İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/760 E. 2026/366 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/760
Karar No
2026/366
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO:2025/760 Esas KARAR NO:2026/366

DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:17/10/2025 KARAR TARİHİ:16/04/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ... ... Ltd. Şti.'nin, dava dışı ... A.Ş.'nin %37,5 oranında pay sahibi olduğunu, ... A.Ş.'nin 31/01/2022 tarihinde tescil edildiğini, kuruluş pay dağılımının davalı ... ... A.Ş. %50, davacı ... %37,5 ve dava dışı ... Ltd. Şti. %12,5 şeklinde olduğunu, tarafların 20/01/2022 tarihli Pay Sahipleri Sözleşmesi çerçevesinde bir araya geldiklerini ve ... A.Ş.'yi bu sözleşme uyarınca kurduklarını beyan etmiştir. Davacı vekili, ... A.Ş.'nin kuruluş amacının, davacı şirket ortağı ...'in tek pay sahibi olduğu ve 31/05/2021 tarihinde Özbekistan Cumhuriyeti'nde kurulan ... ... Limited Yabancı Şirketi'nin satın alınması ve ... ... ile Özbekistan Cumhuriyeti ... Bölgesi Valiliği arasında 02/07/2021 tarihinde akdedilen Trafik İhlallerinin Otomatik Fotoğraf-Video Sabitleme Sistemi Yatırım Projesinin Uygulanması Hakkında Sözleşme hükümlerinin icra edilmesi olduğunu, ... ...'nın ... A.Ş.'ye devredildiğini, yatırım sözleşmesi kapsamındaki sistemin monte edildiğini ancak henüz faaliyete geçmediğini ifade etmiştir. Davacı vekili, ... sisteminin temini için davacı tarafından piyasa araştırması yapıldığını, ... Bilişim A.Ş.'den 29/07/2021 tarihinde tüm kamera sistemleri, izleme merkezi, emniyet müdürlüğü sistem odası gereksinimleri, network ve yazılım hizmetleri, devreye alma ve süpervizörlük eğitimleri dahil fiyat teklifi alındığını belirtmiştir. Davacı vekili, davalı ...'in ... ...'ya piyasa rayicinin çok üzerinde bedelle ürün satışı yaptığını, ... kodlu ürünler nezdinde ... teklifine göre toplam 123.292,00 Euro fiyat farkı oluştuğunu, bu fiyat farkının doğrudan şirketin ve ortakların zararı olduğunu iddia etmiştir. Davacı vekili ayrıca, ... teklifinin network ve yazılım hizmetleri, devreye alma ve süpervizörlük eğitimlerini de içermesine rağmen davalı ... tarafından 364.000 Euro bilgi işlem gideri adı altında ayrıca danışmanlık ücreti fatura edildiğini, sözleşme konusu işte henüz faaliyete başlanmadığından faaliyete geçmeyen bir sistemle ilgili bilgi işlem ve danışmanlık hizmetinin fiilen verilmesinin mümkün olmadığını, buradaki asıl amacın gerçek bir hizmet vermek değil şirketin diğer paydaşlarını borçlandırmak olduğunu ileri sürmüştür. Davacı vekili, davalı ...'in ... ...'ya hemen hemen her ay danışmanlık ve hizmet adı altında fatura gönderdiğini, ...'in ...'a borç adı altında sözde ödemeler yaptığını, bu ödemelerin ... tarafından ... ...'ya aktarıldığını ve ... ...'nın da bilgi işlem hizmeti karşılığı olarak tekrar ...'e ödeme yaptığını, böylece gerçekte bir hizmet olmamasına karşın para giriş-çıkışı yapılmak suretiyle defter ve kayıtlar üzerinde şirketin borçlandırılmasının amaçlandığını ve ortakların zarara uğratıldığını beyan etmiştir. Davacı vekili, 16/07/2025 tarihinde yapılan 2022-2023 yılı olağan genel kurul toplantısında finansal tablolar ve faaliyet raporuna davacı