İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/335 E. 2026/431 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/335
Karar No
2026/431
Karar Tarihi

T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/335 Esas KARAR NO : 2026/431

DAVA : İstihkak DAVA TARİHİ : 19/03/2025 KARAR TARİHİ : 17/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/04/2026

Mahkememizde görülmekte olan İstihkak davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile ; ...... Ortaklığının, ilgili kurumlardan alınan ruhsatları (işletme, alkollü içki satış vb.) tam olan ve .... İli, ..... İlçesi hudutlarında bulunan ....Mahallesi, .... Sok.,.... Çarşısı, No:... adresinde “....” adı ile Restaurant olarak faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, müvekkiline ait alkollü ürünlerin satışının yapıldığı işletmede mezkur ürünlerin saklanması ve depolanması amacıyla yeterince yer olmaması hasebiyle işbu faturalı ürünler işletmenin ortaklarından ....'in annesi ....'in son yerleşim yeri olan ".... Mah. .... Sokak No:.. D:.. .../ İ..." adresinde bulunan taşınmazda depolandığını, ....'in vefat etmesine üzerine davalı .... tarafından ....'in terekesinin tespiti istemli dava ikame edildiğini, işbu dava Bakırköy .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Tereke (Bozma öncesi .... Tereke) sayılı dosyasında halen derdest olduğunu, Bakırköy ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin ... Tereke sayılı dosyasında tanzim edilen 02.01.2023 tarihli tensip tutanağının ... numaralı ara kararı ile murise ait bir kısım eşyaların tespiti amacıyla taşınmazın olduğu yerde keşif yapıldığını, keşif neticesinde muris ....'in "..... Mah. .... Sokak No:... D:... ...../ ...." adresli yerleşim yerindeki taşınmazın kapı kilidi değiştirildiğini ve bu taşınmazda mevcut ambalajlı alkollü ürünlerin muris .... terekesine dahil olabileceğinden bahisle Bakırköy .... Sulh Hukuk Mahkemesi'nin mezkur dosyasında mübrez 25.01.2023 tarihli bilirkişi raporuna konu edildiğini, hayatın olağan akışı içinde müvekkiline ait ticari işletmeye çok yakın olan muris ....'in (vefat ettiğinde 89 yaşında olduğunu) ikamet ettiği taşınmazın alkollü ürünlerin depolanması için kullanılması son derece normal olup keza huzurda dinletecekleri tanıkların beyanıyla da muris ......'in terekesine dahil olabileceğinden bahisle bilirkişi raporunda yer verilen mezkur alkollü ürünlerin muris ....'in rızasıyla ikamet adresinde depolandığı hususu ispat edileceğini, kaldı ki müteveffa ....'in yaşı itibariyle söz konusu ürünlerin sahibi olmasının hayatın olağan akışı gereği kendisinden beklenmeyeceğini, dava konusu malların müvekkiline teslimine karar verilmesini istemiş ve dava etmiştir. Davalı .... vekili cevap dilekçesi ile; davacı şirketin bir diğer ortağı olan ve işbu davada davalı sıfatıyla yer alan .... tereke dosyasına sunduğu ve malların bedelinin kendisi tarafından ödendiğini ve dolayısıyla malların ŞAHSINA iadesine ilişkin dilekçelerinden 08.04.2025 tarihli olanında davaya konu malların değerinin yaklaşık 4 milyon türk lirası olduğunu, açıkça dile getirdiği bir aşamada eldeki davanın 500.000 TL üzerinden ikame olunduğunu, bu miktardaki bir teminat ile malları elde etmeye yönelik çaba dahi davacının açık biçimde kötü niyetini ortaya koyduğunu, kaldı ki davacı dilekçesinde her ne kadar ürünlerin raf ömrünün bitmesi yönünde bir tehlikenin var olduğunu ileri sürdüğünü ancak tereke dosyasında Sayın Mahkeme Hakimi tarafından bu hususa ilişkin olarak alınan raporda ürünlerin bozulma tehlikesinin bulunmadığını, raporla da sabit hale geldiğini, bu rapora davacının ortağı olan ve işbu davada davalı sıfatını haiz .....'e tebliğ edildiğini ve eldeki davada davacı şirketin avukatı ile ....'in avukatının aynı kişi oldukları göz önüne alındığında Sayın meslektaşımızın da raporla sabit ve vakıf olduğu bir hususta bunu gizlediğini, Sayın Mahkemenize aksi beyanda bulunmasının da meslek kuralları ile bağdaşmadığını, keza bu durumda karine zaten zilyet olarak malları elinde bulunduran müteveffa ..... lehine olduğunu, onun terekesinin malı sayılması hukuken doğru olduğunu, Medeni Kanunun Mülkiyet karinesi başlıklı madde 985'te açıkça "Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır" düzenlemesi karşısında ürünlerin maliki olarak müteveffa ...'in kabulü normal olduğunu, davalının o yaştaki bir kadının alkolle ne alakası olabilir gibi savunmasının hukuken hiç bir geçerliliği bulunmadığını, pekala müteveffa tıpkı davacının iddia ettiği gibi başka bir işletmenin mallarını da depo ücreti karşılığında orada muhafaza etmiş olabileceğini, hukuken bir ihtimale dayanılarak karar verilemeyeceğini, mülkiyet karinesi zilyede ait olan bir dava bakımından aksini ispat yükü davacı tarafta olduğunu, davacı tarafından sıhhatli, geçerli