Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/12103 E. 2023/12976 K. – Ödeme Emrinin
Konu: Ödeme Emrinin İptali
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/12103
- Karar No
- 2023/12976
- Karar Tarihi
- Konu
- Ödeme Emrinin İptali
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/665 E., 2023/724 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/423 E., 2023/11 K. Taraflar arasındaki ödeme emrinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının TOKİ konutlarında ikamet ettiğini, davalı Kurumca davacıya prim borcu olduğundan bahisle ödeme emri tebliğ edildiğini, ancak davacının borcun muhatabı olmadığını, zira söz konusu konutların Toplu Konut idaresince yapılmış konutlar olduğunu ve TOKİ tarafından emlak konutları site yönetimi tarafından yönetildiğini, yakın zamana kadar bu şekilde yönetildiğini, davacının apartmanında herhangi bir yönetim kurulu ve yönetici olmadığı gibi başka apartmanlarda da yönetimin olmadığını, yöneticinin tespit edilmediğini belirterek ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; Kurum kayıtlarının tetkikinde 1078058 003 sicil no.lu dosyada işlem gören Dinar toplu konutları ... blokları yöneticiliği ile ilgili müdürlükçe denetmen raporuna istinaden resen tahakkuk eden borçların yönetim adına yönetici sıfatıyla aynı zamanda kat maliki sıfatıyla davacıya tebliğ edildiğini, davanın 15 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmasının gerektiğini, 5510 sayılı Kanun'un 88/20 nci maddesine göre davacının Dinar Toplu Konutları ... blokları yöneticiliği ve diğer sorumlular ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumluluğunun söz konusu olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu ödeme emirlerinin davacıya 09.12.2019 tarihinde tebliğ edildiği, ödeme emirlerine süresi içeresinde itiraz edilmediği, davanın da süresinde açılmadığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davacı aleyhine idari para cezasına hükmedildiğini, davacının bu cezaya itiraz ettiğini, Afyonkarahisar İdare Mahkemesinin 2021/368 E. 2021/860 K. sayılı kararı ile davacının borçtan sorumlu tutulamayacağının ortaya çıktığını, ret kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, 2019/26951-26952 sayılı takip dosyasında, prim borcu ve işsizlik sigorta primine ilişkin davacıya gönderilen ödeme emrinin 09.12.2019 tarihinde tebliğ edildiği, bunun üzerine 30.12.2019 tarihinde davanın açıldığı, tebliğ tarihi nazara alındığında davanın süresinde açılmadığı anlaşılmakla, İlk Derece Mahkemesinin bu yöndeki değerlendirmesinde isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmakla hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesi ile benzer nedenlerle eksik incelemeye dayalı kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı Kurum tarafından davacıya tebliğ edilen 2 adet ödeme emrindeki borcun davacıya ait olup olmadığı, ödeme emrinin iptaline ilişkin davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususlarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un ilgili maddeleri. 2.5510 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinde "Kurumun sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dâhil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur." hükmüne, 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde “Kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahıs, böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün (değişiklikten önce 7 gün) içinde alacaklı tahsil dairesine ait itiraz işlerine bakan vergi itiraz komisyonu nezdinde itirazda bulunabilir” hükmüne yer verilmiştir. 6183 sayılı Kanun'un 58 inci maddesinde düzenlenen 7 günlük hak düşürücü sürenin amacı kamu alacağının bir an önce tahsil edilmesidir. 