Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/8449 E. 2023/11565 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/8449
Karar No
2023/11565
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2018/3446 E., 2019/442 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 13. İş Mahkemesi SAYISI : 2013/1703 E., 2018/652 K. Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesince verilen kararın, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi ve de duruşma talep edilmesi üzerine dosya incelenerek temyiz isteklerinin süresinde olduğu, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.06.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiş, duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Avukat ... ile davacı adına Avukat ... Konur geldiler. Duruşmaya başlanarak, gelen avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmişti. Dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I. DAVA Davacı vekili özetle; müvekkilinin 26.02.2013 tarihinde davalandırmacı ustası olarak işe başladığını, davacının davalının taşeronu olduğu iş yerinde çalışırken 28.03.2013 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasında sakatlandığını, birkaç tane omurunda kırılma ve ezikler meydana geldiğini, davacının bu kaza nedeniyle meslekte kazanma gücünü yitirip malul kaldığını, davalı tarafından bu kaza nedeniyle davacının işine son verildiğini, iş bu kazanın oluşumunda davalı işverenin işçi sağlığı ve iş güvenliği hükümlerine aykırı davranıp gerekli önlemleri almadığını, davalının bu kazada %100 kusurlu olduğunu, davacının bu kaza sonucu 104 gün iş ve güçten mahrum kalacak şekilde yaralandığını ve yapılan yoğun tedaviler sonucu ancak ayağa kalktığını, tedaviler için müvekkilinin bir çok masraf yaptığını ve halende yapmakta olduğunu, tedaviler itibariyle iş başı yapmak isteyen müvekkilinin davalı işveren tarafından işine son verildiğini, çalıştığı süre boyunca müvekkiline bir maaş verildiğini bir maaş dışında müvekkil davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığını beyanla 290.544,21 TL maddi, 52.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazalının müvekkilinin taşeronu olduğu "..." ünvanlı firmanın iskele ekibi tarafından kurulan iskeleye yan tarafından ek yaptığı, ekin alttan desteklenmemesi sonucunda iskelenin kırıldığını iskelenin kırılması ile olayın meydana gelip kazalının düştüğünü, Suudi Arabistan yetkili makamlarının olay yerinde yaptığı incelemeler neticesinde tüm kusurun kazalıda olduğunun tespit edildiğini, asıl işveren "..." ünvanlı firma tarafından iş güvenliğine aykırı davranışları sebebiyle davacının uyarıldığını, müvekkili şirketin meydana gelen iş kazası sebebiyle davacıyla ve tedavisiyle yakından ilgilendiğini, davacıya yeniden işe başlaması yönünde teklifte bulunulduğunu ancak davacının bunu kabul etmediğini, kazada kusurlu bulunan davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin yersiz olduğunu beyanla davanın reddine karar verilmesini beyan etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle iş kazasının meydana gelişinde davacının %10 oranında müterafik kusuru bulunduğu, kaza nedeniyle davacının %21,34 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, somut uyuşmazlıkta davalının davacının kendi işçileri olmadığı, davacının işvereninin dava dışı ... şirketi olduğunu ileri sürmüş ise de davacının çalışmış olduğu Suudi Arabistan Mekke ilinde bulunan ... kulelerinin mekanik işinde çalıştığı, davalı şirketin ise yüklenici olarak işin yapımını üstlendiğinin tanık anlatımlarından, davalı ve işveren olduğu ileri sürülen ... şirketi arasında imzalanan 27.05.2013 tarihli sözleşme kapsamından anlaşıldığı, iş başvurularında irtibat olarak davalı şirketin ilgili olarak gösterildiği, davacıya ait mesai çizelgesinde davalı Met Mühendisliğin isminin yer aldığı, kazadan sonra hastane tarafından düzenlenen faturanın Met Mühendislik adına düzenlendiği, sigorta tarafından yürütülen tahkikat içeriği dikkate alındığında, davalı şirket ile dava dışı ... şirketi arasında organik bağın bulunduğu, Türk vatandaşı işçiler açısından iş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi gereğince somut olayda Türk İş hukukunun uygulanması gerektiği ve davacıyı yurt dışına gönderen davalı şirketin işveren olarak kabul edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, davalı tarafça ... 