İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/363 E. 2026/88 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/363
Karar No
2026/88
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 30. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/363 Esas KARAR NO : 2026/88

DAVA : Tazminat (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) DAVA TARİHİ : 14/11/2024 KARAR TARİHİ : 22/09/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ticari Nitelikteki Haksız Fiilden Kaynaklanan (2918 S.K.Hariç)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... ve ... tarafından kurulan ...Grubu’nun Türkiye’de ve dünyada pek çok önemli projeyi hayata geçirdiğini, davalı şirketin sahibi olduğu 11.05.2024 tarihli gazetede yayınlanan "... Konferansı’nda kendini aklayan şirketlere tepki" başlıklı haberde müvekkil şirketin Soma’daki çevre ve işçi katliamlarıyla ilişkilendirilerek asılsız iddialarla hedef gösterildiğini, oysa müvekkil şirketin Soma’da hiçbir yatırımının bulunmadığını, haberin kişilik haklarını ihlal ettiğini ve ticari itibarına zarar verdiğini, 13.05.2024 tarihinde gönderilen açıklama metnine ve arabuluculuk görüşmelerine rağmen davalı şirketten olumlu dönüş alınamadığını belirterek, haksız fiil tarihi olan 11.05.2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte 100.000,00 Türk Lirası manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini, ayrıca saldırıyı kınayan kararın giderleri davalıya ait olmak üzere ulusal çapta yayın yapan tirajı en yüksek 3 (üç) gazetede yayımlatılmasını ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının sonuç ve istemleri yönünden zamanaşımı def'ini ileri sürdüğünü, davacının mesnetsiz iddialarla müvekkil aleyhine manevi tazminat talep ettiğini ancak müvekkil aleyhine manevi tazminata ilişkin hiçbir somut gerekçe ve veri bulunmadığını, dava dilekçesinin müvekkilin gerçek dışı haber yayınladığı ve davacı şirketin itibarını karalamak istediği iddialarına dayandırıldığını, müvekkil şirketin İzmir ve Ege Bölgesi başta olmak üzere özgür bir gazete kuruluşu olduğunu ve hiçbir siyasi oluşumla teması bulunmadığını, davacı ile aralarında hiçbir husumet olmadığını ve iki şirketin hizmet alanlarının birbirinden tamamen ayrı olduğunu, bahsi geçen haberin ilk olarak müvekkile ait gazetede yayınlanmadığını, müvekkilin konuyu ... Gazete isimli başka bir basın kuruluşundan alıntıladığını ve bunun bir alıntı olduğunu açıkça belirttiğini, ... Gazete'nin de söz konusu haberi ...isimli sivil toplum kuruluşuna ait 09/05/2024 tarihli basın bülteninden alıntıladığını, müvekkilin haberin kaynağı dahi olmadığını, yayınlanan metnin bir basın açıklaması olduğunu ve müvekkilin davacı kurumu zarara uğratmasının mümkün olmadığını, ilk kaynağın... olduğunu ve bu kuruluşa husumet yöneltilmediğini, müvekkilin zarar verme kastı bulunmadığını, emsal kararlarda alıntı yapmanın ifade özgürlüğü kapsamında kaldığının ifade edildiğini, haber metninin yalnızca Ege Bölgesi dahilinde yazılı basında yer aldığını, internet sitesinde yayınlanmadığını ve davacının bu denli manevi zararı ortaya çıkmadığını, Basın Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca müvekkile yapılmış usulüne uygun bir başvuru bulunmadığını, müvekkile ait gazetenin sorumlu müdürüne yapılmış yazılı ihtar bulunmamasına rağmen etik ilkeler çerçevesinde tekzip yayınlandığını, davacının saldırıyı kınayan karar tesisi ile bu kararın en yüksek 3 tirajlı gazetede yayımlanmasına dair talebinin kötü niyetli ve ticari itibarı zedelemeye yönelik olduğunu, zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını belirterek haksız ve mesnetsiz davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir. Deliller Ticaret hukuku alanında uzman nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişi raporu dosyaya sunulmuştur. Delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe: Dava, davalı tarafın 11.05.2024 tarihinde yaptığı haber sebebi ile davacının manevi haklarının ve ticari itibarının zarar görüp görmediği, buna bağlı olarak davacının davalıdan tazminat alacağı doğup doğmadığı hususlarında açılmış 100.000,00 TL manevi