İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/592 E. 2025/22 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2019/592
- Karar No
- 2025/22
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/592 KARAR NO : 2025/22 DAVA : Menfi Tespit-Alacak DAVA TARİHİ : 05/12/2013 KARŞI DAVA TARİHİ : 25/12/2013 KARAR TARİHİ : 09/01/2025 Mahkememizde görülmekte olan menfi tespit ve alacak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde, davalı/karşı davacı şirket tarafından davacılar/karşı davalı aleyhine ... 14. İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası ile 1.300,000,00 TL alacak için icra takibi yapılmış olduğu, icra takibine dayanak olarak 10.11.2013 tanzim, 22.11.2013 vade tarihli 1.700.000,00 TL bedelli bir adet bononun gösterilmiş olduğu, davacıların/karşı davalı takibe konu edilen bonodan dolayı alacaklı şirkete hiçbir borcu bulunmamakta olduğu, davacı/karşı davalı şirket ile davalı/karşı davacı şirket arasında 2013 yılı içinde toplam 12 adet mangan cevheri alım-satım sözleşmesi imzalanmış olduğu, bu sözleşme ile davacı/karşı davalı şirket davalı/karşı davacı şirkete manganez cevheri satmış olduğu, sözleşmelere istinaden davalı/karşı davacı şirket tarafından davacı/karşı davalı şirkete avans olarak ödemeler yapılmış olduğu, yapılan bu ödemelerden dolayı ileride alım satıma konu manganez cevherinin teslim edilmemesi halinde verilen paraların geri alınmasının temini bakımından davalı/karşı davacı şirkete şirket yetkilisi davacı/karşı davalı ... tarafından davaya ve takibe konu edilen bono verilmiş olduğunu, davacı/karşı davalı şirketin, sözleşme gereğince teslimi gereken mangan cevherlerinin tamamının davalı/karşı davacı şirkete teslim edilmiş olduğu, satıma konu edilen mangan cevherinden dolayı oluşan bedeller için fatura düzenlenerek davalı/karşı davacı şirkete gönderilmiş olduğu, davalı/karşı davacı şirketin parasını ödeyerek teslim almadığı mangan cevheri bulunmamakta olduğunu, davalı/karşı davacı şirket tarafından davaya konu bonoda belirtilen 1.700.000,00 TL'nin hiçbir zaman nakit olarak davacı/karşı davalı/karşı davacı şirkete veya yetkilisi ...'e ödenmemiş olduğu, taraflar şirket olduğu için tüm işlemlerini ticari defterlerine yansıtmak zorunda olduğu, ticari kayıtlarında yer almayan hususların varlığından söz edilemez olduğu, takibe konu edilen bononun 1.700.000,00 TL bedelli olmasına rağmen davalı/karşı davacı şirket tarafından 1.300.000,00 TL alacak için icra takibi yapılması, bononun gerçek olması halinde hiçbir şirketin 400.000,00 TL alacaktan vazgeçmeyeceği gerçeği karşısında takibe konu bononun gerçek bir alacağın bulunmadığını göstermekte olduğunu, taraf şirketler arasında mangan cevheri alım-satımı dışında ticari bir ilişki olmamış olduğu, davalı/karşı davacı şirket almış olduğu mangan cevheri için yapmış olduğu ödemeler dışında davacı/karşı davalı şirkete borç olarak herhangi bir para vermemiş olduğu, takibe konu edilen bonoda belirtildiği gibi davacı/karşı davalı şirket davalı/karşı davacı şirketten 1.700.000,00 TL borç almamış olduğu, davalı/karşı davacı şirketin davacı/karşı davalı şirkete bonoda belirtilen tarihlerde 1.700.000,00 TL ödeme yapmadığı hususu davalı/karşı davacı şirket ticari defterleri ve kayıtları üzerinde yapılacak olan incelemeden de ortaya çıkacak olduğunu belirlenecek teminat karşılığında icra veznesine yatırılacak paranın dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesine, davanın kabulü ile davacıların ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasına konu 10.11.2013 tanzim, 22.11.2013 vade tarihli 1.700.000,00 TL bedelli bonodan dolayı borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesine, takip alacaklısı davalı kötü niyetli olduğu için davacı lehine % 20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Asıl dosyada davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı/karşı davacı şirket ile davacı/karşı davalı şirket arasında 2013 yılı içerisinde muhtelif tarihlerde mangan cevheri alım satımı konusunda sözleşmeler akdedilmiş olduğu, fakat huzurdaki uyuşmazlık konusunun 27.09.2013 tarihinde imzalanan mangan cevheri alım satım sözleşmesinden kaynaklanmakta olduğu, işbu sözleşme uyarınca davacı şirketin edimlerini zamanında yerine getirmemiş olduğu, sözleşmenin 6.maddesi uyarınca 01.10.2013 tarihine kadar teslim etmekle yükümlü olduğu manganez cevherini davalı/karşı davacının tüm uyarı ve taleplerine rağmen teslim etmemiş olduğu, davacı/karşı davalı şirketin dilekçesinde belirtmiş olduğunun aksine davalı/karşı davacının ticari defter ve kayıtlarında da uyuşmazlık konusu mangan cevherlerinin teslim alındığına dair bir kayıt bulunmadığı gibi kayıtlarda yer alan malların teslimine ilişkin bir fatura da bulunmamakta olduğunu, davalı/karşı davacı ise kendi üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, sözleşme konusu manganez cevherinin satım bedelini sözleşmenin 7.maddesinde belirtildiği şekilde ödemiş olup, sözleşmenin imzalanmasından sonra ... Bankası A.Ş. ... Şubesine ait, 10.10.2013 tarih ve 220.000 USD bedelli ve 14.10.2013 tarih ve 220.000 USD bedelli çeklerin davacı/karşı davalı şirkete teslim edilmiş olup bu çeklerin davacıya ödenmiş olduğu, yine sözleşmenin 7.maddesi uyarınca satılan malın KDV’sini oluşturan 30.10.2013 tarihli 78.480 USD ve 30.01.2013 tarihli 78.480 USD bedelli çeklerin davacı/karşı davalı ya teslim edilmiş olup halen çeklerin davacının/karşı davalı uhdesinde bulunmakta olduğu, davalı/karşı davacı şirket resmi defter ve kayıtlarına göre 1.524.879,22 TL alacaklı olduğunu, davalı/karşı davacı firmanın davacı/karşı davalılar aleyhine ... 