Yargıtay · 10. Ceza Dairesi

Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2022/11542 E. 2023/7791 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Ceza Dairesi
Esas No
2022/11542
Karar No
2023/7791
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2021/252 E., 2022/31 K. SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma İNCELEME KONUSU KARAR: Kabule göre, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.02.2022 tarihli ve 2021/252 Esas, 2022/31 Karar sayılı kararı ile hükümlü hakkında, değişen suç vasfı itibarıyla kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün, temyiz edilmeksizin 03.03.2022 tarihinde usûlüne uygun şekilde kesinleştiği anlaşılmıştır. Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 20.06.2022 tarihli ve 2022/11200 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.07.2022 tarihli ve KYB-2022/92180 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İSTEM Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 07.07.2022 tarihli ve KYB-2022/92180 sayılı kanun yararına bozma isteminin; " 1- Sanığın yokluğunda verilen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.04.2015 tarihli kararının, 19.06.2015 tarihinde '' ... Mahallesi,....Sokak, No:43 İç Kapı No:.... Arnavutköy/İstanbul" adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesine göre tebliğ yapılmak suretiyle kesinleştirildiği anlaşılmış ise de; 7201 sayılı Kanun’un Kanun’un 10 uncu maddesinde yer alan, ''(1) Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartiyle her yerde tebligat yapılması caizdir. (2) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." şeklindeki düzenleme ile anılan Kanun'un 35 inci maddesinde yer alan, "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik fıkra: 19/03/2003 - 4829 S.K./11. md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır..." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkarılarak, önceki adresinde bulunamayan sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılıp, varsa bu adresine Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesine göre tebliğ yapılması gerektiği, mernis adresinin olmadığının tespiti hâlinde ancak 35 inci maddeye göre daha önce usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılan eski adrese tebliğ işlemi yapılabileceği, sanığın mernis adresinin araştırıldığına ilişkin belge bulunmadığı, bu haliyle sanığın anılan adresine aynı Kanun'un 35 inci maddesine göre yapılan tebligat işleminin usule aykırı olması karşısında, esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmesinde, 2- Kabule göre de; Sanığın 10.04.2006 tarihinde işlemiş olduğu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan eylemine uyan suç için öngörülen cezanın türü ve yukarı sınırına göre, dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı Kanun'un 66/1-e ve 66/2 maddeleri gereğince 8 yıl, anılan Kanun'un 67/4. maddesi uyarınca olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 12 yıl olduğu, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 03.02.2014 tarihli ve 2013/23474 esas, 2014/2417 sayılı ilamında da belirtildiği üzere; 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı ve zamanaşımının denetim süresi içinde işlenen suçtan dolayı verilen hükümlülük kararının kesinleşmesi koşuluyla suçun işlendiği tarihte yeniden işlemeye başlayacağı, Yine İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2013 tarihli ve 2013/407 esas, 2013/390 sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince verilen "tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın, hükümden sonra yürürlüğe giren ve sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihli ve 27905 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20 inci maddesi ile eklenen son cümleye göre, durma kararı niteliğinde olduğu, Somut incelemeye konu dosyada; Sanık hakkında kendi kimlik bilgileri ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2006 tarihli iddianamesi ile kamu davası açıldığı ve mahkemesince sorgusunun 03.10.2006 tarihinde yapıldığı, ilk mahkumiyet kararının İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.12.2006 tarihli ve 2006/116 Esas, 2006/388 Karar sayılı ilamı ile verildiği, anılan kararın bozulması üzerine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2008 tarihli ve 2008/15 eEas, 2008/132 Karar sayılı kararı ile yeniden mahkumiyetine karar verildiği ve bu tarihten sonra dava zamaşımı süresini kesen başkaca bir işlemin bulunmadığı, Ancak sanığın yokluğunda verilen İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2013 tarihli ve 2013/407 Esas, 2013/390 Karar sayılı "tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince serbest olmayan sanığa okunup anlatılması gerektiği, somut olayda ise kararın sanığa anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü aracılığı ile sadece "okumak/almak suretiyle" tebliğ edildiğine dair açıklamaya