İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/348 E. 2026/242 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/348
- Karar No
- 2026/242
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/467 Esas KARAR NO :2026/244
DAVA:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:19/07/2024 KARAR TARİHİ:12/03/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi vekili, dava dilekçesi ve yargılama sürecindeki beyanlarında özetle şunu ileri sürmüştür: Davalı ... tarafından .... İcra Müdürlüğü'nün 2022/... Esas sayılı dosyasında, 13.03.2013 düzenleme ve 10.09.2021 vade tarihli 2.000.000,00 USD bedelli bonoya dayalı olarak davacı şirket aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla icra takibi başlatılmıştır. Dava konusu bono, davalıların fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek sahte biçimde düzenledikleri bir belgedir. Şöyle ki; bonodaki 13.03.2013 keşide tarihi itibarıyla bile davalı ..., şirket ortaklığını ve temsil yetkisini Kasım 2013'te devretmiş olmakla birlikte bilirkişi incelemesi senet üzerindeki imza ve yazıların çok daha yakın bir tarihe ait olduğunu ortaya koymuştur. Bu durumun tek açıklaması, senedin gerçek düzenleme tarihinin keşide tarihi olarak gösterilen 2013'ten çok sonra olduğu, dolayısıyla tarihin geriye dönük yazıldığıdır. Öte yandan bono lehtarı...'ın davacı şirketle herhangi bir ticari ya da gayri ticari ilişkisi hiçbir zaman olmamıştır; bu husus şirket defterleri, banka kayıtları ve bilirkişi raporu ile sabittir. 2.000.000,00 USD gibi olağanüstü yüksek bir meblağın hiçbir banka kaydı olmaksızın tamamen elden teslim edildiği iddiası ile keşide ve vade tarihleri arasındaki 8,5 yıllık olağandışı süre de hayatın olağan akışına açıkça aykırıdır. Davalılar, bu sahte senedi icra takibine koyarken aralarından birini yapay olarak iyi niyetli üçüncü kişi konumuna getirmiş; böylece senedin sahteliğinin ispatını zorlaştırmaya çalışmışlardır. Yargılama sürecinde de davacı vekili tarafından, davalılar hakkında açılan ceza davasında sahtecilik suçuna ilişkin mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği bildirilmiştir. Tüm bu gerekçelerle davacı; şirketin söz konusu bonoya dayalı olarak borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, davalılar aleyhine %40'tan az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına ve yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, birinci ve ikinci cevap dilekçelerinde özetle şu savunmaları ileri sürmüştür: Bono, hukuken sebepten mücerret bir borç ikrarıdır; herhangi bir nedene ya da hukuki ilişkiye bağlı olma zorunluluğu yoktur. 12.04.1933 tarih ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince soyut borç ikrarını içeren bir senedin bedelsizliğini ileri süren taraf, önce senedin belli bir sebebinin varlığını, sonra bu sebebin gerçekleşmediğini yasal ve yazılı delille ispatlamak zorundadır; davacı bu yükümlülüğü yerine getirememiştir. İlgili bono hem şirket yetkilisi imzasını hem de şirket kaşesini içermekte olup Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2023/4611 E. ve 2024/1560 K. sayılı ilamı uyarınca şirket kaşesi tek başına imza için yeterli kabul edilmektedir. Ceza dosyası ise henüz kesinleşmemiş olup istinaf aşamasındadır; kesinleşmemiş bir ceza kararının hukuk yargılamasına esas alınamayacağı açıktır. HMK'nın 222/3. maddesi uyarınca ticari defterlerin taraf lehine delil sayılabilmesi için senet gibi kesin delil bulunmaması gerekir; ortada geçerli bir senet mevcut olduğundan ticari defterler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması hukuken mümkün değildir. Tanık dinlenilmesine de muvafakat verilmemektedir. Tüm bu gerekçelerle davalı vekili, haksız açıldığını ileri sürdüğü davanın reddine, davacı aleyhine icra inkâr tazminatına ve yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle şu itiraz