun ortadan kaldırılamayacağı” gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. 5. Belirtmek gerekir ki Usul hukuku bakımından derhal uygulanma ilkesi 6100 sayılı HMK.’nın 448 inci maddesinde açıkça yer almıştır. Usul kuralları bakımından derhal uygulanma ilkesi geçerlidir. Kanunların derhal uygulanması, geçmişe uygulanması değildir. Çünkü tamamlanmış hukuki durum veya işlemlerin sarsılmaması esastır. Bu bakımdan yeni kanunun lehe veya aleyhe olması önem taşımaz. 6. Diğer taraftan Yargıtay tarafından verilen bozma kararından sonra, geçmişe etkili olan yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi halinde, bozma kararının bağlayıcılığı sona erecek ve bozma kararına uyma ile meydana gelen usulü kazanılmış hak dikkate alınmayacaktır. Yeni ve derhal uygulanacak Kanun'un, usulü kazanılmış hakkın istisnasıdır. 7. Somut uyuşmazlıkta her ne kadar karar tarihinde yukarda belirtilen İBK uyarınca bozmadan sonra ıslah olanağı yok ise de temyiz incelemesi aşamasında yürürlüğe giren yeni Kanun düzenlemesi bozmadan sonra ıslahı olanaklı hale getirmiştir. Özel Daire bozma kararları araştırmaya yönelik olup, tahkikat işlemleri devam etmiştir. Tamamlanmış işlemden de söz edilemeyeceğine ve yeni düzenleme de derhal uygulanacağına göre yapılan ıslah artık geçerli hale gelmiştir. Yerel mahkeme kararının bu yöndeki değerlendirmesi yasaya uygun olup, kararın ayrıca bu nedenle bozulması görüşüne katılınmamıştır.