İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/363 E. 2025/230 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/363
Karar No
2025/230
Karar Tarihi

T.C. ...3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/363 Esas - 2025/230 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ T.C. ... 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2024/363 KARAR NO : 2025/230

DAVA : Marka ile ilgili Kurum kararının iptali, marka hükümsüzlüğü. DAVA TARİHİ : 03/09/2024 KARAR TARİHİ : 12/06/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 12/07/2025

TALEP: Davacı vekili 12/06/2025 harç tarihli dava dilekçesi ve duruşmadaki beyanlarıyla özetle: Müvekkilinin Türk Patent ve Marka Kurumu (...) nezdinde 2022/137583 sayılı "... club since 2009" ibareli marka başvurusunda bulunduğunu, başvurunun ... Resmi Markalar Bülteninde yayınlanması üzerine davalı şahsın 2022/144246 sayılı "whıteclub" ibareli markasını gerekçe göstererek yaptığı itirazın kabulüne karar verilerek başvurunun reddedildiğini, bu ret kararına karşı müvekkilinin yeniden inceleme taleplerinin ...'in 2024-M-8601 sayılı Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararı ile nihai olarak reddedildiğini, söz konusu kararın haksız ve hukuka aykırı bir işlem olduğunu, zira; davalı Başar İnel’in müvekkilinin yaptığı markadan bilgisinin bulunduğunu, hatta davacının iyi niyet göstergesi olarak ... Club olarak Başar İnel ile bir marka başvurusu daha yapmış olduğunu, ama davalı Başar İnel’in bu markayı gerekçe göstererek müvekkilinin başvurusuna itiraz etmiş olduğunu, bu kötü niyetli itirazın sebebinin Aytaç Dayanç’ın ortaklığı fesh etmek istemesi olduğunu, çünkü davalı Başar İnel’in, ortaklık süresince hep pasif kalmış olduğunu, normal bir ticaret erbabı gibi davranmamış olduğunu, hal böyle iken müvekkilinin kötüniyetli başvuran olarak değerlendirilmesinin yaşamın olağan akışına, ticari örf ve adetlere aykırı bir durum olduğunu, tam tersi karşı tarafın yaptığı habersiz itirazın tamamen kötü niyetli bir iitraz olarak değerlendirilmesi gerektiğini müvekkiline ait ilk yapılan markada haberdar olmasına rağmen Başar İnel’in bu markaya kötü niyetli bir şekilde itiraz etmiş olduğunu, süreci uzatarak müvekkilini zor durumda bırakmış olduğunu, sonrasında bu şirket karşılıklı anlaşmaya gidilerek ve bir sözleşmeye bağlanarak 23/01/2023 tarihinde müvekkili Aytaç Dayanç’a devredilmiş olduğunu, Sözleşmenin 4. maddesinin ruhundan ve lafzından anlaşılacağı üzere işyeri için kullanılan unvan ve marka üzerinde de müvekkiline tam tasarruf hakkı verilmiş olduğunu ileri sürerek; YİDK'in 2024-M-8601 sayılı kararının iptaline ve müvekkili marka tescil başvurusunun tescil işlemlerinin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle: Somut olayda itiraz sahibi ve başvuru sahibi tarafından ibraz edilen bilgi ve belgeler incelendiğinde; başvurunun yapıldığı tarihte başvuru sahibi ve itiraz sahibi arasında adi ortaklık bulunduğu, her iki tarafın da bu ilişkiyi kabul ettiği ve başvuru sahibinin itiraz sahibinden ve markasından haberdar olduğunun tespit edilmiş olduğunu, bu doğrultuda başvuru sahibinin hak sahibi olmadığını bilmesine rağmen dürüstlük kuralına aykırı şekilde itiraz sahibinin markasının yüksek oranda benzerini tescil ettirmek istemesi, aynı zamanda söz konusu başvuru markasının itiraz sahibi ile aynı sektörde kullanılacak olması ve başvuru sahibinin basiretli bir tacir olarak sınırsız sayıda seçenek özgürlüğü varken ticari ilişki içinde bulunduğu ve başkası tarafından ihdas edilmiş bir markayı kendi adına tescil ettirmek için başvuruda bulunması hususları bir arada değerlendirildiğinde; başvuru sahibinin iyi niyetli olarak değerlendirilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı şahıs vekili cevap dilekçesinde özetle: Müvekkilinin 2006 yılından beridir kullandığı "..." isminin 28.04.2012 yılındaki başvurusuyla kayıtlı marka halini almış olduğunu, davacı dilekçesinde müvekkilinin pasif kaldığı ve hazıra konan taraf olduğunu iddia etmiş ve davacının adi ortaklığı fesh ettiğini belirtmiş olduğunu, fakat davacı tarafın hiç bir şekilde taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin içeriğinden bahsetmeyip; taraflar arasındaki 16.01.2023 tarihli fesih protokolündeki alakası olmayan hükümlere dayanmaya çalıştığını, söz konusu fesih protokolünde kesinlikle müvekkilinin markayı kullandırmasına ilişkin bir rızası bulunmadığı gibi, karşı tarafın iddiasının dava ile alakasının da bulunmadığını, müvekkilinin zaten 2006 yılından beridir işletmekte olduğu spor salonunu aynı şekilde işletmeye aynı AVM'de devam ettiğini, 16.01.2023 tarihli fesih protokolü ile taraflar 96, 98 ve 99 no.lu dükkanlardaki ortak faaliyetin sonlandırılmış ve dükkan içerisindeki malzemelerin davacıya bırakılmış olduğunu, davacının ise sanki müvekkilinin marka hakkını da alabileceği savıyla alakasız olarak bu maddeye dayanmaya çalıştığını, müvekkilinin, markasından doğan hakların kullanılmasına rıza göstermediğini, nitekim aynı protokolün 4. maddesinde tarafların ancak kendi markalarını kullanabileceklerinin yazılı olduğunu, davacının, müvekkiline ait olan ... markasını WHITE ibaresi üzerinden ayırt edilemeyecek şekilde aynı faaliyet alanında (spor salonu, fitness ve dövüş sporları vb. eğitimler) kullanmak amacıyla bilhassa aynı bina (AVM) içerisinde kullanmaya çalıştığını, bunun başlı başına davacının kötü niyetini gösterdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