tarafından olumsuz oy kullanıldığını ve yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmediğini, davacının söz konusu iş ve eylemlerden bu genel kurulda haberdar olduğunu belirtmiştir. Davacı vekili hukuki sebep olarak TTK m.553'e dayanmış, bu hükümde kurucuların ve yönetim kurulu üyelerinin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olduklarının düzenlendiğini, ana sözleşme gereği kurucu ortak olan ve yönetim kurulu üyelerinin yarısını seçen davalı ...'in pay sahibi olan davacıya ve şirkete verdiği zararın tahsilinin gerektiğini ifade etmiştir. Davacı vekili ayrıca TBK m.49 kapsamında haksız fiil hükümlerine göre davalının sorumluluğunun da bulunduğunu beyan etmiştir. Zamanaşımı bakımından TTK m.560/1'e dayanarak davanın yasal süresi içinde açıldığını ifade etmiştir. Davacı vekili netice ve talep olarak; HMK m.109 uyarınca asıl zarar miktarı yargılama sırasında ortaya çıktıktan sonra ıslah edilmek üzere şimdilik kısmi eda davası olarak 10.000 TL tazminatın davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, adem-i kabul halinde ise doğrudan zarara uğrayan ... A.Ş.'ye ödenmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde öncelikle dava dilekçesinde davalı aleyhine olan hususların tamamına itiraz ettiklerini bildirmiş, davanın aktif ve pasif husumet yokluğundan, hak düşürücü süre ve zamanaşımı gerekçesiyle ve diğer dava şartı yokluklarından reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili usuli itiraz olarak, dava öncesinde gerçekleştirilen arabuluculuk başvuru formunda ve anlaşmama belgesinde iddia edilen zararın dava dışı ... A.Ş.'ye ödenmesi talep edilmesine karşılık, açılan davada arabuluculuk başvurusunun kapsamını aşar şekilde ödemenin davacı şirkete yapılmasının talep edildiğini, bu talebin dava şartı yokluğundan usulden reddinin gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili esasa ilişkin savunmasında, davacı iddialarının gerçeğe aykırı olduğu gibi hukuki dayanaktan da yoksun olduğunu, davanın TMK m.2 (dürüst davranma) ve m.3 (iyiniyet) hükümlerine açıkça aykırı olduğunu beyan etmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinde ... A.Ş. pay sahiplerinin bir araya gelme sebebinin çok eksik aktarıldığını, hikayenin eksiksiz ortaya konulmasının önem arz ettiğini belirterek ortaklığın kuruluş sürecini detaylı olarak anlatmıştır. Buna göre davalı vekili, davacı ...'ın pay sahibi ...'in tek pay sahibi ve yetkilisi olduğu Özbekistan'da kurulu ... ... şirketi ile ... Valiliği arasında 02/07/2021 tarihinde imzalanan Yatırım Sözleşmesi'nin 20 yıllık bir ... sistemi hasılat paylaşımı sözleşmesi olduğunu, yatırım bedelinin 1.300.000 Euro'yu aşmayacağının ve işin çok kârlı olduğunun vaadedildiğini, davacının tecrübe, finansman ve operasyon kabiliyetinin yetersiz olduğunu, ... ve ... firmalarının uzun yıllar Türkiye'nin pek çok bölgesinde ... kurulum ve işletimi yaptığını, davacının bu firmaların tecrübe ve finansman gücüne ihtiyaç duyduğunu, bu doğrultuda taraflar arasında ... imzalanarak ... A.