İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/93 E. 2026/89 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/93
Karar No
2026/89
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/93 KARAR NO : 2026/89

DAVA : Şirketin İhyası DAVA TARİHİ : 01/02/2026 KARAR TARİHİ : 03/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Şirketin İhyası davasının dosya üzerinde yapılan incelemesi sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine sunmuş olduğu 01/02/2026 harçlandırma tarihli dava dilekçesinde özetle; ... ile müvekkili arasında, Bakırköy .... İş Mahkemesi’nin ... Esas sayılı dosyasında görülen davada, yargılama devam ettiğini, mahkemenin ara kararında ...'nin ihyasını sağlamak üzere taraflarına kesin süre verildiğini, mahkemenin ara kararı gereği davalı şirketin ihyasını sağlamak adına müvekkilinin haklarına kavuşmasını teminen mahkememizden şirketin ihyasını, ...'nin ihyasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini, müvekkili adına vekaleten talep ve dava etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Dava, ticaret sicilinden tasfiye edilerek terkin edilmiş bulunan bir şirketin ihyasına karar verilmesi istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesinde yer alan dava ehliyeti kavramı, medeni usûl hukukunda fiil ehliyetinin görünüm biçimi olup, fiil ehliyetine sahip gerçek ve tüzel kişilerin usul işlemlerini bizzat yapabilme yetkisini ifade eder. Aynı Kanun’un 114/1-e maddesinde düzenlenen dava takip yetkisi ise, davada taraf olarak yer alan kişinin, talep sonucuna ilişkin yargılamayı kendi adına yürütme ve hükmün sonuçlarından doğrudan yararlanma veya katlanma yetkisini gösterir. Öğretide kabul edilen şekli taraf kuramının bir sonucu olarak geliştirilen dava takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki yansıması niteliğinde olup, özellikle taraf sıfatı ile taraf ehliyeti arasındaki ayrımın anlaşılmasında önem taşır. Kural olarak taraf ve dava ehliyetine sahip bulunan kişiler davayı takip yetkisine de sahiptir; ancak iflas eden borçlunun davalarının iflas idaresi tarafından yürütülmesi örneğinde olduğu gibi bazı istisnai hâllerde, taraf ehliyeti mevcut olsa dahi davayı takip yetkisi farklı bir organa ait olabilmektedir.

Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuktan kaynaklanan ve dava konusu edilen subjektif hakkın kime ait olduğu yahut kime yöneltilebileceği sorusuyla bağlantılı bir kavramdır. Taraf ehliyeti usulî bir nitelik taşırken, husumet maddi hukuka ilişkin olup davanın esasıyla doğrudan bağlantılıdır. Medeni hukuk anlamında hak ehliyetine sahip olan herkes, HMK’nın 50. maddesi uyarınca taraf ehliyetine de sahip olup davada davacı veya davalı sıfatıyla yer alabilir. Dava ehliyeti ise HMK’nın 51. maddesi gereğince fiil ehliyetine bağlıdır ve kişinin yargılama sürecinde usul işlemleri yapabilmesini ifade eder. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi kişilerin hukuki kişiliklerine ilişkin usul kurumları iken; taraf sıfatı, uyuşmazlığa konu subjektif hakkın sahibi veya borçlusu olup olmama durumuna ilişkindir. Bu nedenle husumet, dava şartı niteliğinde olmayıp bir itirazdır; ancak dosya kapsamından açıkça anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından re’sen gözetilmesi gereken hukuki bir meseledir. Taraflardan birinin aktif veya pasif husumet sıfatına sahip olmadığının anlaşılması hâlinde, artık uyuşmazlığın esasına girilmeksizin davanın husumet yokluğu nedeniyle reddi gerekir. Nitekim husumet itirazı, ilk itirazlar arasında sayılmadığından yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, mahkemece de kendiliğinden dikkate alınabilir. Somut olayda davacı vekili, tasfiye edilerek ticaret sicilinden terkin edilen şirketin ihyasını sağlamak amacıyla doğrudan terkin edilen şirketi davalı göstererek huzurdaki davayı açmıştır. Oysa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 547. maddesi uyarınca, tasfiye sonucu sicilden silinen şirketlerin ihyasına yönelik davaların, şirketin yeniden tüzel kişilik kazanmasını sağlayacak nitelikte olması nedeniyle, sicil kayıtlarının tutulmasından sorumlu Ticaret Sicili Müdürlüğü ile tasfiye işlemlerini yürüten tasfiye memurlarına yöneltilmesi gerekir. Terkin edilmiş şirketin tüzel kişiliği sona erdiğinden, ihya talebinin doğrudan bu şirkete yöneltilmesi hukuken mümkün değildir. Başka bir anlatımla, davanın ileri sürülüş biçimi ve talep sonucu dikkate alındığında, sicilden terkin edilmiş şirketin pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı açıktır. Bu nedenle, davanın mevcut hâliyle doğru hasımlara yöneltilmediği ve davalı olarak gösterilen şirket yönünden pasif husumet şartının gerçekleşmediği anlaşılmaktadır. Bu açıklamalar ışığında, taraf sıfatına ilişkin eksiklik davanın esasına girilmesini engelleyen nitelikte olmayıp, davanın yanlış hasma yöneltilmiş olması nedeniyle esastan reddini gerektirir. Tasfiye edilerek sicilden silinen bir şirketin yeniden ihyasına ilişkin davaların, TTK’nın 547. maddesi uyarınca Ticaret Sicili Müdürlüğü ve tasfiye memurlarına karşı açılması zorunlu olduğundan; somut uyuşmazlıkta davalı şirket yönünden pasif husumet sıfatının bulunmadığı sonucuna ulaşılmış, bu nedenle davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM/Yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00-TL Peşin Harç ile 732,00-TL Başvurma harcının davacıdan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA, 5235 sayılı Kanunun geçici 2'nci maddesine göre ,Bölge Adliye Mahkemeleri'nin kurulmasına ve 20 Temmuz 2016 tarihinde göreve başlamalarına dair kararların 07/11/2015 tarih ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği anlaşılmakla;6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341 ilâ 360'ncı madde hükümleri uyarınca,mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf,başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.03/02/2026

Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/93, K. 2026/89, T. 03.02.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-93-e-2026-89-k-44ccb7530344