tazminat davasıdır. Mahkememizce dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilmiştir. Dosyada, davalı vekilinin zaman aşımı itirazı ön inceleme duruşmasında değerlendirilmiş, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek yargılamaya devam olunmuştur. Dosya, ticaret hukuku alanında uzman nitelikli hesaplama uzmanı bilirkişiye tevdi edilmiş; 07.04.2026 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında özetle; "Somut olayda yukarıdaki veriler çerçevesinde, mahkeme tarafından davalının fiili olarak haberin gerçek dışı olduğu kanaatine varılması halinde davacının taleplerinden manevi tazminat talebinin şartlarının oluştuğu, buna göre manevi tazminat miktarının mahkemenin takdirinde olduğu, davacının diğer talebine bağlı olarak saldırıyı kınayan bir karar verilip ve bu kararın yayımlanmasına hikmedilip edilmeyeceği mahkemenin takdirinde olduğu, haksız fiil olarak kabul edildiğinden faizin haber tarihinden itibaren talep edilebileceği" sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunun bu yönleriyle hükme esas alınmaya uygun, gerekçeli ve denetlenebilir bulunması sebebiyle yeni bir rapor alınması cihetine gidilmemiştir. Manevi tazminat konusunda belirtmek gerekir ki; Anayasanın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın "Temel Haklar ve Hürriyetlerin niteliği" başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmıştır. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum, halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın; olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir. İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir. Manevi tazminat sade bir ifade ile, zarar görenin kişilik değerlerinde iradesi dışında meydana gelen eksilmenin (manevi zararın) giderilmesi, tazmin ve telafi edilmesidir(EREN, Fikret., Borçlar Hukuku-genel hükümler-, 8. Bası, Ekim 2003, s. 745, KILIÇOĞLU,Ahmet, Borçlar Hukuku, Ankara 2004, s. 311, ERTAŞ, Şeref., Manevi Tazminatın Hukuki Niteliği ve Miktarının Tespiti, Postacıoğlu'na Armağan, Ankara 1990, s. 83 vd.)Manevi tazminatta zarar, kişinin iç huzuru ve manevi bütünlüğüne yapılan saldırının mecazi ifadesidir(KILIÇOĞLU,Mustafa, Tazminat Hukuku,3. Baskı, Şubat 2010, s.1031.,HATEMİ, Hüseyin, Sözleşme Dışı Sorumluluk, C.II,İstanbul 1993, s.102) Manevi tazminata hükmedilirken uygulamaya 22/06/1966 gün 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararındaki (Belirtilmelidir ki; Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcıdırlar, bkz: 2797 saıyılı Yargıtay kanunu m. 45;"İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.)ilkeler ışık tutmaktadır. Manevi tazminat uygulamadaki yerleşen ilkeler ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları da gözetilerek, hakimin takdirinde bir husustur. Mahkemeler kanunen kendilerine tanınan takdir haklarını dikkatlı kullanmalıdırlar. Takdir yetkisi, kanun koyucunun bilerek ve isteyerek, yani bilinçli olarak bıraktığı kural-içi (intra legem) boşlukların; hukuk kurallarını uygulamakla yükümlü olanlarca, olaylardaki özelliklerle toplumdaki ahlâkî düşünceler, hukukun birliği, takdir yetkisini tanıyan kuralın amacı, sosyal adalet gibi hususlar göz önünde tutularak ferdîleştirilip doldurulması yetkisidir. Hukukî niteliği bakımından, MK. m. 4'de tanınmış olan bu yetki, kural-içi boşluğu doldurup doldurmamak bakımından yargıca bir « s e r b e s t i » (ihtiyar) vermemiş; tersine, bir ödev yüklemiştir. Gerçekten, MK. m. 4'e göre, «hâkim ... hükmeder». Bu ibareden ödev niteliği kolaylıkla anlaşılmaktadır. Şu halde, hakim, takdirle ilgili şartların gerçekleşmesi halinde, takdir yetkisini kullanmakla yükümlüdür. Aksi takdirde, hakkın dağıtımından kaçınmış olur(EDİŞ, Seyfullah; Hukukun Uygulanmasında Yargıca Tanınmış Takdir Yetkisi). Mahkememiz anılan hususların da farkında olarak, dosyaya dönüldüğünde, dava konusu edilen köşe yazısındaki ifadelerin doğruluğu ispatlanmamış olgu isnadı olduğu, doğrudan olgu isnadı biçiminde kesin yargı içeren haberlerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi, davacı tarafça Soma'da herhangi bir yatırım yapıldığına dair herhangi