İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/649 E. 2026/602 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/649
Karar No
2026/602
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/649 Esas KARAR NO : 2026/602

DAVA : Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 08/09/2025 KARAR TARİHİ : 01/07/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Cari Hesap Veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı Vekilinin Mahkememize Tevzi Edilen Dava Dilekçesinde Özetle; Davalı şirket ile müvekkili arasındaki ticari ilişkiden dolayı cari hesap mevcut olduğunu, bu cari hesaptan kaynaklı olarak müvekkil lehine alacak hakkı doğduğunu, ancak davalı şirket tarafından müvekkili lehine doğan alacaklar vadesinde kendisine ödenmediğini, bu sebeple müvekkilince davalı tarafa vade farkı faturaları kesildiğini, kesilen vade farkı faturaları davalı şirkete elektronik sistem üzerinden iletildiğini davalı tarafça faturalara itiraz edilmediğini veya faturalar iade edilmediğini, böylece müvekkili tarafından kesilen faturaların kesinleştiğini, müvekkili ile davalı şirketin yapmış olduğu ticaretten kaynaklı olarak müvekkilin alacak hakkının doğduğunu, müvekkilinin bu alacağının vadesinde ödenmediği ve fatura kesilerek talep edilen vade farkı tutarlarının hukuka uygun olduğunu, ticari defterlerin bilirkişi marifetiyle incelenmesi neticesinde düzenlenecek bilirkişi raporları ile ortaya çıkacağını, arabuluculuğa başvurulduğunu, anlaşma sağlanamadığını, şimdilik 10.000 TL'nin davalıdan alınarak taraflarına ödenmesine hükmedilmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin, faturanın düzenlendiği 18/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan alınarak taraflarına ödenmesini, arabuluculuk ücreti, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmektedir. Davalı Vekilinin Mahkememize Sunmuş Olduğu Cevap Dilekçesinde Özetle; davalı, davacıya olan tüm borçlarını vadesinde ve eksiksiz olarak ifa ettiğini, dolayısıyla davacının ileri sürdüğü şekilde bir gecikme ya da temerrüt durumu söz konusu olmadığını, vade farkı, ancak taraflar arasında önceden kararlaştırılmış veya yerleşik teamül ile sabit hale gelmişse talep edilebileceğini, ancak taraf arasında hiçbir şekilde bu yönde bir anlaşma ya da yerleşik bir ticari teamül bulunmadığını, kaldı ki davacı da aksini ispat edemediğnii, davacı, herhangi bir sözleşmesel hakka dayanmaksızın, sırf haksız kazanç elde etmek amacıyla davalıyı aleyhine vade farkı faturası düzenlediğini, bu durum, Türk Borçlar Kanunu m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına da aykırı olduğunu, bu itibarla, davacının vade farkı alacağına ilişkin talepleri hem hukuken hem de fiilen dayanaksız olduğunu, fazlaya ilişkin her türlü haklarının saklı tutulduğunu bildirmek kaydıyla, davacının hiçbir iddiasının kabulü mümkün olmamakla birlikte, davacı taraf dava dilekçesinin ekinde hiçbir delil sunmamış, iddialarını ispat edemediğini, davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu gözetilerek davacının bundan sonra dosyaya sunabileceği hiçbir belge, kayıt ve benzeri delilin dosya kapsamına alınmasına muvafakati olmadığını, davacı taraf, somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacı taraf delillerini usul hukuku hükümlerine uygun bir biçimde göstermediğini, davacı taraf huzurdaki davası kapsamında vade farkı alacağı talebinde bulunmakta ise de taraflar arasında vade farkı ödeneceğine ilişkin hiçbir anlaşma ya da ticari teamül bulunmadığını, keza davacı da aksini iddia ve ispat edemediğini, taraflar arasında bulunan ticari ilişkide hiçbir şekilde vade farkı faturası düzenlenmediğini, davalı da vade farkı adı altında hiçbir ödeme gerçekleştirmediğini, davacının tüm iddiaları haksız ve mesnetsiz olup davanın reddine karar verilmesini, davacı taraf hangi ödemenin hangi vadeye bağlandığını, hangi ödemenin vadesinde yapılmadığını, hangi ödemeden kaynaklı olarak vade farkı alacağı doğduğunu somut deliller ile ispat edemediğini, davacının hiçbir iddiasının kabulü mümkün olmamakla birlikte davalı tarafından yapılan tüm ödemeler vadesinde yapıldığını, bu sebeple vade farkı alacağının alacağının doğması için gerekli şartların oluşmadığı da