İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/311 E. 2024/276 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2021/311
Karar No
2024/276
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2021/311 Esas KARAR NO: 2024/276 DAVA: Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 30/04/2021 KARAR TARİHİ: 02/04/2024 Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili firma ile davalı arasında 23.05.2018 tarihinde Sosyal Güvenlik Prim Teşviklerine ilişkin danışmanlık hizmet sözleşmesi imzalanmış olduğunu ve İşbu sözleşmede sosyal güvenlik prim teşvikine ilişkin yapılacak başvuru ve sürecin takibi hususunda tarafların hak ve yükümlülükleri düzenlenmiş olduğunu ve İlgili sözleşmede tarafların hak ve yükümlülükleri ayrı başlıklar altında ve tek tek sayıldığını, davalının ilgili sözleşmeyi okuyarak imzaladığını, sözleşmede yer alan tüm şart ve koşulları özgür iradesi ile kabul ettiğini, Sözleşmenin ''Genel Şartlar'' başlıklı beşinci maddesinin ''L'' bendinde " Müşteri tarafından e-posta, e-bildirge şifreleri veya yetkili personel değişikliğinin bildirilmemesi, teşvik kapsamına dahil olup da her ayın 15'ine kadar bilgilendirme yapılmaması, danışman tarafından bildirilen teşvik kapsamındaki kişilerin bilgilerinin yasal süresi içerisinde -------- bildirilmemesi hallerinde danışman sözleşmeyi tek taraflı feshetme yetkisine haizdir." hükmüne yer verilmiş olduğunu ve bununla beraber ilgili sözleşmenin ''Süre ve Fesih'' başlıklı altıncı maddesinde Müşterinin mükellefiyetlerini sözleşmede yer alan süreler dahilinde, yerine getirmesindeki herhangi bir gecikme hali, danışmana akdi fesih hakkını verir. Fesih tek taraflı gerçekleşse bile sözleşme imzalanmasından 3 yıl boyunca alacağı tüm teşvikleri veya hakedişleri müşteri danışmana şartsız koşulsuz öder." hükmüne yer verildiğini, sözleşmenin imzalanması sürecinde yapılan istişareler sırasında müvekkili firma davalı tarafa işbu sözleşme süresince tarafına düşen yükümlülükleri yerine getirebilmesi adına davalı taraf ile işbirliği içerisinde çalışmanın gerekliliği, bu nedenle davalı tarafın da gerekli hassasiyeti göstermesi gerektiği hususunda bilgilendirmeler yaptığını ve müvekkili firmanın sigorta teşvik sistemi hususunda danışmanlık hizmetini gereği gibi yapabilmesi adına davalı firmanın e-posta ve e-bildirge şifrelerini düzenli olarak müvekkili firmaya bildirmesi gerekmekte olduğunu ve ilgili hususun sözleşme imzalanma sürecinde ve de sözleşme imzalandıktan sonraki süreçte davalı tarafa özellikle bildirildiğini ve ilgili hususa ilişkin hassasiyet öncelerde davalı firma tarafından gösterilmekteyken; daha sonraki süreçte şifrelerin müvekkili firmaya bildirilmesi hususunda çeşitli sorunların ortaya çıktığını, ve müvekkili firma tarafından davalı firmanın uyarıldığını, ancak uyarılara cevap verilmediğini, davalı ile kurulan danışmanlık hizmet sözleşmesi gereğince hak edilen danışmanlık hizmet bedeli tutarlarının davalının sözleşmeye aykırı davranışları nedeniyle tahsil edemediğini ve ilgili hususun müvekkili firma adına maddi kayba sebebiyet verdiğini belirterek müvekkilinin gördüğü zararlar ve muhtemel kazanç kaybı için fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın sözleşmeyle kararlaştırılan 23.05.2018 tarihinden itibaren yasal faiziyle ve sözleşme imzalanmasından itibaren 3 yıl boyunca alacağı tüm teşvikleri veya hakedişleri tutarlarının davalıdan alınarak müvekkili