MUHAKEME: HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN TESPİTİ VE DİĞER HUSUSLAR Dava; 6769 sayılı SMK'nın 6/9'a dayalı, taraf markalarının benzemediği iddiası temelinde; davacı başvurusu olan 2022/137583 sayılı marka başvurusu ile ilgili olarak ... YİDK tarafından alınan 2024-M-8601 sayılı kararın iptali istemlerine ilişkindir. Davanın açılmasıyla birlikte, tarafların karşılıklı dilekçeleri tebliğ olmuş, sundukları deliller toplanmış, dava konusu başvuruya ilişkin bilgi ve belgeler ...'ten celp edilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, hak düşürücü süre bakımından eksiklikler bulunmadığı tespit edilmiş, taraflar sulhe teşvik edilmiş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmuş, 06/08/2015 tarihli ve 29437 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 201/2 nci maddesi hükmü de gözetilerek, taraflara yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş, sözlü olarak iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, UYGULANACAK HÜKÜMLER ve GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacı şahsın 2022/137583 başvuru sayılı markası ile davalı şirketin itiraz mesnedi markaları arasında SMK 6/9 maddesine göre başvurunun kötü niyetli yapılmadığı iddialarının alınan YİDK kararına etki edip etmeyeceği, ...'in 2024-M-8601 sayılı YİDK kararının iptalinin gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. İptali istenen YİDK kararının davacıya 10/07/2024 tarihinde tebliğ edildiği, 03/09/2024 tarihinde açılan davanın, 5000 sayılı Patent ve Marka Vekilliği ile Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun'un 15/c maddesinde belirlenen iki aylık hak düşürücü süre içerisinde olduğu anlaşılmış ve işin esasına geçilmiştir.