açık olduğunu, davacının vade farkı faturasında itiraz edilmediği yönündeki iddialarının kabulü mümkün olmamakla birlikte, aksinin iddiası halinde dahi vade farkı alacağı için taraflar arasında yazılı sözleşme ve istikrar kazanmış ticari teamülün bulunması gerektiği açık olduğunu, bu kapsamda vade farkı faturasına itiraz edilmemesi tek başına faturanın kesinleştiği gibi bir sonuca neden olmayacağını, davacının hiçbir iddiasını kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, davacı vade farkı adı altında yaptığı talebinin 18.07.2024 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini talep ettiğini, davacının tüm iddiaları hukuki dayanaktan yoksun olduğu gibi, kabul anlamına gelmemek kaydıyla sırf fatura düzenlenmesi temerrüt durumunu oluşturmayacağından alacak talebine faturatarihinden itibaren faiz talep etmesi de mümkün olmadığını, öncelikle huzurdaki davanın sair usuli itirazları doğrultusunda usulden reddini, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise davanın esastan reddini, tüm yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. SMMM bilirkişinin 19.03.2026 tarihli raporunda özetle; Huzurdaki davanın somut olayında, Davacı ile davalı şirket arasında mevcut ticari ilişki kapsamında taraflar arasında cari hesap ilişkisi bulunduğu, bu ticari ilişki nedeniyle davacı lehine alacak doğduğu, ancak davalı tarafından söz konusu alacakların vadesinde ödenmediği ileri sürüldüğü, Davacı tarafından ödenmeyen alacaklar nedeniyle davalı adına vade farkı faturaları düzenlendiği, bu faturaların elektronik sistem üzerinden davalıya iletildiği, davalı tarafından süresi içinde faturalara itiraz edilmediği veya iade edilmediği, bu nedenle faturaların kesinleştiğinin iddia edildiği, Uyuşmazlık nedeniyle zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulduğu ancak taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı, bu nedenlerle davacı, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL alacağın, fatura tarihi olan 18.07.2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ettiğini belirmiş olup, Yapılan mali incelemede; Tarafların 2023 ve 2024 yılı defter ve dayanak belgeleri incelenmiş olup, ibraz edilen yasal defterlerin HMK m.222/1-4 ve 6102 sayılı TTK’nın 64. maddesinin üçüncü fıkra hükümlerine göre açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yapılmış olduğu, defter kayıtlarının birbirini doğruladığı, defterlerin usulüne göre tutulmuş olduğu, sahipleri lehine delil niteliklerinin bulunduğu, Taraflar arasında siparişe dayalı bir cari hesap ilişkisi olduğu, Taraflar arasında imza edilmiş bir sözleşme bulunmadığı, Matbu Sipariş formları ile ticari ilişki şartlarının belirlenmiş olduğu, bu formlarda açıkça ödeme vadesi ve temerrüt faizi belirlenmemiş olup, işbu sipariş formlarında vade konusunda açıklamanın fatura üzerinde belirtilmiş olması gerektiğinin şipariş formunun 2. maddesinde yer aldığı, Davacının Davalıya düzenlemiş olduğu işbu faturalarda sipariş numarası belirtilmemiş olup, vadenin(aynı gün) ve gecikme faizi aylık %2.5 şeklinde yazılı olduğu, Davacının sipariş formları ile bire bir eşleşmeyen mal faturaları düzenleyerek sevkiyatların yapılmış olduğu, Davalının bu faturaları kabul ederek ticari defterlerinde Davacı cari hesabına alacak kaydetmiş olduğu, Davalının fatura tarih ve miktarları ile eşleşmeyen parça parça cari hesaba mahsuben ödemeler yapmış olduğu, her iki tarafın bu ödemeleri uyumlu olarak ticari defterlerine kaydetmiş olduğu, Ödemelerin hiçbirinin faturada yazan vadeye uygun yapılmamış olduğu, Tarafların ticari defter kayıtlarında en son mal satışı faturasının 14.05.2024 tarihinde düzenlenmiş olduğu, 28.06.2024 tarihinde 5,93 TL küsurat farkı haricinde hesapların kapatılmış olduğu, Sayın Mahkemenin müzekkkere ile talep etmiş olduğu Gelir İdaresi Başkanlığın’dan gelen Karşılaştırmalı BA-BS Analizlerinde; Davacının düzenlemiş olduğu tüm faturaların yer aldığı, 2024 yılında dava konusu vade farkı faturası dahil Davacının Davalıya 25 adet ticari mal faturası düzenlemiş olduğu ve ticari defterlerine kaydetmiş olduğu, Davacı tarafından 18.07.2024 tarihli ... nolu, 354.582,90 TL tutarlı, “ Vade Farkı” açıklamalı faturanın online olarak