6. ve 11. İdare Mahkemelerinde işveren olmadıklarına dair kararlar verildiği belirtilmiş ise de davacının söz konusu davalarda taraf olmadığından söz konusu kararların davacıyı bağlamayacağı, bu konularda idare mahkemeleri tarafından verilen kararların mahkemeyi de bağlamayacağının açık olduğu anlaşıldığından bahisle davacının maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin müvekkili aleyhine verdiği kararına gerekçe olarak Yargıtay Hukuk Dairesinin 2016/33370 Esas 2016/20733 Karar sayılı ilamının dayanak gösterildiği, ancak bu karar incelendiğinde dava konusu olay ile hiçbir ilgisinin bulunmadığı, davacı işçinin yurt dışında kayıtlı çalıştığı ...&Partners firmasının müvekkili şirketin Suudi Arabistan'da kurduğu bir şube veya yerli şirket olmadığını, bu firmanın krallığın köklü firmalarından biri olup tamamen Suudi Arabistan ın yerli firması olduğunu, müvekkili şirket ile hiçbir bağı bulunmadığını, davacının, işçi turist vizesi ile yurt dışına çalışmaya gitmediğini, Suudi Arabistan'ın yerli firması olan ... & Partners şirketinin çalışma vizesi ile ve Suudi Arabistan içişleri bakanlığından alınan oturma izni ile çalışmaya gittiğini, davacının müvekkili şirketin çalışanı olmadığını, müvekkili şirketin kazanın gerçekleştiği projede iş aldığını, yüklenici olduğunu, ancak dava konusu kaza 28.03.2013 tarihinde gerçekleşmişken müvekkili şirketin işine 27.05.2013 tarihinde üst işveren Berksan ile imzaladığı yüklenici sözleşmesi ile fiilen 01.08.2013 tarihinde başladığını, işin ... firmasına ait olduğunu bunun da bu sözleşmede ayrıca görüldüğünü, kaza tarihinde müvekkili şirketin Suudi Arabistan'da yüklenici olarak veya sair bir sıfatla çalışmasının söz konusu olmadığını, bu durumun SGK kayıtları ve dava dosyasındaki belgeler ile sabit olduğunu, sayın mahkemenin gerekçeli kararında da müvekkili şirketin yüklenici sözleşmesinin 27.05.2013 tarihli yani kazadan aylar sonarasına ait olduğunun açıklandığı ancak kaza tarihi ile müvekkili şirketin yüklenici olma tarihlerinin örtüşmediğinin atlandığını, davacının ücretinin ... firması tarafından ödendiğini, 5510 sayılı Kanun'un 4/a maddesinde, sigortalı sayılmanın temel şartının, işveren ile sigortalı arasındaki ilişkinin hizmet akdine dayanması olarak öngörüldüğünü, bu bağlamda davacı işçinin ... firması ile iş akdi imzaladığının da sabit olduğunu, Türk Hukuk Mevzuatı kapsamında müvekkili şirketin işveren olarak kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketin işveren olarak kabulünün yasalara ve hukuka aykırı bir karar olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararında davacıya ait mesai çizelgelerinde ve gerekli evrak formunda müvekkili şirketin adının yer aldığının gerekçe gösterildiği, işbu hususun kabul edilmesinin mümkün olmadığı, imzasız, kim tarafından tanzim olunduğu belli olmayan ve dosyaya davacı tarafından tanzim ve ibraz edilmiş olan adi yazılı belgelerin kabul edilerek müvekkili aleyhine hüküm kurulmasının herhangi bir hukuki gerekçesinin olamayacağını, ayrıca kazadan sonra hastane tarafından düzenlenen faturanın müvekkili şirket adına düzenlenmiş olduğunun gerekçe gösterildiğini, kazadan sonra davacının Suudi Arabistan da tedavi olduğunu, tüm tedavi belgelerinin dosyada tercümeleri ile mübrez olduğunu, görüldüğü üzere tüm kayıtlarda ... şirketinin bilgilerinin yazılı olduğunu, müvekkili şirket ile ... firması arasında herhangi bir organik bağ olmadığını, kaldı ki Mahkemece de organik bağ olduğuna hangi gerekçelerle ulaşıldığının açıklanmadığını, iki ayrı kusur raporu arasındaki çelişki giderilmeden müvekkili şirket aleyhine kurulan usule ve hukuka aykırı kararın kaldırılması gerektiğini, müvekkili şirketin davacıya karşı iş güvenliği hükümleri kapsamında sorumlu olmamakla birlikte, dava dışı ... firması tarafından davacıya iş güvenliği eğitimi verildiğini, işçinin ücreti tespit edilmeksizin, sadece işçiye yapılan bir aylık ödeme dikkate alınarak asgari ücretin 4.28 katı tutarında ücretler üzerinden yapılan hesaplamanın kabulünün mümkün olmadığını, olay mahallinin