İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/734 E. 2026/534 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/734
- Karar No
- 2026/534
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. ANKARA 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2026/734 Esas KARAR NO : 2026/534
DAVA : Alacak (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 08/09/2026 KARAR TARİHİ : 10/09/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17.09.2026
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ..., davalı ...'ın kız kardeşi ... ile olan yakın arkadaşlığı ve davalının araç gayrimenkul alım-satım işiyle uğraşması sebebiyle oluşan güven ilişkisi çerçevesinde; mülkiyeti kendisine ait olan .... Bağımsız Bölüm numaralı mesken nitelikli taşınmazın satılması amacıyla davalı ...'a vekaletname verdiğini, davalı ...'ın TBK m. 506 "vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür." hükmü uyarınca üstlendiği özen ve sadakat borcuna tamamen aykırı hareket ederek, davacıya ait taşınmazı piyasa rayiç değerinin çok altında bir bedelle (2.100.000,00 TL) ... isimli şahsa devrettiğini, davacının haricen yaptığı araştırmalarda, taşınmazın devredildiği ... isimli şahsın davalı vekil ...'ın iş ortağı olduğu anlaşıldığını, Bu hususta ayrıca, TCK m. 155 kapsamında güveni kötüye kullanma ve TCK m. 158 nitelikli dolandırıcılık suçundan şikayetlerinin sunulduğunu, taşınmazı devralan şahsın, satın alımdan kısa süre sonra (Ağustos 2026) söz konusu taşınmazı sahibinden.com isimli ilan sitesinde 3.100.000,00 TL bedelle satışa çıkarmış (....) (EK-2: İlan ekran görüntüleri), ardından ilan kaldırıldığından taşınmazın akıbeti hakkında bilgilerinin bulunmadığını, davalının, davacının taşınmazını kendi ortağına düşük bedelle aktararak taşınmazın gerçek değeri ile gösterilen satış bedeli arasındaki taşınmaz değer farkı kadar davacıyı doğrudan zarara uğrattığını, bunun yanı sıra davalı ...'ın, sözde satış bedelini dahi davacıya nakden ödememiş ve yanıltıcı beyanlarla davacıyı oyalamış olduğunu, Satış bedeline ilişkin olarak ... plakalı, .... model ... marka araca 850.000,00 TL değer biçerek kendi uhdesine aldığını, daha sonrasında bu aracı satıp aracın satış bedelini davacıya ödeyeceğini, taşınmazın satışından kalan bedel için senet alındığını iddia etmiş olduğunu, ancak bu senetleri hiçbir aşamada davacıya göstermediğini ve teslim etmediğini, ilk aşamada senetlerin vadesinin Mayıs 2026 sonunda dolduğunu, sonraki aşamalarda Haziran 2026 sonunda dolduğunu, alacak tahsil edilince davacıya ödeme yapacağını söyleyerek çelişkili beyanlar ile davacıyı oyaladığını, davacının taşınmazın bedelinin kendisine derhal ödenmesi konusunda ısrar etmesi üzerine davacıya taşınmaz bedeli karşılığında yalnızca 180.000,00 TL elden nakit ve 130.000,00 TL banka kanalıyla (toplam 310.000,00 TL) ödeme yapıldığını, ayrıca, satış bedeline mahsuben 850.000,00TL değer biçerek aldığı ... plakalı, 2006 model ... marka aracı davacıya devrettiğini, davacının aracı teslim aldıktan sonra yaptırdığı ekspertiz incelemesinde, aracın ağır mekanik kusurlarının bulunduğunu, pert olduğunu, aracın aslında kullanılamaz halde olduğunu ve gerçek piyasa değerinin ancak 200.000,00 TL olduğunu öğrenmiş olduğunu, böylelikle mahsup edilen araç sebebiyle de davacının 650.000,00 TL zarara uğratılmış olduğunu, tüm maddi vakıalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde Yargıtay'ın da benimsediği tabirle "vekaletin kötüye kullanılması" niteliğinde bir fiilin gerçekleştiğinin sabit olduğunu, davalı ...'ın, davacı müvekkilin yetkili temsilcisi olup bilindiği üzere, giriştiği taahhüt ile vekilin özen yükümlülüğü altında kanunen sorumlu olduğunu, davalı ...'