ve savunmaları ileri sürmüştür: Davacı şirketi borçlu gösteren icra takibine dayanak .... İcra Dairesi'nin 2022/... Esas sayılı dosyasında davalı ... da borçlu sıfatıyla yer almaktadır. HGK'nın 2021/866 sayılı kararı uyarınca menfi tespit davası, borçlu tarafından alacaklıya karşı açılmaktadır; dolayısıyla borçlu konumundaki müvekkile karşı böyle bir dava açılması hukuki yarar koşulunu karşılamamaktadır ve davanın bu gerekçeyle reddi gerekmektedir. Bunun yanı sıra menfi tespit davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk Mahkemesi olup dava görevsiz mahkemede açılmıştır. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet kararı, eksik inceleme ve yasaya aykırı biçimde verilmiş olmakla istinaf edilmiştir; kesinleşmemiş bir ceza kararına dayanılması mümkün değildir. Dava konusu bono, müvekkil ...'ın şirkette yetkili olduğu dönemde şirket finansmanı için gerçek bir ekonomik ilişkiye dayalı olarak düzenlenmiş olup bu husus ceza dosyasından sabittir. Tanık dinletilmesine muvafakat verilmemekte, iddiaların yazılı delille ispatlanması gerekmektedir. Davalı vekili; müvekkil yönünden hukuki yarar ve husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, bu talepler kabul edilmediği takdirde ise esastan reddine karar verilmesini ve yargılama giderleriyle vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı..., cevap dilekçesi sunmamış, tüm yargılama süresince duruşmalara katılmamış ve vekil göndermemiştir. Yargılama sürecinde iki ayrı bilirkişi incelemesi dosyaya yansımıştır. 12.04.2022 Tarihli Bilirkişi Raporu Bu rapor, davalılar hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında alınmıştır. Bilirkişi, davacı ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nin ticari defterleri ve muhasebe kayıtları üzerinde inceleme yapmıştır. İnceleme sonucunda şirketin yasal yükümlülüklere uygun biçimde tutulmuş defterlerinde, bono lehtarı... ile herhangi bir ticari ilişkinin kurulduğuna ya da bu kişiden herhangi bir bedel alındığına dair hiçbir kayda rastlanmadığı tespit edilmiştir. Bono bedeline karşılık gelen 2.000.000,00 USD tutarında bir kasa girişi, banka havalesi ya da muhasebe kaydının bulunmadığı saptanmıştır. Bilirkişi ayrıca, şirketin davalı ... ile birlikte diğer davalılar arasında da herhangi bir ticari münasebetin varlığına işaret eden bir kayda ulaşılamadığını belirtmiştir. Senet Üzerindeki İmza ve Yazı İncelemesine İlişkin Bilirkişi Raporu Ceza yargılaması kapsamında dava konusu bononun aslı üzerinde adli mürekkep yaşı analizi ve belge inceleme yöntemiyle bilirkişi çalışması yapılmıştır. Bilirkişi, senet üzerindeki imza ve yazı örneklerinin sanıklara ait olduğunu belirlemiştir. Kritik teknik tespit ise şudur: senet üzerindeki imzalar ve yazılar, mürekkep yaşı analizi esas alındığında 2022 tarihinden yaklaşık iki yıl öncesine, yani en erken 2020 yılı civarına aittir. Bu tespit, senedin 13.03.2013 tarihinde düzenlendiği iddiasını teknik olarak olanaksız kılmaktadır. Senet üzerinde sonradan yapılmış bir eklenti, çizinti ya da silinti bulunmadığı da ayrıca not edilmiştir. Bilirkişi raporunda iki yıllık eşiğin kesin alt sınır niteliği taşıdığı, gerçek tarih farkının daha da büyük olabileceği ifade edilmiştir. Mahkememizce beş tanık dinlenmiştir. ... ... Tanık, ... üzerinden ... ile tanıştığını, yıllar içinde ... İnşaat ve ilişkili şirketlerde taşeronluk işleri yaptığını beyan etmiştir. 2018 yılında .... ... bir inşaat şantiyesinde ...'ı ... İnşaat adına fiilen faaliyette görüp gördüğünü ifade etmiş; şirketin hukuki devirden sonra da sahadaki teknik işleri ...'ın yönetiminde sürdürdüğünü anlatmıştır. Bununla birlikte tanık, 2013 yılı itibarıyla şirketin mal varlığının kısıtlı olduğunu, kâr marjının düşük tutularak ihaleler alındığını ve dönemin TL değeriyle azami 2-3 milyon TL'lik çek kapasitesinin söz konusu olabileceğini belirtmiştir. 