ülkemiz sınırları dışında olduğunu, bu nedenle olayın yaşandığı yerin, kanunda bahsi geçen “işyeri” tanımına ve kapsamına girmediğini, hal böyle olunca, kazanın, 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi kapsamında iş kazası olarak nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığını, maluliyet oranının hatalı olduğunu, davacının %21,34 oranında malul olduğunun yalnızca SGK yazılarında geçtiğini, işbu hususta yeterli ve gerekli inceleme yapılmadığını, Adli Tıptan rapor alınmasına dair taleplerin reddedildiğini, davanın müvekkili şirket işveren sigortacısı ... Sigorta AŞ ye ihbar edilmesinin talep edilmesine karşın davanın ihbar edilmediğini, işbu sebeple de Yerel Mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, Mahkemece hükmedilen maddi tazminat, manevi taminat ve buna bağlı olarak vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin fahiş olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davacının müvekkili şirketin işçisi olmaması nedeniyle verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkili şirketin davacıya işe başlama sürecinde yalnızca referans olduğunu, davacının dava dışı ... firması tarafından işe alındığını, çalışma izni ve vize işlemlerinin ... firması tarafından takip edildiğini, ... firmasına ait işyerinde çalıştığını, iş kazasının gerçekleştiği iskelenin ... firması tarafından kurulan ve kontrolü, sorumluluğu ... firmasına ait olan bir iskele olduğunu, davacının ücretinin de ... firması tarafından ödendiğini, açık kanun hükümlerine rağmen, "organik bağ" kisvesi altında zaten işvereni bulunan bir işçiye müvekkilin işveren şirket olarak gösterilmesinin hukuken korunmasının mümkün olmadığını, Türk Hukuk Mevzuatı kapsamında müvekkili şirketin işveren olarak kabulünün mümkün olmadığını, müvekkili şirketin işveren olarak kabulünün yasalara ve hukuka aykırı bir karar olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin müvekkilinin imzaladığı 27.05.2013 tarihli taşeron sözleşmesinin kazadan sonraki tarihli olduğunu gözden kaçırdığını, davacı işçinin yurt dışında kayıtlı çalıştığı ...&Partners firmasının müvekkili şirketin Suudi Arabistan'da kurduğu bir şube veya yerli şirket olmadığını, bu firmanın müvekkili şirket ile hiçbir bağı bulunmadığını, davacı işçinin turist vizesi ile değil Suudi Arabistan'ın yerli firması olan ... & Partners şirketinin çalışma vizesi ile ve Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığından alınan oturma izni ile çalışmaya gittiğini, iki şirket arasında organik bağ söz konusu olmadığını, müvekkilinin söz konusu iş ilişkisinde işveren veya alt işveren olmadığının, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 59 uyarınca “Kurumun görevlendirdiği denetim elemanlar tarafından tutulan tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar muteberdir.” ve müvekkil şirkettçe yazılı kayıtlar ile SGK tarafından tutulan tutanakların gerçeğe uygun olmadığının ispat edildiğini, müvekkili şirketin yurt dışında mukim ... firmasına ait şantiyede havalandırma mekanik işlerinin yalnızca proje yönetimini üstlendiğini ve projeyi hazırladığını, kazadan sonra ise 27.05.2013 tarihli taşeron sözleşmesinin imzalanması ile fiilen 01.08.2013 tarihinden sonra yüklenici olduğunu, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında sözleşmenin kazadan sonra imzalandığı hususlarının atlandığını, kusur raporlarında müvekkilinin işveren olarak değerlendirilmelerinin doğru olmadığını, olay mahallinin ülkemiz sınırları dışında olduğunu, bu nedenle olayın yaşandığı yer kanunda bahsi geçen “İşyeri” tanımına ve kapsamına girmediğini, hal böyle olunca, kazanın, 5510 sayılı Kanun'un 21 inci maddesi kapsamında iş kazası olarak nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığını, bu kapsamda istinaf kararında gerekçe gösterilen işçinin Türk vatandaşı olması hususunun tek başına "sosyal güvenlik sözleşmesi akdedilmeyen" yurt dışı ülkesinde gerçekleşen kazanın Türk hukuk mevzuatı kapsamında iş kazası olarak kabulüne gerekçe teşkil edemeyeceğini, mahkemenin gerekçeli kararında davacıya ait mesai çizelgelerinde ve gerekli evrak formunda müvekkili şirketin adınının yer aldığının gerekçede gösterildiğini, oysa imzasız, kim