Ş.'nin kurulduğunu ve ... ...'nın bu şirkete bilabedel devredildiğini ifade etmiştir. Davalı vekili, ... imzalanıp ... tarafından gerekli yatırım maliyeti ve operasyonel süreçler yürütülmeye başlandıktan sonra, davacının vadettiği hususların gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığını savunmuştur. Bu kapsamda davalı vekili; Yatırım Sözleşmesi'nde bahsi geçen Ek-1 ve Ek-2 belgelerinin imzalanmadığını ve bu nedenle sözleşmenin hukuken geçersiz olduğunu, sözleşmenin sözleşmede bahsi geçmemesine rağmen Özbekistan'daki 232 sayılı Kanuna dayandırıldığını ve bu kanunun yalnızca ihale ile alınmış radar noktalarındaki hasılat paylaşımına izin verdiğini oysa ilgili bölgelerde ihale ile alınmış bir radar noktası bulunmadığını, radarların devreye alınması için üç aşamalı siber güvenlik onayları, metroloji dairesi onayları, elektrik-karayolları-telekom idareleriyle sözleşme yapılması gerektiğini ve mobil radar ile park ihlal sistemlerinin kurulamayacağının anlaşıldığını, nihayetinde Yatırım Sözleşmesi'nin Özbek mevzuatı kapsamında geçerli olmadığının, hukuken sonuç doğuramayacağının ve ... ...'nın herhangi bir hak ve imtiyazı bulunmadığının ortaya çıktığını beyan etmiştir. Davalı vekili, bu süreçte davalı ... tarafından 2,5 milyon Euro (bugünkü kur ile yaklaşık 122 milyon TL) tutarında yatırım ve harcama yapıldığını, ancak ... A.Ş.'nin tek iştigal konusu olan Özbekistan ... ... sisteminin devreye alınamadığını ve Yatırım Sözleşmesi'nin yürürlük kazanamayacağının kesinleştiğini ifade etmiştir. Davalı vekili, davacının vadettiği hususların gerçek çıkmamasına rağmen ... ve ... esas sözleşmesinin kendisine yüklediği edimlerin hiçbirini yerine getirmediğini, yapılan harcamalara katılmadığını, Özbekistan ile olan tüm bağını kopardığını ve ortaklık bilinciyle hareket etmediğini savunmuştur. Davalı vekili, .... Noterliği'nin 22/02/2024 tarih ... sayılı ihtarnamesi ile davacıya süreç hakkında bilgi verildiğini, Yatırım Sözleşmesi ile ilgili vaatlerin gerçeği yansıtmadığının resmi bilgilerle ortaya konulduğunu ve yapılan masrafların kendi payına düşen oranda ödenmesinin istendiğini, bu ihtarnamenin ardından davacının ... A.Ş. ve diğer ortakların zararına eylemlerde bulunmaya başladığını beyan etmiştir. Davalı vekili, yönetim kurulu seçim sürecini ayrıntılı olarak anlatarak; 28/02/2025 tarihli genel kurulda yeni yönetim kurulu üyelerinin oybirliğiyle seçilmesine rağmen davacı şirketin pay sahibi ...'ın MERSİS sistemi üzerinden yetki kabul onayını vermemesi nedeniyle yönetim kurulunun tescil edilemediğini, bu durumun .... Noterliği'nin 18/03/2025 tarih 6024 sayılı ihtarnamesiyle ihtar edilmesine rağmen sonuç alınamadığını, bunun üzerine 09/05/2025 tarihinde yeni bir genel kurul yapıldığını ve davacının önerdiği ...'nun da dahil olmak üzere yönetim kurulu üyelerinin oybirliğiyle seçildiğini, ancak 21/05/2025 tarihli yönetim kurulu toplantısında ... ve davacı vekili Av. Sercan Alkan'ın toplantı yerine gelmelerine rağmen hava alma bahanesiyle bina dışına çıkıp toplantıya katılmadan ayrıldıklarını ve ...'nun MERSİS'e girilen kimlik bilgilerinin uyuşmadığının tespit edildiğini, üçüncü kez 16/07/2025 tarihinde Bakanlık temsilcisi gözetiminde genel kurul yapılmak zorunda kalındığını beyan etmiştir. Davalı vekili tüm bu sürecin davacının kötüniyet ve hukuka aykırı davranışlarını ortaya koyduğunu ifade etmiştir.