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ...D.İş sayılı dosyası üzerinden ihtiyati haciz başvurusu yapılmış ve mahkemece haklı talebin kabul edilmiş olduğu, ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyası üzerinden de, borçlular aleyhine icra takibi işlemleri başlatılmış olduğu, söz konusu icra dosyası 13.12.2013 tarihinde tahsil edilmek sureti ile infaz edilmiş olduğu, takip aşamasında fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak sureti ile 1.300.000 TL alacak ve alacağa bağlı takip giderleri ve faiz talebinde bulunulmuş olduğunu, davalı/karşı davacının alacaklı olduğu miktar konusunda davacı/karşı davalı ile bir kısım elektronik posta yazışmaları yapılmış olduğu, bu yazışmalar esnasında davalı/karşı davacı şirket çalışanlarından bir kişinin kasti olarak hatalı mail attığı tespit edilmiş, hatta bu kişinin davacı/karşı davalı ...'in hissedar olduğu dava dışı Mater Madencilik şirketinde müdür olarak görev yaptığının tespit edilmesi üzerine bu kişinin iş ilişkisinin derhal sona erdirilmiş olduğunu, davalı/karşı davacı şirketin davacı/karşı davalı şirketten 21.10.2013 tarihi itibari ile resmi kayıtlara göre 1.136.382,22 TL, sözleşme gereği % 20 teslim edilmeyen mal bedeli cezası 87.680 USD karşılığı 181.497,00 TL, sözleşme ihlali nedeni ile 100.000 USD ceza bedeli olarak 207.000,00 TL olmak üzere 1.524.879,22 TL olduğu, bu alacağın 1.300.000,00 TL lik kısmı icra takibine konu edilmiş ve tahsil edilmiş olduğu, davalı/karşı davacı şirket davacı/karşı davalılardan 224.879,22 TL alacaklı durumda olduğunu, davacıların/karşı davalıların davasının reddine, davacı/karşı davalılar aleyhine İİK’nun 72.maddesi uyarınca % 20'den az olmamak üzere tazminat yükletilmesine, davalı/karşı davacı halen alacaklı olması nedeni ile karşı davanın kabulü ile 224.879,22 TL alacağın tespitini, dava tarihi ile ticari faiz oranında hesaplanacak faizi ile birlikte alacağın davacı/karşı davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, taraflar arasındaki sözleşmenin ifa edilmemesi ve mangan cevherlerinin davalı/karşı davacı ya teslim edilmemiş olması nedeni ile bedelsiz kalan ... Bankası ... Şubesine ait 30.12.2013 tarihli 78.480 USD bedelli ... nolu çek ve ...ranti Bankası ... Şubesine ait 30.01.2014 tarihli 78.480 USD bedelli ... nolu çek hakkında çek bedellerinin ödenmemesi ve çek bedellerinin tahsilinin durdurulması amacı ile ihtiyati tedbir kararı verilmesini, mahkeme aksi kanaatte olur ise çeklerin icraya konulması halinde uygun bir teminat mukabilinde icra takiplerinin durdurulmasını, yargılama masrafları ve vekalet ücretlerinin davacı/karşı davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkememizce uyuşmazlık konusuyla ilgili yargılama sonucunda oluşturulan 08/12/2016 T....E. ...K.sayılı kararında; "taraflar arasında 12 adet mangan cevheri satımı konusunda sözleşme imzalandığı, davacı karşı davalı defterlerinin; tasdiklerindeki eksikler nedeniyle sahibi lehine delil niteliğinin bulunmadığı, davacı kayıt ve defterlerine göre 31.11.2012 itibariyle 1.500.110,57 TL alacaklı olduğu, ancak bu bakiyenin gerçeği yansıtmadığı, çünkü 100.000 USD = 178.440,00.-TL 320.000 USD = 645.792,00.-TL olarak hesaplandığı, oysa; dolar kuru 1.7905 olduğundan 320.000USD.nin 572.960,00.-TL olarak alınması gerektiği, 779.500,00.-TL ödeme yapıldığı halde defterlere kaydedilmediği, bu nedenle: 178.440 + 572.960+ 779.500 =1.530.900,00.-TL hesabı ile 31.12.2012 itibariyle davalının 30.789,43.-TL alacaklı olduğu, VUK. 280 maddesi gereğince yapılacak kur değerlemesi olan 11.545,20.-TL bakiyeden düşüldüğünde davalı karşı davacının, 30.789,43 - 11.545,20 = 19.244,23.-TL alacaklı olduğu, 2013 yılında yapılan işlemlerle (31.12.2013 itibariyle) davacının 1.275.130,62.-TL alacaklı göründüğü, ancak bu durumun gerçeği yansıtmadığı, çünkü 18.2.2013 tarihli 200.000 USD tutarlı tahsilatın davalı karşı davacı şirket ile ilgisinin olmadığı, hatalı işlem olduğu, 8.5.2013 tarihli 5.400.000.-USD havale ve 8.7.2013 tarihli Halk Bankası'na yapılan ödemenin yasal defterlere işlenmediği, böylece fazladan 1.269.128,37.-TL giriş yapılmış olduğu, 12 sözleşme gereğince davacının teslim etmesi gereken cevher miktarının 39.000 MT olduğu, teslim edilen cevherin 38.773,75 MT olduğu, davalı karşı davacının ihraç ettiği cevher miktarının ise 37.208,21 MT olduğu, takip talebinde 1.300.000,00.-TL asıl alacak olmak üzere ferileriyle birlikte 1.300.661,68.-TL talep edildiği, icra dosyasına 13.12.2013 itibariyle 1.492.360,00.-TL ödeme yapıldığı, bu tutarın davalı karşı davacının kayıtlarına 1.289.070,75.-TL olarak geçirildiği, davalı karşı davacı kayıt ve defterlerine göre; ticari defterlerin usulüne uygun olduğu, sahibi lehine delil niteliğinin bulunduğu, 2012 yılına ait kayıtlar yönünden taraflar arasında ihtilaf olmadığı, 2013 yılı kayıtlarına göre davalı karşı davacı şirketin 31.11.2013 itibariyle davacı karşı davalı şirkete 152.688,53.-TL borçlu olduğu ancak bu bakiyenin gerçeği yansıtmadığı, çünkü davalı karşı davacının elinde olmayan malı ihraç etmiş gibi kayıt bulunduğu, davacı karşı davalının 20.10.2013 tarih ve 017052 nolu faturanın kayıtlara işlenmediği, (teslim alınan cevherin 35.773,75 MT, ihraç edilen cevherin 37.208,21 MT olarak göründüğü) işlenmeyen faturanın hesaba dahil edilmesi durumunda; 1.057.326,22.