Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/2231 E. 2026/3117 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/2231
Karar No
2026/3117
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2023/187 E., 2025/70 K.

Karar davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, tapusuz taşınmazın tescili isteğine ilişkindir.

Davacı vekili; ...ilçesi, ...Mahallesi çalışma alanında bulunan ve kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmaz bölümünün, davacı adına kayıtlı bulunan 22 23... parsel sayılı taşınmazın devamı niteliğinde olduğunu iddia ederek kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedenine dayanarak dava açmıştır.

Davalı Hazine vekili; dava konusu yapılan alanın kesinleşen kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı ... vekili; dava konusu yapılan alanın kesinleşen kıyı-kenar çizgisi içerisinde kaldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Davalı ... vekili; davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemenin 14.01.2020 tarihli ve 2018/300 Esas, 2020/5 Karar sayılı kararıyla; davacının tespit harici bırakılan dava konusu yer açısından davalı Hazine aleyhine açtığı davasında haklı olduğu gerekçesiyle teknik bilirkişi raporunda (A) ve (B) harfleri ile gösterilen toplam 47... 'lik alanın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, ... ve ... aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafında temyiz edilmesi üzerine Dairece; "Dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede idarece belirlenmiş olan kıyı-kenar çizgisinin ilanen veya bizzat tebliğine dair dosyada belge bulunmadığı gibi, kıyı-kenar çizgisinin belirlenmesine dair işlemin idari yargı yerinde dava edilmeyerek kesinleşip kesinleşmediğinin de anlaşılamaması nedeni ile işlemin tarafları bağlayıcı niteliğinin bulunmadığı, Mahkemece, 13.03.1972 tarih ve 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklanan kıyı şeridinin nasıl tespit edileceğine dair kural ve yöntemler ile 17.04.1990 tarih, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 4. maddesindeki tanımlar ve 9. maddesi hükmü göz önünde tutularak kıyı-kenar çizgisinin saptanması" gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu fen bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen kısmın davacı tarafça bahçe olarak kullanıldığı, istinat duvarının kıyı şeridine uygun şekilde inşa ettirildiği, davacının kullandığı kısmın falez olduğu, kıyı-kenar çizgisine dair yapılan çalışmalarda yeryüzü şekillerine dikkat edilmeden koordinat noktalarının belirlendiği, uzun zamandır bu çalışmaların güncellenmediği, bilirkişi raporuna göre dava konusu kısmın kıyı-kenar çizgisi dışında kaldığı, davacı tarafın iddiasını ispatladığı gerekçesiyle davalı Hazine aleyhine açılan davanın kabulüne; teknik bilirkişi raporunda (C) harfi ile gösterilen 55, 03... 'lik alanın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, ... ve ... aleyhine açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.

Ne var ki; Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.

Bilindiği üzere; olağanüstü zamanaşımı yolu ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılması ve taşınmazın zilyedi adına tespitine ilişkin temel koşullar, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde düzenlenmiş, aynı Kanun’un 17. maddesinde ise imar ve ihya kurumuna yer verilerek imar-ihya gerektiren taşınmazlar yönü ile düzenleme yapılmıştır.

Bir yerin imar-ihya ile kazanılabilmesi için öncelikle taşınmazın orman sayılmayan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan arazilerden olması gerekir. Kıyı-kenar çizgisi içerisinde kalan yerler kural olarak Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdendir.

Dava konusu bölüm... ili, ...ilçesi, ...Mahallesinde 1948 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında denizde kalması nedeniyle tespit harici bırakılmıştır. Davacı taraf adına kayıtlı bulunan 22 23... parsel sayılı taşınmazın devamı niteliğinde olduğunu iddia ederek kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak tescil isteminde bulunmuştur. Davacı 22 23... parsel sayılı taşınmazı çapa dayalı olarak 24.09.1990 tarihinde satın almıştır. Temyize konu bölümün ilk olarak İstanbul Belediyesince 1976 tarihinde onaylanan nazım imar planı kapsamına alındığı belirtilmiştir. Mahkemece toplanan delillerden, dava konusu taşınmaz bölümünün kıyı-kenar çizgisi dışında kaldığı belirlendiğinden artık bu taşınmazın zilyetlikle kazanılabileceği ancak Kanunda aranan diğer şartların davacı taraf yararına gerçekleşmesi gerekmektedir. Taşınmaz bölümü, öncesi itibarı ile imar-ihya gerektiren bir yer olması nedeni ile öncelikle taşınmaz üzerinde kullanımın imar-ihya tamamlandıktan sonra ekonomik amaca uygun bir zilyetlik olarak sürdürülmesi gerekmektedir.

3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddeleri gereğince, taşınmazın imar planına alındığı tarihten geriye doğru 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı zilyetlik süresinin hesaplanması gerektiği, davacının tek başına zilyetliğinin yeterli olmadığı ancak satın aldığı bayilerin zilyetliğine dayanarak adına tescil talebinde bulunabileceği açıktır. Ancak davacı taraf sadece kendi zilyetliğine dayanarak eldeki davayı açmıştır.

Hal böyle olunca; dosya kapsamından dava konusu taşınmaz bölümünün 19 87... tarihli hava fotoğrafında boş vaziyette olduğu, dolgu çalışmalarının henüz başlamadığı belirtildiğinden davacı taraf yararına Kanun'da aranan 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı ve zilyetlik şartlarının oluşmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

Davalı Hazine vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA,Temyiz eden davalı Hazine harçtan muaf bulunduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın İstanbul Anadolu 29. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 1086 sayılı HUMK'un 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/2231, K. 2026/3117, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-2231-e-2026-3117-k-508d8f0f8a2a