2008 yılına ait ödenmemiş alacaklarından bahseden tanık, bu alacağın ancak kısmen ödendiğini ve bakiyenin bugün hâlâ ödenmediğini söylemiştir. ... ... İnşaat mühendisi olan tanık, 2012 yılında ... İnşaat bünyesinde Arnavutköy ve Pendik'teki devlet okulu projelerinde çalıştığını beyan etmiştir. Bu dönemde şirketin resmi sahibinin ... ..., sahadaki yöneticisinin ise ... olduğunu aktarmıştır. Tanık, ...'ın o dönemdeki maddi durumuna ilişkin ayrıntılı bilgisinin bulunmadığını, ancak durumunun kötü olmadığını gözlemlediğini ifade etmiştir. ... Davacı şirketin muhasebe görevlisinin tanık sıfatıyla dinlendiği bu celseye ilişkin olarak ..., şirketin muhasebe işlemlerini takip ettiğini beyan etmiştir. Dava konusu bono ve 2.000.000,00 USD bedelli senet hakkındaki ilk bilgisini icra takibinin başlatılmasının ardından edindiğini açıkça ifade etmiştir. ...'ın şirkette resmi evraklarda ismi görünmekle birlikte fiilen ... ... ve kızı ... ... tarafından yönetildiğini belirtmiştir. İhtiyati haciz kararının uygulanmasının ardından şirketin banka hesaplarının dondurulduğunu, ticari faaliyetlerinin ağır biçimde sekteye uğradığını ve şirketin işleyemez hale geldiğini vurgulamıştır. 2.000.000,00 USD büyüklüğünde bir işlem gerçekleştirilmiş olsaydı bundan kesinlikle haberdar olacağını da ifade etmiştir. ... ... Şirketin tek yetkili mali müşaviri olduğunu belirten tanık, 2005 yılından bu yana şirketin muhasebe kayıtlarını tuttuğunu beyan etmiştir. Dava konusu 2.000.000,00 USD bedelli bononun şirket kayıtlarında herhangi bir izine rastlanmadığını kesin olarak ifade etmiştir. Şirketin finansman ihtiyacını proje hakedişleri ve banka kredileri yoluyla karşıladığını, bilanço yapısı itibarıyla böyle bir dış kaynağa ihtiyaç duymadığını açıklamıştır. ... ile şirket arasında herhangi bir organik bağın bulunmadığını doğrulamıştır. ...'ın şirkette resmi imza yetkilisi sıfatını taşımakla birlikte gerçek anlamda organizasyonel yönetimin ... ...'in elinde olduğunu belirtmiştir. ...'ın kişisel ekonomik durumuna ilişkin olarak ise onun kendini idame ettiremeyen biri olduğunu, 2.000.000,00 USD sağlayacak mali gücünün bulunmadığını söylemiştir. Bononun icraya verilmesinin ardından şirketin gayrimenkullerine ipotek konulduğunu, banka hesaplarına haciz uygulandığını ve şirketin piyasadaki kredibilitesinin ciddi biçimde zarar gördüğünü de aktarmıştır. Süleyman ... ... ...'in yeğeni olduğunu ve 2002 yılından bu yana davacı şirket bünyesinde çalıştığını açıklayan tanık, amcasının şirketi 2002 yılı civarında devraldığını, o tarihten bu yana asıl sahibinin ... Bey olduğunu ifade etmiştir. Dava konusu senet ve 2.000.000,00 USD bedeli hakkında icra takibi başlatılana dek hiçbir bilgisinin bulunmadığını belirterek bunu bizzat şirket içinde çalışmasının doğal bir sonucu olarak değerlendirmiş; bu kadar büyük bir işlemin kendi bilgisi olmaksızın gerçekleşemeyeceğini vurgulamıştır. Şirketle herhangi bir ilişkisi bulunmayan...'ı hiç tanımadığını da beyan etmiştir. ...'ın 2013 yılında ciddi maddi sıkıntılar içinde olduğunu, kendisinden 250.000 TL borç istediğini ve bu borcu karşılık olarak evini sattığını anlatan tanık, 2 milyon USD büyüklüğünde bir nakdi sağlamasının kesinlikle mümkün olmadığını ifade etmiştir. ...'nin amcasının kızı olduğunu, şirketteki hisselerin 2016 yılında ...'e devredildiğini de belirtmiştir. ... İl Özel İdaresi'nde kontrol mühendisi olarak görev yapan tanık, davacı şirketin kendisiyle çalıştığı dönemden tarafları tanıdığını beyan etmiştir. Dava konusu senet ve bono hakkında hiçbir doğrudan bilgisinin bulunmadığını, ...'ı tanımadığını söylemiştir. ...'ın şirkette teknik sahadaki koordinasyonu üstlendiğini, şirketin asıl sahibinin ... ... olduğunu bildiğini ifade etmiştir. 