tarafından tanzim olunduğu belli olmayan ve dosyaya davacı tarafından tanzim ve ibraz edilmiş olan adi yazılı belgelerin kabul edilerek müvekkil aleyhine hüküm kurulmasının herhangi bir hukuki gerekçesi olamayacağını, Bölge Adliye Mahkemesinin işbu gerekçeyi oluşturarak, imzasız, kaşesiz belgelerin hukuken geçerli olmayacağı yönündeki kaidelerden ve kendi yerleşik kararlarından uzaklaştığını, ayrıca kazadan sonra hastane tarafından düzenlenen faturanın müvekkili şirket adına düzenlenmiş olduğunun gerekçe gösterildiğini, kazadan sonra davacı işçinin Suudi Arabistan’da tedavi olduğunu, iş kazasından doğan tedavilerin Suudi Arabistan’da işveren ... Firması tarafından yaptırıldığını, tüm tedavi belgeleri dosyada tercümeleri ile mübrez olup görüldüğü üzere tüm kayıtlarda ... şirketinin bilgilerinin yazılı olduğunu, kazadan aylar sonra davacı işçi Türkiye’ye döndüğünde müvekkil şirketten yardım istediğini ve ...’ya ulaşılmasını ve Türkiye’de faydalı olacağını düşündüğü bir tedavi görmek istediğini, kendi doktorunun bulunduğu hasteneye gitmek istediğini beyan ettiğini, bu durumun ...’ya iletildiğini ve ...’nın istemi üzerine işçiye yardımcı olunduğunu, müvekkili şirketin tamamen iyi niyetli olarak yaptığı bu davranışının cezalandırılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, ancak yaşanan bu hakkaniyetsiz yargılamadan sonra tek bir işçiye dahi aynı hassasiyetin gösterilmeyeceğini, bu kötüye kullanımın toplum değerleri açısından da zarara sebebiyet vereceğini, müvekkili şirket ile ... firması arasında herhangi bir organik bağ bulunmadığını, Sayın Mahkemece organik bağ olduğuna dair kanaatine dayanak gösterilen gerekçelerin bir tekinin dahi hukuki ve yasal bir dayanağının bulunmadığını, İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında "organik bağ" "alt işveren üst işveren" tanımlarının kullanılmasının dayanağı bulunmadığını, kararlarda bu nitelemelerin gerekçelendirilmediğini, kusur raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararında bu çelişkinin farkedildiğini, ancak bu çelişkinin sonuca etkili olmadığının belirtildiğini, müvekkilinin şantiyede sadece taşeron olduğu, kaza tarihinde şantiyede müvekkili şirketin iş yapmadığı sabitken, bu bir yana şantiyede iki ayrı işveren mevcutken (üst işveren ... ve Taşeron Berksan Mühendsilik Elektirik San. ve Tic. Ltd. Şti. Şirketleri) işbu şirketlerin kusurlarının ve sorumluluklarının tespit edilmemiş olmasının, davacı dahi davasında müvekkil Met Mühendisilk Şirketinin taşeron olduğunu iddia etmiş iken üst işverenin davada sorumlu kılınmamasının, ilk bilirkişi raporunda ... firmasının kusuruna yer verilmişken 29.05.2017 tarihli ikinci raporda herhangi bir açıklama dahi yapılmaksızın ... firmasının kusur dışı bırakılmasının izahının bulunmadığı, kusur raporlarında Berksan Şirketinin işveren sıfatı açıklanmış olmasına karşın bu işverenin kusurlu olup olmadığı yönünde bir değerlendirme yapılmadığını, Arabistan yetkili makamları tarafından yapılan inceleme ve hazırlanan raporda tüm kusurun davacıya ait olduğu, davacı işçinin kurulan iskeleyi modifiye ettiği ve bu modifiye ettiği kısmın altına destek yapmadığı için modifiye edilen kısmın kırılması nedeni ile iskeleden düştüğünün açıkça tespit edildiği, işveren ... firması tarafından da bu hususta işçiye uyarı verildiği, davacı işçi ile aynı işi yapan tanık ...'in beyan ettiği üzere davacının, kemeri olmadan iskeleye çıktığı, daha da önemlisi çalışma kurallarına riayet etmeyerek iskeleye kendi çabası ile ek yaptığı, davacıya verilen kusurun az olduğu, davacıya eğitimin ... tarafından verildiği, olay yerine dair maddi veriler olmadığı halde yapılan tespitlerin hatalı, varsayıma dayalı, soyut, maddi dayanaktan yoksun ve yanlı tespitler olduğunu, hükme esas ücretin hatalı belirlendiğini, davacının saatlik ücretinin 4,50 ABD dolar olduğu ...’nın ödediği ücretin çıplak ücret mi yoksa fazla mesai vs. dahil ücret olup olmadığının belli olmadığı davacının ... ile sözleşmesi 1 yıl olduğu halde aktif dönemin tamamında yurt dışı ücretinin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, davacının dava dilekçesinde 104 gün işten güçten kaldığını beyan etmesine karşın bu hususun dikkate alınmadığını, sürekli iş göremezlik oranının hatalı tespit edildiğini, eldeki dosyada SGK kayıtlarının delil olarak kabul edilmesine karşın, SGK tarafından kesilen idari para cezalarının iptaline ilişkin idare mahkemesi kararlarının ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi tarafından bağlayıcı kabul edilemeyeceği görüşünün doğru olmadığını, ayrıca rücu dava dosyasında da müvekkili davacının işveren olarak kabul edilmediğini davanın ... Sigorta A.