firmaya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 17/11/2023 tarihli ıslah dilekçesinde, 108.883,54 TL tazminat zararının 1.000,00 TL'si için dava tarihinden "107.883,54 TL si için ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davalı müvekkilinin, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin son bulduğu 04.09.2020 tarihine kadar danışmanlık hizmeti aldığını, taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığını, müvekkili şirketin danışmanlık hizmeti aldığı her dönem için davacı şirkete ödeme yaptığını, davacı tarafından sunulan sözleşmenin imzalandığı tarihte, şirketin çift imza ile temsil edildiğinden ve o tarihte şirketi temsile yetkililerden biri olan ---------- ait imza inkarı bulunduğundan bu sözleşme esas alınarak uyuşmazlık konusunun çözülemeyeceğini ve danışmanlık hizmeti alındığı süre zarfında davacıya ödenmesi gereken tüm bedellerin ödenmiş olduğunu ve yapılan tüm ödemelerin müvekkili ticari defterlerine işlendiğini, yapılacak defter incelemesi ile bu husus anlaşılacağını ve müvekkilinin ticari defterleri incelendiğinde, 4.9.2020 tarihinden sonra ticari defterlerde ve cari hesaplarda bir hareketlilik olmadığını ve davacının müvekkili davalının kötü niyetli davrandığı ve kendilerini maddi zarara uğrattığı iddiasının yerinde olmadığını ve cari hesap ekstreleri ve ticari defterler incelendiğinde müvekkili davacı şirkete düzenli olarak ödeme yaptığı ve bu konudaki yükümlülüğünü yerine getirdiğinden kötü niyetli davranmadığının açık olduğunu ve davacının, davalı müvekkili yükümlülüklerini yerine getirmemesi sebebi ile ihtarname yolladıklarını iddia etse de, davacı tarafından dilekçe ekinde sunulan ihtarnamede tarih, imza, ne şekilde düzenlendiği ve davalı müvekkiline tebliğ edilip edilmediğine ilişkin hiçbir bilgi yer almadığını ve bununla beraber sunulan ihtarnamenin içeriğini de kabul etmediklerini ve dava dilekçesi ekindeki ihtarnamenin hükme esas alınmaması gerektiğini ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin sona ermiş olması kötü niyet ve kusur iddiasını ispatlamaya tek başına yeterli olmadığı gibi, bu sebeple davacı tarafın nasıl bir zarara uğradığına ilişkin somut bir delil de davacı tarafından dosyaya sunulmadığını ve davacının ticari hayatta birçok zarara uğradığını iddia etse de bu zararın neye ilişkin olduğu müvekkili davalının anılan zarara ne şekilde sebebiyet verdiği ve zararının ne kadar olduğuna ilişkin hiçbir açıklama yapmadığını ve tüm iddialarının mesnetsiz kaldığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava; hukuki niteliği itibariyle taraflar arasında akdedilen danışmanlık sözleşmesinin davalı tarafça ihlal edildiği iddiasıyla davacının yoksun kalınan kar ve uğranılan zararların tahsili talepli tazminat davasıdır.Mahkememizce dosyanın mali müşavir ve nitelikli hesap uzmanı bilirkişiden oluşturulacak heyete tevdi edilerek rapor alınmasına karar verilmiş, alınan 04/01/2022 tarihli raporun sonuç kısmında,"Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden: Davacının incelenen 2018-2019-2020 yılı ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, 2021 yılına ilişkin---------- onaylı beratlarının süresinde alındığı, TTK ve VUK hükümlerine uygun tutulduğu, Raporumuzun 4.a-2 kısmında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere davalı tarafından defter-belge ibraz edilmediğinden inceleme yapılamadığı,Davacı Alacağı Yönünden: Raporumuzun 5.1 Davacının Muhtemel Kazanç kaybı kısmında