Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/2741 E. 2026/45 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/2741
Karar No
2026/45
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1513 E., 2025/68 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davacı ve birleştirilen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-KARAR-

Asıl ve birleştirilen dava, hile ve korkutma hukuki nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.

Asıl davada davacı ... ve birleştirilen davada davacı ... vekili; yakın akrabalarının mafya ile başlarının derde girdiğini, ailenin mallarının zorla ellerinden alınacağına yönelik tehditler aldıklarından korku içinde olduklarını, akrabalarının tanıdıkları olan dava dışı ... ve ... ...'nun kendileri ile irtibata geçerek 450.000,00 TL karşılığında kendilerini koruyacaklarını, ayrıca taşınmazlarının adlarına devredilmesi halinde 1-2 ay sonra iade edecekleri telkinleri üzerine asıl dava konusu 6 54... parseldeki 4, 6 ve 7 nolu ve birleştirilen dava konusu 2 nolu bağımsız bölümü ... ...'nun çalışanı olan davalı ...'e satış suretiyle devrettiklerini, bir kaç ay sonra taşınmazların iadesini istediklerinde dava dışı ... ...'nun henüz tehlikenin geçmediğini, gerçek satış gibi gözükmesi için biraz daha zaman geçmesi gerektiğini belirterek kendilerini oyaladığını, ... ...'nun telefonlarına cevap vermemeye başlaması üzerine durumdan şüphelendiklerini ve tapu kayıtlarını incelediklerinde asıl ve birleştirilen davada dava konusu taşınmazların davalı ... tarafından el ve işbirliği içerisinde olduğu diğer davalılara kısa aralıklarla devredildiğini öğrendiklerini, hile ve korkutma nedeniyle işlemlerin geçersiz olduğunu, ilgili kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda da bulunduklarını ileri sürerek tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tescilini, olmadığı takdirde bedellerinin tahsilini istemişlerdir. Asıl ve birleştirilen davada davalı ...; davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacıların mafya tehdidi ve dava dışı ... ...'nun hilesi sebebiyle taşınmazlarını devrettiklerini iddia ettiğini, kendisinin bir hilesi ya da korkutmasının söz konusu olmadığını, dava dışı ... ... ile aralarında iş ilişkisi bulunmadığını, dava konusu taşınmazları bedelini ödeyerek satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Asıl ve birleştirilen davada davalı ...; iddiaların doğru olmadığını, dava konusu taşınmazları toplam 950.000,00 TL bedel ile satın aldığını, iyiniyetli olduğunu, taşınmazları daha sonra diğer davalılara devrettiğini, satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Asıl davada davalı ...; dava konusu 4 nolu bağımsız bölümü tapu kaydına güvenerek iyiniyetle satın aldığını, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, davacının iddia ettiği olayları bilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Asıl davada davalı ...; davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, dava konusu 6 nolu bağımsız bölümü oğlu için 285.000,00 TL bedelle satın aldığını, satış bedelinin bir kısmını bankadan çektiği 200.000,00 TL kredi ile ödediğini, iyiniyetli olduğunu, dava konusu olayları bilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Asıl davada davalı ...; iddiaların doğru olmadığını, dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Birleştirilen davada davalı ... ...; dava konusu taşınmazı 180.000,00 TL bedelle satın alındığı, iyiniyetli olduğunu, dava konusu olay ile ilgili başlatılan ceza soruşturmasında kendisinin taraf olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Birleştirilen davada davalı ..., davaya cevap vermemiştir. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacıların dava konusu olayla ilgili 28.02.2019 tarihinde savcılığa suç duyurusunda bulunduğu, davacıların en geç şikayet tarihinde irade sakatlığını öğrendiklerinin kabulünün gerektiği, ancak asıl ve birleştirilen dava tarihine göre davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiş, kararın asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her ne kadar tüm deliller toplanmamış ise de davacıların savcılığa şikayeti ile irade sakatlığını öğrenme tarihinin sabit olduğu, öğrenmeden itibaren davacıların hak düşürücü süre içerisinde dava açmadıkları, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davada davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; asıl davada davacı ... ile birleştirilen davada davacı ...'in baba-oğul oldukları, asıl davada dava konusu 4, 6 ve 7 nolu bağımsız bölümlerin davacı ... tarafından, birleştirilen davada dava konusu 2 nolu bağımsız bölümün davacı ... tarafından 03.08.2018 tarihinde davalı ...'a, ... tarafından da taşınmazların 17.09.2018 tarihinde davalı ...'a satış suretiyle devredildiği, davalı ...'ın ise 7 nolu bağımsız bölümü 08.01.2019 tarihinde davalı ...'ya, 4 nolu bağımsız bölümü 28.03.2019 tarihinde davalı ...'e, 6 nolu bağımsız bölümü 02.05.2019 tarihinde davalı ...'ye, 2 nolu bağımsız bölümü davalı ...'a satış suretiyle devrettiği, sonrasında 7 nolu bağımsız bölümün davalı ... tarafından 15.06.2020 tarihinde davalı ...'e, 2 nolu bağımsız bölümün de davalı ... tarafından 04.09.2019 tarihinde davalı ...'ye satış suretiyle devredildiği; diğer yandan davacı ...'ın asıl ve birleştirilen davada dava konusu 4 adet taşınmazın temliki sırasında baskı ve zorlamaya maruz kalarak dolandırıldıkları iddiasıyla ilgili kişiler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Bunun yanında; TBK'nın 37. maddesine göre bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. TBK'nın 38. maddesinde belirtildiği üzere korkutmadan (ikrahtan) söz edilebilmesi için tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir.