Davalı vekili fiyat farkı iddiasına ilişkin savunmasında, dava dilekçesinde ... firmasının sistem odası ve network dahil teklif verdiğinin iddia edildiğini ancak ... sözleşmesinin Genel Şartlar bölümünde ürünlerin Özbekistan gümrük teslimi olarak verildiğinin, vergi-ÖTV ve diğer harçların dahil olmadığının, ürünlerin montaj ve kurulumlarının müşteriye ait olduğunun, sistem odası, izleme merkezi ve diğer birimlerdeki mobilya ve tefrişat işlemlerinin müşteriye ait olduğunun açıkça belirtildiğini ifade etmiştir. Davalı vekili, Özbekistan ...'da sahada kurulan radar ve güvenlik kamerası işlerinin bilişim hizmetleri ile veri merkezi, izleme merkezi, güvenlik duvarı, ağ cihazları konfigürasyonu, internet ve uzaktan erişim sistemleri kurulumu ve Özbekistan İçişleri Bakanlığı teknik personeli ile gerekli konfigürasyonların ... tarafından Türkiye'nin en iyi uzmanları eliyle sağlandığını, faturaların salt ürün bedeli değil kurulum ve devreye alma dahil toplam bedeller olduğunu, harcamaların rayiç fiyatların altında olduğunun herhangi bir bilirkişi incelemesinde ortaya çıkacağını savunmuştur. Davalı vekili son olarak, davaya konu satın alma ve kurulumların 2022-2023 yıllarında tamamlandığını, bu esnada tüm ödemeleri ve faturaları kabul eden ... ... şirketinin genel müdürü ve yetkilisinin davacı ...'ın ortağı ...olduğunu, piyasa rayicinin üzerinde olduğu iddia edilen harcamaların tamamına yakınının ...onayıyla gerçekleştiğini, .... Noterliği'nin 07/05/2025 tarih ... sayılı ihtarnamesi ile ...'nin temelini teşkil eden Yatırım Sözleşmesi'nin geçersiz olduğunun ve davacının üstlendiği edimleri yerine getirmemesinden kaynaklanan 2.354.817,50 Euro yatırım maliyetinin ödenmesinin istendiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Dava, davacı ... ... Ltd. Şti.'nin, dava dışı ... A.Ş.'nin %37,5 oranında pay sahibi sıfatıyla, diğer pay sahibi ve kurucu ortak olan davalı ... ... A.Ş.'nin ... A.Ş.'nin aktifindeki ... ... şirketine piyasa rayicinin üzerinde ürün satışı yaparak 123.292,00 Euro fiyat farkı oluşturduğu ve 364.000 Euro tutarında fiili bir hizmet karşılığı olmaksızın danışmanlık faturası düzenleyerek ... A.Ş.'yi ve dolayısıyla davacıyı zarara uğrattığı iddiasıyla TTK m.553 ve TBK m.49 hükümlerine dayanılarak açılan, HMK m.109 kapsamında şimdilik 10.000 TL tazminatın davalıdan tahsili ile asıl talep olarak davacıya, terditli ikincil talep olarak dava dışı ... A.Ş.'ye ödenmesine karar verilmesi isteminden ibarettir. Uyuşmazlığın odağını, davacının pay sahibi sıfatıyla dava dışı ... A.Ş.'nin zararına dayalı olarak davalı kurucu ortağa karşı tazminat davası açma ehliyetinin bulunup bulunmadığı ve davalı ...'in dava konusu kuruluş sonrası ticari işlemler bakımından TTK m.553-555 kapsamında sorumlu tutulup tutulamayacağı meseleleri oluşturmaktadır. Tarafların anlaşamadıkları hususlar şunlardır: Davacının aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, davalının pasif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, zamanaşımı süresinin dolup dolmadığı, arabuluculuk dava şartının kapsamının aşılıp aşılmadığı ve esasa ilişkin olarak fiyat farkının mevcut olup olmadığı, danışmanlık faturalarının fiktif olup olmadığı, şirketler arası para hareketlerinin niteliği, kusur, zarar ve illiyet bağının bulunup bulunmadığı ile davalının TMK m.2 savunmasının yerinde olup olmadığı hususlarıdır. HMK m.137 ve m.138 uyarınca mahkemece ön inceleme aşamasında dava şartları ve ilk itirazlar hakkında öncelikle karar verilmesi gerekmektedir. Davalı tarafından aktif husumet yokluğu, pasif husumet yokluğu, zamanaşımı ve arabuluculuk dava şartı yokluğu ileri sürülmüş olduğundan, öncelikle bu usuli itirazların değerlendirilmesine geçilmiştir. Davalı, arabuluculuk başvuru formunda ve anlaşmama belgesinde zararın ... A.