ayrıntılı olarak açıklanıp hesaplandığı üzere; davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin geçerli olduğu kabulü, davalıdan muhtemel kazanç kaybını talep edebileceğinin kabulüne göre; davacının sözleşme bitiş tarihine kadar --------- teşvik primlerinden sözleşmede kararlaştırılan yüzdelik orana göre muhtemel kazancının 8.176,16 TL olabileceğinin hesaplandığı"Yönünde görüş bildirmiştir.Rapor taraflara tebliğ edilmiş, tarafların itirazları doğrultusunda ek rapor alınmasına karar verilmiş, alınan 27/04/2023 tarihli raporun sonuç kısmında,"Defterlerin Usulüne Uygun Tutulup Tutulmadığı Yönünden: Davalı şirkete ait 2018 yılına ilişkin defterlerin, şirket ortağının ayrılması sebebiyle ticari defterin ayrılan ortak ve mali müşavirinde kalması nedeniyle temin edilemediğinden incelenemediği, 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapıldığı, TTK ve VUK hükümlerine göre usulüne uygun tutulduğu, Tarafların ticari defterlerinin karşılaştırılmasında, her iki şirketin ticari defterlerinin de birbiriyle uyumlu olduğu, davacı şirket tarafından düzenlenen faturaların davalı şirkette, davalı şirket tarafından yapılan ödemelerin de davacı şirket defterlerinde kayıtlı olduğu, 04.09.2020 tarihi itibariyle borç-alacak bakiyesinin bulunmadığı,Tarafların İtirazları Yönünden: Taraf vekillerinin itirazlarına ilişkin detaylı bir şekilde açıklamalar 3-Genel Değerlendirme bölümünde yapılmış olup, hukuki itirazlara ilişkin değerlendirmelerin Sayın Mahkemeye ait olduğu, Bilirkişi heyeti kök raporumuzun 5.1 Davacının Muhtemel Kazanç kaybı kısmında ayrıntılı olarak açıklanıp hesaplandığı üzere; davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin geçerli olduğu kabulü, davalıdan muhtemel kazanç kaybını talep edebileceğinin kabulüne göre hesap yapılmış olduğundan, bu hususta kök rapor kanaatlerinin aynen geçerli olduğu" Yönünde görüş bildirmişlerdir.Sözleşmeye aykırılık hallerinde taraflar sözleşmenin feshini talep edebililecği gibi müspet zararların tazminini de isteyebilir.TBK m. 123-126 hükümleri, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde bir tarafın asli edimi bakımından borçlu temerrüdüne düşmesi halinde karşı tarafa (alacaklıya), temerrüdün genel sonuçlarına göre ek imkânlar tanımaktadır. TBK m. 125 ile alacaklıya, ifa ve gecikme tazminatı dışında borcun ifasından vazgeçip, ifa etmeme nedeniyle tazminat isteme veya sözleşmeden dönme haklarını tanımaktadır. Ancak alacaklının bu imkânlardan faydalanabilmesi birtakım şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Bunlar: karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme bulunması, borçlunun temerrüde düşmesi ve kural olarak alacaklının, borçluya ek bir süre (önel=mehil) vermiş olmasıdır.TBK m. 123’e göre, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan biri mütemerrit olursa, diğer taraf borçluya borcu ifa etmesi için uygun bir süre verebilir veya böyle bir sürenin verilmesini hâkimden isteyebilir. Ek süre verilmesi, alacaklının borçluyu belirli bir tarihe kadar borcunu ifaya davet eden bir irade beyanıdır.Ancak bazı hallerde alacaklının, borçluya ek süre vermesine gerek olmayıp bu haller TBK m. 124’de düzenlenmiştir. Borçlunun durum ve tutumundan süre verilmesinin etkisiz kalacağı anlaşılmaktaysa, borçlunun temerrüdü sonunda borcun ifası alacaklı için faydasız hale gelecekse veya kesin vade söz konusuysa alacaklının kural olarak ek süre vermesine gerek bulunmamaktadır.Alacaklının