Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/2741 E. 2026/354 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/2741
- Karar No
- 2026/354
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI: 2020/550 E., 2024/35 K.
Kararın asıl ve birleştirilen davada davacılar vekilleri ve mirasçı ... ... mirasçıları vekili tarafından duruşma istekli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.01.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde, temyiz eden davalılar ... vd. vekili Avukat ... ve davacılar ... vd. vekili Avukat ... ile temyiz edilen davalı ... vekili Avukat ... geldiler, Gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Asıl davada davacı ...; mirasbırakan babası ...’ın, 1 23... , 1 16... ve 3 sayılı parseldeki 1 numaralı bağımsız bölümü ile 11 05... , 43... parsel sayılı taşınmazlarını davalının yanında çalışan eczacı kalfası ... isimli şahsa verdiği 14.04.1992 tarihli vekaletname ile 10.02.1995 tarihinde davalı oğlu ...’e satış suretiyle temlik ettiğini, yapılan devrin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, mirasbırakanın ölümünden kısa süre önce yapılan temlik nedeniyle herhangi bir bedel ödenmediğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile tüm mirasçılar adına payları oranında tescilini istemiş, yargılama sırasında ölümü üzerine dava mirasçıları tarafından takip edilmiş, mirasçılardan ... 2020 yılında ölmüş, davacılar vekili 17.11.2023 tarihli dilekçe ile taleplerini müvekkillerinin miras payı olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir.
Birleştirilen davada davacılar; asıl davadaki iddiaları tekrarlayarak aynı taşınmazlar yönünden miras payları oranında iptali ve tescil isteğinde bulunmuşlar, davacılardan ...’nin ölümü üzerine dava mirasçıları tarafından takip edilmiştir.
Davalı; asıl ve birleştirilen davalara yönelik iddiaların haksız ve yersiz olduğunu, dava konusu taşınmazları bedelini ödemek suretiyle edindiğini, mirasbırakanın tüm mirasçıları kapsar şekilde kabul edilebilir ölçüde bir paylaştırma yaptığını, çekişmeli taşınmazların satın alınması sırasında kazancını murise verdiğini belirterek davaların reddini savunmuştur.
Mahkemenin 17.12.2015 tarihli ve 2008/205 Esas, 2015/996 Karar sayılı kararıyla; iddiaların kanıtlanamadığı gerekçesiyle davaların reddine karar verilmiş, kararın asıl davanın davacıları, birleştirilen davanın davacıları ve asıl ve birleştirilen davada davalı tarafından temyizi üzerine Dairenin 24.10.2019 tarihli ve 2016/7449 Esas, 2019/5477 Karar sayılı kararıyla: taraf teşkilinin sağlanılması, sonrasında işin esasının görülmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; murisin sadece ihtiyaç değil aynı zamanda dava tarihi itibariyle ekonomik gücü göz önüne alınarak yatırım amacıyla da satış yapmış olduğu, bedelin düşük gösterilmesinin tek başına muvazaa için yeterli olmadığı, İBK’de de belirtildiği üzere asıl olanın murisin iradesinin ortaya konulması olduğu, davacı taraf her ne kadar murisin bilinçli olarak vekaletname vermediği iddia etmiş ise de bu konuda somut denetime imkan veren bir delil ibraz edilemediği, murisin iradesinin satış olduğu ve muvazaanın olmadığı yanında murisin diğer iki mirasçıları ... ve ... ...'ın beyanları, tanıkların muvazaanın varlığına yönelik tereddütlü beyanlarda bulunmuş olmaları, davalının ekonomik güç itibariyle davaya konu taşınmazları almasının mümkün olduğu gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden; 1900 doğumlu muris ...’ın 18.06.1995 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak asıl davanın davacısı oğlu ...’ı, ölen kızı ...’ten olma birleştirilen davada davacı torunları ..., ..., ... ve ...’ı, asıl ve birleştirilen davaların davalısı oğlu ...’ı, dava dışı çocukları ... ... ve ...’ı bıraktığı, mirasbırakan ...’a vekaleten ...’nın 10.02.1995 tarhinde dava konusu 1 23... , 1 16... (altında mağazası olan beş katlı ve dört daireli kargir apartmanın kat mülkiyetine çevrili zemin katta 1 numaralı iki mağazanın tamamı ) ve 2 ( avlulu ahşap çamaşırhane ), 11 05... (kerpiç bir katlı depo , 43 (kargir bir katlı boyahane dükkanı) ve 56 (kargir bir katlı boyahane dükkanı) sayılı parsellerin tamamını davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği görülmektedir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle mirasbırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ile durumun aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Hemen belirtilmelidir ki; asıl dava her ne kadar terekeye iade istemli açılmış ise de davacılar vekili tarafından 17.11.2023 tarihli dilekçe ile taleplerinin müvekkillerinin miras paylarına hasredildiğinin bildirildiği, birleştirilen davanın da miras payları oranında açıldığı gözetildiğinde davada taraf olmamasına rağmen hatalı olarak hüküm başlığında yer alan muris ...’ın oğlu ... ...’nın mirasçılarının temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Öte yandan; varlıklı biri olan murisin akit tarihinde maddi durumunun iyi olduğu, taşınmazlarını satmasını gerektirir haklı veya makul başka bir sebebinin bulunmadığı gibi satın alma savunmasında bulunan davalının satış bedelini ödediğini ya da tüm mirasçıları kapsar şekilde makul bir paylaştırma yapıldığını kanıtlayamadığı, çekişmeli taşınmazların akitte gösterilen değerleri ile keşfen saptanan gerçek değerleri arasında açık fark bulunduğu, mahallinde yapılan keşif sonucu ortaya çıktığı üzere murisin terekesinde yer alan en değerli taşınmazlarını aynı resmi senet ile davalının çalışanı aracılığıyla davalı oğluna temlik ettiği anlaşılmakla değinilen tüm bu somut olgular yukarıda açıklanan ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, mirasbırakanın mal kaçırma kastıyla hareket ederek çekişmeli taşınmazları muvazaalı olarak davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; öncelikle dava konusu taşınmazların güncel kayıtlarının getirtilmesi ile asıl ve birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Asıl ve birleştirilen davada davacılar vekillerinin değinilen yönden yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, ... ... mirasçıları vekilinin temyiz dilekçesinin reddine, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca gelen temyiz eden birleştirilen davada davacılar vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz edilen davalıdan alınmasına, Peşin alınan harçların istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın Uşak 4. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 20.01.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.