Ş.'ye ödenmesinin talep edilmesine karşılık dava dilekçesinde kapsamı aşar şekilde ödemenin davacıya yapılmasının talep edildiğini ileri sürerek dava şartı yokluğunu iddia etmiştir. Bu itiraz yalnızca asıl talep (davacıya ödeme) bakımından anlam taşımakta olup, asıl talebin yukarıda açıklandığı üzere hem aktif husumet yokluğundan hem de arabuluculuk nedeniyle reddedilmesini gerektirmektedir. Terditli ikincil talep (... A.Ş.'ye ödeme) ise arabuluculuk başvurusunun kapsamıyla örtüştüğünden bu itirazdan etkilenmemektedir. Bununla birlikte asıl talepler yönünden arabuluculuk dava şartına aykırılık, aktif husumet yokluğunun yanı sıra müstakil bir usulden ret sebebi teşkil etmekte olup, her iki ret sebebi birbirinden bağımsızdır ve her biri tek başına asıl talebin reddine yeterlidir. Davalı, cevap dilekçesinin 20. paragrafında hak düşürücü süre ve zamanaşımı gerekçesiyle davanın reddini talep etmiş, ancak bu itirazı somutlaştırmamıştır. Davalı, davacının dava konusu eylemleri hangi tarihte öğrendiğine ilişkin somut bir vakıa ileri sürmemiş ve bu iddiasını destekleyecek herhangi bir delil göstermemiştir. Davalının cevap dilekçesinde yer verdiği 22/02/2024 tarih ... sayılı ve 12/03/2024 tarih ... sayılı ihtarnameler, zamanaşımı itirazının dayanağı olarak değil, ... kapsamındaki vaatlerin gerçeği yansıtmadığı ve masraf paylaşımı talebi bağlamında ileri sürülmüştür; bu ihtarnamelerde dava konusu eylemler olan fiyat farkı veya fiktif danışmanlık faturaları hakkında davacıya bilgi verildiğine ilişkin bir ibare bulunmamaktadır. HMK m.25 uyarınca hâkim, kanunda öngörülen istisnalar dışında tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Davalının zamanaşımı itirazını somut dayanaklarla desteklememesi karşısında mahkemece bu itirazın kendiliğinden tamamlanması mümkün değildir. Davacının beyan ettiği öğrenme tarihi olan 16/07/2025 tarihli genel kurul aksine delil bulunmadığından geçerli kabul edilmiş olup, bu tarihten itibaren TTK m.560/1'deki 2 yıllık süre ile fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 5 yıllık süre dolmamıştır. Bu gerekçeyle zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir. Davacı, dava dilekçesinde asıl talep olarak tazminatın kendisine ödenmesini, adem-i kabul halinde ise terditli ikincil talep olarak dava dışı ... A.Ş.'ye ödenmesini istemiştir. Davacı TTK m.553 ve TBK m.49 olmak üzere iki ayrı hukuki sebebe dayanmıştır. Bu durumda aktif husumet ehliyetinin, talep kalemleri ve hukuki sebepler bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. TTK m.555/1 hükmü açıktır: şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir; ancak pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler. Bu hüküm, pay sahibine tanınmış sınırlı bir dava yetkisi olup, actio pro socio'nun Türk hukukundaki kanuni düzenlemesidir. Tazminat alacağı şirkete aittir; pay sahibi bu alacağı kendi adına ve kendi hesabına talep edemez. Davacının asıl talebi tazminatın kendisine ödenmesi olduğundan ve TTK m.555 bu talebe izin vermediğinden, asıl talep yönünden TTK m.555 bakımından aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Asli talepte TBK m.49 bakımından ise, davacının iddia ettiği zarar yansıma zarar niteliğindedir. Şirketin malvarlığına yönelik zararda doğrudan zarar gören şirket tüzel kişiliğidir; pay sahibi ancak şirketin malvarlığındaki azalmanın pay değerine yansıması suretiyle dolaylı olarak etkilenir. Yansıma zararın TBK m.49 kapsamında pay sahibi tarafından doğrudan tazmini Türk doktrininde hâkim görüş tarafından kabul görmemektedir. Kanun koyucu, pay sahibine yansıma zararını takip etme yetkisini yalnızca TTK m.555 çerçevesinde ve yalnızca belirli kişilere karşı tanımıştır; bu istisnai yetki genel hükümlerle genişletilemez. Pay sahibi TBK m.49 kapsamında ne doğrudan kendisine ödeme talep edebilir ne de üçüncü kişi konumundaki davalıdan şirket adına ödeme talep edebilir; zira TBK m.49 pay sahibine şirket zararını takip etme yetkisi vermemekte, bu yetki münhasıran TTK m.555'in öngördüğü özel sisteme tâbi bulunmaktadır. Bu nedenle asıl talep yönünden TBK m.49 bakımından da aktif husumet ehliyeti yoktur. Aynı gerekçeyle terditli ikincil talep (... A.