seçimlik haklarını, özellikle tazminat ve dönme haklarını kullanabilmesi için borçlunun kusurlu olarak temerrüde düşmesi gerekmektedir. Borçlunun aleyhine bir kusur karinesi mevcuttur. Borçlu, ancak kusursuz olduğunu ispat etmek suretiyle bu karineyi çürütebilir.Alacaklı ifa yerine tazminat istemiş fakat borçlu kusuru olmadığını ispat ederek tazminat borcu doğmadığını ortaya koymuşsa, alacaklı doğmayan bir hakkı seçmiş konumuna düşecektir. Bu takdirde, alacaklı hiçbir hakkını henüz kullanmamış gibi hala ifayı ister durumda sayılacak, eğer sözleşmeden dönmek isterse yeniden ek süre vererek bu sürenin sonunda sözleşmeden dönebilecektir.Yukarıda da açıklandığı üzere, temerrüde rağmen alacaklı, her zaman borçludan, borçlanılan edimin aynen ifasını ve gecikme tazminatını talep edebilecektir. Borçlar Kanunu m. 106/II’ de alacaklıya tanınan bir diğer seçimlik hak ise sözleşmeden dönerek menfi zararın tazminini talep etmektir. Alacaklı borçluya aynen ifa ve gecikme tazminatını istemediğini derhal bildirerek sözleşmeden dönebilir. Alacaklı ifadan vazgeçip, sözleşmeden döndüğünü beyan ederse, borç ilişkisi geriye etkili olarak ortadan kalkacaktır. Menfi zarar, sözleşmenin kurulamamasından veya geçersiz olmasından doğan zarardır. Bir başka deyişle, sözleşmenin kurulduğuna veya geçerli olarak kurulmuş bulunduğuna duyulan güvenin boşa çıkmasından doğan bir zarar söz konusudur.TBK m. 108/II gereğince; borçlu temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispat edememesi halinde akdin hükümsüzlüğünden kaynaklanan zararı tazmin etmek zorundadır. Dönme üzerine borçlunun ödeyeceği tazminata konu zarar ise alacaklının uğramış olduğu menfi zarardır. Bir başka deyişle, borçlunun menfi zararı tazmini için kusuru bulunmalıdır. Menfi zarar, alacaklının fiili zararı ile yoksun kaldığı kârı kapsar.Bununla birlikte alacaklının müspet zararın tazminini istemesi halinde sözleşme muhafaza edilip, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi devam etmekle birlikte, sözleşmenin içeriği değişecek ve sözleşmenin içerdiği asli edim yükümlülüğü yerine tazminat ödeme yükümlülüğü geçecektir. Burada, alacaklı sözleşmeden dönmemiştir ve bunun sonucu olarak taraflar edimlerini yerine getirecektir. Ancak, borçlunun ifaya ilişkin ediminin yerini, alacaklı lehine müspet zararın tazmini almaktadır.Müspet zarar, alacaklının borçlanılan edimin sözleşmeye uygun olarak ifa edilmesine ilişkin menfaatinin gerçekleşmemesi sebebiyle uğradığı zarardır. Borca konu edim sözleşmeye uygun ifa edilmiş olsaydı alacaklının malvarlığının içinde bulunacağı durum ile borcun ifa edilmemesi halindeki mevcut durumu arasındaki fark “müspet zarar” olarak tanımlanır. İfa etmeme nedeniyle alacaklıya tanınan tazminatın konusunu alacaklının ifadaki menfaati oluşturur. Davacı 23.05.2018 tarihinde davalı tarafla aralarında aktedilen danışmanlık sözleşmesinden kaynaklı olarak davalı borçlulunun sözleşme gereklerini yerine getirmediğinden bahisle müspet zararlarını ve cezai şart alacağının talep etmektedir.Davalı ise taraflar arasında yazlı bir sözleşme bulunmadığını sözlü bir sözleşme ilişkisinin bulunduğunu,buna göre davacı taraftan danışmanlık hizmeti aldıklarının ve hizmet aldıkları dönem için danışmanlık bedellerinin ödendiğini,davacı tarafça dosyaya sunulan sözleşmedeki iki imzadan birinin müvekkiline ait olamdığını,bu bakımdan sözleşmenin geçeresiz olduğunu iddia etmiştir.