Davalı tarafa iletilmiş olmasına rağmen, Davalı tarafından kayıtlara alınmamış olduğu, Davalı tarafından süresi içinde itiraz edilerek herhangi bir iade faturası da düzenlenmemiş olduğu, Davalının ticari defter kayıtlarında Davacı hesabının kapalı olduğu, alacak/borç bakiyesinin bulunmadığı, Davacının ticari defterlerinde Davalının 354.588,83 TL borçlu olduğu, Tarafların hesap bakiyeleri arasındaki farkın, Davalının dava konusu “Vade Farkı” faturasını kayıtlarına almamış olmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. TTK m. 21/2’deki “Bir tacir, diğer bir tacirden kendisine gönderilmiş olan faturanın içeriği hakkında, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bir itirazda bulunmamışsa, faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır.” Türk Ticaret Kanunu uyarınca, fatura içeriğinde yer alan kayıtların bağlayıcı kabul edilebilmesi için bu hususların taraflar arasında açıkça kararlaştırılmış olması veya yerleşik bir ticari teamül haline gelmiş bulunması gerekmektedir. Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça dayanak yapılan faturalarda “aynı gün vade” ve “aylık %2,5 gecikme faizi” ibaresine yer verilmiş ise de, söz konusu kayıtların taraflar arasında önceden kararlaştırıldığını gösterir imzalı bir sözleşme bulunmamaktadır. Nitekim tarafıma ibraz edilen sipariş formlarında da tarafların imzalarının yer almadığı görülmüştür. Faturaya yazılan faiz/vade farkı kayıtlarının, taraflar arasında önceden kararlaştırılmamış olması halinde, sırf faturaya itiraz edilmemiş olmasına dayanılarak bağlayıcı kabul edilemeyeceği, taraflar arasındaki uzun süreli ticari ilişki boyunca ödemelerin sürekli gecikmeli yapılmasına rağmen, bu faizin hiç uygulanmadığı ve talep edilmediği, yapılan ödemelerin ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin kabul edilerek hesapların kapatıldığı, hususları birlikte değerlendirildiğinde; faturada yer alan söz konusu “Vade Farkının” taraflarca fiilen benimsenmediği ve uygulanmadığı değerlendirilmiş olup, bu haliyle faturaya itiraz edilmemiş olmasının tek başına TTK m. 21/2’de öngörülen davacı lehine bir hak olup olmadığı ve sonradan geriye dönük vade farkı talebinde bulunularak düzenlenmiş faturanın oluşturduğu alacağın varlığının kabülü Sayın Mahkemenin takdirindedir. DELİLLER: -Bilirkişi raporu -Tarafların beyan ve dilekçeleri -Tüm dosya kapsamı DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında düzenlenen vade farkı faturasından kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; taraflar arasında vade farkı uygulanmasını kararlaştıran yazılı veya sözlü bir anlaşma ya da yerleşik ticari teamül bulunup bulunmadığı, davacı tarafından tek taraflı olarak düzenlenen vade farkı faturasının davalı yönünden bağlayıcı olup olmadığı ve bu kapsamda davacının vade farkı alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktalarında toplanmaktadır. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler, tarafların ticari defterleri, BA-BS kayıtları ile bilirkişi raporu birlikte değerlendirilmiştir. Taraflar arasında uzun yıllara dayanan ticari ilişkinin ve cari hesap ilişkisinin bulunduğu, davacının davalıya çeşitli tarihlerde mal satış faturaları düzenlediği, davalının bu faturalara konu borçlarını parça parça ödemek suretiyle cari hesabı kapattığı, tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve birbirini doğruladığı, davalının mal satış faturalarını ticari defterlerine kaydettiği hususlarında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda; taraflar arasında imzalanmış bir çerçeve sözleşmenin bulunmadığı, ticari ilişkinin sipariş formları üzerinden yürütüldüğü, ancak bu sipariş formlarında ödeme vadesi ile temerrüt faizi veya vade farkına ilişkin bağlayıcı bir düzenlemeye yer verilmediği, sipariş formlarında yalnızca vade bilgisinin fatura üzerinde gösterileceğine ilişkin ibare bulunduğu, davacının düzenlediği satış faturalarında “aynı gün vade” ve “aylık %2,5 gecikme faizi” ibarelerine yer verilmiş ise de bu kayıtların taraflar arasında önceden kararlaştırıldığını gösterir herhangi bir sözleşme veya taraf iradesini ortaya koyan belge bulunmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı, düzenlediği 