- 1.021.482,58.- 35.843,64.-TL 79.056,00.-TL 114.899,64.-TL alacaklı olması gerekirken kayden 1.136.382,22.-TL alacaklı gözüktüğü, 17.12.2013 tarihinde İcra Dairesine yapılan 1.492.360.-TL ödeme ile davalının takip konusu alacağımdan 1.174.171,11.-TL fazladan tahsilat yaptığı anlaşıldığı, davacı karşı davalı tarafından satışı yapılan maden cevherinin teslimi olgusunun kanıtlanması ile ilgili olarak; bilirkişi raporunda ifade edildiği üzere esas itibariyle tarafların ticari defter ve belgelerindeki hatalı kayıtların hesaba katılmaması durumunda taraflar arasındaki uyuşmazlığın 20.10.2013 tarihli 017052 nolu 1.201.482,58.-TL (516.840,00.-USD) tutarlı fatura üzerinde yoğunlaştığı, davalı karşı davacı bu fatura kapsamındaki maden cevherini almadığını iddia etmiş ise de bu faturayı teslim aldığı, fatura için BA formu düzenleyerek Vergi Dairesi'ne bildirdiğinin sabit olduğu, bu fatura kapsamındaki malın teslim edildiğinin davalı karşı davacı şirket çalışanı ...'nin e-mail yazışmaları ile teyit edildiği, davalı karşı davacının kendi çalışanının davacı karşı davalı ile işbirliği içinde olduğunu iddia etmiş ise de yapılan bilirkişi incelemesiyle ihtilaf konusu fatura kapsamındaki bir kısım maden cevherini ihraç ettiğinin davalı karşı davacı ihracat kayıtlarıyla sabit olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde malın teslim edildiği, faturaya itiraz edilmeksizin kayıtlara alındığı, hatta fatura kapsamındaki malın ihraç edildiği, bu faturanın BA formu ile vergi dairesine beyan edildiği anlaşılmıştır. Bu olgular karşısında sonradan tek taraflı beyanla vergi dairesine bildirimde bulunarak formun iptalinin teslim olgusunun kanıtlanmış olmasına etkili olmadığı gerekçeleriyle asıl davada, davanın kısmen kabulü ile 1,174.171,11.-TL istirdadına, karşı davanın ise reddine" şeklinde gerekçe oluşturmak suretiyle hüküm oluşturmuştur. Verilen bu hükme yönelik ise gerek asıl davada ve gerekse karşı davadaki taraf vekillerinin istinaf talepleri üzerine inceleme yapılmıştır. Yapılan istinaf incelemesi sonucunda İstanbul BAM 16.HD'nin 17/10/2019 T. ...E. ... K.sayılı gerekçeli kararında; "Asıl dava,menfi tespit ve istirdat istemine ilişkin olup karşı dava ise menfi tespit ve alacak isteminden kaynaklanmaktadır. Tarafların manganez madeni ile ilgili alım satım ilişkisi içinde oldukları ihtilafsız olup, ihtilafın 2013 yılı ticari ilişkisi ve bu kapsamda 20/10/2013 tarihli ve 1.201.482,58 TL ( 516.840 USD ) bedelli fatura içeriğindeki malların teslim edilip edilmediği ve buna göre davacının bakiye alacağı bulunup bulunmadığı ile davalı yanın takibe konu ettiği senedin mahiyeti ve bu senetten kaynaklı bir alacak/borç hususu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Yapılan bilirkişi incelemesi neticesi rapor ve ek rapor alınmış ancak her iki raporda da davalar talepler açısından denetime elverişli hesaplamalar içeren , davanın ve karşı davanın bağımsızlığı ve ayrı ayrı hüküm kurulmasına elverişli hesap yöntemi ve incelemeleri içeren raporlar olmadığı, varılan nihai hesaplamaların denetlenebilir olmadığı mahkemenin sonuca esas aldığı miktarların izahının net ve denetlenebilir olmadığı, bu nedenle rapor ve ek raporun uyuşmazlığın muhasebesel çözümünde yetersiz kaldığı görülmektedir. Ayrıca sözleşmelerde satın alınan mamülün kuru/ yaş olarak hangisinin dikkate alınacağı hususundaki hükümlerin karar yerinde tartışılmadığı da görülmüştür. Bu nedenle konusunda uzman farklı bir heyetten alınacak ve denetime elverişli yeni rapor alınarak oluşacak sonuca göre hüküm verilmesi gerektiğinden hüküm kurmaya elverişli olmayan rapor ile hüküm verilmesi isabetli olmadığından davalı/karşı davacı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına davacı karşı davalı vekilinin istinaf talebinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir." şeklinde hüküm oluşturmak suretiyle davalı-karşı davacının istinaf başvurusu kabul edilmiş, karar kaldırılmış, buna mukabil davacı-karşı davalı vekilinin istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına dair hüküm oluşturmuştur. Mahkememizce istinaf incelemesi sonrası yapılan incelemede ise "karşı davaya konu olan 78.480USD bedelli çekler yönünden karşı dava dilekçesinin 8.maddesine göre menfi tespit davası açılmış olduğu anlaşılmakla, karşı davanın açıldığı tarih itibariyle karşı davaya konu olan alacak talebi dışında menfi tespit davasına konu bu miktarlar ile ilgili peşin harcın depo edilip edilmediğinin öncelikle karşı davacı vekilince iki hafta içinde açıklamasına, gerekirse bu yöne ilişkin harç eksikliğinin karşı davacı vekilince giderilmesine, gerekirse müteakip duruşmada Harçlar Kanunu m.27, m.30, m.32 hükümleri gereği menfi tespit davasına ilişkin talep ile ilgili davacı vekiline kesin süre verilmesine, asıl davaya ve karşı davaya konu olan kambiyo evrakları nedeni ile ödeme var ise hangi belge için, hangi tarihte, kime, kaç TL ödendiği hususunu müştereken açıklamak üzere taraf vekillerine iki hafta süre ve imkan tanınmasına, bu suretle talep konusunun belirli hale getirilmesine" dair ara karar oluşturulmuştur. Yine yargılama aşamasında "karşı davaya konu olan 78.480,00-TL bedelli çekler yönünden karşı dava dilekçesinin 8. maddesine göre menfi tespit davası açılmadığının kabulü ile karşı davacı vekilinin sunmuş olduğu 