Öncelikle taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin var olup olmadığı hususu varsa bunun geçerli olup olmadığı hususunun çözüme kavuşturulması gereklidir. Davalı taraf ,davacı tarafça dosyaya sunulan 23.05.2018 tarihli danışmanlık sözleşmesindeki imzanın müvekkiline ait olmadığını oysa ki o dönemde şirketin işlemlerinin geçerlilik kazanabilmesi için çift imza şartının gerekli olduğunu beyan etmiştir.Gerçekten de sözleşmenin yapıldığı döneme ait ticaret sicil kayıtları celbedildiğinde şirket oratkalrından ------- ve-------- birlikte şirketi temsile ve borçlandırmaya yetkili kılındıkları görülmüştür. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bu durum karşısında istikrar kazanmış yargı içtihatlarına göre -------- Esas Numaralı ---------- Karar Numaralı kararında; ‘’6098 sayılı TBK’nın 40. maddesinde yetkili bir temsilci tarafından diğer bir kimse ile yapılan sözleşmeden doğan alacak ve borçların o kimseye ait olacağı düzenlenmiştir. Buna göre yetkili değil ise, imzalayan şahsen sözleşmeden sorumlu olur. Aynı Kanun’un devam eden 46. maddesinde de bir kimse yetkili olmadığı halde başkası adına hukuki işlem yapmışsa, temsil edilen kişi icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmayacağı belirtilmiştir. Bu temsilci yetkisiz olsa dahi temsil olunanın sonradan icazet vermesi ya da kendi adına yapılan hukuki işlemi benimsemesi halinde baştan itibaren hukuki işlem geçerli ve temsil olunanı bağlayıcı olacaktır.’’ ifadeleri yer almaktadır.-------- Numaralı kararında ‘’Borçlar Kanunu’nun 38.maddesi gereğince yetkisiz bir kimsenin yapmış olduğu sözleşmeye temsil olunanın onay vermesi durumunda o sözleşme, temsil olunanı bağlayıcı olur ve sözleşmeden doğan hak ve borçlar temsil olunana intikâl eder. Yetkisiz temsilcinin yaptığı işleme ya da sözleşmeye temsil olunan tarafından verilen onay, biçime bağlı olmayan, yönetilmesi gerekli tek yanlı bir irade bildirimi olup, açık olabileceği gibi örtülü de olabilir. Davalı sözleşmeyi imzalamadığı halde yetkisiz bir kimse tarafından imzalanmış olsa dahi o sözleşmeyi kullanarak bir hukuksal işlem yapmış ise yetkisiz temsile onay vermiş sayılır ve sözleşme kendisini bağlayıcı olur.’’ ifadeleri yer almaktadır.Bir başka kararında Yargıtay “Sözleşmeyi imzalamadığı halde yetkisiz bir kişi tarafından imzalanmış bir sözleşmeyi kullanarak bir hukuksal işlem yapmış olan kimse, yetkisiz temsile onay vermiş sayılır ve sözleşme kendisini bağlayıcı olur.” kararını vermiştir. Bu karar örtülü kabulü tanımlamıştır. Buna göre temsil olunan yetkisiz temsilcinin imzaladığı sözleşmeye dayanarak bir işlem yaparsa yetkisiz temsilcinin yetkisizliği ortadan kalkar ve temsil olunan sözleşmeyi onamış olur. Yine Yargıtay bir kararında “Yetkisiz temsilde temsil edilenin, yetkisiz temsilcinin kendi adına imza almasına ses çıkarmayarak, yetkisiz temsil imzasının sonuçlarını yüklendiği durumlarda sorumluluğu vardır.” diyerek örtülü onamayı benimsediğini ve bu yolla icazet verilen durumlarda temsil olunanın sözleşmeyle bağlı olduğunu açıklamıştır.Yukarıdaki içtihatlardan da anlaşılcağı üzere davalı tarafında kabulünde olduğu üzere danışmanlık sözleşmesinden kaynaklı borçlar davacı tarafa, davalı tarafça kendilerine ihbar bildirimi yapıldığı tarihe kadar ödenmiştir.Bu bakımdan sözleşmedeki imza davalı şirket yetkilisi --------- ait olamasa bile sözleşmeye dayalı olarak ödemelerin yapılması,davacı tarafça çekilen ihtara bu yönde bir karşı çıkışlarının olmaması