Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/11047 E. 2024/1527 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/11047
- Karar No
- 2024/1527
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/943 E., 2022/1080 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Sakarya 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/128 E., 2022/59 K. Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili 05.05.2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 31.10.2006 tarihinde davalı şirketler nezdinde çalışmakta iken geçirdiği iş kazası neticesinde iş gücü kaybına uğraması nedeniyle şimdilik ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 7.500,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Borçlar Kanunu çerçevesinde sözleşmeye aykırılık nedeni ile doğacak ihtilaflara ilişkin zamanaşımı süresinin 10 yıl olarak düzenlendiğini bu nedenle davanın zamanaşımına uğradığını beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle;" Davacı vekili Sakarya 3. İş Mahkemesinde SGK tarafından açılan rücu davasında bedensel zararın 18.01.2018 tarihinde ortaya çıktığını zamanaşımı süresinin bu tarihten başlaması gerektiğini belirtmiştir. Her ne kadar iş kazası sonucu açılan davada meydana gelen zarar 18.01.2018 tarihinde ortaya çıkmış ise de söz konusu davada kazazede işçinin dosyaya taraf olmadığı, iş kazası geçirdikten sonra maluliyet oranının tespiti için gerekli idari ve adli işlemlerde bulunmadığı görülmekle bedensel zararın tespit edilmesinin 2018 yılına kadar sürmesinin usuli işlemlerden kaynaklanmaktadır. Sakarya 3. İş Mahkemesinde açılmış olan dava SGK tarafından açılmış rücu davasıdır. Kazazede işçi bu dosyada taraf değildir. Davacı kazazede işçi zamanında iş kazasına ilişkin idari ve adli işlemlere başvurmamıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde zamanaşımının iş kazası tarihi olan 31.10.2006 tarihinde başladığı ve 31.10.2016 tarihinde dolduğu" gerekçeleriyle "Davanın zamanaşımı sebebiyle reddine" karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.10.1959 gün 1959/4/62 E. - 1959/49 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere somut olayda "Tren kazasında yaralanan ve sakat kalan kişi sürekli işgöremezlik durumunu, kaza tarihinde değil, ancak kesin raporun verilmesinden sonra öğrenilebilir" kabulüne yer verildiğini, her ne şekilde olursa olsun iş kazalarında işçinin uğradığı zararın işçi tarafından bilinmesi yahut bilinebilecek olmasının kabulü mümkün değildir. Gerek işçinin açacağı dava ile maluliyetin öğrenilmesi yahut açılan rücu davalarında maluliyetin belirlenmesinin mümkün olduğundan rücu davasında alınan son rapor tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin başlatılması yönünden kararın kaldırılmasını talep ettiği anlaşılmıştır. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin uğramış olduğu kesin zararın Sakarya İş Mahkemesi 2016/670 E. sayılı rücu davasında dosya arasına alınan kesin maluliyet raporu ile öğrenildiğini ve bu dosyadaki raporlar ile zararın hesaplanabilir hale geldiğini, müvekkilin bahsi geçen kesin maluliyet raporunun alınmasında emeği ve çabasının olmaması nedeniyle müvekkil yönünden zamanaşımın kesilmeyeceği noktasındaki kanaatin yerinde olmadığını, gerek kanunlarda gerekse de içtihatlarda kesin maluliyet oranının tespitinin kimin tarafından yaptırılması gerektiğine dair bir hüküm bulunmadığını, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından Sakarya 3. İş Mahkemesinde 2016/670 E. sayı ile görülen dava, iş kazasının nedeniyle açılacak olan tazminat davasının zamanaşımı tarihi olan 31.10.2016 tarihinden önce açıldığını, müvekkilinin de açılan bu davadan haberdar olduğunu ve yargılama sonucunda kendisine ait olacak olan kesin maluliyet oranının hesap edileceğini de bildiği için bahsi geçen davanın sonuçlanmasını beklediğini aslında Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı tarafından açılan 15.08.2012 tarihli rücuen tazminat davası ile müvekkili tarafından açılması gereken tazminat davasının zamanaşımını kesilmiş bulunmaktadır. Yargılama sırasında tespit edilen kesin maluliyet raporunun tarihi olan 18.01.2018 tarihi ile de zamanaşımı tekrardan kesilmekle birlikte artık kesin zarar tespit edildiği için süre bu tarihten itibaren baştan işlemeye başlaması gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "İflas Eden Şirket İçin Görevli Mahkeme" açısında HMK'nun 1 inci maddesi, İİK'nun 191, 194, 219, 226 ve 235 inci maddeleridir. "Zamanaşımı" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme a) Göreve yönelik yapılan incelemede: 1.Görev konusu, kamu düzeniyle ilgili olup davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek Mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. İflasın açılması hususunun görev kurallarında meydana getireceği değişikliği dava açılmadan önce ve sonra davalının iflası hallerine mahsus olmak üzere ayrı ayrı incelemek gerekir. 2.Davanın açılmasının usul hukuku bakımından hâsıl ettiği sonuçlardan biri, davanın açılması anında görevli ve yetkili olan mahkemenin sabit hale geleceği, sonradan ortaya çıkan değişikliklerden görev ve yetkinin etkilenmeyeceğidir. 3.Dava açıldıktan sonra iflas halinde; davaya İcra İflas Kanun'un 194 üncü maddeye göre iş mahkemesinde devam edilmesi gerekmektedir. 