İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/997 E. 2026/70 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/997
Karar No
2026/70
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 23. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/997 Esas KARAR NO : 2026/70

DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 04/04/2026 KARAR TARİHİ : 14/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; Müvekkili ... A.Ş. ile davalı ... Şirketi arasında, 17.09.2024 tarihinde, ...konusu sözleşmenin tarafların uzun süren teknik görüşmeleri, saha incelemeleri ve karşılıklı mutabakatları neticesinde, her iki tarafın da özgür iradesiyle ve hiçbir tereddüt bırakmayacak açıklıkta imza altına alındığını, Davalı şirketin sözleşme öncesinde proje sahasını bizzat gördüğünü, yapılacak işin kapsamını tüm detaylarıyla incelediğini, teknik şartnameleri değerlendirdiğini ve hiçbir çekince ileri sürmeksizin işi üstlendiğini, ne var ki, sözleşmenin imzalanmasını müteakip geçen süreçte, davalı şirketin sözleşmeye bağlılık iradesinin yalnızca kâğıt üzerinde kaldığı, fiiliyatta ise ağır bir ihmal, yetersizlik ve organizasyon eksikliği içerisinde olduğunun açıkça ortaya çıktığını, İşin başlangıç safhasında dahi davalının sözleşme gereği derhal sağlaması gereken ekipman, teknik personel ve iş organizasyonunu kurmakta geciktiğini, sahaya zamanında mobilize olamadığını, müvekkili şirketin defaatle yaptığı yazılı ve sözlü uyarılara rağmen iş programına uygun bir ilerleme sağlayamadığını, şantiye kayıtları, personel giriş-çıkış verileri ve saha tutanakları incelendiğinde, davalının yükümlülüklerini yerine getirmekte ne denli yetersiz kaldığının tereddütsüz şekilde anlaşılacağını, Süreç ilerledikçe davalının bu yetersizliğinin daha da belirginleştiğini, sahada bulunması gereken teknik kadronun eksikliği, işçilerin denetimsizliği, gerekli sarf malzemelerinin temin edilememesi ve imalatların plansız şekilde yürütülmesi, projenin sağlıklı ilerlemesini ciddi şekilde sekteye uğrattığını, Buna rağmen müvekkili şirketin ticari ilişkinin devamı ve işin tamamlanabilmesi adına azami sabrı gösterdiğini, davalıya defalarca süre tanıdığını, eksikliklerini gidermesi için her türlü kolaylığı sağladığını, ancak davalı şirketin bu iyi niyetli yaklaşımı bir fırsat olarak değerlendirmek yerine, sorumluluklarını yerine getirmemekte ısrar ettiğini, sözleşme hükümlerini sistematik biçimde ihlal etmeye devam ettiğini, Nihayetinde sürecin davalının hukuka ve sözleşmeye açıkça aykırı, izahı mümkün olmayan bir davranışı ile telafisi güç bir noktaya ulaştığını, Davalı şirketin 2025 yılı Eylül ayı itibarıyla sahadaki personel sayısını oldukça azalttığını, Ekim ayında bu sayıyı neredeyse yok denecek seviyeye düşürdüğünü, 06.11.2025 tarihinde ise hiçbir bildirimde bulunmaksızın, hiçbir haklı sebep ileri sürmeksizin ve hiçbir hukuki prosedüre riayet etmeksizin sahayı tamamen terk ettiğini, Bu terk edişin yalnızca bir sözleşme ihlali değil; Türk Borçlar Kanunu anlamında açık bir temerrüt hali olduğunu, aynı zamanda ticari ahlakın ve güven ilkesinin ağır bir ihlali olduğunu, Davalının üstlendiği işi yarım bıraktığını, projeyi sahipsiz bıraktığını ve müvekkili şirketi hem teknik hem de mali açıdan son derece ağır bir yükün altına soktuğunu, Davalının sahayı bu şekilde terk etmesi üzerine müvekkili şirketin projenin tamamen durmasını ve telafisi imkânsız zararların doğmasını engellemek adına derhal harekete geçtiğini, davalının yarım bıraktığı işleri tamamlayabilmek için yeni alt yüklenicilerle anlaşmak, ek personel temin etmek ve ilave maliyetlere katlanmak zorunda kaldığını, Bu süreçte müvekkilinin yalnızca sözleşmesel