Ş.'ye ödeme) yönünden de TBK m.49 bakımından aktif husumet ehliyeti bulunmamaktadır; çünkü TBK m.49 pay sahibine, üçüncü kişiden şirket adına zarar talep etme yetkisi vermemekte, TTK m.555'in actio pro socio mekanizması dışında pay sahibinin şirket zararını takip etme imkânı bulunmamaktadır. Terditli ikincil talep (... A.Ş.'ye ödeme) yönünden TTK m.555 bakımından ise aktif husumet ehliyeti mevcuttur. TTK m.555/1 uyarınca pay sahibi, şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini talep etme hakkına sahip olup davacının terditli ikincil talebi bu hükme uygundur. Sonuç olarak asıl talep her iki hukuki sebep bakımından da aktif husumet yokluğundan usulden reddedilecek, terditli ikincil talep TBK m.49 hukuki sebebi bakımından aktif husumet yokluğundan bertaraf edilecek, yalnızca terditli ikincil talep TTK m.555 bakımından ayakta kalacaktır. Aktif husumet değerlendirmesi sonucunda davanın yalnızca terditli ikincil talep ile TTK m.555 ekseninde ayakta kaldığı tespit edilmiştir. Bu noktada incelenmesi gereken husus, davalı ...'in TTK m.555 yoluyla kendisine yöneltilen sorumluluk talebi bakımından TTK m.553 kapsamında pasif husumet ehliyetine sahip olup olmadığıdır. TTK m.555 uyarınca pay sahibinin dava açabileceği kişiler, TTK m.553 ve m.554'te sınırlı sayıda sayılmıştır: kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler, tasfiye memurları ve denetçiler. Bu kişi listesi kapalı bir liste olup genişletilmesi mümkün değildir. Davacı, davalı ...'i yalnızca kurucu ortak sıfatıyla ve yönetim kurulu üyelerinin yarısını seçme imtiyazına sahip büyük pay sahibi olarak sorumlu tutmuştur. Kurucu sıfatı, kuruluş anına özgü tek seferlik bir statüdür ve kuruluşla sona erer. Sorumlular yalnızca kendi görev ve statü dönemlerinde doğan zararlardan sorumlu tutulabilirler. ... A.Ş. 31/01/2022 tarihinde tescil edilmiş olup davalı ...'in kurucu sıfatı bu tarihle tamamlanmıştır. Dava konusu eylemler ise 2022-2023 dönemindeki ürün satışları ve danışmanlık faturalarından ibaret olup tamamı kuruluş sonrası döneme aittir ve kuruluş anına özgü fiillerle ilişkili değildir. TTK m.549 ila 552'de düzenlenen özel kurucu sorumluluk halleri olan kuruluş belgelerinde yanlış beyan, sermaye hakkında yanlış beyan, değer biçmede yolsuzluk ve izinsiz halktan para toplama hallerinin hiçbiri davacı tarafından iddia edilmemiştir. TTK m.553 kapsamındaki genel kurucu sorumluluğu ise kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin ihlalini gerektirmekte olup, bu yükümlülüklerin kurucu sıfatından kaynaklanan yükümlülükler olması zorunludur. Kuruluş sonrası olağan ticari faaliyetler kurucunun kurucu sıfatından kaynaklanan yükümlülük kapsamında değerlendirilemez. Davacının davalı ...'i yönetim kurulu üyelerinin yarısını seçme imtiyazına sahip büyük pay sahibi olarak sorumlu tutma girişimi de hukuken yetersizdir. Yönetim kurulu üyeleri TTK m.369 uyarınca bağımsız iradeyle ve tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmekle yükümlüdür. Yönetim kurulunun aldığı kararlar, bu kararları alan üyelerin bağımsız iradi eylemleri olup, araya giren bu bağımsız iradi eylem, uygun illiyet teorisi bakımından nedensellik zincirini kesmektedir. Bir kişiyi yönetim kuruluna seçmek, hayatın olağan akışında o kişinin yıllar sonra yapacağı spesifik bir ticari işlemin zararlı sonucunun uygun sebebi sayılamaz. TTK m.553/3 uyarınca da hiç kimse kontrolü dışında kalan kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar sebebiyle sorumlu tutulamaz ve bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. Kurucu sıfatının kuruluş sonrası eylemler için yetersiz kaldığı durumlarda, doktrinde ve uygulamada TTK m.553 kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için birtakım istisnai hallerin varlığı aranmaktadır. Bunlar fiili organ sıfatıyla (de facto yöneticilik) sorumluluk, yönetim kurulu üyesinin seçiminde ağır kusur, esas sözleşmede öngörülmüş talimat verme imtiyazı ve TTK m.202 vd. kapsamında hâkimiyetin kötüye kullanılmasıdır. Dava dilekçesinin incelenmesinde bu istisnai hallerin hiçbirinin ileri sürülmediği tespit edilmiştir. Fiili organ sıfatı bakımından, dava dilekçesinde ...'in ... ...'ya satış yaptığı ve fatura kestiği gibi ham olgusal parçalar bulunmakla birlikte bu olgular fiili yöneticilik iddiası olarak somutlaştırılmamış, davalı ... tüzel kişiliği ile yönetim kurulu üyeleri olan Albayrak ailesi arasındaki organik bağ kurulmamış, fiili yönetimi ispatlayacak özel deliller işaretlenmemiş ve TTK m.553'ün fiili organ boyutuna hukuki dayanak olarak çağrılmamıştır. Seçimde ağır kusur, talimat verme imtiyazı ve şirketler topluluğu hükümleri bakımından da herhangi bir iddia, vakıa veya delil sunulmamıştır. HMK m.25 uyarınca kanunda öngörülen istisnalar dışında hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. HMK m.33 uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular ve tarafların ileri sürdüğü maddi vakıaları hukuki açıdan nitelendirir; ancak bu yetki tarafların ileri sürdüğü vakıaların hukuki nitelendirmesiyle sınırlıdır, yeni vakıa ve iddia oluşturmayı kapsamaz. Davacının ileri sürmediği fiili organ, talimat imtiyazı, hâkimiyet kötüye kullanımı gibi istisnai sorumluluk temellerini mahkemenin kendiliğinden dikkate alarak davayı ayakta tutması hukuken mümkün değildir. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, davacının davalı ...'e yönelttiği sorumluluk yalnızca kurucu sıfatı ve yönetim kurulu üyesi seçme imtiyazı temeline dayandırılmış olup, bu temel kuruluş sonrası olağan ticari işlemler bakımından TTK m.553-555 kapsamında pasif husumet oluşturmaya yeterli değildir. Davalı ...'in dava konusu eylemler bakımından pasif husumet ehliyeti bulunmamaktadır. Dava, yukarıda açıklanan usul hukuku engelleri nedeniyle esasa girilmeden sonuçlandırıldığından, fiyat farkı iddiası, fiktif danışmanlık faturaları iddiası, şirketler arası para hareketlerinin niteliği, davalının TMK m.2 savunması, kusur, zarar ve illiyet bağı değerlendirmesi konularında herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Tahkikat aşamasına geçilmediğinden bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ve tanık dinlenmemiştir. Mahkeme, esasa ilişkin iddiaların haklılığı veya haksızlığı hakkında herhangi bir kanaat bildirmemiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davacının asıl talebinin [Asıl talep (davacıya ödeme)TTK m. 555 ; Asıl talep (davacıya ödeme)TBK m. 49 ; Terditli ikincil talep (...'a ödeme)TBK m. 49 ] AKTİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN ve aslı taleplerin ayrıca arabuluculuk dava şartına aykırılık nedenleriyle USULDEN REDDİNE, 2-Davacının terditli ikincil taleplerinden [(...'a ödeme)] TTK m. 555 maddesi açısından açılan davanın ise PASİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN USULDEN REDDİNE, 3-Alınması gereken maktu 732,00-TL harcın, peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile bakiye 116,60-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davalı, kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.13/2 uyarınca hesaplanan 10.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 4.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/04/2026

Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/760, K. 2026/366, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-760-e-2026-366-k-a0e1ee0c76ec