05/03/2020 tarihli açıklayıcı dilekçesi karşısında karşı davaya sadece ve sadece 224.879,22-TL miktarlı alacak davası olarak devam olunmasına, bu çerçevede karşı dava yönünden HMK m.31 hükmü uyarınca belirsizliğin giderildiğinin bildirilmesine" karar verilmek suretiyle belirsizlikler dahi giderilmiştir. Öte yandan yapılan yargılamada asil ... vekilinin vefat beyanı karşısında mirasçılık belgesini sunmak, mirasçılardan vekaletname almak ve bu suretle davacı ... yönünden mirasçıların tam ve eksiksiz şekilde davada taraf olmasını sağlamak açısından vekile öncelikle yetki ve süre verilmesine dair ara karar oluşturulmuştur. Ne var ki yargılama aşamasında vekil, ... mirasçısı asil ... ile ilgili davayı takip edeceğini açıklamıştır. Bunun üzerine "asıl dosyada davacı ... mirasçısı ... adına dava takip olunmakta ise de kural olarak ... terekesinin iştirak halinde mülkiye hükümlerine tabi olması karşısında asıl davanın davacı ... mirasçısı ... tarafından takibi noktasında diğer ... mirasçılarından muvafakat almak veya gerekirse tereke temsilcisi atamak üzere asıl dosya davacısı ... mirasçısı ...' e gelecek duruşmaya kadar süre ve imkan tanınmasına" dair ara karar oluşturulmuştur. Ara karar oluşturulmasını müteakiben ise asil ... mirasçılarından diğer iki kişinin mirası reddettiklerine dair kesinleşmiş karar sunmaları karşısında ise artık asıl davadaki davacı sadece ... ile ... mirasçısı ...'den ibaret hale gelmiştir. Bu arada daha önce davacı-karşı davalı şirket vekilinin vekillikten istifa dilekçesi usulüne uygun ve ihtaratlı şekilde şirkete birden fazla tebliğ edilmiştir. Yapılan tebligatlara rağmen asıl dosyada davacı olan şirket davayı takip etmemiş, vekil ise atamamıştır. Hatta bu noktada yapılan ihtaratlara rağmen asıl dava ve karşı dava şirket tarafından takip edilmediğinden ve esasen asıl dosyadaki davalı vekili dahi adı geçen şirket yönünden kendilerinin dahi bu davayı takip etmeyeceklerini açıklamış olması karşısında asıl dava dosyasındaki davacı konumunda olan şirketin asıl dosyadaki davalı aleyhine açmış olduğu davada, taraflarla sınırlı olmak üzere HMK m.150 hükmü uyarınca ve 07/10/2021 tarihi itibariyle işlemden kaldırma kararı oluşturulmuştur. Bu suretle asıl dava-karşı dava dosyası yönünden usuli belirsizlikler, eksiklikler ve çelişkilerin tam olarak giderilmesi sağlanmıştır. BAM tarafından kararın kaldırılması karşısında ise "asıl dava dosyasındaki menfi tespit talebine konu olan bononun nakden verilmediği ve sözleşme gereği verildiği hususunun asıl dosya davalısı tarafından ikrar edilmesi, yine asıl davanın davalısı tarafından sunulan cevap dilekçesinin 1/4 maddesinde davalı ...nin, davacı ...nin sözleşme uyarınca teslim etmesi gereken malları eksik teslim etmiş olması nedeni ile zararlarının olduğu, bu nedenle alacaklı olduğu beyanı ile asıl davaya konu olan bu bononun sözleşme kapsamında da davalıya verildiği ve nakden verilmediği açığa çıkmış olmakla yapılacak araştırmalar saklı kalmak üzere bu hususların yapılacak tahkikatta bu şekilde tartışmasız kabul olunması, asıl dosyada davalıya sözleşme gereği eksik mal teslim edilip edilmediği, bu nedenle asıl dava dosyasında davalının alacaklı olup olmadığı, ayrıca karşı davaya konu olan alacak kalemleri nedeni ile mal teslim miktarları çerçevesinde karşı davalıdan alacak talep edilip edilemeyeceği, yine buna göre sözleşme gereği %20 mal bedeli cezası ile sözleşmenin ihlali nedeni ile 100.000USD ceza bedeli talep edilip edilemeyeceği; yine asıl davada dayanak bononun asıl dosya davalısına verilme nedeninin yukarıda açıklanan hususlar olduğu dikkate alındığında asıl dosya davalısının bonodan dolayı alacak hakkının bulunup bulunmadığı ve asıl davada davacının buna göre menfi tespit davası açmakta haklı olduğu miktarın mevcut olup olmadığı, var ise miktarın ne olduğu hususlarının incelenmesi" yapılacak bu incelemelerde BAM kararında açıklandığı üzere konusunda uzman farklı bir heyetten ve aynı zamanda önceki raporların uyuşmazlığın muhasebesel çözümünde yetersiz kaldığı kabulü dikkate alınarak atanacak farklı bir bilirkişi kurulu marifetiyle araştırma yapılması hususlarının ara karar sonuçlarına göre ve müteakip duruşmada takdirine dair ara karar oluşturulmuştur. Mahkememizce tespit olunan uyuşmazlık konularında atanan bilirkişi kurulunun 01/03/2022 tarihli raporunda "davalı-k.davacının tüm ticari ilişki kapsamında mal teslimi için fazladan yapmış olduğu, ödemeler nedeniyle (eksik mal teslimi sebebiyle) davacı-k.davalıdan 332.989,85 USD alacaklı kaldığı, davalı-k.davacının sözleşme kapsamında eksik teslim edilen mallar için talep edebileceği % 20 mal bedeli cezasının 40.177,16 USD olduğu, davalı-k.davacının sözleşme kapsamında eksik teslim edilen mallar için talep edebileceği cezai şart tutarının 100.000,00 USD olduğu, davalı-k.davacının nihai olarak davacı-k.davalıdan asıl dava ve karşı dava tarihi itibariyle aşağıda icmal olarak gösterildiği şekilde toplamda 473.167,01 USD alacaklı olduğu, bu tutarın dava tarihindeki TL karşılığının 967.863,11 TL, karşı dava tarihindeki TL karşılığının ise 984.755,18 TL olduğu, fazla ödeme / eksik mal tesliminden kaynaklı cari hesap alacağı 332.989,85 USD sözleşme gereği % 20 teslim edilmeyen mal bedeli cezası alacağı 40.177,16 USD sözleşme gereği cezai şart alacağı 100.000,00 USD toplam 473.167,01 USD hesaplanan alacak miktarına göre; asıl dava yönünden bakıldığında 1.700.000,00 