İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/260 E. 2025/615 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/260
- Karar No
- 2025/615
- Karar Tarihi
T.C. ... 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. TÜRK MİLLETİ ADINA ... GEREKÇELİ KARAR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/260 Esas KARAR NO : 2025/615
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. .... DAVALI : ... - .. VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Alacak) DAVA TARİHİ : 28/03/2025 KARAR TARİHİ : 17/09/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/09/2025
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Alacak) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA Davacı vekili iddiasında özetle; ... Altındağ Belediye Başkanlığı tarafından ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde 10.03.2016 tarihinde 2017/301 Esas numaralı ve Sakarya Mah. Salaş Sok. No:10 Altındağ adresinde imarın 602 ada 8 parselinde bulunan taşınmazın tüm müştemilatıyla kamulaştırmasına karar verildiğini, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunun 8. Maddesi gereğince uzlaşma sağlanamadığından belirterek şimdilik 100,00 TL olmak üzere; davalı banka tarafından en yüksek vadeli mevduatta nemalandırılması gereken kamulaştırma bedelinin depo edilen tarihin vade başlangıç tarihi olarak kabul edilerek en yüksek mevduat faizinin, her vade bitiminde bankanın tespit edilecek güncel vadeli mevduata verdiği en yüksek faiz oranı tespiti ile böylece güncellenerek davacının parayı çektiği tarihe kadar ödenmesi gereken toplam faiz ile banka tarafından ödeme tarihindeki toplam faiz arasındaki fark bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek avans faizi ile davalı bankadan tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA Davalı vekili savunmasında özetle; Altındağ Belediye Başkanlığı tarafından ... 4.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/301 Esas sayılı dosyasına kayde... adresinde 602 ada, 8 parselinde kayıtlı taşınmazın tüm müştemilatıyla kamulaştırılmasına karar verildiğini, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 8.maddesi gereğince uzlaşma sağlanamadığından aynı Kanunun 10. maddesine göre tapu kaydının iptali ile davalı idare adına tesciline karar verilmesini talep ve dava ettiğini, ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2017/301 Esas sayılı dosyasından kamulaştırma bedeli olarak tespit edilen rakamdan 10.07.2016 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte 192.336,00 TL'nin iş bu davada davacı tarafa ödendiği ancak kendisine ödeme yapılan faiz meblağının düşük olduğunu, kendisine daha fazla faiz ödenmesi gerektiğini, eksik ödendiği iddia edilen faizin tahsili amaçlı (en yüksek oranda mevduat faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği iddiası ile) şimdilik 100,00 TL üzerinden alacak davası açıldığını, davacı talebinin zamanaşımına uğradığını, davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığını, davanın belirsiz alacak davası yolu ile açılmasının mümkün olmadığını, davacı ile davalı banka arasında ticari ilişkinin söz konusu olmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere faiz talep edilen faiz türünün de fahiş olduğunu bildirmiş, davanın yetkili İstanbul Anadolu Mahkemelerine gönderilmesine, davanın zamanaşımına uğramış olması sebebiyle reddine, davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılması nedeniyle dava dilekçesinin usulden reddine, davacıların aktif husumet ehliyetinin bulunmaması sebebiyle davanın reddine karar verilmesine, görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli olan Tüketici Mahkemelerine gönderilmesine, hukuki dayanaktan yoksun davanın usul ve esastan reddine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE Dava, kamulaştırma bedeline uygulanacak faizden kaynaklanan alacak davasıdır. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 2015/5164 E. Ve 2015/18416 K. Sayılı kararında, Dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı –geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak- bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır. Yasa bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır. Ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde, munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır. Kısacası, munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 karar sayılı kararında da değinildiği üzere; bu konuda kanıtlanması gereken, belli paranın (somut olayda kamulaştırma bedelinin) gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Açıkçası alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Doğaldır ki bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan olası (muhtemel) kar ya da varsayılan (farzedilen) gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Hal böyle olunca davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği duraksama yaratmayacak denli açık bir olgudur. Munzam zararın tazmini konusuyla ilgili olup Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Dairemizin 22.03.1994 