yükümlülüklerini değil, aynı zamanda ticari itibarını da korumak adına olağanüstü bir çaba sarf ettiğini, Davalının sorumsuzca sahayı terk etmesinin en ağır sonuçlarından birinin ise işçi hakları bakımından ortaya çıktığını, Davalı şirketin kendi bünyesinde çalıştırdığı işçilerin maaşlarını, kıdem tazminatlarını ve SGK primlerini ödemeden sahayı terk ettiğini, bu kişilerin fiilen mağdur edildiğini, Müvekkili şirketin hiçbir hukuki zorunluluğu bulunmamasına rağmen, sırf bu insanların mağdur olmaması adına, söz konusu işçilik alacaklarını kendi öz kaynaklarından karşıladığını, davalının yerine geçerek onun borçlarını üstlendiğini, Nitekim taraflar arasında imzalanan protokol ile de bu hususun açıkça kayıt altına alındığını, davalıya ait işçilik ödemelerinin müvekkili tarafından yapılacağı ve bu ödemelerin davalının cari hesabına borç olarak işleneceğinin kararlaştırıldığını, Bu noktada önemle vurgulanmalıdır ki; müvekkili şirketin bu ödemeleri yapmasının bir yükümlülük değil, tamamen insani ve ticari sorumluluk bilincinin bir tezahürü olduğunu, Ancak davalı şirketin bu iyi niyetli yaklaşımı dahi istismar ettiğini, üstüne düşen borçları ödemek yerine inkâr yoluna gittiğini, Tüm bu sürecin sonunda taraflar arasındaki ticari ilişki, karşılıklı cari hesap kayıtlarına yansıdığını, yapılan ödemeler, hakedişler, davalı adına karşılanan işçilik giderleri ve diğer tüm kalemler dikkate alındığında, davalının müvekkili şirkete olan borcunun 35.822.604,27 TL olduğunun açıkça ortaya çıktığını, Davalı şirketin bu borcu ortadan kaldırmak veya azaltmak yerine, gerçeğe aykırı iddialar ileri sürerek sorumluluktan kaçmaya çalıştığını, kendi kusur ve ihmallerini gizlemek amacıyla hukuki süreci kötüye kullandığını, Oysa dosya kapsamındaki tüm belgeler, kayıtlar ve taraflar arasındaki yazışmaların davanın hakılılığını açıkça ortaya koyduğunu, bu nedenlerle Fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne ve artırım hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL cari hesap alacağının davalıdan tahsiline ve bu alacağın tespitine, Davalı aleyhine açıklanan nedenlerle ve rehinle de teminat altına alınmamış olan alacağımız için İİK'nun 257. Maddesi'nin aradığı şartlar gerçekleşmiş olduğunu, bu nedenle davalı firmanın taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasını, Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine, Fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle ;Huzurdaki davanın sıradan bir ticari alacak uyuşmazlığı olmadığını, Bu davanın kendi asli yükümlülüklerini ihlal eden, işin süresini ve kapsamını keyfi olarak değiştirerek müvekkili şirketi devasa bir zarara uğratan bir ana yüklenicinin (Erdemler), kendi yarattığı krizi müvekkiline fatura etme çabası olduğunu, Davacının dürüstlük kuralına (TMK m. 2) açıkça aykırı şekilde "sahayı terk ettiler" kurgusu üzerinden yapay bir mağduriyet yaratmaya çalıştığını, Taraflar arasındaki temel hukuki dayanak olan 17.09.2024 tarihli Sözleşme'nin 5.14.3. maddesinde, uyuşmazlıkların çözümünde "İstanbul Merkez (Çağlayan) Mahkemeleri ve İcra Daireleri"nin yetkili olacağının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kararlaştırıldığını, Her iki tarafın da tacir olduğunu ve HMK m. 17 uyarınca bu yetki sözleşmesinin geçerli ve bağlayıcı olduğunın tartışmasız olduğunu, Davacının, kendi talebini bu sözleşmeye dayandırmasına rağmen davasını yetkisiz olan Mahkemede açmasının usul kurallarını kötüye kullanma niyetinin ilk göstergesi olduğunu, Bu davanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 133'te düzenlenen "Karşı Dava" açma süresinin etrafından dolanmak amacıyla kurgulandığını, Taraflar arasında, aynı