Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/316 E. 2026/144 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/316
Karar No
2026/144
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/167 E., 2023/409 K.

Kararın davacılar vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.01.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde, temyiz eden davacılar ... vd. vekili Avukat ... ile temyiz edilen fer'i müdahil ...Akaryakıt Nak. ve San. Tic. A.Ş. vekili Avukat ..., davalılar ..., ... geldiler, davetiye tebliğine rağmen başka gelen olmadı. Yokluklarında duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

-K A R A R-

Dava, kadastro öncesi hukuki nedene dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.

Kadastro sonucunda ... ili, ... ilçesi, ... Mahallesi çalışma alanında bulunan 2 91... parsel sayılı 6.360, 00... .815,00 metrekare yüz ölçümündeki taşınmazlar Eylül 1955 tarih, 88 sıra numaralı tapu kaydı uyarınca davalılar adına tespit edilmiş, bilahare dava dışı 3. kişiler tarafından askı ilan süresi içerisinde açılan dava sonucunda paylı olarak davalılar ... ve müşterekleri adına hükmen tescil edilmiştir. Davacılar; çekişmeli taşınmazların zilyetliklerinde olduğunu, lehlerine olağanüstü zamanaşımı koşullarının oluştuğunu belirterek taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile adlarına tescilini istemişlerdir. dava açmışlardır. Davalılar; taşınmazlara revizyon gören tapu kaydına tutunmuş, davacıların zilyetliğinin fer-i nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; çekişmeli taşınmazların davalıların tutunduğu tapu kaydı kapsamında kalıp-kalmadığı ve davacı tarafın zilyetliğinin asli zilyetlik mi yoksa fer'i nitelikte mi bulunduğunun tespit edilmesi gereğine değinilen önceki tarihli bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacıların zilyetliğinin fer-i zilyetlik mahiyetinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; kararının davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 05.10.2021 tarih, 2021/2763 Esas- 2021/5137 Karar sayılı ilamı ile; yapılan araştırma ve inceleme yetersiz olduğu gibi bozma ilamının gereklerine uyulmadığı belirtilerek mahallinde 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu, taraf tanıkları, teknik bilirkişi hazır olduğu halde yeniden keşif yapılarak tespite esas alınan tapu kayıtları, komşu parsellere revizyon gören tapu kayıtları ile dayanak tapu kaydının yüzölçümünün arttırılmasına esas mahkeme ilamı ve dayanağı haritasının yöntemine uygun şekilde uygulanması suretiyle tapu kayıtlarının kapsamlarının belirlenmesi, dayanak tapu kaydının sınırlarının değişebilir nitelikte olup-olmadığının açığa kavuşturulması, değişebilir nitelikte ise tapu kaydının yüz ölçümü ile geçerli olacağı, yine yüz ölçümü arttırılması davasında davacılar ya da bayilerinin taraf olmadıklarının belirlenmesi halinde davacıları bağlamayacağının göz önünde bulundurulması, tapu kayıtlarının hukuki kıymetini yitirip-yitirmediğinin araştırılması, bu şekilde tapu kaydının kapsamının tayin edilmesi, çekişmeli taşınmazların tamamını ya da bir kısmını kapsamadığının belirlenmesi halinde davacıların taşınmazlardaki zilyetliğinin asli mi yoksa kiracılık ilişkisinden kaynaklanan fer'i zilyetlik mi olduğunun tereddütsüz ortaya konulması, önceki keşifte alınan beyanlara göre taşınmazlar üzerinde davacı taraf ve bayilerinin zilyetliğinin tespitten en az 30-40 yıl öncesine dayandığı dikkate alındığında kira ilişkisinin ve dolayısıyla zilyetliğin fer'i nitelikte olduğunun ispat yükünün bu hususu iddia eden davalı tarafa ait olduğu düşünülmesi, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilerek kararın bozulmasına hükmedilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu; çekişmeli taşınmazlara kadastro sırasında uygulanan ve davalıların tutunduğu tapu kaydının hudut ve mevkii itibarı ile dava konusu taşınmazları kapsadığı ve sınırlarının genişletilmeye elverişli olmadığı, dava konusu taşınmazların tapu kaydı sınırları içinde kaldığı, tapu kayıtlarının hukuki niteliğini yitirmediği, davacıların 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13. maddesinde yazılı şartları taşımayan zilyetliklerine değer verilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.