7 gün gibi çok kısa bir süre olarak düzenlenen hak düşürücü sürenin varlığı kamu alacaklarını her ne pahasına olursa olsun tahsil etmek değil, sadece süreci hızlandırmaktır. Ancak bu kısa sürenin geçirilmesi durumunda ayrı bir menfi tespit davası açılıp açılamayacağı 6183 sayılı Kanun'da açıklanmamıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinde koşut bir düzenlemeye yer verilmemiş olması nedeniyle, kanunda öngörülen 7 günlük itiraz süresini geçiren kamu alacağı borçlusunun, aynı konuda yeni bir menfi tespit davası açamayacağını kabul etmek ve sorumlu olmadığı bir borcu ödemeye zorlamak, genel hukuk ilkeleriyle çelişmektedir. Önemle vurgulamak gerekir ki, kanunda da menfi tespit davası açılmasını yasaklayan bir hüküm de bulunmamaktadır (Halil Özdemir; Sosyal Güvenlik Kurumunun 6183 Sayılı Yasaya Göre Ödeme Emri Ve İptali Davaları, Sicil İş Hukuku Dergisi, S:31, Yıl:2014, s. 101-102). 6183 sayılı Kanun'da menfi tespit davasına, "Üçüncü şahıslardaki menkul malların, alacak ve hakların haczini" düzenleyen 6183 sayılı Kanun'un 30.03.2006 tarihli ve 5479 sayılı Kanun ile değişik 79 uncu maddesinde "...Herhangi bir nedenle itiraz süresinin geçirilmesi hâlinde üçüncü şahıs, haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde menfi tespit davası açmak ve haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarih itibarıyla amme borçlusuna borçlu olmadığını veya malın elinde bulunmadığını ispat etmek zorunda..." olduğuna ilişkin düzenleme ile üçüncü şahıslar yönünden yer verilmiş ise de, bu olanak, kamu alacağı borçluları yönünden öngörülmemiştir. Salt 6183 sayılı Kanun'da açık bir düzenleme bulunmadığı gerekçesi ile hak düşürücü süreyi kaçıran 3. şahıs için menfi tespit davası imkânını kabul etmemek büyük hak kayıplarına neden olabilecektir. Uyuşmazlığın çözümü yönünden üzerinde durulması gereken diğer bir nokta ise, hak arama hürriyetinin kısıtlanmamasıdır. Anayasa'nın 36 ncı maddesinde hak arama hürriyeti düzenlenmiş olup kişilerin borçlu olmadığı bir miktarı sırf takip hukuku yönünden belli bir sürenin geçirilmesi sonucu kesinleşmesi nedeniyle ödemek zorunda bırakılması Anayasa'nın belirtilen hükmüne aykırılık teşkil eder. Kaldı ki, menfi tespit istemi hukuk sistemi içerisinde her zaman başvurulabilecek bir dava yolu olup kanunda açıkça bu hakkın tanınmadığı yönünde bir ifade yoksa menfi tespit davası açılabilmelidir (Özdemir, s. 101-102). Hakkında takip konusu alacakla ilgili şahsi sorumluluğa dair yasal koşullar gerçekleşmeyen kimse, Kurumun işlemine rağmen hukuken borçlu değil, üçüncü kişi konumundadır ve salt hak düşürücü süreyi geçirmesi nedeniyle, Kanunda açık düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle borçlu olmadığını ispat yollarından mahrum bırakılması hukuka uygun kabul edilemez. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, üçüncü şahsın sorumlu olmadığı borcu sadece hak düşürücü süreyi geçirdiği için ödemek zorunda bırakılmaması, hukukun toplumsal yaşamı düzenleme ve ilişkilerden doğacak sorunları giderme görevine uygun bir çözüm anlayışı olduğu gibi, Anayasal hak arama özgürlüğü de zedelenmemiş olacaktır. 3. Değerlendirme Yukarıda belirtilen esaslar dahilinde somut olay incelendiğinde dava, ödeme emrinin iptali ile borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkeme, ödeme emirlerine karşı süresi içeresinde dava açılmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir. Ancak uyuşmazlık konusu ödeme emirlerinde yer alan borçların davacıya yönetim adına yönetici sıfatıyla, aynı zamanda kat maliki sıfatıyla tebliğ edildiği anlaşılmış olup, davaya konu Dinar Toplu Konutları ... Blokları Yöneticiliği ile ilgili denetmen raporuna istinaden resen tahakkuk eden borçlarından dolayı davacının üçüncü kişi konumunda olduğu, hal böyle olunca eldeki davanın menfi tespit davası olarak kabulü ile yargılama yapılması gerektiği gözetilmeksizin yazılı gerekçelerle davanın reddi yönündeki hüküm tesisi isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.