Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/12852 E. 2023/12683 K.

Konu: Yaşlılık Aylığı Bağlanması Ve Faizi İle Ödenmesi

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/12852
Karar No
2023/12683
Karar Tarihi
Konu
Yaşlılık Aylığı Bağlanması Ve Faizi İle Ödenmesi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1493 E., 2022/1654 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2018/107 E., 2020/58 K. Taraflar arasındaki yaşlılık aylığı bağlanması ve faizi ile ödenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.09.1986-2016 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığını, 2016 yılında emekliliğe hak kazandığını, ancak kısa bir süre sonra SGK tarafından davacının 4 yıllık çalışmasının silindiği, bu nedenle gün sayısı eksik olup emeklilik şartları oluşmadığından emekli aylığının kesileceği bildiriminde bulunulduğunu, davacının kazanılmış hakkı olan emeklilik halinin, davalı Kurum tarafından ortadan kaldırıldığını, herhangi bir prim borcu bulunmayan davacının borcuna istinaden 01.05.2003-19.01.2009 tarihleri arasındaki 4/a çalışmalarının dikkate alınmaması ve 3 yıl kadar bir süre daha çalışmak zorunda bırakılmasının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının 2015 yılından itibaren emeklilik halinin tespitini ve emekli sayılmasını, işleyen emeklilik aylıklarının yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 22.05.1992- 07.07.2014 tarihleri arasında hisse devri alarak ortak olduğu ancak bu dönemde de SSK’lı çalışmaya devam ettiği, davalı Kurumca 5458 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesi uyarınca uygulanan işlemler neticesinde davacının 01.05.2003-19.01.2009 tarihleri arasındaki toplam 1498 gün 4/a hizmetinin iptal edildiği ve gün anlamında 4/b den sadece 509 gün hizmet bildirildiği, davalı Kurumca davacının 18.01.2017 tarihli dilekçeyi vermeye yönlendirmesi Sosyal Güvenlik mantığının “Sigortalı Yararı” ilkesine ters düştüğü, her ne kadar davalı Kurum işlemi yasal mevzuata uygun görünse de temelde “Sigortalı Yararı” ilkesine ters düşmesi nedeniyle yok sayılması ve davalı Kurum işlem iptal edilmesi gerektiği, davacı tarafından davalı Kuruma 18.01.2017 tarihli dilekçe ile başvurusunun yok sayılması, isteğe bağlı ödemelerinin Bağ-Kur hesabında ilgili dönemlere mahsubunun sağlanması, davacının 63 terkinin 30.09.2003 tarihi olarak kabulü ile zorunlu SSK sigortalılığı yönünden ise 5458 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesi kapsamında yapılan Kurum işlemlerinin iptal edilerek, 21.04.2005-19.01.2009 tarihleri arası SSK hizmeti, 63 üncü madde ile Bağ-Kur sigortalılık süreleri dışında kalması nedeniyle 1348 gün hizmetinin dahil edilmesi ile davacının hizmet durumu değerlendirilmeye alınarak belirlenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermek gerektiği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1-Davacının emeklilik tespiti talebi nedeniyle davacının 01.05.2003-19.01.2009 tarihleri arasındaki hizmetlerinin 4/a, 01.02.2002-28.02.2003 tarihleri arasındaki hizmetlerinin 4/b kapsamında emekliliğe sayılması hususunun tespitine, 2-Davacıya müracaat tarihini takip eden 01.01.2017 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasının tespitine, 3-Ödenmeyen aylıkların ödeme tarihinden tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı Kurumdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Talep tarihi nedeniyle fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı Kurum vekili, 5510 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesi gereğince 4/b kapsamında sayılanlar kendilerine ait veya ortak oldukları iş yerlerinden dolayı sigortalı 4/a kapsamında sigortalı bildirilemeyecekleri yine 5510 sayılı Kanun'a 6645 sayılı Kanun ile eklenen geçici 63 üncü madde gereği 4/b'ye tabi olanların Kuruma kayıt ve tescillerinin yapılmış olsa bile 30.04.2015 tarihi itibariyle 12 ay ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanların borçlarını 01.05.2015-01.08.2015 tarihleri arasında ödememeleri halinde prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibariyle prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibariyle sigortalılığının durdurulacağını öngördüğünü, Mahkemenin belirtilen yasa maddesi kapsamından araştırma inceleme yapmadan hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu kararın kaldırılması gerektiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 01.09.1986-2016 yılları arasında sigortalı çalışması nedeniyle 23.12.2016 tarihinde emeklilik talebinde bulunduğu, talep tarihi itibariyle 5035 gün 4/a, 389 gün 4/b olmak üzere 5424 gün hizmet cetvelinde hizmetlerin görüldüğü, davacının Bağ-Kur hizmetleri incelemesinde Bağ-Kur prim borçları bulunması nedeniyle Kurumca 01.07.2003-24.06.2011,10.06.2012-19.03.2013 tarihleri arasında durdurulduğu, davacının 01.02.2002-30.06.2003 tarihleri arasında 1 yıl 4 ay 29 gün (509) 4/b hizmetinin olduğu, SSK+Bağ-Kur toplam hizmetinin 3854 gün olması 5150 gün sayısının