sözleşmeden ve aynı şantiye uyuşmazlığından kaynaklanan ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyasının zaten görüldüğünü, Davacı ... anılan .... E. sayılı davada esasa ilişkin cevap dilekçesini dahi kanuni iki haftalık süreyi geçirdikten sonra 31.03.2026 tarihinde sunduğunu, bu süre zarfında usulüne uygun bir karşı dava da açmadığını, Ana dosyada yasal süreyi kaçıran davacının bu sürenin bitiminden sadece birkaç gün sonra (04.04.2026 tarihinde) sırf kanuna karşı hile yapmak maksadıyla bu bağımsız davayı açtığını, Usul ekonomisi ve birbiriyle çelişen kararların çıkmasını engellemek adına, sıkı sıkıya bağlı bu iki uyuşmazlığın ilk açılan ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...E. sayılı dosyasında birleştirilerek görülmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu, Davacı tarafın iş bu dava dilekçesinde ileri sürdüğü tüm iddia ve ithamların kendilerince daha önce ikame edilen asıl alacak davasında tüm detaylarıyla ele alındığını, detaylıca açıklandığını ve aksine ihtimal bırakmayacak şekilde belgeleri ve yazışmalarla açıkça belgelendirildiğini ve ispatlandığını, Buna mukabil; davacının gerçekleri kasten tersyüz ederek, bulandırarak, mahkemeyi iğfal etme (yanıltma) gayreti, içine düştüğünü trajikomik çelişkiler ve haklılığı örtbas etmek adına başvurmuştur. Davacının sözleşmenin en başından itibaren asli edimleri olan onaylı uygulama projelerinin sunulması, yer tesliminin usulüne uygun yapılması ve malzeme tedarikindeki fahiş gecikmeler konularında defalarca resmi yazışmalarla uyarıldığını, Müvekkili tarafından gönderilen bu resmi ihtar ve uyarılara davacı tarafça bugüne kadar tek bir cevap dahi verilemediğini, Bu suskunluğun davacının kusurlu olduğunun zımni ikrarı olduğunu, Yazışmalardan da anlaşılacağı üzere, projenin en başından itibaren yaşanan aksaklıkların tek müsebbibinin davacı olduğunu, Taraflar arasındaki sözleşmenin "metre" birim fiyatı esaslı olduğunu, Ancak davacının projeyi sürekli değiştirerek ve sözleşme dışı ağır işleri dayatarak sahadaki kaynak yoğunluğunu (WDI) olağanüstü bir şekilde artırdığını, Sözleşmede 0.69 WDI yoğunluğu öngörülmüşken, davacının müdahaleleri neticesinde sahadaki gerçek yoğunluk 6.13 WDI/MT'ye (9 kat artış) fırladığını, Müvekkilinin "düz bir duvar" örmek üzere anlaşmışken; davacının müvekkiline sanat eseri niteliğinde bir "mozaik duvar" ördürdüğünü ancak ödemeyi "düz duvar" birimi üzerinden yapmaya kalkıştığını, Davacının; iş programı, malzeme tedariki, yer teslimi ve proje dizaynı gibi majör kusurlarını örtbas etmek amacıyla "yangın tüpünün yeri", "..." veya "..." (Uygunsuzluk Raporu) gibi rutin saha detaylarını dava konusu yapmasının hukuki çaresizliğinin en net kanıtı olduğunu, Personelin ofis çalışmaları yerine "kapıdan kaç kez geçtiği" üzerinden kusur icat etmeye çalışmasının hem teknik bir cehalet hem de suyu bulandırma çabası olduğunu, Proje yönetim ekibinin işi fiziksel olarak izleyen bir "bekçi" değil; projenin planlamasını, tedarik zincirini ve koordinasyonunu gece gündüz yürüten yönetimsel bir figür olduğunu, Bu personelin onaylı uygulama projelerini yetiştirmek adına mesai gözetmeksizin, bayramlarda ve resmi tatillerde dahi çalıştığı günlük raporlarla sabit olduğunu, Davacının iddialarının aksine sahada imalatın hiçbir zaman durmadığını, gerek çalışan sayısı gerekse yapılan imalatların tüm kayıtlarla ispatlandığını, Davacının sahayı nedensizce terk iddiasının bizzat kendi sunduğu delillerle çöktüğünü, Şantiyeden ayrılış, davacının Proje Müdürü Murat Üstündağ’ın 30.09.2025 tarihli WhatsApp talimatıyla gerçekleştiğini, bu ve tüm diğer nedenlerle Öncelikle; HMK m. 17 ve Sözleşme m. 5.14.3 uyarınca