resmi stok kayıtlarının sunulmadığını, bu ürünlerin faturalara konu ürünler olduğunun açık ispatı sağlanamadığı şu halde taleplerinin reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. Diğer mirasçı davalılar davaya cevap dilekçesi sunmamıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ: Davacı açmış olduğu davada özetle; davacı şirkete ait bir kısım malın davacı şirketin yetkilisi ve ortağı olan annesi ....'in evinde depolandığını, ...'in vefatı sonrasında mirasçılarının terekenin tespiti için dava açtığını, bu dava kapsamında davacı şirkete ait alkollü içeceklerin de tereke malı olarak kabul edildiğini ve tespit yapıldığını ancak söz konusu alkollü içeceklerin davacı şirkete ait olduğunu ve davacı şirket mülkiyetinde olduğunu iddia ederek ilgili alkollü içeceklere yönelik mülkiyet iddiasına dayalı olarak istihkak iddiasında bulunmuştur. Bu bağlamda eldeki davanın mülkiyet iddiasına dayalı taşınır mallara yönelik terekeye ve mirasçılara karşı istihkak davası niteliğinde bulunduğu sabittir. Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi .... E., .....K. Sayılı kararında şu gerekçeler ile görevsizlik kararı vererek dosyayı Mahkememize göndermiştir: "Davacı tarafın iddiasına göre, tarafına teslimine karar verilmesi istenilen eşyaların şirket ortaklarından olan davalı ....'in annesi müteveffaya depolanmak üzere verildiği, müteveffanın rızasıyla eşyaların depolanmak üzere muhafaza altına alındığı beyan edilmekle, eldeki uyuşmazlıkta uygulanması gereken hükmün saklama sözleşmesine ilişkin TBK'nin 561 vd maddeleri olduğu anlaşılmaktadır. Sözleşmenin tarafı müteveffa vefat ettiğinden dolayı, külli halefiyet gereği mirası reddetmeyen mirasçıları sözleşmenin tarafı durumuna gelecek olup, davacı kendisine ait olduğunu iddia ettiği eşyaların tarafına teslimini davalılardan isteyebilecektir. Taraflar arasındaki ilişkinin saklama sözleşmesine konu uyuşmazlık olduğu değerlendirilmekle, görev hususunun tartışılması gerekecektir. Saklama sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taraflardan biri tacir olmak kaydıyla, mutlak ticari davalardandır(TTK 4/1-c maddesi). Mutlak ticari davalarda görevli mahkemeler asliye ticaret mahkemeleridir. Göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup, mahkemelerin görevi ancak yasa ile düzenlenir. Mahkemelerin görevi aynı zamanda eksikliği sonradan tamamlanabilecek nitelikte olmayan dava şartlarından olup, varlığı yargılamanın her aşamasında gözetilmekte, bulunmaması durumunda davanın usulden reddine karar verilir. Sonuç olarak, yukarıda değinildiği gibi, eldeki uyuşmazlık, saklama sözleşmesinden kaynaklandığından ve bu ilişkinin tarafı bulunan davacının şirket olması göz önüne alındığında, mutlak ticari davalardan olmakla, uyuşmazlığa bakma ve uyuşmazlığı çözüm yerinin asliye ticaret mahkemesi olduğu değerlendirildiğinden, Mahkememiz nezdinde göreve ilişkin dava şartı gerçekleşmediğinden, davanın usulden reddine ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir." Her ne kadar Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi .... E., .... K. Sayılı kararı ile taraflar arasındaki uyuşmazlığın saklama sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu sebeple mutlak ticari dava olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrasının son cümlesi şu şekildedir: "Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır." İlgili hükümden görülebileceği üzere saklama (vedia) sözleşmelerinin iki tarafında ticari işletmesi ile ilgili olmaması halinde saklama sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların mutlak ticari dava olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Nitekim Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... E., ...... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde mutlak ticari davalar “1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; .... 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun .... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” şeklinde düzenlenmiştir. Borçlar Kanununun 561 ve devamı maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesi (vedia akdi), saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanmıştır. Somut olayda, davacının yediemin işletmesi olduğu, davalıya ait olan ve trafikten men edilen motorsikletin davacıya ait otoparkta uzun süre kalmasına rağmen ücretinin ödenmediği belirtilerek yedieminlik ücret alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir." Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi de ..... E., .... K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde mutlak ticari davalar “1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; .... 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun .... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” şeklinde düzenlenmiştir. Somut olayda davacı, davalı tarafa vermiş olduğu yedieminlik hizmeti nedeniyle alacak talebinde bulunmuş, davacı tacir ise de gelen kayıtlara göre davalının faaliyetinin esnaf boyutunda olduğu, tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla uyuşmazlığın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir." İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi .... E., ..... K. Sayılı kararında da aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Somut olayda, davalının yediemin işletmesi olduğu, davacıya ait olan aracın yediemin otoparkına parkedildiği, park esnasında iddiaya göre aracın camlarının kırılarak araçta bulunan çocuk giysilerinin çalındığı gerekçesiyle davalı şirketten tazminat talep edildiği, davacı ve vekilinin beyanlarından yediemine park edilen ........ plakalı aracın davacı gerçek kişi adına kayıtlı olduğu, davacının tacir olmadığı, uyuşmazlığın ticari işletmeden kaynaklanmadığı, göreve ilişkin düzenlemelerin kamu düzenine ait olup her aşamada dikkate alınabileceği, uyuşmazlığın karşılıklı görevsizlik kararı veren mahkemelerin dışında genel hükümler çerçevesinde asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşıldığından, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir. (Yargıtay ....HD ..... Esas ve .... Karar)" Bu bağlamda her ne kadar Bakırköy .... Asliye Hukuk Mahkemesi .... E., .... K. Sayılı kararı ile saklama sözleşmelerinin mutlak ticari dava olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş ise de; 6102 sayılı Kanun'un 4. Maddesinin 1. Fıkrasının son cümlesi değerlendirildiğinde miras bırakanın bir ticari işletmesinin olmadığı, davacının istihkak iddiasında bulunduğu ürünlerin miras bırakanın şahsi evinde bulunduğu anlaşılmakla miras bırakan .....'in ticari bir iş kapsamında ürünleri adresinde bulundurduğu ve ticari işletme işlettiğine dair bir iddia bulunmamaktadır. Dolayısıyla miras bırakan ..'in tacir olduğundan ve davanın ticari bir dava olduğundan söz edilemeyeceği açıktır. Kaldı ki davacının dava dilekçesindeki iddiasının mülkiyet hakkına dayalı tereke mallarına yönelik istihkak iddiası niteliğinde olduğu davacının davasının saklama sözleşmesine ilişkin olmadığı, saklama sözleşmesinden kaynaklı bir uyuşmazlığın bulunmadığı davanın saklama sözleşmesinden kaynaklı bir dava ve uyuşmazlık olarak kabul edilemeyeceği de açıktır. Davacı şirket yetkilisinin miras bırakan ....'in oğlu ve mirasçısı olduğu gözetildiğinde davacı ve miras bırakan ....'in bir saklama sözleşmesi kurduğu hususu da ispata muhtaç olmakla birlikte yukarıda detaylıca açıklandığı üzere saklama sözleşmesinden kaynaklı bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın terekeye dahil edilen mallara yönelik mülkiyet iddiasına dayalı istihkak iddiasından kaynaklandığı ve ispatlanması gerekenin mülkiyet hakkı olduğu gözetildiğinde davanın saklama sözleşmesinden kaynaklandığının kabulü de mümkün değildir. Bilindiği üzere göreve ilişkin kurallar kamu düzeninden olup Mahkemece resen gözetilmelidir. Bu kapsamda davaya konu uyuşmazlığın dava ve cevap dilekçelerinin incelenmesi neticesinde eldeki mülkiyet iddiasına dayalı miras bırakanın terekesine karşı açılan istihkak davasında miras bırakanın tacir veya ticari işletmesinin olmaması ve davaya konu olayın miras bırakanın ticari faaliyeti ve ticari işletmesi kapsamında bir hususa ilişkin olmadığı ve uyuşmazlığın saklama sözleşmesi ilişkisiyle ilgisi olmadığı gözetildiğinde eldeki davanın mutlak ticari dava olarak kabulü mümkün görülmemiş, davada Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olduğu anlaşılmakla görevsizlik kararı vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının açtığı davada, mahkememizin görevli olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın, HMK'nun 115/2.maddesi uyarınca aynı kanunun 114/1-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden REDDİNE, Mahkememizin KARŞI GÖREVSİZLİĞİNE, 2-Görevli mahkemenin BAKIRKÖY ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ OLDUĞUNA, 3-Mahkememiz kararının istinaf edilmeksizin kesinleşmesi halinde daha önce de BAKIRKÖY .... ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NCE görevsizlik kararı verildiğinden olumsuz görev uyuşmazlığının halli merci tayini için dosyanın HMK 22/2 maddesi uyarınca İSTANBUL BAM ..... HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 4-Harç ve masrafların görevli mahkemede nazara ALINMASINA, Dair; 6100 sayılı HMK. gereğince miktar itibariyle KESİN olmak üzere tarafların yokluğunda dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verildi. 17/04/2026 Katip .... e-imza

Hakim ..... e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/335, K. 2026/431, T. 17.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-335-e-2026-431-k-5ac4d7c27aa1