Ş.ye ihbar edilmesini talep etmelerine karşın davannın ihbar edilmediğini, maddi tazminat, manevi taminat ve buna bağlı olarak vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin fahiş olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21'inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri. 3. Değerlendirme a.Davalı Vekilinin Davacının Manevi Tazminat İstemi Hakkında Kurulan Hükme Yönelik temyiz İtirazları Açısından; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır. Dosya içeriğine göre davacı vekilinin 290.544,21 TL maddi, 52.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince maddi tazminat isteminin kabulüne davacı lehine 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf yoluna başvuran davalının istinaf isteminin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 58.800,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. b. Davalı Vekilinin Diğer Hükümlere Yönelik Temyiz İtirazlarının İncelenmesinde Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından, davacının 28.03.2013 tarihinde Suudi Arabistan ülkesinde meydana gelen iş kazası neticesinde 23,34 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın meydana gelişinde davacının %10 oranında müterafik kusurunun bulunduğu, hükme dayanak kılınan 23.05.2018 tarihli bilirkişi hesap raporunda iş kazası tarihinden pasif dönem başlangıcına kadar yurt dışı ücreti olan net 1.822,50 ABD Doları (asgari ücretin 4,28 katına isabet eden ücret) üzerinden hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. İş kazasına maruz kalan sigortalının veya ölümü halinde desteği altında bulunanların maddi zararlarının hesabında gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı iş yeri ve sigorta kayıtlarının nazara alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir. Bunun yanında bir işçinin yurt dışında yaptığı iş karşılığı aldığı ücretle, yurt içinde aynı ya da benzer işi yaparken aldığı ücretin yurt dışı ücreti kadar ya da o ücretten daha fazla miktarda olduğunun kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Somut olayda davacının projenin bitişinde yurda döneceği gözden kaçırılarak kaza tarihinden aktif dönem sonu/pasif dönem başlangıcına kadar yurt dışı ücreti üzerinden maddi tazminat hesaplanması hatalı olmuştur. İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş, kazanın meydana geldiği yurt dışındaki projenin bitirildiği tarihi tereddüte yer bırakmayacak şekilde tespit etmek, davacının bu tarihte yurda döndüğü kabulünden hareketle işçinin yaşı, işi, iş yerindeki kıdemi, mesleki kıdemi belirtilmek suretiyle meslek odalarından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından ve TÜİK’den sigortalının dönüş tarihinden sonra yurt içinde alabileceği ücretleri araştırmak, elde edilecek sonuçları dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirip yurt içinde alabileceği gerçek ücreti belirlemek, kaza tarihi ile projenin bitiş tarihi arasındaki maddi zararın 1.822,50 ABD Doları (asgari ücretin 4,28 katına isabet eden ücret) üzerinden, projenin bitiminden(işçinin yurda dönüş tarihinden) pasif döneme kadar olan maddi zararın ise tespit edilecek yurt içi ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğini ve davacı tarafça kanun yoluna başvurulmadığı dikkate alınarak 23.05.2018 tarihli bilirkişi hesap raporundaki bilinen/iskontosuz, bilinmeyen/iskontolu dönem başlangıç ve bitiş tarihlerininin değiştirilmemesi gerektiğini dikkate alan yeni bir hesap raporu almak, usuli kazanılmış hakları da gözeterek çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Davalı avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/8449, K. 2023/11565, T. 21.11.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-8449-e-2023-11565-k-47433d71ebef