İDARİ AŞAMANIN ÖZETİ 2022/137583 başvuru sayılı markanın dosya örneği incelendiğinde; davacı şahıs tarafından 20.09.2022 tarihinde 2022/137583 başvuru numarası ile “ ... club since 2009” ibareli marka için 41. sınıfta marka başvurusunda bulunulduğu, söz konusu marka başvurusu Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından 27.09.2022 tarihli ve 405 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde ilan edildiği, ilana davalı şahıs tarafından yapılan itirazın reddedildiği, davalı şahıs tarafından söz konusu karara Türk Patent ve Marka Kurumu YİDK nezdinde yapılan itirazın huzurda dava konusu edilen YİDK kararı ile SMK 6/9 maddesi gereğince kabul edilerek dava konusu marka başvurusunun reddine karar verildiği anlaşılmıştır.

... YİDK'in 2024-M-8601 sayılı kararında; "2022/137583 başvuru numaralı "... club since 2009" ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki Markalar Dairesi Başkanlığı kararına karşı, başvurunun 2022/144246 sayılı "whıteclub" ibareli marka ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6/1, 6/2, 6/3, 6/9 maddeleri uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. Öncelikle, itiraza gerekçe olarak gösterilen 2012/39728 sayılı "... sports center" ibareli markanın Markalar Dairesi Başkanlığı nezdine yapılan yayına itiraz aşamasında ileri sürülmeyip ilk kez Kurul nezdinde yapılan karara itiraz aşamasında ileri sürüldüğü, bu durumun itiraz kapsamının genişletilmesi sonucunu doğurduğu tespit edildiğinden belirtilen markaya dayalı itiraz kabul edilmemiştir. Bunun yanında, itiraza gerekçe olarak gösterilen 2022/144246 sayılı "whıteclub" ibareli markanın, işbu itirazın incelendiği tarihte, hükümden düşmüş olduğu ve işbu başvurudan daha sonra Kurum kayıtlarına girmiş olduğu tespit edilmiştir. Bu çerçevede, 6769 s. SMK'nın 6/1 maddesi kapsamında yapılan itiraz haklı bulunmamıştır. Md. 6/2 kapsamında yapılan inceleme sonucunda sunulan bilgi ve belgelerin, itiraz sahibinin itiraza konu marka/markalar üzerinde hak sahibi olduğunu ve/veya başvuru sahibi ile itiraz sahibi arasında vekalet ya da temsil ilişkisi olduğunu ispatlamaya yeterli olmadığı kanaatine varıldığından itiraz gerekçesi yerinde bulunmamıştır. Bilindiği gibi SMK'nın 6/3 maddesi "Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir" hükmüne amirdir. Yayına itiraz sahibi, söz konusu ibareyi, ciddi kullanım teşkil edecek şekilde, başvuru kapsamındaki mallar/hizmetlerle ilgili olarak kullandığını ispat etmek durumundadır. Yayına itiraz sahibi tarafından sunulmuş olan bilgi ve belgeler, uyuşmazlık konusu ibarenin muteriz tarafından başvuru tarihinden önce, başvuru kapsamında yer alan hizmetlerle ilgili olarak, söz konusu ibarenin ciddi kullanım teşkil edecek şekilde Türkiye'de ticaret alanında kullanıldığı yönünde kanaat oluşturmaya yeterli olmamıştır. Bu nedenle, eskiye dayalı kullanım iddiası haklı bulunmamıştır. SMK m.6/9 hükmüne göre kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Kötü niyet kavramı, "bilerek ve haksız bir avantaj kazanmak veya başkalarına zarar vermek amacıyla genel olarak kabul edilmiş ahlaki davranışların ve dürüst ticaret ilkelerinin dışında davranan kişinin durumu" olarak tanımlanabilir. Marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı şekilde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız yarar elde etmek, markayı gerçekte kullanmayıp yedeklemek, marka ticareti yapmak, gerçek hak sahibinin piyasaya girişini engellemek, gerçek hak sahibine maddi veya manevi zarar vermek amaçlarına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Özgün, ayırt edici niteliği yüksek, tek başına ve kelime ve/veya şekil kombinasyonu olarak tesadüfi olarak seçilmesi ya da oluşturulması mümkün olmayan yurtiçi ya da yurtdışında tescilli veya kullanılan ibare veya şekilleri içeren marka tescil başvuruları kötü niyetli başvurular kapsamında değerlendirilmektedir. Dosya kapsamında itiraz sahibi ve başvuru sahibi tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda, işbu başvurunun yapıldığı tarihte, başvuru sahibi ... ... .... .... .... .... .... .... arasında adi ortaklık bulunduğunu, her iki tarafın da bu ilişkiyi kabul ettiği ve başvuru sahibinin itiraz sahibinden ve markasından haberdar olduğu görülmüştür. Bu çerçevede, başvuru sahibinin basiretli bir tacir olarak sınırsız sayıda seçenek özgürlüğü varken ticari ilişki içinde bulunduğu ve başkası tarafından ihdas edilmiş bir markayı, söz konusu markanın faaliyet alanındaki hizmetleri kapsayacak şekilde, kendisi adına tescil ettirme girişiminin iyi niyetli kabul edilemeyeceği sonuç ve kanaatine ulaşıldığından, 6769 s. SMK'nın 6/9 maddesi kapsamında yapılan itiraz haklı bulunmuştur. Sayılan nedenlerle, itirazın kabulü gerekmiştir. KARAR İtirazın kabulüne ve başvurunun reddine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir.

Taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davacı Başvuru Markası "... club since 2009" (2022/137583) 41. sınıf.

Davalı Markaları "... sport center" (2012/39728) 41. sınıf.

Mahkememizce uzman bilirkişi heyetinden alınan 09/05/2025 havale tarihli raporda özetle; "1- Kötü niyet olup olmadığı hususunun Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu, 2- 1. Maddedeki kötü niyet olup olmadığı değerlendirmesine göre dava konusu YİDK kararının yerinde olup olmadığı hususunun Sayın Mahkemenin takdirinde olduğu" ifade edilmiştir.

Davacı vekilinin, aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30 uncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek, usul ekonomisi ilkesi göz önüne alınarak talebin kabulü halinde yargılama gereksiz uzayacağından, reddedilmiştir.

KÖTÜ NİYET HUSUSUNDA (SMK 6/9) YAPILAN DEĞERLENDİRME Mevzuatımızda 6769 sayılı SMK 6/9'da nispi ret sebebi olarak, “Kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Mevzuatımızda kötü niyetli marka başvurusu durumunda kötü niyetin tanımının yapılmamış olması ile beraber bu durumu; kişiyi, hukuk düzeninin tescil ile elde edilecek hakları kullanma amacı taşımaksızın, hukuka ve ahlaka aykırı olarak, bu hakların hukuk düzenince tasvip edilemeyecek şekilde başka amaçlarla kullanması ya da bu gayede olması biçiminde tanımlanabilir. Hangi hallerde kötü niyetli olarak marka başvurusunda bulunulmuş sayılacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakla birlikte, genel olarak markayı kullanmaktan ziyade şantaj veya başkasından haksız para elde etmek veya başkalarının ticaretine engel olmak, başkalarının markasının şöhretinden yararlanmak gibi amaçlarla yapılan marka başvuruları kötü niyetle yapılmış başvuru olarak kabul edilmektedir. Bunun yanında, kanunun ayrıca müeyyideye bağladığı hususlar tek başına kötü niyet emaresi olarak kabul edilemez. Zira kanun tarafından zaten müeyyidesi gösterilmiş marka başvuruları için ayrıca kötü niyeti de sebep göstermek doğru görülmemektedir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesi, 12.06.2019, E:2018/2285 K:2019/4361). Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), "KOTON & STYLO KOTON" (C-104/18P) kararında; marka tescil başvuru sahibinin adil rekabete girme amacı taşımaksızın, dürüst ticari uygulamalarla aykırılık oluşturacak şekilde başkalarının menfaatlerini baltalama ya da belirli bir başkasını hedef almaksızın markanın köken göstermeye ilişkin temel fonksiyonundan ziyade, başka amaçlar için marka tescilinin sağladığı tekelci yetkileri elde etme amacı taşımasının ilgili ve tutarlı göstergelerden bariz bir şekilde anlaşılması halinde, markanın kötü niyet gerekçesi ile hükümsüz kılınabileceğini belirtmiştir. Mahkeme, marka tescil başvurusu yapan kimsenin niyetinin sübjektif bir olgu olduğunu, ancak buna rağmen, bu olgunun yetkili idari makamlar veya yargı mercilerince nesnel bir şekilde belirlenmesi gerektiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla, herhangi bir kötü niyet iddiası, somut olaydaki tüm ilgili nesnel olguların dikkate alınması suretiyle genel bir değerlendirme yapılmasını gerektirir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.07.2008 tarih 2008/11-501 E 2008/507 K sayılı kararında; başvuru sahibinin, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerekmesi halini, kötü niyetin varlığı bakımından önemli bir kriter olarak görmektedir. Karara konu olayda HGK; “…Davalının giysi üretiminde bulunan ve tekstil alanında faaliyet gösteren bir kişi olduğu, bu itibarlı müdebbir bir tacir