kesin yetki itirazının ve HMK m. 166 uyarınca birleştirme talebinin birlikte kabulü ile; Mahkemenin yetkisizliğine ve iş bu dosyanın doğrudan kesin yetkili ...4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... E. Sayılı Dosyası İle Birleştirilmek Üzere Gönderilmesine, Mahkeme aksi kanaatte ise; davacının dürüstlük kuralına aykırı eylemlerinden beslenen davasının esastan reddine, likit olmayan, yargılamayı gerektiren ve varlığı bütünüyle haksız kurgulara dayanan; üstelik davacının ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce aleyhine tesis edilen ihtiyati tedbir kararını dolanmak ve müvekkili şirketi finansal müzayakaya sürüklemek maksadıyla talep ettiği işbu kötü niyetli ihtiyati haciz talebinin kesin olarak reddine karar verilmesini Tüm yargılama giderleri ile karşı vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasındaki 17/09/2024 tarihli eser sözleşmesinden kaynaklanan cari hesap alacağına dair kısmi alacak davasıdır. Davalı tarafça davanın ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesi talep edilmiştir. Mahkememizce ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas sayılı dosyası UYAP üzerinden incelenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166/1, 3 ve 4 maddeleri uyarınca " (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır. (3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir. (4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır." 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 168/1 maddesi uyarınca "(1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece istinaf yoluna başvurulabilir." Mahkememizce yapılan değerlendirmede, Mahkememizin eldeki davası ile ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı davasının aynı sebepten doğduğu (taraflar arasındaki 17/09/2024 tarihli taşeronluk sözleşmesi), yine taraflarının aynı olduğu, her iki dava da aynı sözleşmenin maddelerinin ve tarafların karşılıklı olarak sözleşmeyi ihlal edip etmediklerinin yorumlanacak olduğu ve tarafların karşılıklı cari alacak borç durumlarının ve tazminat alacakları bulunup bulunmadığının buna göre tespit edileceği, bu sebeple davalar arasında bağlantı bulunduğu ve aynı hukuki sebepten doğan davalar olması nedeniyle birlikte ve aynı mahkemede görülmesinin ve hükme bağlanmasının usul ekonomisi ve hukuki güvenliği ilkelerine daha uygun olacağı anlaşıldığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166/1 maddesi uyarınca davanın ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...Esas sayılı davası ile birleştirilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi açıklandığı üzere, 1-Mahkememizin 2026/997 Esas sayılı davası ile ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Esas sayılı davası arasında dava sebeplerinin aynı olması nedenleriyle bağlantı bulunduğu anlaşıldığından, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 166/1 maddesi uyarınca davanın ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...Esas sayılı davası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, 2-Davaya ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası üzerinden DEVAMINA, 3-Yargılama giderlerinin ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi ...Esas sayılı dosyasında değerlendirilmesine, 4-Kararın taraflara tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek veya mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine sunulacak dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi.14/09/2026

Katip ¸e-imzalı

Hakim ¸e-imzalı

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/997, K. 2026/70, T. 14.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-997-e-2026-70-k-42a50274de33