18.07.2024 tarihli vade farkı faturasının davalıya elektronik ortamda tebliğ edildiğini, davalının sekiz günlük süre içerisinde faturaya itiraz etmemesi nedeniyle faturanın kesinleştiğini ileri sürmüş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21/2. maddesinde düzenlenen faturaya süresinde itiraz edilmemesinin sonucu, yalnızca faturada yer alan ve mevcut hukuki ilişkiye uygun bulunan kayıtlar bakımından ispat kolaylığı sağlamaktadır. Anılan düzenleme, taraflar arasında önceden kararlaştırılmamış yeni bir borç doğurucu kayıtların veya tek taraflı olarak oluşturulan faiz ve vade farkı şartlarının sırf faturaya yazılmış olması nedeniyle karşı taraf bakımından bağlayıcı hale geleceği şeklinde yorumlanamaz. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da kabul edildiği üzere; vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu hususta açık bir sözleşme hükmünün bulunması veya taraflar arasında süreklilik arz eden, istikrar kazanmış bir ticari teamülün oluşmuş olması gerekmektedir. Sadece faturaya vade farkı veya gecikme faizi kaydı konulması ve faturaya süresinde itiraz edilmemesi tek başına vade farkı alacağına hak kazandırmamaktadır. Somut olayda bilirkişi incelemesinde de açıkça tespit edildiği üzere, taraflar arasındaki ticari ilişki boyunca davalının ödemelerini çoğunlukla faturalarda belirtilen tarihlerden sonra yaptığı, buna rağmen davacının uzun süre boyunca herhangi bir vade farkı veya gecikme faizi tahakkuk ettirmediği, yapılan gecikmeli ödemeleri ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul ederek cari hesabı kapattığı, taraflar arasında önceki ticari ilişkilerde vade farkı faturalarının düzenlenip tahsil edildiğini veya davalı tarafından kabul edildiğini gösteren herhangi bir kayıt ya da uygulamanın bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durum, taraflar arasında vade farkı uygulanmasına ilişkin yerleşmiş bir ticari teamülün oluşmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Öte yandan davacı tarafından düzenlenen dava konusu 18.07.2024 tarihli 354.582,90 TL bedelli “vade farkı” faturası davalı tarafından ticari defterlerine kaydedilmemiş olup, davalı ticari defterlerinde taraflar arasındaki cari hesabın 28.06.2024 tarihi itibarıyla kapandığı ve herhangi bir borç bakiyesinin bulunmadığı görülmektedir. Davacı ticari defterlerinde görülen bakiye ise yalnızca tek taraflı olarak düzenlenen dava konusu vade farkı faturasının kaydedilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla ticari defterler arasındaki farklılık, davacının tek taraflı muhasebe kaydından ibaret olup, tek başına alacağın varlığını ispata elverişli değildir. Davacı tarafça, taraflar arasında vade farkı uygulanacağına ilişkin yazılı bir sözleşme, ticari teamül, önceki dönem uygulamaları, davalının vade farkı ödemelerini kabul ettiğine ilişkin belge veya başka bir delil de dosyaya sunulamamıştır. Bu itibarla, HMK’nın 190. maddesi uyarınca ispat yükü üzerinde bulunan davacı, talep ettiği vade farkı alacağının hukuki dayanağını ve doğum koşullarını usulüne uygun delillerle ispat edememiştir. Sonuç olarak; taraflar arasında vade farkı uygulanmasını kararlaştıran bir sözleşme veya yerleşik ticari teamülün bulunduğu ispatlanamadığından, davacının tek taraflı olarak düzenlediği vade farkı faturasına dayanarak alacak talebinde bulunması hukuken mümkün görülmemiş, faturaya süresinde itiraz edilmemiş olması da tek başına bu alacağın doğduğu sonucunu doğurmayacağından davanın esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Ayrıntılı Açıklandığı Üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00-TL harcın, peşin alınan 615,40-TL harçtan mahsubu ile eksik kalan 116,60-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 5-6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca Hazine tarafından karşılanan zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.600,00-TL'nin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 6-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 01/07/2026

Katip ... Hakim ... e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/649, K. 2026/602, T. 01.07.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-649-e-2026-602-k-5a5f0cb8e782