2005-2007 yılları arasında kendisi, ... ve ...'in aynı projelerde birlikte çalıştıklarını aktarmış; ... ile ... arasında o dönemden kaynaklanan uzun soluklu bir iş tanışıklığının mevcut olduğunu doğrulamıştır. ... ile davacı şirket arasında herhangi bir doğrudan bağlantı bulunduğuna dair ise bilgisinin olmadığını belirtmiştir. ... Tanık, ... İnşaat'ta çalışmaya başladığını, 2016-2017 döneminde sigorta kayıtları itibarıyla ... İnşaat'a geçtiğini ancak aynı patronlarla aynı görevde çalışmayı sürdürdüğünü beyan etmiştir. 2017 Mayıs'ında ... bünyesinden ayrıldığını, o tarihe kadar sahada ...'ın hâlâ fiilen patron konumunda yer aldığını gözlemlediğini aktarmıştır. ...'ın hakedişleri onayladığını ve tüm teknik kararların onun onayından geçtiğini söylemiştir. ... ve...'ı hiç tanımadığını, 2.000.000,00 USD bedelli bono hakkında bilgisinin bulunmadığını kesinlikle ifade etmiştir. Şirketin mali işleri ile kimin ortaklık payına sahip olduğu konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını da vurgulamıştır. İhtiyati tedbir; mahkememizin 26.07.2024 tarihli ara karar ile davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabulü ile %15 teminat karşılığı icra dosyasına yatırılan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş ise de teminatın yatırılmaması nedeniyle konusuz kaldığı anlaşılmıştır. İcra takip dosyasının incelenmesinde, ... tarafından ... İnşaat, ... ve ... ... aleyhine ....İcra Dairesinin 2022/... esas sayılı takip dosyasında bono alacağından kaynaklanan 2.000.000,00-USD bono, 18.013,69-USD işlemiş faiz, 6.000,00-USD bono komisyonu, 1.140,00-TL ihtiyati haciz tutarı olmak üzere toplam 1.140,00-TL+2.024.013,68-USD-TL takip yapıldığı, ödeme emrinin ...'e 20.04.2022, ... İnşaat'a 24.03.2022, ...'a 12.03.2022 tarihinde tebliğ edildiği, takibin kesinleştiği görülmüştür. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; ..., ... ve ... açısından açılan resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararlarının 26.02.2025 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Dava, .... İcra Müdürlüğü'nün 2022/... Esas sayılı dosyasında 13.03.2013 düzenleme ve 10.09.2021 vade tarihli 2.000.000,00 USD bedelli bonoya dayalı olarak davacı şirket aleyhine başlatılan icra takibine karşı açılmış bir menfi tespit ve icra takibinin iptali davasıdır. Uyuşmazlığın odağında tek bir temel soru bulunmaktadır: dava konusu bono, davacı şirketin gerçek bir borç ilişkisini yansıtan geçerli bir ticari belge midir; yoksa sahte olarak düzenlenmiş, hukuki değerden yoksun bir belgeden ibaret midir? Bu sorunun yanıtı, taraflar arasında hem olgusal hem de hukuki düzeyde derin biçimde tartışılmıştır. Taraflar bazı olgusal noktalarda uzlaşmaktadır. Davalı ...'ın davacı şirkette 27.01.2011-20.11.2013 tarihleri arasında ortak ve imza yetkilisi sıfatını taşıdığı, bu yetkisini 20.11.2013 tarihinde ...'ye devrettiği ve bu devrin 28.11.2013 tarih ve 8453 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan edildiği çekişmesizdir. Bononun borçlu hanesinde davacı şirketin, kefil hanesinde davalı ...'ın, lehtar hanesinde davalı...'ın yer aldığı ve senedin davalı ... tarafından ciro alınarak icra takibine konu edildiği de tartışma dışıdır. Davalı ... ceza yargılamasında ve bu davada verdiği beyanların özünde parayı kendisinin aldığını kabul etmiştir. Davalı... soruşturma aşamasındaki ifadesinde senedin 2016 yılında düzenlendiğini açıkça beyan etmiştir. Buna karşılık taraflar şu konularda derin biçimde çelişmektedir: bononun gerçek düzenleme tarihi ve davacı şirketle gerçek bir borç ilişkisine dayanıp dayanmadığı; davalı ...'ın bono düzenlendiği iddia edilen tarihte temsil yetkisine sahip olup olmadığı; ... ile davacı şirket arasında ticari bir ilişkinin var olup olmadığı; davalıların sahte senet düzenleme kastıyla fikir ve eylem birliği içinde hareket edip etmediği; ispat yükünün kime ait olduğu ve mücerretlik ilkesinin bu davada uygulanıp uygulanamayacağı. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/1. maddesi uyarınca aksine hüküm bulunmadıkça Asliye Ticaret Mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Davacının tacir sıfatını taşıyan bir ticaret şirketi olduğu tartışmasızdır. Dava konusu bono ise kambiyo senedi niteliğinde ticari bir belgedir. Öte yandan davalı ...'ın kendi savunması ve müdafii beyanlarında, söz konusu bononun ortak oldukları okul projelerinin yatırım işlerinde kullanılmak üzere alınan finansmanı temsil ettiği ileri sürülmüştür. Bu beyan doğru kabul edilmese de uyuşmazlığın temelini oluşturan iddia ve savunmaların her ikisinin de ticari bir ilişkiye dayandığını ortaya koymaktadır. Uyuşmazlığın hem tarafları hem de konusu itibarıyla ticari nitelik taşıdığı açık olduğundan görevsizlik itirazı reddedilmiştir. Davalı ... tarafından ileri sürülen hukuki yarar yokluğu itirazına gelince; bu itiraz, icra dosyasında borçlu sıfatını taşıyan bir kişiye karşı menfi tespit davası açılamayacağı gerekçesine dayandırılmış ve ara kararla reddedilmiştir. HMK'nın 114/1-h maddesi uyarınca hukuki yarar her dava için aranan bir dava şartı olmakla birlikte, somut olayın koşulları bu itirazın kabulüne elverişli değildir. Kambiyo senedine dayalı takiplerde menfi tespit davasının yalnızca takip alacaklısına karşı açılmasının zorunlu olmadığı, senet üzerinde başvuru hakkı bulunan tüm ilgililerle birlikte ya da onlardan ayrı olarak dava açılabilecektir. Dava yalnızca takip alacaklısı ...'e karşı açılmış olsaydı, verilecek hüküm yalnızca onun hakkında kesin hüküm oluşturacak; ... ile...'ın senet üzerindeki başvuru hakları saklı kalacaktı. Bu durumun davacıyı aynı senet nedeniyle ileride yeni davalarla karşı karşıya bırakabileceği ve bu riske karşı tüm senet ilgililerini aynı davada muhatap almanın zorunlu bir hukuki güvence oluşturduğu açıktır. Bunun yanı sıra bononun geriye ciro yoluyla tekrar ...'ın eline geçebilmesi ihtimali de tek başına hukuki yarar koşulunu karşılamaktadır. Ayrıca yargılama sürecinde davalılar arasında organize bir fikir ve eylem birliğinin varlığı güçlü biçimde ortaya konulmuş; bu durumun hukuki yararı pekiştiren bağımsız bir gerekçe oluşturduğu görülmüştür. Tüm bu nedenlerle hukuki yarar yokluğu itirazı reddedilmiştir. Davalı ... tarafından ileri sürülen husumet itirazı ise ara kararla esasa ilişkin savunma olarak nitelendirilmiş ve nihai hükümde değerlendirilmek üzere ertelenmiştir. Yargılama süreci ve toplanan deliller bu itirazın da reddini gerektirmektedir. Sahte bononun düzenlenmesinde ...'ın belirleyici ve merkezi bir rol üstlendiği, kesinleşmiş ceza mahkûmiyetiyle sabittir. Davacı şirket adına yetkisi olmadığı dönemde şirket kaşesini ve imzasını içeren belgeyi bizzat düzenleyen kişinin, aynı zamanda icra dosyasında borçlu sıfatını da taşıması, ona yöneltilen husumeti ortadan kaldırmaz. Aksine, sahte belgenin hem faili hem de fiili borçlusu konumundaki ...'a karşı menfi tespit davası açılması, davacı açısından zorunlu bir hukuki koruma aracıdır. Bu nedenle husumet itirazı da esastan reddedilmiştir. Uyuşmazlığın en kritik noktası, bononun gerçekten 13.03.2013 tarihinde mi yoksa çok daha sonra geçmişe yönelik tarih atılarak mı düzenlendiği meselesidir. Mahkememizin bu konudaki kanaatini belirleyen birbirini destekleyen birden fazla delil katmanı bulunmaktadır. Birinci delil, ceza yargılaması kapsamında alınan adli belge inceleme raporudur. Bilirkişi, dava konusu bono üzerindeki imza ve yazıların mürekkep yaşı analizine göre 2022 tarihinden en az iki yıl öncesine, yani en erken 2020 yılına ait olduğunu tespit etmiştir. Bu tespit, senedin 2013 yılında düzenlendiği iddiasını teknik olarak imkânsız kılmaktadır. Bilirkişi, iki yıllık eşiğin kesin alt sınır niteliği taşıdığını ve gerçek sürenin daha da uzun olabileceğini belirtmiştir. Davalılar bu rapora karşı "iki yılın beş veya yedi yıl da olabileceği" argümanını ileri sürmüşlerdir; ne var ki bu savunma kendi aleyhlerine işlemektedir. Zira bilirkişinin öngördüğü en geniş güven aralığı dahi senedin 2013 tarihini doğrulamamakta; aksine en iyi ihtimalle 2015-2017 dönemini işaret etmekte, bu dönemde ise davalı ...'