Bilindiği üzere; 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca tapuda kayıtlı taşınmazlar tapu kayıtları hukuki kıymetlerini yitirmedikleri müddetçe mülkiyet belgesi uyarınca kayıt maliki adına tescil edilirler. Öte yandan, aynı maddenin devamı hükümlerinde tapu kayıtlarının, yazılı koşulların varlığı halinde zilyetlik karşısında hukuki kıymetini yitireceği de hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 20/C maddesine göre tapu kayıtlarının sınırlarının değişebilir ve genişletilmeye elverişli olması halinde kayıtlar sabit hudutlu olmadığından hudutları ile değil, miktarı ile geçerlidir.

Somut olayda; davalıların dayanağı Eylül 1955 tarih, 88 sıra numaralı tapu kaydının ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1955/936 Esas, 1955/920 Karar sayılı kararı ile mesaha artırılmak suretiyle yüz ölçümünün yeniden düzenlendiği, ne var ki sözü edilen dava dosyasında davacı yahut murisleri taraf olmadığından mesaha artırım kararının davacılar açısından bağlayıcılığı bulunmadığı aşikardır. Diğer yandan, davalı dayanağı tapu kaydında okunan "dere" ve "leb-i derya" sınırlarının değişebilir nitelikte olduğu, bu nedenle davalı dayanağı tapu kaydının miktarı ile geçerli olduğu da kuşkusuzdur. Şu halde davalı dayanağı tapu kaydının çekişmeli taşınmazlara aidiyetinin, kaydın tesis edildiği miktarı uyarınca belirlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Tüm bunlar dışında davacı taraf ve bayiilerinin zilyetliğinin tespitten en az 30-40 yıl öncesine dayandığı dikkate alındığında kira ilişkisinin ve dolayısıyla zilyetliğin fer'i nitelikte olduğunun ispat yükünün bu hususu iddia eden davalı tarafa ait olduğu da açıktır.

Ne var ki; Mahkemece değinilen yönler üzerinde durulmamış, davalı dayanağı tapu kaydı gayri sabit hudutlu olduğu halde, kaydın kapsamı miktarı itibariyle belirlenmemiş, mesaha artırım kararından önceki miktarın geçerli olduğu düşünülmemiş, keşifte alınan beyanlar karşısında kira ilişkisinden dolayı fer'i zilyetlik iddiasının ispat külfetinin davalı tarafta olduğu yönü üzerinde durulmamış, davalı dayanağı tapu kaydının hukuki kıymetini yitirip-yitirmediği tartışılmadan sonuca gidilmiştir.

Hâl böyle olunca; mahallinde 3 kişilik yerel bilirkişi kurulu(kadastro tespit gününden öncesini bilebilecek yaşta), taraf tanıkları ve teknik bilirkişi hazır olduğu halde yeniden keşif yapılmalı, keşifte öncelikle çekişmeli taşınmazların kadastro tespitine esas alınan tapu kayıtları ile tespit sırasında revizyon gördüğü taşınmazları dıştan çevreleyen tapu kayıtları yöntemine uygun şekilde uygulanmak suretiyle tapu kayıtlarının kapsamları belirlenmeli, davalı dayanağı tapu kaydının dere ve leb-i derya sınırları nedeniyle yüz ölçümü ile geçerli olacağından, kayda sabit kabul edilecek sınırlardan başlanarak miktarı itibariyle kapsam tayin edilmeli, yine tapunun yüz ölçümü arttırılmasına ilişkin davada davacılar ya da bayilerinin taraf olmadıkları anlaşılmakla mesaha artırım kararının davacıları bağlamayacağı göz önünde bulundurulmalı, tapu kayıtlarının hukuki kıymetini yitirip-yitirmediği araştırılmalı, tapu kaydının çekişmeli taşınmazların tamamını ya da bir kısmını kapsamadığının belirlenmesi halinde davacıların taşınmazlardaki zilyetliğinin asli mi yoksa kiracılık ilişkisinden kaynaklanan fer'i zilyetlik mi olduğu tereddütsüz ortaya konulmalı, önceki keşiflerde alınan beyanlara göre taşınmazlar üzerinde davacı taraf ve bayilerinin zilyetliğinin tespitten en az 30-40 yıl öncesine dayandığı dikkate alındığında kira ilişkisinin ve dolayısıyla zilyetliğin fer'i nitelikte olduğunun ispat yükünün bu hususu iddia eden davalı tarafa ait olduğu düşünülmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.

Açıklanan sebeplerle, davacılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden davacılar vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, Alınan peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, 13.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2024/316, K. 2026/144, T. 13.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2024-316-e-2026-144-k-fe96f2284806