TL bono miktarı dikkate alındığında 732.136,89 TL borçlu olunmadığı, icra takibinde bonoya dayalı 1.300.000,00 TL asıl alacak talep edildiği dikkate alındığında ise 332.136,89 TL tutarında borçlu olunmadığı, karşı dava yönünden bakıldığında 1.524.879,22 TL toplam alacaktan icra takibine konu edilen 1.300.000,00 TL asıl alacak düşüldükten sonra 224.879,22 TL alacak talep edilmekle bu miktarda talep edilebilir herhangi bir alacağın bulunmadığı" şeklinde görüş bildirmişlerdir. Yargılamanın bu yönde devam ettiği aşamada ve asıl dosyada davacı ... mirasçısı ... vekili tarafından asıl davanın takip olunmadığı gibi asıl davanın davalısı tarafından dahi davanın takip olunmadığı anlaşılmakla, 06/07/2023 tarihi itibariyle ve adı geçen davacı ... mirasçısı ... ve davalı şirket yönünden HMK m.150 hükmü uyarınca asıl davanın işlemden kaldırılmasına dair ayrıca karar oluşturulmuştur. Böylece davayı açan ve takip eden aktif sıfat sahibi her iki davacı tarafından asıl dava takip olunmadığı gibi asıl dosyadaki davalı şirket tarafından dahi davanın takip edilmeyeceği açıklanmıştır. Bu halde asıl davadaki tüm taraflar yönünden 06/07/2023 tarihi itibariyle dava dosyası bir bütün olarak işlemden kaldırılmıştır. Karşı dava dosyası yönünden ise karşı dosya davacısının itirazlarının karşılanmasına yönelik talebin kabulü takdir olunmuştur. Bunun üzerine aynı bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 06/11/2023 tarihli raporda "rapor içerisinde açıklanan gerekçelerle karşı davanın davacısının kök rapordaki karşı davaya yönelik olarak itirazlarının kök rapordaki tespit, değerlendirme ve hesaplamalarda değişiklik yaratmadığı, Mahkemece karşı davanın davacısının dayanmış olduğu SGS kayıtlarına delil olarak itibar edilmesi ve teslim edilen / edilmeyen mal miktarının ihracat beyannameleri yerine bu kayıtlara göre belirlenmesi gerektiğinin değerlendirilmesi durumunda SGS kayıtları referans alınarak yapılan hesaplamaya göre karşı davanın davacısının karşı davada karşı davalıdan 75.607,08 TL miktarında alacak talep edebileceği" şeklinde görüş bildirmişlerdir. Bu arada malzeme konusunda ehil makine mühendisi bilirkişinin teknik yardımı ile karşı davacı vekilinin itirazında da belirtilen "SGS" firmasının sektörel açıdan bir uluslararası gözetim firması olup olmadığı, sektörel açıdan konunun ve işlevinin ne olduğu hususlarının üzerinde öncelikle durulması, akabinde taraflar arasındaki sözleşmenin varlığı ve her iki tarafça dahi dayanılmış olması dikkate alındığında adı geçen 27/09/2013 tarihli bu sözleşmenin 3-1-c hükmündeki" NEM" başlıklı bölümde yer alan düzenlemenin resen gözetilmesinin Yargıtay ve doktrince benimsendiği kabul olunarak ve ayrıca hükmün genel bir delil sözleşmesi niteliğinde dahi olduğunun göz önünde tutulması, esasen bu hükmün hesaplamaların hangi ölçüye dair yapılacağına dair bir sözleşme hükmü niteliği bulunması, karşısında, karşı davacı vekilinin bu yöne ilişkin itirazları dikkate alınarak ve adı geçen sözleşme hükmü doğrultusunda karşı davacının iddia etmiş olduğu alacak miktarının SGS'nin kayıtları referans almak suretiyle hesaplanması amacıyla bilirkişi kurulundan ek rapor alınmasına dair ara karar oluşturulmuştur. Mahkememizce oluşturulan ara karar üzerine aynı bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 10/06/2024 tarihli ek raporda "mahkemece karşı davanın davacısının dayanmış olduğu SGS kayıtlarına delil olarak itibar edilmesi ve teslim edilen / edilmeyen mal miktarının ihracat beyannameleri yerine bu kayıtlara göre belirlenmesi durumunda SGS kayıtları referans alınarak yapılan hesaplamaya göre karşı davanın davacısının karşı davada karşı davalıdan 75.607,08 TL miktarında alacak talep edebileceği" şeklinde görüş bildirmişlerdir. Buna göre asıl dava ve karşı davada ayrı başlıklar halinde ve iki farklı yargısal değerlendirme yapılacaktır. 1-Öncelikle belirtmek gerekir ki asıl dava dosyasının işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren ve üç ay geçtiği halde taraflarca HMK m.150 hükmü uyarınca yenileme dilekçesi sunulmamıştır. Asıl dava dosyasının işlemden kaldırıldığı tarihten hüküm tarihine kadar üç aylık sürenin geçtiği, bu davanın da yenilenmediği anlaşılmakla davacı ... ile davacı ... 'in tek mirasçısı konumundaki ... tarafından davalı aleyhine açılan davanın HMK m.150 hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Öte yandan asıl davadaki davacı ...'in diğer mirasçıları ise açılmamış sayılma kararı verilmeden önce kesinleşen mahkeme kararı yönünde mirası reddetmişlerdir. Kesinleşen mahkeme kararı gereği mirasın reddolunması, Yargıtay uygulamaları karşısında mirası reddeden diğer mirasçılar yönünden davanın aktif dava ehliyeti yokluğundan reddolunması sonucunu doğurmaktadır. Bir başka deyişle kesinleşen mahkeme kararı uyarınca mirasın reddolunduğu tarih itibariyle bu mirasçılar yönünden dava şartı ortadan kalkmıştır. Dava şartı, yargılamanın her aşamasında mevcut olması gereken şartlar olmakla bu şartın ortadan kalktığı tarih itibariyle artık oluşan hukuki durum çerçevesinde karar verilmelidir. Yani artık aktif dava ehliyeti olmayan, mirası reddeden kişiler yönünden işlemden kaldırma kararı ve açılmamış sayılma kararı verilmesi usulen mümkün değildir. Bu halde davada taraf dahi olmayan aleyhine açılmamış hükmü dahi kurulamaz. Diğer yandan asıl davada tarafların İİK m.72 hükmüne dayalı tazminat talepleri üzerinde dahi durulmalıdır. Davanın yasal dayanağını oluşturan, İcra İflas Kanunun 72. maddesinde, “ (Değişik madde: 18/02/1965 - 538/43 md.)Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir.İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.(Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmiden aşağı olamaz.Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir.Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir.Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur.” hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda asıl davada davalı aleyhine uygulanan bir tedbir olsa dahi dava, davalı lehine ret ile değil açılmamış sayılma kararı ile sonuçlanmıştır. Yukarıda anılan hüküm karşısında asıl dosyanın davacıları yani borçluları menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğunun hükmen anlaşılması ve bunun tespit edilmesi mümkün olmaktan çıkmıştır. Sonuç olarak menfi tespit davasında açılmamış sayılma kararı verilmesi durumunda asıl dosyadaki davacıların İİK m.72 hükmüne dayalı tazminat taleplerinin kabulü mümkün değildir. Nitekim açılmamış sayılmasına dair karar verilen menfi tespit davalarında davacı borçlular lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için takibin haksızlığının yanı sıra alacaklının kötü niyetli bulunması ve bu halin kararın niteliği gereği ispatlanamaması karşısında davacılar lehine ve davalı alacaklı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği benimsenmiştir. (Yargıtay 13.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Diğer yandan asıl dosyadaki davalı şirket aleyhine açılmış olan davada davalı alacaklının tazminat talebi üzerinde de durulmalıdır. Yukarıda anılan kanun hükmüne göre davalı alacaklı lehine verilmiş ve kesinleşmiş bir hüküm yoktur. Oysaki kanun koyucu bu tarzda bir hükmün verilmesi durumunda ancak davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebileceğine işaret etmektedir. En azından somut koşul vakıalardan biri budur. Oysaki bu şart gerçekleşmemiştir. Esasen gerekçesine ulaşılamasa dahi İİK m.72 hükmüne dayalı davada açılmamış sayılmasına dair karar verilmesi durumunda davalı alacaklı lehine İİK m.72 hükmüne dayalı tazminata hükmolunamayacağı benimsenmiştir. (Yargıtay 11.HD ... T. .... 1818K.sayılı karara atıf yapan ..., ..., ..., İcra İflas Kanunu Şerhi El Kitabı, Cilt 2, 1.Baskı, Madde 72 Şerhi) Kararın niteliği, mevcut talep ve şartların değişmesi karşısında ise asıl dosya yönünden artık mahkememizce daha önce verilmiş olan tedbirin 09/01/2025 tarihi itibariyle kaldırılması gerekmiştir. 2-Karşı davadaki uyuşmazlığın niteliği karşısında ise BAM kararı içeriği nedeniyle gerek muhasebesel ve gerekse teknik yönden inceleme yapılması zorunludur. Belirtmek gerekir ki "bilirkişi, özel ve teknik bilgiyi oluşturan tecrübe prensipleri hakkında hâkimde eksik olan bilgiyi veren ve bu tecrübe prensiplerine dayanarak, sabit olan bir olaydan sonuçlar çıkaran veya kendi özel bilgisine dayanarak uyuşmazlık konusu olayları tespit eden üçüncü kişi veya kişilerdir. (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, 6. Baskı, İstanbul 2001, s. 2621-2622; Atalay, Pekcanıtez; Usûl Medenî Usûl Hukuku, 15. Bası, İstanbul 2017, s. ...). Bilirkişi, incelemesi sonunda aydınlatılması istenen husus hakkında, kendisine yöneltilmiş olan sorulara cevap verir. Bilirkişi kendisinden istenen sorulara hasren bir inceleme gerçekleştirir. (Süha Tanrıver, Hukukumuzda Bilirkişilik, Ankara 2017, s. 110) Bilirkişi raporlarının gerekçeli olması gerekir. Gerekçe sayesinde hâkim ve taraflar, bilirkişi raporundaki sonucun doğru olup olmadığını denetleme olanağına sahip olurlar. (Ejder Yılmaz, Uygulamada Bilirkişilik ve Bilirkişi Raporları, Makaleler (1973-2013), 1.Cilt, Ankara 2014, s.823). Bilirkişi uzmanlık alanları dikkate alındığında bilirkişiler inceleme konularını tek tek ve gerekçeli şekilde ele almışlardır. Özellikle karşı davadaki şirketler arasında yapılan yazılı sözleşme içeriği, karşı davadaki alacak miktarının ne şekilde hesaplanacağı noktasında taraflar arasındaki yapılmış bir delil sözleşmesi niteliğindedir. Zaten ve bu nedenle sözleşmenin "3-1-c" hükmündeki düzenleme çerçevesinde karşı davada karşı davacının alacak miktarının tespiti muhasebesel ve teknik olarak hesaplanmıştır. Buna göre karşı davada davacının dayandığı SGS kayıtlarına delil olarak itibar edilmesi, teslim edilen ve eksik teslim olunan mal miktarının buna göre belirlenmesi durumunda tüm faturalara göre teslim edilen kuru mangan toplamı, SGK kayıtlarına göre ihraç edilen kuru mangan toplamı, teslim edilen kuru mangan miktarı, ayrıca teslim olunan mal miktarına göre fatura bedeli tespit olunmuştur. Yeni verilere göre hesaplamalar yapılmıştır. 