4.Ne var ki, dava tarihinden önce iflas edilmesi halinde ise; İİK`nin 191 inci maddesi gereğince, iflas açıldıktan sonra müflisin masaya giren mal ve hakları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıntıya uğrar; müflis artık, masa mevcudunu azaltıcı nitelikteki tasarruflarda bulunamaz. Bu mallar ve haklar topluluğunu, iflas açıldıktan sonra, aynı Kanun`un 226 ncı maddesi gereğince, kanuni mümessil olan iflas idaresi temsil edeceğinden, açılacak davalarda husumetin iflas idaresine yöneltilmesi ve varlığı iddia olunan alacakların, İİK`nin 219 uncu maddesi gereğince, masaya karşı ileri sürülmesi gerekir. Bu nedenle kural olarak iflastan sonra müflis aleyhine masaya giren mal ve haklara ilişkin olarak doğrudan dava açılamaz. İflas masasından hak iddia eden alacaklının alacağının masaya kaydını talep etmesi, bu talebin İflas idaresince kabul edilmemesi halinde, İİK.nun 235/2 nci maddesinde öngörüldüğü şekilde kayıt kabul ve sıra cetveline itiraz davası açması gerekmektedir. Buna rağmen, iflâstan sonra müflise karşı bir alacak davası açılırsa, bu davaya, iflâs idaresine karşı sıra cetveline itiraz davası (m.235,II) olarak devam edilmelidir. (Kuru Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Adalet Yayınevi, 2013, sayfa 1235) 5. Sıra cetveline itiraz davasında da, görevli mahkeme İcra ve İflas Kanun'un 235/1 maddesine göre iflas kararını veren Ticaret Mahkemesinin bulunduğu yerdeki herhangi bir Ticaret Mahkemesidir. 6. Somut olayda, kamuya açık mahiyette internet ortamında yayımlanan ...Gazetesinden yapılan kontrolde 08.02.2018 tarihli nüshada yapılan ilana göre davalılardan (Tasfiye Halinde) ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi hakkında İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1066 Esas sayılı dosyasından verilen karara göre 25.01.2018 tarihinde iflasının açılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 7. O halde mahkemece yapılacak iş iflasın açılması kararının bulunup bulunmadığı var ise iflas kararının kaldırılıp kaldırılmadığını davalı (Tasfiye Halinde) ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin bağlı olduğu İstanbul ...Müdürlüğünden sorup teyit etmek, iflasın hali hazırda açık olduğunun anlaşılması halinde, iş bu temyize konu davanın açıldığı 05.05.2021 tarihinden önce iflasının açılmasına karar verildiği gözetilerek anılan davalı şirket hakkında davayı tefrik ederek kayıt kabul davası olarak yargılama yapmak üzere görevli ve yetkili Ticaret Mahkemesi lehine görevsizlik kararı vermekten ibarettir. b) Zamanaşımına Yönelik Yapılan İncelemede 1. İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3.Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu 31.10.2006 tarihli iş kazası nedeniyle SGK Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 22.10.2007 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %44 olarak tespit edildiği, SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 12.07.2013 tarihli raporunda ise söz konusu oranın azalma kaydıyla %27 olarak belirlendiği, SGK tarafından açılan Rücu Dava Dosyasında Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınan 29.03.2017 tarihli raporda ise sürekli iş göremezlik oranının %42 olarak tespit edildiği, çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan 18.01.2018 tarihli raporda da anılan oranın doğrulandığı anlaşılmaktadır. 11. Gerek ilk derece mahkemesi gerek bölge adliye mahkemesi kararlarında sürekli iş göremezlik oranının belirlenmesine ilişkin sağlık kurulu raporlarının rücu davasında alındığı davacının o davaya taraf olmayıp itiraz dermeyan etmediği dolayısıyla bu raporlarla meydana gelen değişen sonuçtan yararlanamayacağı gerekçesine işaretle davanın kaza tarihinden sonra 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığına işaretle davalı .... İmalat İnşaat San ve Tic A.Ş. vekilinin ileri sürdüğü zamanaşımı def'inin kabulüyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç hatalı olmuştur. 12. Bu açıklamalara göre Mahkemece yapılacak iş, davacının sürekli iş göremezlik oranın Kurum sağlık kurulu raporları ile Adli Tıp Kurumundan alınan raporlar arasında değişik oranlar benimsenerek karara bağlandığı gözetilerek, Adli Tıp 2. Üst Kurulundan davacı sigortalının 31.10.2006 tarihinde iş kazasına uğramakla bünyesinde meydana gelen zararda, iş kazasından sonraki zaman içerisinde değişen, gelişen bir durum olup olmadığı var ise bu değişen gelişen durumun başlangıç tarihinin belirlenmesi için rapor almak, alınacak bu rapor sonrasında yukarıda açıklanan ilkelere göre davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihi dikkate alarak davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def'ini değerlendirerek sonucuna göre davacının tazminat taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, uğramadığının kabulü halinde ise davanın esası hakkında delilleri toplayarak sonucuna göre karar vermekten ibarettir. 13. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile kamu düzeni kapsamında mahkemenin görevine dair sebepler re'sen dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1-a) Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 3. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.02.2024 tarihinde karar verildi.