ın temsil yetkisi çoktan sona ermiş bulunmaktadır. İkinci belirleyici delil, davalı...'ın soruşturma aşamasında alınan ifadesidir. ..., senedin 2016 yılında düzenlendiğini açıkça beyan etmiştir. Bu beyan, HMK'nın 188. maddesi kapsamında karşı taraf aleyhine ikrar niteliği taşımaktadır. Davalı sonraki aşamalarda bu beyanını psikolojik baskı ve çocuğundan ayrılma stresiyle açıklamaya çalışmış ise de bu gerekçe ikrarın hukuki sonucunu ortadan kaldırmamaktadır. Bir kimsenin kendisi ve diğer davalılar için ağır hukuki sonuçlar doğuracak bu denli net bir beyanı tesadüfen ya da baskı altında sarf etmiş olması, hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Üçüncü delil katmanını senedin iç yapısındaki çelişkiler oluşturmaktadır. Senedin 13.03.2013 keşide tarihiyle 10.09.2021 vade tarihi arasında tam 8 yıl 6 aylık bir süre bulunmaktadır. Bu olağandışı vade aralığını davalılar çeşitli biçimlerde açıklamaya çalışmışlardır: ... ... inşaatından elde edeceği geliri beklediğini söylerken, ... "kısa zamanda ödeyeceklerini söylediler ama uzadı" demiş, ... ise önce okul projesinden söz etmiş, sonra bu anlatıyı değiştirmiştir. Üç davalının aynı tek bono için birbirine geçmeyen farklı gerekçeler ileri sürmesi, ortada gerçek bir ticari ilişkinin olmadığını kuvvetle düşündürmektedir. Somut olayda bu durum şirketi temsil yetkisinin sona ermesinden sonra sahte düzenlemenin yapıldığına ilişkin fiili karine oluşturmakta, keşide tarihinin de yapay olarak seçildiğini gösteren güçlü bir fiili karine niteliği taşımaktadır. Dördüncü delil katmanını davalı ...'in ceza yargılamasındaki çelişkili beyanları oluşturmaktadır. ..., verdiği borç miktarını aynı oturum içinde önce 300.000 USD, ardından 1.000.000 USD olarak açıklamış; senet imzalandığı tarihte 2.000.000 USD'nin tamamının verilmediğini bizzat kabul etmiştir. Hayatın olağan akışında hiç kimse henüz almadığı paranın tamamını gösteren bir senedi, borç tamamen ödenmiş olsa bile imzalayıp vermez. Davalının bu iç çelişkisi, anlatısının kurgusal niteliğini açığa çıkarmaktadır. Tüm bu delil katmanları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu bononun 13.03.2013 tarihinde düzenlenmediği, gerçek düzenleme tarihinin çok daha sonra olduğu ve keşide tarihinin geriye dönük yazıldığı mahkememizce sabit görülmüştür. Bu tespit; .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.02.2024 tarih ve ... sayılı kararında yer alan olgusal tespitlerle de tam örtüşmektedir. Anılan kararda "sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek geçmiş tarihe yönelik sahte senet düzenledikleri" açıkça saptanmıştır. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 13.02.2024 tarih ve ... E., ... K. sayılı kararıyla her üç davalı; fikir ve eylem birliği içinde geçmiş tarihe yönelik sahte bono düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik (TCK m.204/1) ve kamu kurum ve kuruluşlarını araç olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık (TCK m.158/1-d, 158/3) suçlarından mahkûm edilmiştir. Davalılar hakkındaki bono düzenlemek suretiyle resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir. Ceza mahkemesinin kesinleşmiş mahkûmiyet kararında yer alan maddi vakıa tespitleri —fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği ve bu fiilin sanığa yüklenip yüklenemeyeceği— hukuk hâkimini bağlayıcı niteliktedir. TBK'nın 74. maddesi, ceza mahkemesinin beraat kararının hukuk hâkimini bağlamayacakken, kesinleşmiş mahkûmiyet kararındaki olgusal tespitler hukuk mahkemesince aynen benimsenmek zorundadır. Bununla