TBK’nın 39. maddesinde ise “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.” düzenlemeleri yer almaktadır.

Kabul edilmelidir ki, TBK'nın 39. maddesindeki sürenin işlemeye başlamasında, iradeyi sakatlayan nedenin (korkutma) önem derecesi ancak iradesi sakatlanan kimse tarafından doğru şekilde takdir edilebilir. Olaya bu açıdan bakıldığında ikrahın (korkutmanın) önemini yitirdiği an, iradesi sakatlanan kişi için korkunun silindiği, diğer bir deyişle korkutan kişi ya da kişilerin yarattığı korkutmadan kaynaklanan zarar görebilme yönündeki endişenin ortadan kalktığı, kendisini psikolojik açıdan güven içerisinde hissettiği andır. Davacıların şikayeti ve ceza davasına katılması, ceza soruşturmasının başlaması, ceza davasının açılması gibi hususlar salt korkunun ortadan kalktığını gösteren etkenler olarak sayılamaz.

İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemesince TBK’nın 39. maddesinde düzenlenen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği kabul edilmiş ise de yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır.

Somut olayda; temliklerin asıl ve birleştirilen davada davacılar tarafından 03.08.2018 tarihinde yapıldığı, 18.02.2019 tarihinde davalı ...'ın aralarında bulunduğu ilgili kişiler hakkında taşınmazdaki paylarının zorla, hile ve korkutma etkisi altında alındığına dair savcılığa şikayet ettikleri, korkutma ve hile iddiasına dayalı olarak asıl davanın 11.07.2020, birleştirilen davanın ise 22.07.2020 tarihinde açıldığı, aradaki zaman zarfında TBK’nın 39. maddesi uyarınca korkunun etkisinin devam edip etmediği yönünde Mahkemece herhangi bir araştırma ve değerlendirme yapılmadığı gibi delillerinin eksiksiz toplanmadığı, savcılık dosyasının tamamının dosya arasında bulunmadığı, tarafların bildirdikleri tanıkların tamamı dinlenmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.

Hâl böyle olunca, asıl ve birleştirilen davada tarafların tüm delillerinin eksiksiz toplanması ve ondan sonra hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin değerlendirilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

Asıl davada davacı ve birleştirilen davada davacı vekilinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/2741, K. 2026/45, T. 12.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-2741-e-2026-45-k-bc1e705d59e9