İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/448 E. 2026/654 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/448
- Karar No
- 2026/654
- Karar Tarihi
T.C. İstanbul Anadolu 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/448 KARAR NO : 2026/654 DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 27/11/2023 KARAR TARİHİ : 08/07/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalıların --------- İcra Müdürlüğünün ----------- Esas sayılı dosyası kapsamında kendilerine tebliğ edilen ödeme emrine karşı itirazda bulunduğunu, davalılar tarafından haksız ve hukuka aykırı şekilde kötü niyetli olarak takibe itiraz edildiğini, müvekkili şirketin halihazırda tasfiye sürecinde olup ilgili kanun maddesi gereği müvekkili şirketin başlattığı takiplerde borçlular tarafından yapılan itirazların satış dışında takip işlemlerini durduramayacağını, davalı ...'ın müvekkili şirketin eski yetkilisi olup şirketten davalıya yapılan havalelerin hukuki gerekçesinin bulunmadığını, söz konusu işlemlerin müvekkili şirketin varlığını eksiltmeye yönelik muvazaalı işlemler olduğunu, diğer borçlu ...'ın ise ...'ın kardeşi olduğunu, davalıların konumlarını şirketten yüklü miktarda para aktarımı için kullandıklarını, şirketin kamusal tasfiye sürecinde olması4 nedeniyle bu kadar yüklü bir para akışının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek icra takibine davalı tarafın yaptığı haksız itirazın iptaline, takibin devamına ve davalı taraf aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunduklarını, davalılardan ...'ın----------Ş.'nin eski yetkilisi olduğunu, -------- tarafından şirkete geçici olarak kayyum atanmasından sonra şirkete giriş çıkış yapmadığını, böyle bir davada kendisine neden ve nasıl sorumluluk yüklendiği ve husumet düştüğünün tam olarak anlaşılamadığını, görev itirazında bulunduklarını, eldeki davanın Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş bir şirket ile eski müdürleri arasındaki bir alacak istemine ilişkin olduğunu, bu sebeple şirketler hukukunu ilgilendirdiğini ve Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli bulunduğunu, ... yönünden davanın görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, Ticaret Mahkemesinde görülmesi gereken böyle bir davada, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmaması nedeniyle davanın usulden reddinin gerektiğini, davacı tarafından talebin somutlaştırılması gerektiğini, dava dilekçesinde somut olayla ilgisi olmayan birçok matbu açıklama ve yasa maddesi yazıldığını, bu haliyle davada hukuki kargaşa oluştuğunu, davacı tarafa kesin süre verilerek talebinin somutlaştırılmasının istenilmesini, somutlaştırılmaması halinde usulen davanın reddinin gerektiğini, tefrik talebinde bulunduklarını, eldeki davada davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığını, hukuki statülerinin farklı olduğunu, davacı şirketin genel kurulunda ... için bir sorumluluk kararı ya da davanın açılması yönünde bir karar alınmadığını, davacı şirketin TTK kapsamında bir anonim şirket olduğunu, davalı ...'ın ise eski müdür olarak görev yaptığını, bu sebeple kendisi hakkında dava konusu zarar sonucu eylemden ötürü genel kurulda bir sorumluluk kararı alınması gerektiğini, böyle bir sorumluluk kararı alınmadan dava açılmasının mümkün olmadığını, dosyada böyle bir karar olmadığından davanın bu yönden de reddi gerektiğini, davacı şirket ortak dava konusu bir para alınmış olsa bile bu parayı diğer davalının aldığının banka dekontları ile ve dosya kapsamı ile sabit olduğunu, dolayısıyla parayı kim aldı ise davanın ona açılması gerektiğini, ...'ın sadece davalıya değil milyonlarca liralık başka havaleler de yaptığını, davanın davacı tarafından kazanılması durumunda paranın şirketin kasasına geri döneceğini, şirketin sahibinin de davalı müvekkili ... olduğunu, herkesin gerçek kişilik olarak farklı olduğunu, davalıların kardeş olması nedeniyle sorumlu tutulmalarının sübjektif bir suçlama olduğunu, hukuksal bir tabanı bulunmadığını, davalı müvekkili ...'