yer verilerek tebliğ edildiği, bu haliyle anılan düzenleme uyarınca gerekçeli kararın usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden dava zamanaşımı süresinin durmayacağı, Yine sanık hakkında verilen 20.04.2015 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının (1) numaralı gerekçede belirtildiği üzere usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden dava zamanaşımı süresinin duramayacağı, Bu haliyle, suçun işlendiği 10.04.2006 tarihi ile mahkumiyete ilişkin kararın verildiği 01.02.2022 tarihine kadar olağanüstü dava zamanaşımı süresinin dolduğu nazara alınmadan davanın düşürülmesi yerine, yargılamaya devamla sanığın mahkûmiyetine dair yazılı şekilde hüküm kurulmasında, İsabet görülmemiştir." Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE A. Şüpheli hakkında, 10.04.2006 tarihinde işlediği iddia olunan uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yapılan soruşturma sonunda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2006 tarihli ve 2006/16112 Soruşturma, 2006/5282 Esas, 2006/450-109 sayılı ek iddianamesi ile cezalandırılması istemiyle İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açıldığı, B. İstanbul 3. Ağır Ceza mahkemesinin 12.12.2006 tarihli ve 2006/116 Esas, 2006/388 Karar sayılı kararı ile; sanığın 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 6 yıl hapis ve 4.000,00 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanık müdafiinin kararı temyiz ettiği, C. Dairemizin 11.12.2007 tarihli ve 2007/18296 Esas, 2007/14584 Karar sayılı ilamı ile; uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ile resmi belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik kullanma suçlarından açılan davaların birlikte kovuşturulup karara bağlanmasının kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verildiği, D. Bozmadan sonra, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2008 tarihli ve 2008/15 Esas, 2008/132 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis ve 3.320,00 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, sanık müdafii ve sanık aleyhine Cumhuriyet savcısının kararı temyiz ettikleri, E. Dairemizin 10.06.2013 tarihli ve 2010/193 Esas, 2013/5564 Karar sayılı ilamı ile; eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verildiği, F. Bozma ilamına uyularak İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2013 tarihli ve 2013/407 Esas, 2013/390 Karar sayılı kararı ile, sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu kabul edilerek 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği, kararın sanığa 17.12.2013 tarihinde tebliğ edilerek 24.12.2013 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştiği, G. İstanbul Denetimli Serbestlik Müdürlüğünün 17.11.2014 tarihli ve 2014/13472 DS sayılı çağrı yazısının adreste tanınmadığından bahisle bilatebliğ iade edilmesi üzerine aynı adrese 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun (7201 sayılı Kanun) 35 inci maddesine göre tebligat çıkarıldığı ve 01.12.2014 tarihinde 7201 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine göre tebliğ edildiği, müdürlüğe başvurmaması nedeniyle dosyanın kapatılmasına karar verildiği, H. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.04.2015 tarihli ve 2015/20 Esas, 2015/124 Karar sayılı kararı ile, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 6545 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin sekizinci fıkrası delaletiyle 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 19.06.2015 tarihinde 7201 sayılı Kanun'un 35 inci maddesine göre tebliğ edilerek 24.06.2015 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleştirildiği, I. Sanığın denetim süresi içerisinde 03.08.2015 tarihinde işlediği "iftira" suçundan mahkûm olduğunun ihbar edilmesi üzerine; İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.02.2022 tarihli ve 2021/252 Esas, 2022/31 Karar sayılı kararı ile; hükmün açıklanmasına, sanığın 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, 03.03.2022 tarihinde temyiz edilmeksizin kesinleştiği, Anlaşılmıştır. J. Dosya kapsamına göre; 1. Sanığın yokluğunda verilen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20.04.2015 tarihli kararının, 19.06.2015 tarihinde '' ... Mahallesi, .....Sokak, No:.... İç Kapı No:.../İstanbul" adresine 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35 inci maddesine göre tebliğ yapılmak suretiyle kesinleştirildiği anlaşılmış ise de; 7201 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinde yer alan, ''(1) Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Şu kadar ki; kendisine tebliğ yapılacak şahsın müracaatı veya kabulü şartıyle her yerde tebligat yapılması caizdir. (2) Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır." şeklindeki düzenleme ile anılan Kanun'un 35 inci maddesinde yer alan, "Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır. (Değişik fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./9.mad.) Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi de tespit edilemediği takdirde, tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi tebliğ tarihi sayılır. (Değişik fıkra: 19/03/2003 - 4829 S.K./11. md.) Bundan sonra eski adrese çıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır..." şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, öncelikle sanığın bilinen en son adresine tebligatın çıkarılarak, önceki adresinde bulunamayan sanığın adres kayıt sisteminde yerleşim yeri adresi olup olmadığının araştırılıp, varsa bu adresine Tebligat Kanunu'nun 21 inci maddesine göre tebliğ yapılması gerektiği, MERNİS adresinin olmadığının tespiti hâlinde ancak 35 inci maddeye göre daha önce usulüne uygun bir şekilde tebligat yapılan eski adrese tebliğ işlemi yapılabileceği, sanığın MERNİS adresinin araştırıldığına ilişkin belge bulunmadığı, bu haliyle sanığın anılan adresine aynı Kanun'un 35 inci maddesine göre yapılan tebligat işleminin usule aykırı olması karşısında, esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleşmediği ve denetim süresinin başlamadığı, dolayısıyla denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlediği gerekçesiyle açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanun'a aykırıdır. 2. Sanığın 10.04.2006 tarihinde işlemiş olduğu kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan eylemine uyan suç için öngörülen cezanın türü ve yukarı sınırına göre, dava zamanaşımı süresinin 5237 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 66 ıncı maddesinin ikinci fıkrası gereğince 8 yıl, aynı Kanun'un 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 12 yıl olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesinin sekizinci fıkrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde, denetim süresi içinde dava zamanaşımının duracağı ve zamanaşımının denetim süresi içinde işlenen suçtan dolayı verilen hükümlülük kararının kesinleşmesi koşuluyla suçun işlendiği tarihte yeniden işlemeye başlayacağı, Yine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2013 tarihli ve 2013/407 Esas, 2013/390 Karar sayılı kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince verilen "tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın, hükümden sonra yürürlüğe giren ve sözü edilen fıkraya 14.04.2011 tarihli ve 27905 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20 inci maddesi ile eklenen son cümleye göre, "durma" kararı niteliğinde olduğu, Sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 13.07.2006 tarihli iddianamesi ile kamu davası açıldığı ve mahkemesince sorgusunun 03.10.2006 tarihinde yapıldığı, ilk mahkûmiyet kararının İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.12.2006 tarihli ve 2006/116 Esas, 2006/388 Karar sayılı ilamı ile verildiği, anılan kararın bozulması üzerine İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.04.2008 tarihli ve 2008/15 Esas, 2008/132 Karar sayılı kararı ile yeniden mahkûmiyetine karar verildiği, Ancak, sanığın yokluğunda verilen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.12.2013 tarihli ve 2013/407 Esas, 2013/390 Karar sayılı "tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" ilişkin kararın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince serbest olmayan sanığa okunup anlatılması gerektiği, somut olayda ise kararın sanığa anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü aracılığı ile sadece "okumak/almak suretiyle" tebliğ edildiğine dair açıklamaya yer verilerek tebliğ edildiği, bu haliyle anılan düzenleme uyarınca gerekçeli kararın usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden dava zamanaşımı süresinin durmayacağı, yine sanık hakkında verilen 20.04.2015 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının (1) numaralı gerekçede belirtildiği üzere usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kesinleşmediğinden dava zamanaşımı süresinin durmayacağı, Bu nedenle, suçun işlendiği 10.04.2006 tarihi ile mahkûmiyete ilişkin kararın verildiği 01.02.2022 tarihine kadar olağanüstü dava zamanaşımı süresinin dolduğu dikkate alınmadan "davanın düşmesi" yerine, sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma istemi yerinde görülmüştür. III. KARAR 1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE, 2. İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.02.2022 tarihli ve 2021/252 Esas, 2022/31 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeni hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirdiğinden; 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca, kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.09.2023 tarihinde karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2022/11542, K. 2023/7791, T. 18.09.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-ceza-dairesi-2022-11542-e-2023-7791-k-b35d8850a453