ın, vekalet görevini kötüye kullanarak davacıyı hileli eylemleriyle ağır zarara uğrattığını, HMK m. 109 uyarınca fazlaya ilişkin haklarının kalması kaydıyla davayı kısmi alacak davası olarak ikame ettiklerini, davacı müvekkiline ait taşınmazın devir tarihi itibarıyla tespiti yapılacak gerçek piyasa rayiç değeri ile davacıya ödenen tutarlar arasındaki bedel farkının; satış bedeline mahsuben devredilen araçtaki gizli ayıplar sebebiyle gerçekleşen araç değer farkından kaynaklanan zararların olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili gerektiğini, HMK m. 389 ve devamı maddeleri uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan haller dikkate alınarak davalının adında kayıtlı taşınmazların, araçların ve banka hesaplarının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ivedilikle teminatsız olarak ihtiyati tedbir konulması gerektiğini bildirip yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Davacı vekili 08.09.2026 tarihli dilekçesi ile sehven Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan iş bu davada, uyuşmazlığın niteliği gereği görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması nedeniyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesini talep ettiği görülmüştür. Mahkemenin görevli olması Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 114/1-c maddeye göre dava şartıdır. Göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir (HMK 1. md.) “Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.” (HMK 115. md.).HMK 137, 138 ve 140. maddedeki ön inceleme aşamasında dava şartlarının inceleneceğine dair düzenlemeler, henüz incelenmemiş ise tahkikata geçilmeden önce dava şartlarının incelenmesi zorunluluğunu belirtmekte olup görev yönünden bu incelemenin en erken değil, en geç ne zaman yapılması gerektiğini göstermektedir. Konuya ilişkin HMK 138. maddenin Kanun gerekçesi şöyledir: “Usule ilişkin hususlar, şeklî nitelik taşıdıklarından yargılamanın başında, dosya üzerinden de incelenerek karara bağlanabilir. Ancak, mahkeme, kararını vermek için tarafların dinlenmesine ihtiyaç duyuyorsa, bunu da tahkikat aşamasında değil, ön inceleme oturumunda yapacaktır. Böylece dava şartları ve ilk itirazlarla ilgili sorunların, en geç tahkikat başlamadan, ön inceleme duruşması sonunda karara bağlanması amaçlanmıştır.” Bu gerekçe ile de her aşamada görev hususunun incelenebileceğine açıklık getirilmiştir. Son tahlilde kanunda açıkça dava şartlarının her aşamada mahkemece kendiliğinden araştırılacağı düzenlendiğinden henüz taraflara tebliğ yapılmadan tensip aşamasında dahi mahkemenin görevsiz olması halinde usulden red kararı verilmesinin mümkün olduğu anlaşılmaktadır (.... sayılı ilamı). 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 5/1.maddesi uyarınca, ticari davalara bakmak görevi, Asliye Ticaret Mahkemesine aittir. Ticari davalar, mutlak ve nispi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Nispi ticari davalar, TTK'nın 4/1.maddesinin ilk cümlesinde tarif edilmiş olup, her iki tarafın da "Ticari işletmesiyle ilgili hususlardan kaynaklanan" hukuk davalarıdır. Mutlak ticari davalar ise tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yasa gereği ticari dava sayılan uyuşmazlıklardır. TTK'nın 4/1-a ve devamı bentlerinde yazılan uyuşmazlıklar ile diğer kanunlarda ticari dava olduğu belirtilen uyuşmazlıklar, mutlak ticari davalardır. Eldeki davanın incelenmesinde, taraflar tacir olmayıp vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayanarak alacak istenmiştir. Uyuşmazlığın TTK'da düzenlenen bir konudan kaynaklanmadığı gibi özel bir düzenleme ile ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğu belirtilmediği için davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle; mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin HMK 114/1-c, 115/2 maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Mahkememizin görevsizliği nedeniye dava dilekçesinin HMK 114/1-c,115/2 maddeleri uyarınca göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine, 2-HMK 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip yasal 2 haftalık sürede talep edilmesi halinde dosyanın görevli .... NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, 3-HMK 331/2 maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına, 4-Süresinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde ve talep halinde mahkememizce davanın açılmamış sayılmasına karar verilerek yargılama giderlerinin hüküm altına alınmasına, 5- Tedbir talebinin görevli ve yetkili mahkemece değerlendirilmesine, Dair, tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal 2 haftalık sürede mahkememize müracaat ile .... Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkca okunup usulen anlatıldı. 10/09/2026
Katip ... e-imzalı
Hakim ... e-imzalı