Yargıtay · 1. Ceza Dairesi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2026/3467 E. 2026/5376 K. – Olası Kastla
Konu: Olası Kastla Öldürmeye Teşebbüs
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/3467
- Karar No
- 2026/5376
- Karar Tarihi
- Konu
- Olası Kastla Öldürmeye Teşebbüs
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2025/423 E. 2026/36 K. SUÇ : Olası kastla öldürmeye teşebbüs HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1 ve 307/3. maddeleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.10.2020 tarihli ve 2018/85 Esas, 2020/287 Karar sayılı kararı ile kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 17.10.2022 tarihli ve 2021/167 Esas, 2022/1295 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 280/1-(a) maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, bu kararın sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.04.2025 tarihli ve 2023/3043 Esas, 2025/3122 Karar sayılı kararı ile teşebbüs indirimi uygulanması gerektiği yönünden bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304/2-(a) maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2. Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.02.2026 tarihli ve 2025/423 Esas, 2026/36 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule karşı olası kastla öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun’un 81/1, 21/2, 35, 53. maddeleri uyarınca 16... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilerek dava dosyası, 5271 sayılı Kanun'un 307/3. maddesi uyarınca doğrudan temyiz merciine gönderilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; delillerin hatalı değerlendirildiğine, eksik incelemeye, sanığın beraat etmesi gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, suç vasfının isabetli bir şekilde belirlendiği anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.02.2026 tarihli ve 2025/423 Esas, 2026/36 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/4. maddesi uyarınca Çorlu 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
14.09.2026 tarihinde karar verildi.
(Muhalif Üye)
KARŞI OY
21/10/2017 günü akşam saatlerinde ... ve dava dışı katılan sanık ...arasında ... Derneğinde bulundukları esnada çıkan tartışmanın sonucunda olay yerinden ayrılan katılan-sanık ...'in ele geçirilemeyen tüfekle ... isimli şahsın oğlu olan katılan ...'ya ateş edip hayati tehlikeye sebep olacak şekilde yaraladığı, alınan kati raporlarda katılan ...'in sağ frontal yerleşimli cilt altında saçma tanesi olduğu ve basit tıbbi müdahale
ile giderilemeyecek şekilde yaralandığının belirtildiği, kardeşi katılan ...'in yaralandığını öğrenen dava dışı sanık ...'nun dava dışı sanık ...'dan aldığı tüfekle... Mahallesi köprü civarında sabah saat 9:00 civarında katılan-sanık ...'i hedef alarak bacaklarına doğru hedef alarak ateş ettiği, alınan kati raporlarda katılan-sanık ...'in basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı,bu sırada katılan-sanık ...'in yanında bulunan dava dışı katılan-ssç ...'u basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde burun ucu ve sağ kulağından yaraladığı, katılan-suça sürüklenen çocuk ...'i ... isimli kişinin vurduğu söylentilerinin yayılması üzerine bu defa ...'in ikametinin olduğu bölgede çatışma yaşandığı, maktul ... ile sanık ...'un mahalle komşusu oldukları, mahallede iki grup arasında başlayan silahlı çatışmada sanık ...'