10/06/2024 tarihli ek raporda "yeni verilere göre karşı dosya davacısının fazladan yaptığı ödemeler nedeniyle karşı dosya davalısından (7.331.926,14 USD – 6.838.352,38 USD) cari hesaptan dolayı 493.573,76 USD alacaklı kaldığının hesaplandığı, yine yeni verilere göre kök raporda yapılan açıklamalar ışığında eksik teslim edilen mal için % 20 oranında ödenmesi gereken ceza bedeli 40.177,16 USD olarak hesap ve tespit edildiği, kök raporda da ifade edildiği üzere eksik teslim nedeniyle koşulsuz olarak ödenmesi gereken cezai şart bedeli 100.000,00 USD olarak belirlendiği, yeni verilere göre yukarıda yapılan hesaplamalar ışığında karşı davanın davacısının dava ve karşı dava tarihi itibariyle karşı davanın davalısından detayları gösterildiği şekilde 660.968,23 USD alacaklı olduğunun hesap ve tespit edildiği, bu alacağın karşı davanın açıldığı 25/12/2013 tarihindeki TL karşılığı -bir önceki gün TCMB efektif alış kuruna göre- (660.968,23 USD x 2,0812 TL) 1.375.607,08 TL olarak hesaplandığı, karşı dava yönünden; yukarıda belirlenen 1.375.607,08 TL alacak miktarından icra takibine konu edilen 1.300.000,00 TL asıl alacak miktarı düşülerek karşı davanın davacısının karşı davanın davalısından (1.375.607,08 – 1.300.000,00) 75.607,08 TL alacaklı durumda olduğu hesap ve tespit edildiği" şeklinde bilirkişiler görüş bildirmişlerdir. Böylelikle karşı davada karşı davacının talep edebileceği alacak miktarı tespit edilmiştir. Öte yandan bilirkişi kurulunun hazırlamış olduğu ve mahkememizce itibar olunan 10/06/2024 tarihli rapora yönelik karşı davadaki taraf vekillerinin herhangi bir itirazı yoktur. Hatta karşı davadaki davacı vekili, 10/10/2024 tarihli duruşmada açıkça rapor doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini açıkça talep etmiştir. Bu hususun ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Yargıtay 6.HD'nin ...E....K.sayılı kararı; "Bu kapsamda HMK’nın 281. maddesi hükmü değerlendirildiğinde; bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile bilirkişi raporuna itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğacaktır. Başka bir anlatımla; bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı veya mahkemenin kendiliğinden gerekli görmesi üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır veya aynı bilirkişiden ek rapor alınır ve ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir. (KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753). (...) Fakat Yargıtayın yerleşik içtihatlarında; HMK’nın 281. maddesi ve 282. maddesi ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Bu durumda; hakimin HMK’nın 282. maddesi uyarınca, raporu diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceği ama bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi halinde ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından HMK’nın 281. maddesi gereği ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğu kabul edilmektedir. Ayrıca aleyhe olan hususların kabul edilmediği beyan edilse bile itiraz nedenleri gösterilerek ek ya da yeni rapor alınmasının talep edilmediği ve rapora göre karar verilmesinin talep edildiği durumlarda da usuli kazanılmış hakkın ortaya çıktığı benimsenmiştir. (Emsal, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 18.02.2021 tarih, ... esas,... karar sayılı ilamı, kapatılan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 13.09.2017 tarih, ...E. ...K.sayılı ilamı)" şeklindedir. Somut olayda, karşı dava yönünden davalı şirket mahkememizce itibar olunan 10/06/2024 tarihli rapora hiçbir şekilde itiraz etmemiştir. Bu suretle ek rapor veya yeni bir bilirkişi kurulundan yeni rapor alınmasını dahi talep etmemiştir. Bu durumda mahkememizce itibar olunan 10/06/2024 tarihli ek rapora yönelik asıl dosyada davalı olan şirketin herhangi herhangi bir itirazı mevcut olmadığından artık anılan ek raporda belirtilen miktarlardan daha düşük bir miktara hükmedilebilmesi öncelikle mümkün değildir. Bir başka deyişle, karşı davada davalı tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi durumunda davacı lehine usuli kazanılmış hakkın oluştuğu, bir anlamda raporun davacı lehine ve davalı aleyhine kesinleştiği mahkememizce kabul olunmuştur. Zaten karşı davada, davanın kısmen kabulüne; buna göre 75.607,08-TL'nin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen 75.607,08-TL alacağın karşı dava tarihi olan 25/12/2013 tarihinden itibaren ticari faiz olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin uygulanmasına, böylelikle davalı şirket aleyhine açılan davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Öte yandan karşı dava, ayrıca davalı ... aleyhine açılmıştır. Ne var ki karşı dava dilekçesinde dayanılan hukuki ilişki ve bu hukuki ilişki çerçevesinde asıl dosya davacısının davalı ...'den hak talep edebilmesi için öncelikle akdi ilişkinin varlığının senetle ispatlaması zorunludur. 6100 sayılı Kanun'un 200 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Yazılı delille (senetle) ispatı gereken hususlar, istisnalar dışında takdiri delillerle ve bu kapsamdaki tanık delili ile ispatlanamaz ise de bu hususların senet dışındaki yemin, ikrar ve ticari defterler gibi diğer kesin delillerle kanıtlanması mümkündür. Oysaki bu noktada karşı davada davalı olarak gösterilen ... ile karşı davacı olan şirket arasında herhangi bir akdi ilişkinin varlığı yazılı belge ile ispatlanamamıştır. Zaten karşı dosya davacı vekili dahi 28/11/2024 tarihli dilekçesinde karşı davayı sadece şirket aleyhine açtığını beyan etmiştir. Oysaki karşı dava dilekçesinden de anlaşılacağı üzere ... dahi davalı olarak gösterilmiştir. Bu şartlarda ...'in mirasını reddetmeyen tek mirasçı ... aleyhine açılan davada adı geçenin pasif sıfatı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Karşı davacının iddia ettiği sözleşme kapsamında, akdi ilişkinin ispat olunamaması nedeniyle sıfat yokluğundan eski deyimle husumetten dava red olmuştur. Bu nedenle davalı ... mirasçısı ... lehine AAÜT m.7/2 hükmü gereği tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarı geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunmuştur. Bu nedenle de adı geçen lehine nisbi miktarı geçmemek üzere maktu vekalet ücretine hükmedilmiştir. (Yargıtay 6.