Yargıtay · 10. Ceza Dairesi
Yargıtay 10. Ceza Dairesi 2020/18651 E. 2023/2290 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2020/18651
- Karar No
- 2023/2290
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma HÜKÜM : Mahkûmiyet Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının 13.03.2014 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesi, 58 inci ve 54 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 2. Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin, 26.06.2014 tarihli ve 2014/202 Esas, 2014/493 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5560 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Kararın 11.07.2014 tarihinde itiraz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin infazı için dosya Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne gönderilmiştir. 3. Sanığın tedavi ve denetimli serbestlik tedbirinin gerektirdiği yükümlülüklere uymadığının bildirilmesi üzerine dosya yeniden ele alınarak yapılan yargılama sonucunda, Bingöl 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2015/682 Esas, 2015/696 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan lehine olan 5237 sayılı Kanun’un 5560 sayılı Kanun ile değişik 191 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci, 50 nci maddesi ve 52 nci maddesi uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık 15.12.2015 tarihli dilekçesi (ve ekinde 17.01.2013 tarihli sağlık raporu) ile kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek temyiz talebinde bulunmuştur. III. OLAY VE OLGULAR Suç tarihinde, Bingöl İl Emniyet Müdürlüğünün 20.09.2012 tarihli olay, tartı, araştırma ve muhafaza altına alma tutanağı içeriğine göre, devriye görevi yapan kolluk ekiplerinin Şehit Mustafa Gündoğdu Caddesi Sultan Sokak üzerinde bir erkek şahsın ekip otosunu durdurarak, Sultan Sokak ile Elvan Sokağın birleştiği noktanın alt kısmında bulunan ve kullanılmayan ahırın arka tarafında bazı şahısların şüpheli hareketlerinin olduğunu beyan etmesi üzerine, görevlilerin olay yerine gittiği, olay yerinde sanık ya da sanıkların tespit edilemediği, duvar kenarına dizilmiş olan tezeklerin arasında görülen siyah bir poşette, Mahkememizin 29.08.2012 tarih ve 2012/622 D.İş sayılı kararına istinaden yapılan aramada, adli emanetin 2012/592 sırasına kaydı yapılan 8 adet fişek halinde olan ve daralı ağırlığı 95 gram ağırlığında olan maddenin ele geçirildiği, söz konusu maddenin incelemesine ilişkin Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı'nın 09.11.2012 tarih ve 2012/2149/1850/808 sayılı raporu içeriğine göre, 70 gram ağırlığında olan maddenin kenevir bitkisi olduğu, bu miktarda elenmek suretiyle 25,900 gram (yirmi beş gram dokuz yüz miligram) toz esrar maddesinin elde edilebileceğinin belirtildiği, Bingöl İl Emniyet Müdürlüğünün 08.01.2014 tarih ve 2013/937-1 sayılı raporu içeriğine göre, adli emanetin 2013/66 sırasında kayıtlı olan 1 adet siyah renkli poşet ve 8 adet yırtılmış kitap parçası üzerindeki parmak izlerinden 3 adet parmak izinin APFİS veritabınında kaydı bulunan sanık ...'in sol el işaret ve yüzük parmak izleri ile aynı olduğunun tespit edildiği, Malatya Adli Tıp Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesi Toksikoloji Şubesinin 11.03.2014 tarih ve 2014/546/481/255 sayılı raporuna göre sanığın kan ve idrar örneklerinde esrar metaboliti THC'nin bulunduğunun anlaşıldığından, sanığın kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE Kabul edilebilir bir temyiz başvurusu üzerine yapılan inceleme neticesinde; Ele geçen uyuşturucu maddenin miktarı ve ele geçiriliş şekli dikkate alındığında; sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturup oluşturmadığının, buna bağlı olarak delillerin tartışılması ve hukukî durumunun belirlenmesi görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğuna yönelik tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir. 1. 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Kanun’un 191 inci maddesinde yapılan değişiklik nedeniyle, TCK'nın 191 inci maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan, "kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi hâlinde, hakkında kamu davası açılır." hükmü gözetildiğinde dosya kapsamına göre; sanığa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünün 17.07.2014 tarihli davetnamesi ile 10 gün içerisinde adı geçen müdürlüğe gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; bu davetten sonra sanığın denetime başladığı, sanığın 01.12.2014 tarihli hastane randevusuna gelmemesi üzerine, sanığa Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğü tarafından 02.12.2014 tarihli uyarının tebliğ edilerek ihtarda bulunulduğu; sanığın uyarıdan sonra görüşmelere katıldığı ancak 21.07.2015 tarihli seminere katılmaması üzerine, sanığa yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadan dosyasının kapatıldığının anlaşılması karşısında; ilk uyarıdan sonra da denetimli serbestlik tedbiri kapsamında yükümlülüklerini yerine getirmeye çalışan sanığın, "21.07.2015 tarihli seminere katılmamasının’’ kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar etme olarak kabul edilemeyeceği gözetilmeden mahkûmiyetine karar verilmesi, 2. Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 5237 sayılı Kanun'un 191 inci maddesinde sanığa isnat edilen suç için temel ceza miktarının "bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası" olarak belirlendiği; hükümden sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un 17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile başlığı ile birlikte yeniden düzenlenmiş olan "Basit Yargılama Usulü" başlıklı 251 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Asliye Ceza Mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir." şeklindeki düzenlemeye, 7188 sayılı Kanun'un geçici 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "01.01.2020 tarihi itibarıyla kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz." şeklindeki düzenleme ile sınırlama getirilmiş ise de; Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, "...kovuşturma evresine geçilmiş..." ibaresinin, aynı bentte yer alan "...basit yargılama usulü..." yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre; "mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir." şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, "Basit Yargılama Usulü" yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Nedenleriyle hukuka aykırılık görülmüştür. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bingöl 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 10.12.2015 tarihli ve 2015/682 Esas, 2015/696 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,15.03.2023 tarihinde karar verildi.