gün ve 1994/2060-3571 sayılı kararı ve bunu izleyen kararlarında belirtildiği gibi; alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak inanılır, kesin ve net bir biçimde kanıtlamak zorundadır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin, alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi, yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını; borçludan alacağını zamanında tahsil edeceğine güvenerek üçüncü kişilere karşı bir takım yükümlülükler altına girip, borçlunun borcunu geç ödemesi yüzünden bu üçüncü kişilere karşı edimini yerine getiremediği için cezai şart ya da vergi cezası ödediğini, mallarının haczedildiğini veya yüksek faizli kredi almak zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Yoksa soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjöktürel olgular TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez. Öte yandan, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, döviz kur farkı, paranın değerindeki düşüş vb. gibi olgular) TBK' nin 122. maddesindeki munzam zararın kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluk gerçek zarar olarak gösterilemez. Bunu kabul etmek hukuk tekniği bakımından da olanaklı değildir. Çünkü, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon (ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar) oranında bir zarara uğradığını varsaymak, yasal faiz oranını enflasyon oranına çıkarmak olur ki, bu yetki yalnızca yasa koyucuya verilmiştir. Yasa koyucunun amacı, vadeli mevduat ya da enflasyon oranını aynen yansıtmak olsaydı, temerrüt faizini de bu unsurlara bağlardı ve .. ve ... sayılı Yasalarda yaptığı gibi belli bir oran belirlemezdi. Yasa koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların yaratacağı zarar dolayısıyla tazminat oranını –Anayasadan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak- belirlemiş iken, bu yasal düzenleme gözardı edilip, aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın –temerrüt faizinden- daha fazla olduğu kabul edilemez. Bu durumda TBK'nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan-munzam zararın, Ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri vb. gibi) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerekir. Bu konularda alacaklı, önemli bir kanıtlama külfeti altındadır. Kanıtlama yükünü yerine getirirken, kural olarak her hangi bir kanıtlama kolaylığından yararlanabilir. Örneğin enflasyon, somut olguların kanıtlanmasında özellikle zararın miktarının saptanmasında kolaylık sağlayabilir ise de, kanıtlama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Zararın varlığı ileri sürülerek somut olgular ile kanıtlandıktan sonra miktarının belirlenmesinde -yukarıda açıklandığı gibi- zamanında ödeme yapılmadığı için alınmak zorunda kalınan borca ödenen yüksek faiz oranının, malvarlığında oluşan azalmanın veya dövize ödenen yüksek kurun ve ülkede geçerli diğer ekonomik göstergelerin dikkate alınacağı doğaldır. Bundan ayrı, uğranılan zararın, borçlunun ve alacaklının dışında gelişen Ülkenin ekonomik politikasına bağlı verilere endekslenmesi durumunda, bunlardan hangisinin uygulanacağı konusu da ayrı bir kargaşa yaratmaktadır. Örneğin zararın hesaplanmasında TEFE mi, TÜFE mi, döviz mi, mevduat faizi mi, yoksa devlet tahvili mi esas alınacaktır? Nitekim somut olayda bilirkişi, davacının zararını yıllık yasal faiz oranlarına göre hesaplamış mahkemece de bu miktar esas alınmıştır. Bu da gösteriyor ki, davacı ileri sürdüğü munzam zararını somut olgularla kanıtlamadıkça zarar miktarının saptanması gerçekçi olmayacak, bir bakıma varsayıma dayanacaktır. Yukarda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere; davada somut olaylara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp, yöntemince kanıtlanmış bulunmadığı cihetle, TBK 122. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği gözetilmeden, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir., şeklinde karar verilmiştir. Davacı tarafından, munzam zararın tazmini talep edilmiştir. Davacı kamulaştırma bedelini faiziyle birlikte tahsil etmiştir. Munzam zararına dair talebi yukarıdaki Yargıtay kararı uyarınca somut verilerle (hacze uğradığı, kredi çektiği, kredi kullanmak durumunda kaldığı) ispatlanamamıştır. Bu nedenle davanın reddi gerekmiştir. HÜKÜM: Açıklanan gerekçeye ve dosya kapsamına göre; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL harç başlangıçta alındığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 3-Davacının karşıladığı yargılama harç ve giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen 100,00 TL üzerinden takdir edilen 100,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca .. ... bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 6-Karar kesinleştiğinde taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının re'sen yatırana iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı kararın tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemeleri'nde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 17/09/2025
Katip ... e-imzalı
Hakim ... e-imzalı