husuları birlikte değerlendirlidiğinde artık çift imza bulunmadığından bahisle sözleşmeninin geçersiz olması taraflar arasındaki ticari taaamüllere ve TMK nın 2 maddesinde tanımlanan iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil eder.Diğere taraftan davacı tarafça davalıya çekilen ihtarnamede sözleşmenin feshinden bahsedilmemiş, bilakis sözleşmenin ifası için davalı tarafın üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi talep edilmiştir.Yurıda da açıklandığı üzere sözleşmeye bağlı cezai şartın talep edilebilmesi için sözleşmenin feshi şarttır. Nitekim davacı dava dilekçesinde de müspet zararları ile birlikte kararlaştırlan cezai şartı talep etmesi de sözleşmenin fesh edilmediğini göstermektedir.Bu bakımdan davacının cezai şart talep hakkı bulunmamaktadır.Diğer taraftan dosyadaki tüm biligi ve belgeler incelendiğinde davacının üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirilmesi için davalın şifrelerine ihtiyaç duyduğu bu durumun danışmanlık sözleşmesinde de kararlaştırıldığı, buna rağmen davalı tarafın bir süre şifre paylaşımı yaptıktan sonra bunu bıraktığı ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği anlaşılamktadır.Bu bakımda davacının sözleşmenin ayakta tutulması ile birlikte müspet zararlarının tazmini talep hakkı vardır.Yaptırlan bilirkişi incelenmesinde taraflar arasındaki sözleşmenin 36 ay olduğu 22 ayının ifa edildiği bu süre boyunca davacının ortalama aylık kazancının 493,93 tl olduğu,geriye kalan 14 aylı dönem için talep edebileceği alacak miktarının 8.176,16 olduğu değerlendirielerek bu miktar üzerienden davacının müspet zarar tazminat talebinin kabulüne, cezai şart tazminatı talebinin ise yukarıda açıklanan gerekçeler ile reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 8.176,16-TL müspet zarar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-Davacının cezai şart tazminatı talebinin reddine, 3-Alınması gereken 558,51-TL harcın davacı tarafından yatırılan 59,30-TL peşin harç, 1.860-TL ıslah harcı toplamı olan 1.919,30-TL harçtan mahsubu ile artan 1.360,79-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından harcanan 59,30-TL peşin harç, 59,30-TL başvuru harcı, 499,21-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 617,81-TL harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından harç dışında harcanan 3.743,50TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan (%07,51 Kabul, %92,49 Ret) 281,13-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı tarafından harcanan 1.500,00TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesaplanan (%07,51 Kabul, %92,49 Ret) 1.387,35-TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hesaplanan 8.176,16-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hesaplanan 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-6325 sayılı Kanun'un 18-A/13. bendi uyarınca ---------- tarafından karşılanan 1.320,00-TL zorunlu arabuluculuk ücretinin kabul ret oranına göre hesaplanan 99,132-TL'sinin davalıdan 1.220,86-TL'sinin davacıdan alınarak Hazineye gelir olarak kaydedilmesine, 10-Tarafların artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde kendilerine iadesine, Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 02/04/2024

Atıf: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2021/311, K. 2024/276, T. 02.04.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-3-asliye-ticaret-mahkemesi-2021-311-e-2024-276-k-d3263afd39de