ın evinin hedef alınmasıyla eşi ..., suça sürüklenen çocuk ..., katılan suça sürüklenen çocuk ..., sanık ... ve katılan ... ile birlikte arka mahallede bulunan kızının evine gitmeye çalıştığı, tanık ...'in beyanına göre sanık ... ve sanık ...'un ellerinde tüfekler, suça sürüklenen çocuk ...'in elinde tüfek, suça sürüklenen çocuk ...'in ise kuru sıkı tabancayla karşılık verdikleri, çatışma esnasında tanık ... ve katılan ...'nin beyanlarına göre sanık ...'ın elinde tüfek olduğu bu tüfek ile karşı tarafa ateş ettiği, bu esnada çatışmanın yaşandığı bölgede bulunan ...isimli dükkanın önünde oturmakta olan maktul ...'ın saçma tanelerinden yaralanarak vefat ettiği olayda sanık ...’ın olası kastla öldürmeye teşebbüsten sorumlu tutulamayacağı kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır. Suç adı verilen olgunun çıkış noktasını insan davranışı oluşturmaktadır. Ancak ceza hukuku bakımından her hareket değil, suçun kanuni tanımına, yani tipe uygun hareket önem taşımaktadır. Öldürme, yaralama, hırsızlık veya dolandırıcılık gibi fiilin haksızlığına esas oluşturan ve cezalandırılabilir bir davranışı karakterize eden unsurlar tipiklik olarak ifade edilmektedir. Somut insan davranışının, normun çizdiği davranış modelinin bütün özelliklerini taşıması tipikliği veya tipe uygunluğu oluşturmaktadır. Buna göre dış dünyada gerçekleşen bir hareketin ve bu harekete bağlı neticenin “suç” teşkil edip etmeyeceğinin belirlenmesi için, normatif bir nitelendirme (suç sayılma koşulu) yapılması gerekmektedir. İşlenen fiilin, kanundaki soyut suç tanımına uygun olduğu tespit edilirse, fiilin tipik olduğu sonucuna varılacaktır. Bir suçtan bahsedebilmek için, her şeyden önce, bir şeyin başka bir şey üzerinde etki meydana getirmesişeklinde tanımlanabilecek bir fiilin varlığı zorunludur. Ceza hukukunun temelini dış dünyaya yansıyan bir insan davranışı oluşturmaktadır. Fiilsiz suç olmaz kuralı ceza hukukunun temel taşıdır ve bir suçun varlığının en önemli şartıdır. Fiil, suçun maddi unsurlarından biri olmakla birlikte, diğer maddi unsurların bağlama noktasını oluşturma yanında, teşebbüs, iştirak, içtima gibi suçun özel görünümlerinin değerlendirilmesinin de temel unsurunu oluşturmaktadır. Bu nedenle ceza hukukunun başlangıç noktasını, normun muhatabı olan insan tarafından gerçekleştirilen ve suçun kanuni tanımında yer alan fiil oluşturur. Ayrıca neticeli suçlarda suçun tamamlanması için suçun kanuni tanımında yer alan neticenin gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Ancak bu suçlarda failin sorumluluğu için fiil ve neticenin varlığı yeterli olmayıp, fiil ve netice arasında nedensellik bağı da kurulmalıdır. Buna göre, neticeli suçlarda hareket ile netice arasında bir bağlantı bulunmalı ve netice buna neden olan kişiye onun bir eseri olarak yüklenebilmelidir. Aksi takdirde hiç kimse kendi hareketinden kaynaklanmayan bir neticeden sorumlu tutulamaz. Failin neticeden sorumlu tutulabilmesinin temelini fiille netice arasındaki sebep-sonuç ilişkisini ifade eden nedensellik bağı oluşturmaktadır. TCK’nın 35. maddesine göre, kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulacak ve kendisine verilecek cezada belirli bir indirim yapılacaktır. Dolayısıyla elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icrasına başlanan ancak elde olmayan nedenlerle suçun objektif nitelikteki unsurlarının kısmen veya tamamen gerçekleştirilemediği suçlara, teşebbüs aşamasında kalmış suçlar adı verilmektedir.
