İlk Derece Mahkemesi · Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi

Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/763 E. 2022/48 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2020/763
Karar No
2022/48
Karar Tarihi

T.C. SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2020/763 Esas - 2022/48 /// TÜRK MİLLETİ ADINA /// T.C. SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2020/763 Esas KARAR NO : 2022/48 HAKİM : ... KATİP : ... DAVACI : ... VEKİLLERİ : ... DAVALI : ... VEKİLİ : ... DAVALILAR : ... VEKİLİ : ... DAVA : Tazminat (Destekten Yoksun Kalmadan Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 26/10/2020 KARAR TARİHİ : 17/01/2022 GEREKÇELİ KARAR TARİHİ : 25/01/2022 Mahkememizde görülen Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili DAVA dilekçesi ile özetle: Davalı sigorta şirketine ZMMS ile sigortalı ... plakalı aracın davacının babası ...'ye çarpıp onun ölümüne sebep olması şeklinde gerçekleşen 14.05.2020 tarihli trafik kazası dolayısıyla davacının destekten yoksun kaldığını ve manevi zarara uğradığını, kazanın araç sürücü ...'in kusuru ile gerçekleştiğini ve zarardan araç maliki olması hasebiyle davalı ...'ın da sorumlu olduğunu, ancak davalıların zararın tazminine yanaşmadıklarını ve davadan önceki zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden de sonuç alınamadığını beyanla, talep miktarını artırma hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000-TL maddi tazminatın davalılardan ve 200.000-TL manevi tazminatın davalı ...'dan, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı sigorta şirketi vekili CEVAP dilekçesi ile özetle: Davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde ikame edilmesi gerektiğini ve davalının yerleşim yerine göre yetkili mahkemenin İstanbul mahkemeleri olduğunu, ayrıca davadan önce 2918 s. KTK'nın 97. maddesine uygun olarak davalıya müracaat edilmediğini ve davanın bu sebeplerle reddi gerektiğini, davaya konu taleplerin zamanaşımına uğradığını, ...plakalı aracın davalıya 31.03.2020-2021 tarihli ZMMS ile sigortalandığını ancak sorumluluğun sigortalının kusuru ve poliçe limiti ile sınırlı olduğunu, oysa davaya konu kazanın münhasıran müteveffanın kusuru ile gerçekleştiğini, müteveffanın evsiz barksız olduğunu ve davacı ile aralarında destek ilişkisi bulunmadığını beyanla, davanın reddini dilemiştir. Davalı işleten ve sürücü vekili CEVAP dilekçesi ile özetle: Davaya konu kazanın münhasıran müteveffanın kusuru ile gerçekleştiğini ve davacı ile müteveffanın arasında destek ilişkisi bulunmadığını, zira müteveffanın evsiz barksız olduğunu, müteveffanın vefatından sonra onun maaşını almak için boşanan davacının kötü niyetli olduğunu, manevi tazminat koşullarının dahi oluşmadığını beyanla, davanın külliyen reddini dilemiştir. Hasar dosyası celp edilerek dosya arasına alınmıştır. Tarafların sosyo-ekonomik durumları hakkında yapılan araştırma neticesinde düzenlenen tutanaklar dosya arasına alınmıştır. Davaya konu kaza sebebiyle ...'nin vefatı sebebiyle rücuya tabi ödeme yapılıp yapılmadığı SGK'dan sorulmuş olup, 02.11.2020 tarihli cevabi yazı ile; herhangi bir ödeme yapılmadığı bildirilmiştir. Davaya konu kazaya ilişkin Samsun 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2020/112 Esas sayılı dava dosyası celp edilmiş olup, incelenmesinden: (Davacı) ...nin katılan ve (davalı) ...'in sanık sıfatıyla yer aldığı kovuşturma neticesinde (davalı) ...'in asli ve (destek) ölen ...nin tali kusur olduğu kabulü ile (davalı) ...'in neticeten 2 yıl 6 ay hapis cezasına karar verildiği, kararın istinaf edilmiş olup kesinleşmediği görülmüştür. Mahkememizce alınan kusura ilişkin ATK raporunda özetle: Kazanın, %20 oranında ...'nin ve %80 oranında davalı...'in kusuru ile gerçekleştiği mütala edilmiştir. Mahkememizce alınan aktüerya bilirkişi raporunda özetle: Davacının kaza tarihi itibariyle 35 yaşında olduğu ve ölen babası ile aralarında destek ilişkisinin varlığı kabul edilecek ise bu yöne ilişkin zararının TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant hesaplama yöntemine göre 113.623,76-TL olduğu mütala edilmiştir. Bilirkişi raporları taraflara usulünce tebliğ edilmiştir. Dava, trafik kazası sebebiyle oluşan destekten yoksun kalmaya dayalı maddi tazminat ile manevi tazminata ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesi ile, davacının 14.05.2020 tarihli trafik kazası sebebiyle oluşan destek zararı ile aynı sebebe dayalı manevi zararının tazminini talep etmiş, davalı sigorta şirketi vekili ile işleten ve sürücü vekili ise davanın reddini dilemiştir. Burada öncelikle, davalı sigorta şirketi vekilinin dava şartı itirazları ile yetki ilk itirazı ve zamanaşımı def'i değerlendirilecek, akabinde davanın esasına yönelik değerlendirmelerde bulunulacaktır. Dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan 6102 s. Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın TTK'da düzenlenen hususlardan doğan uyuşmazlıklar ticari dava olarak görülür. TTK'nın 5/1. Maddesine göre, ticari davalara bakmakla görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir. 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Eldeki davada, davalı sigorta şirketine, zarara sebep olduğu ileri sürülen aracın zorunlu trafik sigortacısı olması sebebiyle husumet tevcih edilmiştir. Sigorta hukuku TTK'nın 6. kitabında 1401 vd. maddelerinde, zorunlu sorumluluk sigortası ise 1483 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu durumda, TTK'da düzenlenen hususlardan olduğu veçhile, uyuşmazlık ticari dava olarak Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülecektir ve davanın mahkememizde ikame edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur (Bkz: Yargıtay (Kapatılan) 17. HD.nin 14.10.2019 tarih ve 18839/9369 sk.). 2918 s. KTK'nın 97. maddesinde öngörülen "davadan önce sigorta şirketine müracaat" zorunluluğuna ilişkin dava şartı itirazına gelince; Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin sapma göstermeyen ilke ve uygulamalarına göre, davanın ikamesinden evvel sigorta şirketine müracaat koşulu, tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir (Bkz: Yargıtay (Kapatılan) 17. HD.nin 11.12.2018 tarih ve 4932/12056 sk.). Eldeki davada, sigorta şirketine yapılan müracaatın mahkememiz tensip ara kararı üzerine, yani davanın ikamesinden sonra yapıldığı görülmektedir. Dava şartına ilişkin eksikliğin davanın ikamesinden sonra da olsa giderildiği anlaşıldığına göre, davalı vekilinin bu yöne ilişkin itirazı yersizdir. 6100 s. HMK'nın 16. maddesinde "Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir." hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, 2918 s. KTK'nın "Hukuki Sorumluluk ve Sigorta" başlıklı sekizinci kısmının beşinci bölümünde "Ortak Hükümler" ana başlığı altında "Yetkili Mahkeme" alt başlıklı 110. maddesinde ise; "Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir" ifadesine yer verilmiştir. HMK'nın haksız fiillerde yetkiyi düzenleyen anılan 16. maddesinde esasen HMK'nın 7/I-2. cümlesindeki düzenleme anlamında kesin yetkinin sözkonusu olmadığı da açıktır. Bir dava için birden fazla (genel ve özel) yetkili mahkeme varsa, davacı, bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Eldeki davada, hem davacının yerleşim yeri hem de davaya konu kazanın gerçekleştiği yer Samsun olduğuna göre davanın mahkememizde ikame edilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur; davalı vekilinin bu yöne ilişkin itirazı yerinde değildir. Zamanaşımı def'ine gelince; 2918 s. KTK'nın 109. maddesinin ilk iki fıkrası; "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir." şeklindedir. Buna göre, KTK'nın 109/2 maddesi, 6098 s. TBK'nın 72/1.maddesi c.2'ye koşut bir hüküm içermektedir. Anılan maddeye göre; tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır. 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesi gereğince ve 5237 s. TCK'nın 66. maddesine göre, bir kazada bir ölü dahi olsa zamanaşımı süresi 15 yıl, bir veya birden fazla yaralı varsa 8 yıl, aynı kazada hem ölü hem de yararlı varsa ölenler ve yaralananlar bakımından zamanaşımı süresi 15 yıldır (Çelik, Ç. Ahmet, Trafik Kazalarında tazminat ve Sigorta Hukuk ve Ceza Sorumluluğu, Seçkin Yayınevi, 1.Baskı, s.787). Eldeki davada, kaza 14.05.2020 tarihinde gerçekleşmiş ve davacının babası vefat etmiştir. Sigortalı araç sürücüsünün eylemi taksirle ölüme sebebiyet verme suçunu oluşturduğuna göre, kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 s. TCK'da öngörülen 15 yıllık ceza zamanaşımı süresi dolmamıştır. Kaldı ki, dava 2 yıllık zamanaşımı süresinde açılmıştır. Davanın esasına gelince; toplanan delillerden, davaya konu kazanın 14.05.2020 tarihinde ve davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile davacının babası ...'ye çarpması şeklinde gerçekleştiği ve ...'nin ölümü ile souçlandığı, kazanın %20 oranında ...nin ve %80 oranında davalı ...'in kusuru ile gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bir insanın ölümü hukukî anlamda bir zarar olmamakla beraber, bu yüzden yine de bazı zararlar meydana gelmiş olabilir. İşte TBK'nun 53. maddesinin öngörmüş olduğu hal, ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme bağlamaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı TBK'nun 53. maddesinde düzenlenmiş olup "ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar" ölüm halinde uğranılan zararlar arasında sayılmıştır. Yasa metninden de anlaşılacağı gibi destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. Yani haksız bir eylem sonucu desteğini yitiren kimse TBK'nun 53. maddesine dayanarak uğradığı zararın ödetilmesini isteyebilir. Ancak, destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmesi için öncelikle ölen ile destekten yoksun kalan arasında maddi yönden düzenli ve eylemli bir yardımın varlığı gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 21.04.1982 gün, 979/4-1528 E., 412 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi; "BK'nın 45. (TBK m. 53) maddesinde sözü geçen destek kavramı hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır, sadece eylemli ve düzenli olarak geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların olağan akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde destek sayılabilmek için yardımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli bir biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterli görülür." Bununla birlikte destekten yoksun kalan kimse devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içerisinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı kişi, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, bakılanın ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir. Davalı, destekten yoksun kalmadan ileri gelen somut zararı gidermek zorundadır. Bu nedenle tazminat hesabından önce zarar tutarını belirlemek gerekir. Amaç zarar görenin malvarlığındaki eksilmeyi giderme olduğuna göre, ölüm nedeniyle desteğini yitirenin elde ettiği çıkarlar varsa, bunların zarar tutarından indirilmesi gerekir. Aksi halde zarar görenin malvarlığında olaydan önceki duruma göre bir artış meydana gelmiş olur. Buradaki amaç zarar gödenin malvarlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümden önce yaşam düzeyini sürdürebilme olanağı tanımaktır. O halde hangi nedene dayanırsa dayansın, desteğini yitiren kişi ölümden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme olanağına sahip ise destekten yoksunum zararından söz edilemez. Bakım ihtiyacını azaltan her ne olursa olsun onun indirilmesi gerekir. Bu indirim tazminattan değil zarar miktarı üzerinden yapılır. Yani ölüm nedeniyle elde edilen yarar uğranılan zarardan indirilip gerçek zarar belirlenmelidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarih ve 3 sayılı kararının gerekçesinde de "Destekten Yoksun Kalma Tazminatının eylemin karşılığı olan bir ceza olmayıp, ölüm sonucu ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek ve yaşamının desteğin ölümünden önceki düzeyde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde kendine özgü bir tazminat olduğu" hususu vurgulanmıştır. Destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin bu temel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, babası ...'nin desteğinden yoksun kaldığı iddiasıyla davacı tarafından destek tazminatı talep edilmiş ise de, davacının kaza tarihinde 35 yaşında olduğu, çalışmaya ve kendi geçimini sağlamaya engel bir halinin, özel bakımı gerektirecek derecede sakat veya iyileşmeyen bir hastalığının ya da fiziksel bir engelinin bulunmadığı, boşanma tarihinden yaklaşık 4 ay sonra düzenlendiği anlaşılan sosyo-ekonomik durum araştırma tutanağına göre kendisine ait evde ailesiyle birlikte yaşadığı ve kira vermediği anlaşılmaktadır. Bir an, davacının boşandıktan sonra babası ile yaşayacağı kabul edilse bile, destek ile birlikte oturmak ve bekar ya da dul olmak tek başına destekten yoksun kalma tazminatı isteme hakkı doğurmaz. Çalışmasını engelleyen bir özrü veya sağlık sorunu olduğu konusunda somut bir kanıt bulunmayan davacının destekten yoksun kaldığı kabul edilemez. Nitekim, Yargıtay (Kapatılan) 17. HD.nin 05.12.2016 tarih ve 13858/11121 sk. ile 12.06.2014 tarih ve 5645/9699 sk.nda, ayrıca Yargıtay 4. HD.nin 07.03.2011 tarih ve 3482/2380 sk.nda aynı şekilde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu sebeplerle, somut olayda destekten yoksun kalma tazminatı koşullarının gerçekleşmediği değerlendirilmiş, bu yöne ilişkin maddi tazminat talebi reddedilmiştir. Yargılama giderleri ile davadan önceki zorunlu arabuluculuk ücreti davacıya yüklenmiştir. Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli ve tarafların kusur durumu da gözönünde tutularak 6098 s. TBK'nun 56. maddesindeki özel haller dikkate alınarak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, TMK'nun 4. maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür. Somut olayda; işaret edilen hususlar dahilinde inceleme yapılmış, müteveffanın ve davalı ...'in kazadaki kusur oranları ile müteveffanın ölüm şekli, paranın kaza tarihindeki alım gücü ve tarafların sosyo-ekonomik durumları gibi hususlar hep birlikte değerlendirilmiş, kazada babasını kaybeden davacı yararına 20.000-TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Davalı işleten ve sürücü vekili, müteveffanın evsiz barksız olduğunu, davacının müteveffa babası ile ilgilenmediğini ve konuşmadığını, manevi yönden zarara uğramadığını ileri sürmüş ve kovuşturma aşamasında dinlenen tanık beyanlarından müteveffanın evsiz barksız olduğu ve hastane köşelerinde kaldığı, yani ailesinden ayrı yaşadığı anlaşılmış ise de, davacı neticede babasını yitirmiştir ve müteveffanın araç altında kalarak can vermiş olması karşısında davacının manevi zarara uğradığının kabulü gerekmektedir. Nitekim, benzer bir olaya ilişkin İzmir BAM 4. HD.nin 05.12.2017 tarih ve 1042/1310 sk.nda aynı şekilde değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu sebeplerle, manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A-Maddi Tazminat davası hakkında olmak üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 80,70-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 54,40-TL'nin mahsubu ile bakiye 26,30-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan tüm masrafların, maddi tazminat talebi ile ilgili olduğu anlaşıldığından, davacı üzerinde bırakılmasına, 4-Davalılar, davayı vekil marifetiyle takip ettiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre belirlenen 1.000-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Zorunlu Arabulucuk sürecinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.360-TL arabulucuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 6-Gider avansından kullanılmayan kısmın karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, B-Manevi Tazminat davası hakkında olmak üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile; i-20.000-TL'nin kaza tarihi olan 14.05.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... ile ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, ii-Fazlaya ilişkin taleplerin reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gerekli 1.366,20-TL karar ve ilam harcından peşin alınan 683,10-TL'nin mahsubu ile bakiye 683,10-TL'nin davalı ... ile ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından ödenen 683,10-TL'nin davalı ... ile ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı, davayı vekil marifetiyle takip ettiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre belirlenen 5.100-TL vekalet ücretinin davalı ... ile ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalı ... ile ..., davayı vekil marifetiyle takip ettiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ye göre belirlenen 5.100-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak anılan davalılara verilmesine, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde, mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer emsal mahkemeye verilecek bir dilekçe ile Samsun BAM'da istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi, anlatıldı. 17/01/2022 Katip ... Hakim ... 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 5'inci maddesi kapsamında e-imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Samsun Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/763, K. 2022/48, T. 17.01.2022, www.arakarar.com/karar/samsun-asliye-ticaret-mahkemesi-2020-763-e-2022-48-k-92731b6ff916