yerine gelmemesi nedeniyle emeklilik talebinin reddedildiği, davacının 01.09.1986 tarihinde başlayan sigortalılığı dikkate alındığında 506 sayılı Kanun'un 81/a maddesine göre 20 yıl 43 yaş 5150 gün şartları gerçekleştiğinde emekliliğe hak kazanacağı, yaş şartının ve süre şartının gerçekleştiği, gün şartının 3854 gün olması nedeniyle gerçekleşmemesi nedeniyle talebin reddedildiği, davacı tarafından yapılan ödemelerin bir kısmın ihya olarak değerlendirilmesi nedeniyle emeklilik gün sayısı hesabında dikkate alınmadığı, amacı emeklilik olan davacının isteğe bağlı ödemelerinin Bağ-Kur hesabından ilgili dönemlere mahsup edilmek suretiyle SSK sigortalılığı yönünden 5458 sayılı Kanun'un 16 ncı maddesi gereği yapılan Kurum işleminin iptali ile, 21.04.2005- 19.01.2009 tarihleri arası SSK hizmet, 63 üncü maddesi ile Bağ-Kur sigortalılık süresi dışında kalması nedeniyle 1348 gün hizmetinin dahil edilmesi suretiyle davacının prim gün sayısının 5292 gün olup gün şartının da gerçekleştiğinin kabulü gerektiği, Mahkeme karar ve gerekçesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili, 5510 sayılı Kanuna 6645 sayılı Kanunla 23.04.2015 tarihinde eklenen geçici 63 üncü madde ile 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi olanlardan, Kuruma kayıt ve tescilleri yapıldığı halde, 30.04.2015 tarihi itibari ile 12 ay ve daha fazla süreye ilişkin prim borcu bulunanların, prim borçlarını, 01.05.2015-01.08.2015 tarihleri arasında ödememeleri veya ilgili kanunları uyarınca yapılandırmamaları halinde, prim ödemesi bulunan sigortalıların daha önce ödedikleri primlerin tam olarak karşıladığı ayın sonu itibarıyla, prim ödemesi bulunmayan sigortalıların ise tescil tarihi itibarıyla sigortalılığı durduracağı, durdurulan sürelerin sigortalılık süresi olarak değerlendirilmeyeceği, bu sürelere ilişkin Kurum alacakları takip edilmeyerek Kurum alacakları arasında yer verilmeyeceği, sigortalılıkları durdurulanlardan 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında çalışmaya devam edenlerin sigortalılıklarının 01.05.2015 tarihi itibarıyla yeniden başlatılacağı, durdurulan sigortalılık sürelerinin tamamının sigortalı ya da hak sahipleri tarafından talep edilmesi halinde talep tarihinde 80 inci maddenin ikinci fıkrasına göre belirlenecek prime esas kazanç tutarı üzerinden ödeyerek ihya edileceği, Kurum işlemlerinin mevzuata uygun olduğunu belirterek temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının 21.04.2005-19.01.2009 tarihleri arasındaki 4/a sigortalılığının, 4/b hizmeti ile çakıştığı gerekçesiyle iptal edilmesi ve tahsis talebinin reddine dair Kurum işleminin iptali ile davacıya yaşlılık aylığı bağlanması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile 5510 sayılı Kanun'un 53, 5510 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 63 üncü madde ve 506 sayılı Kanun'un Geçici 81 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297 nci maddesinde: Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” düzenlemesi getirilmiştir. Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. 2.Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, ... 2011, s.472). Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 3.Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. 4.Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K; 28.09.2012 gün 2012/3-444 E, 2012/638 K; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E, 2012/203 K sayılı kararlarında da, benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. 5.Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. 6.Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. 7.Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama gerek yargı erki ile yargıcın, gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. 8.Eldeki davada, İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararının gerekçe bölümünde, davacının 63 üncü madde terkinin 30.09.2003 tarihi olarak kabulü gerektiği belirtilmiştir. Mahkemenin hükmüne esas alınan bilirkişi raporunda da aynı şekilde tahsise esas prim gün sayısı belirlenirken davacının 1479 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılık süresinin 01.02.2002-30.09.2003 olarak dikkate alındığı görülmektedir. Ancak Mahkemenin hüküm fıkrasında davacının 4/b kapsamındaki hizmet süresinin 01.02.2002-28.02.2003 olarak kabul edildiği belirtilmiştir. Mahkemece davacının tahsise esas alınan 4/b prim gün sayısı bakımından gerekçe bölümü ile hüküm bölümü arasında çelişki oluşturulduğu ve bu hali ile hükmün infazının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Yapılacak iş, yukarıda açıklanan şekilde gerekçe ile hüküm kısmı arasında çelişki yaratmayacak şekilde infaza elverişli hüküm kurmaktır. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm sair yönleri incelenmeksizin bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2022/12852, K. 2023/12683, T. 11.12.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2022-12852-e-2023-12683-k-c4bb7628267e