Kanunda teşebbüsün şartı olarak açıkça “işlemeyi kastettiği bir suç” ibaresine yer verildiğinden ancak, kasten işlenmeye elverişli suçlara teşebbüsün mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır. Nitekim dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılmasına rağmen, suçun kanuni tanımında belirtilen bir netice (ölüm veya yaralama gibi) ortaya çıkmadıkça, kişinin taksirli bir suçtan cezalandırılması mümkün değildir. Ayrıca, teşebbüsten sorumlu tutulabilmesi için, failin de kasten hareket etmesi gerekmektedir. Teşebbüs halinde kalmış suçlarda varlığı gerekli olan kast, belirli bir suçu teşebbüs aşamasında bırakmaya yönelik değil, tamamlamaya yönelik kasttır ve diğer tamamlanmış suçlarda aranan kasttan farklılık arz etmemektedir. Diğer bir ifadeyle teşebbüs aşamasında kalan kast da suçun tamamlanmasına yönelik olduğundan, tamamlanmış suç hangi kastla işleniyorsa, teşebbüs aşamasında kalan suç da aynı kastla işlenmelidir. Buna göre, teşebbüs aşamasında kalan bir suçtan bahsedilebilmesi için, failin kastının suçu tamamlamaya yönelik olarak suç tipinin objektif nitelikteki tüm unsurlarını içermesi gerekmektedir. Fail, gerçekleşmesini göze aldığı, ancak gerçekleşmeyen neticelerden sorumlu tutulmayacağından, olası kastta failin sorumluluğu meydana gelen neticelere göre belirlenecektir. Nitekim “olası kast neticeyle belirlenir” kuralı gereğince, olası kastla işlenen suçlara teşebbüs olmayacağı kabul edilmelidir. Aksi takdirde bir kişiye ateş eden kişinin yanında beş kişi bulunması durumunda, bu kişilerden hiç biri yaralanmasa da, failin beş ayrı olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulması gerekecektir. Bu nedenle failin muhtemelen sebebiyet vereceği bir neticeden (bu neticenin gerçekleşememesine rağmen) sorumlu tutulması, sorumluluk alanının orantısız biçimde genişlemesine neden olacaktır. Öte yandan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından kasten icra edildiğinin kabulü için sanığın şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili telif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Daire tarafından onanan somut olaya ilişkin kararda İlk Derece Mahkemesi, maktuldeki isabetin sanığın suçta kullandığı tüfekten atıldığı net olarak tespit edilememiş ise de; olay yeri inceleme raporu eki ile yer gösterme suretiyle tanzim edilen krokiler, ele geçirilen sanığa ait tüfek ve bu tüfek ile ilgili tanzim olunan balistik raporu uyarınca konum itibariyle maktule en yakın yerde bulunan sanık ...'ınbirden fazla kez yaptığı atışlar sonucu olay yerinin niteliği dikkate alındığında, sokakta hasımlarının yanısıra maktul ile birlikte başka kişilerin de bulunabileceğini ve onların da isabet alabileceğini öngörmesine rağmen, atışlarına devam etmiş olması karşısında; sanığın maktule yönelik olası kastla öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Mahkeme sanık hakkında hüküm kurulurken şüpheyi yenemediğini açıkça belirtmiş, ancak maktulün ölümüne neden olan atışların sanık tarafından yapılma ihtimalinin yüksekliğine dayanılarak sanığı olası kastla öldürülmeye teşebbüsten sorumlu tutulmuştur. Buna göre sanığın sorumluluğunun kaynağı her türlü şüpheden uzak bir şekilde işlediği ispatlanan fiil değil, somut olayda sanığın ortaya koyduğu “tehlikeliliği”dir. Diğer bir ifadeyle söz konusu karar fiili değil, sanığın ortaya koyduğu kötülüğü cezalandırmaktadır. Ceza hukukunun fail değil, fiil ceza hukuku olması, tipikliği gerçekleştiren bir fiil olmadığı sürece faile ceza verilmesinin ceza hukukunun kusur ilkesini, kanunilik ilkesini ve şüpheden sanık yararlanır ilkesini açıkça ihlal etmesi yanında, sanığın suçsuzluğunu ispatlama yükümlülüğü de bulunmadığı hususu dikkate alınarak, maktulün ölümüne neden olan atışın kim tarafından yapıldığının her türlü şüpheden uzak bir şekilde ispat edilememesi halinde sanığın olası kastla öldürmeden veya bu suça teşebbüsten cezalandırılmasının mümkün olmadığı kanaatiyle sayın çoğunluğun kararına iştirak edilmemiştir.