ın dava konusu olayla ilgili suç işlediği düşünülüyorsa aleyhine suç duyurusunda bulunulması gerektiği ancak somut olayda böyle bir suç iddiasında bulunulmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı müvekkili adına alacaklı tarafından 01.10.2022 tarihinde hukuka aykırı olarak ---------- İcra Müdürlüğünün -------- Esas sayılı dosyası ile icra takibi açıldığını, söz konusu ödeme emrinin 05.10.2022 tarihinde davalı müvekkiline tebliğ edildiğini, davalı müvekkilince 07.10.2022 tarihinde yasal süresi içerisinde itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, davacının 25.11.2022 tarihinde ---------- almış olduğu ve ---------- sunulan yazışmalar ile takibin devamını sağladığını, akabinde 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra davacı alacaklı tarafından sayın mahkeme nezdinde dava açıldığını, söz konusu davanın ve icra takibinin hukuka ve yasaya aykırı olduğunu, haksız dava ve takibin reddi gerektiğini, davalı müvekkilinin söz konusu firmada bulunan payını ve yetkilerini 13.01.2020 tarihinde devrettiğini, bu tarihten sonra davacı şirkette herhangi bir payı kalmadığını, şirkette genel kurul üyesi veya yönetim kurulu üyesi bulunmadığını, işbu nedenle davanın husumet yokluğundan usulden reddedilmesi gerektiğini, davacı şirket tarafından ne icra takibinde ne de dava dilekçesinde banka dekontlarının sunulmadığını, havalenin şirkete ait hangi hesaptan davalı müvekkilinin hangi hesabına aktarıldığına dair banka adı ve IBAN bilgisi bildirilmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.
İNCELEME ve GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibari ile davac şirket ile yöneticisi ve ortağı arasında görülen itirazın iptali davasıdır. Davacı şirket yöneticisi olan davalı ... ile diğer davalının sebep olmaksızın şirket hesaplarından para çektikleri iddiasına dayalı sorumluluk davasıdır. Davacı yan davasını --------- Asliye Hukuk Mahkemesinde açmış, verilen ve 20/04/2026 tarihinde kesinleşen görevsizlik kararı uyarıca dosya 30/04/2026 tarihinde mahkememize tevzi edilmiştir.07.06.2012 tarih ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile bazı hukuki uyuşmazlıklar yönünden alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak “Arabuluculuk” müessesesi benimsenmiştir. 6325 sayılı Kanun’da 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması adına bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. Bu bağlamda aynı kanun ile 6102 sayılı TTK’nın 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir.6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın niteliği gereği davanın TTK 4-f maddesi uyarınca mutlak ticari dava olduğu ve bir miktar paranın ödenmesi talep edildiğinden TTK 5/A maddesine göre zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğu mahkememizce kabul edilmiştir. Dava şartları kamu düzenine ilişkin olup mahkemece, resen gözetilmesi gerekmektedir. Somut olayda davacı vekili davalılara karşı yönetici sorumluluğu kapsamında, davalıların şirkete verdiği zararın tazmini istemli olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış, mahkemece verilen görevsizlik kararının kesinleşmesi ile dosya mahkememize tevzi edilmiştir. Davacı vekilince iş bu dava açılmadan önce yahut görevsizlik kararı sonrasında arabulucuya başvurulmadığı anlaşılmaktadır.Davanın arabuluculuğa tabi olduğu, davadan önce arabuluculuğa başvurulmadığı sabit olup, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğine dair emredici ve özel nitelikteki düzenlemesi karşısında, genel nitelikteki HMK madde 115/2-2. cümle ve 115/3 maddelerinin uygulanma olanağının da bulunmadığından, arabuluculuk dava şartı, sonradan tamamlanması mümkün olan dava şartlarından olmadığından Mahkememizce davacı yana süre verilmeksizin davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın dava şartı yokluğundan usulden REDDİNE, 2-Davacı taraf harçtan muaf olduğundan karar verilmesine yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına; 4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T. deki esaslara göre belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, HMK 345. Maddesi hükmü uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 08/07/2026