bir bilgi, belge ve veri bulunmadığı, haberi verirken özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, objektif sınırlar içinde kalınmadığı, bu yayının ise haberi ilk yapan ...Gazete tarafından yapıldığı, haberin yapılmasından sonra ilgili haber kuruluşu tarafından tekzip yazısı yayınlandığı, bir an için haberin olgu isnadı olmadığı kabul edilse dahi, yayınlanmış bir tekzip yazısına rağmen davalının, haberin doğruluğunu araştırmadığı, mesleği gereği basit bir araştırmayla doğruya ulaşabileceği de bir bütün olarak değerlendirildiğinde basın özgürlüğü kapsamının aşıldığı ve kişilik haklarının ihlal edildiği kanaatinin Mahkememizde hasıl olduğu anlaşıldığından, yazının yayımlandığı tarih, tarafların sosyal ekonomik durumları, kullanılan ifadeler ve talep edilen miktarlar birlikte değerlendirilip hükümde gösterildiği şekilde, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş, tarafların ticari şirket olması, davanın ticari dava olması sebebiyle ticari faize hükmetmek gerekmiş, davalı yönünden 11.05.2024 haberin yayımı tarihinde temerrüdün gerçekleştiği kabul edilmiştir. (Aynı yönde İstanbul BAM 4. HD 11.04.2022 tarih, 2020/1189 esas 2022/1017 karar sayılı, İstanbul BAM 4. HD 02.102.2024 tarih, 2022/3359 esas 2024/3399 karar sayılı ilamları). Öte yandan TBK 58/2 maddesindeki yasal şartlar oluşmadığından davacının kınama kararı verilmesi ve kararın gazetede yayımlatılması kararı verilmesine ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin 2024/29 E., 2024/226 K. sayılı kararıyla; manevi tazminat talepli davalarda reddedilen tutara ilişkin karşı vekalet ücreti ödenmesi uygulamasına dayanak oluşturan 6100 sayılı HMK'nın 326. maddesinin ikinci fıkrasının manevi tazminat davaları yönünden Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, 14.03.2025 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan mezkur kararın dokuz ay sonra, 14.12.2025 tarihinde yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife ile manevi tazminat davalarının kısmen reddi durumunda karşı taraf lehine vekalet ücreti verilmesine dair Tarife'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasını 08.01.2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan değişiklik ile yürürlükten kaldırmıştır. Bu nedenlerle, reddedilen manevi tazminat talebi yönünden davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KISMEN KABULÜNE, toplam 25.000,00 TL'nin 11.05.2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 2-TBK 58/2 maddesindeki yasal şartlar oluşmadığından davacının kınama kararı verilmesi ve kararın gazetede yayımlatılması kararı verilmesine ilişkin talebinin reddine, 3-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 1.707,75 TL harç peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 4-Davacı tarafından yapılan peşin alınan 1.707,75 TL harç gideri, 6.000,00 TL bilirkişi ücreti ve 90,00 TL posta masrafı olmak üzere toplam 7.797,75 TL yargılama giderinin davanın kabul edilen kısmı dikkate alınarak 5.848,31 TL'sinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Arabuluculuk Kanununun 18/A-(13).maddesi ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Yönetmeliği’nin 26/2. Maddeleri ile AÜT uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davanın kabul edilen kısmı dikkate alınarak 2.700,00 TL'sinin davalıdan tahsili ile; 900,00 TL'sinin davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 25.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Reddedilen manevi tazminat talebi yönünden davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 8-Davalı tarafından yapılan 40,00 TL posta giderinin davanın kabul edilen kısmı dikkate alınarak 10,00 TL'sinin davacıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Karar kesinleştiğinde varsa bakiye gider avansının yatırana iadesine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesi nezdinde İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 22/09/2026 Katip ¸e-imzalıdır

Hakim ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/363, K. 2026/88, T. 22.09.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-363-e-2026-88-k-b3f30feecac4