birlikte bu bağlayıcılık yalnızca maddi vakıa tespitine ilişkindir; hukuki nitelendirme, tazminat miktarı ve icra takibinin hukuki akıbeti hukuk mahkemesinin bağımsız değerlendirme alanında kalmaktadır. Somut davada ise bağlayıcılığın kapsamı, belirleyici hükmü kurmaya zaten yetmektedir: dava konusu bononun geçmiş tarihe yönelik sahte olarak düzenlendiği ve bu fiilin ..., ... ve...'a yüklenebileceği, artık hukuk mahkemesi önünde tartışmaya açık olmayan kesinleşmiş bir vakıadır. Davacı şirketin bu sahte senet nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ise bu kesinleşmiş vakıanın zorunlu ve kaçınılmaz hukuki sonucudur. Davalı ... vekilinin yargılama sürecinde defalarca ileri sürdüğü "ceza dosyası kesinleşmemiştir, bağlayıcı değildir" şeklindeki savunma, sahte bono düzenlemek suretiyle resmi belgede sahteciliğe ilişkin mahkûmiyet hükmünün de kesinleşmiş olması karşısında bütünüyle geçerliliğini yitirmiştir Davalı ..., "şirketi kâğıt üzerinde devrettim ama fiilen ortaklık ve çalışmam sürdü" savunmasını ileri sürmüştür. Bu husus yukarıdaki gerekçeler ve kesinleşen ceza hükümleri gereği davanın sonucuna etki eder nitelikte değildir. Davalı ..., 12.04.1933 tarih ve 30/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'na dayanarak bononun mücerret borç ikrarı niteliğinde olduğunu, bedelsizliği iddia edenin bunu yazılı delille ispatlamak zorunda olduğunu ve bu yükümlülüğün davacı tarafından yerine getirilemediğini savunmuştur. Bu savunmanın yerinde olmadığı birden fazla gerekçeyle ortadadır. Her şeyden önce anılan içtihadı birleştirme kararı, gerçekten düzenlenmiş olmakla birlikte bedelsiz kaldığı iddia edilen senetlere özgü bir ispat kuralı getirmektedir. Eldeki davada ise senedin düzenlenmesi fiilinin kendisi sahtecilik suçunu oluşturduğu ve bu husus kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetiyle sabitleştiğinden, mücerretlik ilkesinin bu vakaya uygulanması artık hukuken mümkün değildir. İkinci olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.06.2019 tarih ve 2017/827 E., 2019/689 K. sayılı kararında benimsenen ilke uyarınca; hayatın olağan akışına aykırı koşullar altında düzenlendiği anlaşılan senetlerde ispat yükü yer değiştirir ve senedin geçerliliğini savunan taraf, senedin gerçekliğini ispatla yükümlü hâle gelir. Bu ilkenin uygulanabilmesi için hayatın olağan akışına aykırılığın somut olgularla desteklenmesi gerekmektedir. Eldeki davada bu koşul fazlasıyla karşılanmaktadır. 2.000.000,00 USD gibi olağanüstü yüksek bir meblağın herhangi bir banka transferi, makbuz ya da yazılı belge olmaksızın tamamen elden teslim edildiğinin iddia edilmesi; bu meblağa karşılık gelen bononun şirketin muhasebe, kasa ve banka kayıtlarının hiçbirinde yer bulmaması; senet lehtarının şirketle hiçbir zaman herhangi bir ticari ilişki içine girmemiş olması ve vade tarihinin düzenleme tarihinden 8,5 yıl sonrasına yazılmış olması, tek tek de toplu olarak da hayatın olağan akışıyla bağdaşmayan olgulardır. Bu olgular karşısında ispat yükü davalılara geçmiş; davalılar ise bu yükü karşılayacak hiçbir yazılı ya da hukuki delil sunamamıştır.
Şirket ile... arasındaki ticari ilişki yokluğu; 12.04.2022 tarihli bilirkişi raporu, şirketin ticari defterleri, bağımsız denetim raporu ve dört ayrı tanık beyanının birbirini destekler nitelikteki tutarlı anlatısıyla çok katmanlı biçimde ortaya konulmuştur. Davalı ... vekilinin HMK'nın 222/3. maddesi kapsamında ticari defterler üzerinde bilirkişi inceleması yapılamayacağına ilişkin itirazı da hukuken yerinde değildir. Söz konusu hüküm, gerçekten var olan bir senedin taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisini ispat gücüne ilişkin bir kuraldır; sahtecilik suçu kapsamında üretilmiş olan ve bu niteliği artık kesinleşmiş bir yargı kararıyla sabitleşmiş bulunan bir belge açısından bu hükmün