gibi davranmasının gerektiği, kullanacağı işaretin her hangi bir kişiye ait olup olmadığını araştırmasının gerektiği, ihtilaf konusu ibarenin her hangi bir anlamı olmayan harfler ve rakamlardan oluşması nedeniyle, davacı seçiminin tesadüften ibaret olamayacağı ve bu nedenle iyi niyetli sayılamayacağı, davalının fantezi bir ibare olan RG 512 ibaresini tescil ettirmesinin, faaliyet alanı nedeniyle varlığından haberdar olduğu davacı markasından faydalanma kastını gösterdiği, davacının bu işaret üzerinde öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu, bu nedenle davalının kötü niyetli tescilinin hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerektiği…” şeklinde değerlendirmede bulunarak, tescile konu markanın orijinal ve anlamsız bir kelime olup olmaması, başvuru yapan kimsenin ticari hayatta etkinliğinin bulunup bulunmaması, marka olarak seçilen işaret dolayısıyla faydalanma kastı bulunup bulunmadığı gibi hususları da kötü niyetli marka başvuruları bakımından değerlendirme kriteri olarak kabul etmiştir. Belirtilen açıklamalar ışığında somut olayda yapılan değerlendirmede; dava dilekçesinde davacı tarafından Mahkememiz dosyasında dayanılan 2023/009902, 2022/144206, 2022/137583 sayılı markaların dava tarihinde davacı adına tescilli olmadığı; 2022/184938 sayılı marka davacı adına tescilli ise de markanın esas unsurunun "premium" olduğu anlaşıldığından, belirtilen markalara dayalı değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir. Zira, davalı şahsın 2012/39728 sayılı ve "... sports center" ibareli markasının bulunduğu, söz konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, dava konusu markanın da esas unsurunun “...” ibaresi olduğundan; eldeki dosyada uyuşmazlığın temeli "..." ibaresinden kaynaklıdır. Kötü niyet bakımından ise somut olayda; marka işlem dosyasındaki belgelerin incelenmesi neticesinde, davalı şahsın 2012 39728 sayılı ve “...” ibareli markasının bulunduğu, yukarıda ifade edildiği gibi söz konusu markanın esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, dava konusu markanın da esas unsurunun “...” ibaresi olduğu, taraflar arasında adi ortaklığın bulunduğu ve bunun taraflarca da kabul edildiği, taraflar arasında imzalanan 16/01/2023 tarihli protokole göre davalının markasının davacıya devrine ilişkin bir sonuca varılamayacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının davalının markasından haberdar olduğu, bunun neticesinde söz konusu marka ile karıştırılma ihtimaline neden olabilecek bir ibareyi tescil ettirme girişiminin iyi niyetli sayılamayacağı kanaatine varılmıştır.

Taraflarca sunulan belgeler ile tüm deliller incelenmiş, alınan rapor ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek dava konusu YİDK kararının yerinde olduğu kanaatine varılmış ve aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile 187,80 TL bakiye karar harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalılar kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 40.000,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde PTT aracılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine, Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 341. ile 345. Maddelerine göre tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde... Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun Yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 12/06/2025

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/363, K. 2025/230, T. 12.06.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-363-e-2025-230-k-8fb90483b1a0