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Belirtmek gerekir ki daha önce açıklanan gerekçeler karşısında, karşı davada davalı olarak gösterilen ...'in diğer mirasçıları aleyhine açılan davanın ise pasif dava ehliyeti yokluğundan ret olunması gerekmiştir. Yapılan açıklamalar karşısında asıl davada davacı ... ile davacı ...'in tek mirasçısı konumundaki ... tarafından davalı aleyhine açılan davanın HMK m.150 hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına, davacı ...'in mirasçısı iken kesinleşen mirasın reddi kararı gereği mirası reddeden diğer tüm ... mirasçıları yönünden ise açılan menfi tespit davasının ise aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine, kararın niteliği uyarınca davacıların, İİK m.72 hükmüne dayalı tazminat taleplerinin reddine, davalı aleyhine uygulanan tedbir olsa dahi kararın niteliği karşısında Yargıtay uygulaması da gözetilerek davalının İİK m.72 hükmüne dayalı tazminat talebinin dahi reddine, verilen karar karşısında mahkememizce ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyası yönünden konulan tedbirin 09/01/2025 tarihi itibariyle kaldırılmasına; karşı davada, davacının davalı ... aleyhine açmış olduğu davanın kısmen kabulüne, buna göre bakiye 75.607,08-TL'nin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen 75.607,08-TL alacağın karşı dava tarihi olan 25/12/2013 tarihinden itibaren ticari faiz olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin uygulanmasına, davacının, davalı ... aleyhine açmış olduğu davada fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının, dava dilekçesinde adı gözüken davalı ... tek mirasçısı konumundaki ... aleyhine açmış olduğu davanın pasif sıfat yokluğundan, davalı ...'in mirasçısı iken kesinleşen mirasın reddi kararı gereği mirası reddeden diğer ... mirasçıları aleyhine açılan davanın ise pasif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; I.ASIL DAVA 1-Davacı ... ile davacı ...'in tek mirasçısı konumundaki ... tarafından davalı aleyhine açılan davanın HMK m.150 hükmü uyarınca açılmamış sayılmasına, Davacı ...'in mirasçısı iken kesinleşen mirasın reddi kararı gereği mirası reddeden diğer tüm ... mirasçıları yönünden ise açılan menfi tespit davasının ise aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine, 2-Kararın niteliği uyarınca davacıların, İİK m.72 hükmüne dayalı tazminat taleplerinin reddine, 3-Davalı aleyhine uygulanan tedbir olsa dahi kararın niteliği karşısında Yargıtay uygulaması da gözetilerek davalının İİK m.72 hükmüne dayalı tazminat talebinin dahi reddine, 4-Verilen karar karşısında mahkememizce ... 14. İcra Müdürlüğü'nün ...E.sayılı dosyası yönünden konulan tedbirin 09/01/2025 tarihi itibariyle kaldırılmasına, 5-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 615,40 TL harcın peşin alınan 21.031,75TL harçtan mahsup edilerek 20.416,35TL ilam harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılar ... ile ... mirasçısı ...'e iadesine, 6-Davacılar tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 7-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT gereği 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacılar ... ile ... mirasçısı ...'den müştereken ve müteselsilen alınarak tek olarak davalıya verilmesine, 8-Artan tüm avansların karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, II.KARŞI DAVA 1-Davacının, davalı ... aleyhine açmış olduğu davanın kısmen kabulüne, Buna göre bakiye 75.607,08-TL'nin davalı ...'nden alınarak davacıya verilmesine, Hükmedilen 75.607,08-TL alacağın karşı dava tarihi olan 25/12/2013 tarihinden itibaren ticari faiz olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizinin uygulanmasına, Davacının, davalı ... aleyhine açmış olduğu davada fazlaya ilişkin talebin reddine, Davacının, dava dilekçesinde adı gözüken davalı ... tek mirasçısı konumundaki ... aleyhine açmış olduğu davanın pasif sıfat yokluğundan, davalı ...'in mirasçısı iken kesinleşen mirasın reddi kararı gereği mirası reddeden diğer ... mirasçıları aleyhine açılan davanın ise pasif dava ehliyeti yokluğundan reddine, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 5.164,71 TL harcın, peşin alınan 3.840,40 TL ve 5.569,77 TL peşin harçtan mahsup edilerek bakiye 4.245,46 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından yatırılan 5.164,71 TL peşin harcın davalı ...nden alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından harcanan 420,00-TL tebligat posta masrafı, 24,30 TL başvuru harcı ile 12.500,00 bilirkişi ücreti toplamı 12.944,30 TL yargılama giderinin davanın kabul nispetine göre (%0,5) 647,21-TL yargılama giderinin ...nden alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 6-Dava kısmen kabul edildiğinden kabul edilen 75.607,08-TL üzerinden yürürlükte olan AAÜT gereği hesaplanan davacıdan 30.000,00-TL nispi vekalet ücretinin davalı ...nden alınarak davacıya verilmesine, 7-Dava kısmen red edildiğinden ve red nedeni karşısında yürürlükte olan AAÜT gereği 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'in tek mirasçısı ...'e verilmesine, 8-Artan ve kullanılmayan avansın yatıranlara iadesine, Kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul BAM nezdinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere vekillerin huzurunda ve oy birliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...