koruyucu işlevi devreye giremez. Davalı ...'in icra takibini başlattığı sıfat, senedin cirantası olarak iyi niyetli hamil konumudur. TTK'nın 687 maddesi uyarınca hamilin senedi iktisap ederken borçlunun zararına hareket etmiş olması hâlinde, borçlunun temel ilişkiden doğan def'ileri hamile karşı da ileri sürülebilir. Daha da ileri gidilerek, hamilin sahte olduğunu bildiği ya da bilmesi gerektiği bir senedi iktisap etmesi durumunda kambiyo hukukunun sağladığı soyutluk korumasından yararlanması hukuken mümkün değildir. Dava dosyasında ...'in senedin düzenlenmesine bizzat katıldığına dair güçlü olgusal göstergeler mevcuttur. Ceza yargılamasında ...'in bizzat "senedi benim ofisimde düzenledik" dediği tutanak altına alınmıştır. Davalı... ise "üçümüz birlikte senet düzenledik" diye beyan etmiştir. Bu beyanlar, ...'in "benim için düzenlenmiş bir bonoyu sonradan ciro alarak icra takibi başlattım" anlatısıyla bağdaşmamaktadır. Tanık ..., ... ile ...'in 2005-2007 yılları arasında aynı projelerde birlikte çalıştığını doğrulamıştır; bu uzun soluklu iş ilişkisi, ...'in sahte senedin düzenlenmesinden bağımsız, dışarıdan habersiz bir alacaklı olduğu iddiasını çürütmektedir. Kesinleşmiş sahtecilik mahkûmiyeti de artık bu konuda ayrıca bir tartışma yürütülmesine gerek bırakmamaktadır; senedin sahte düzenlendiğini bilen ya da bilmesi gereken kişi, iyi niyetli hamil korumasından yararlanamaz. Mahkememiz yargılama sürecinde toplanan delillerin tamamını değerlendirdiğinde, üç davalının organize bir plan çerçevesinde birlikte hareket ettiği sonucuna ulaşmıştır. ... şirket adına geçmiş tarihli sahte senet imzalamış; ... bu senedin lehtarı olarak yer alarak "iyi niyetli asıl alacaklı" görüntüsü yaratmış; ... ise senedin ciroya geçmesiyle "iyi niyetli üçüncü hamil" konumuna büründürülmüş ve böylece senedin sahteliğinin ispatı güçleştirilmeye çalışılmıştır. Bu kurgunun ortaya çıkmasını sağlayan en önemli dayanak, ...'in ceza yargılamasındaki kendi ifadesidir: "İşimi sağlama almak istiyorum hâkim bey" diyerek...'ın senedin lehtarı olarak yer almasının amacını açıklamıştır. Bu ifade, üçlü yapının bilinçli ve kastî olarak kurgulandığını gösteren doğrudan bir ikrardır. Yargılama boyunca toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde şu vakıalar mahkememizce sabit görülmüştür: dava konusu 13.03.2013 düzenleme tarihli bono gerçekte bu tarihte düzenlenmemiş olup keşide tarihi geriye dönük yazılmıştır; senet üzerindeki imza ve yazılar bilirkişi raporu ile teknik olarak doğrulanmış 2020 yılı civarına ait olmakla senedin 2013 tarihli olduğu iddiası bilimsel olarak imkânsızdır; davalı ... senedin gerçek düzenleme tarihi itibarıyla davacı şirket adına temsil ve ilzam yetkisine sahip değildir; davacı şirket ile bono lehtarı... arasında herhangi bir ticari ya da gayri ticari ilişki hiçbir zaman var olmamıştır; 2.000.000,00 USD bedelli bu bono davacı şirketin muhasebe, kasa ve banka kayıtlarının hiçbirinde yer almamıştır; davalıların her üçü de fikir ve eylem birliği içinde hareket etmiş olup bu husus kesinleşmiş ceza mahkûmiyetiyle sabittir. Bu vakıalar çerçevesinde ortaya çıkan hukuki sonuç açıktır: dava konusu bono, davacı şirket açısından gerçek bir borç ilişkisine dayanmamakta ve davacı şirketin bu senetten dolayı herhangi bir borcu bulunmamaktadır. İİK'nın 72. maddesi kapsamında menfi tespit davasının kabulü ile icra takibinin iptali gerekmektedir. Kötüniyet tazminatı meselesine gelince; İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca menfi tespit davasının kabulü hâlinde, hâkimin takdir yetkisi çerçevesinde %20'den az olmamak kaydıyla tazminata hükmedilmesi mümkündür. Davalıların sahte senet düzenleyerek icra takibi başlatması ve buna ek olarak ihtiyati haciz kararı alarak davacı şirketin taşınmazlarına, araçlarına ve banka hesaplarına fiilen el koymuş olmaları kötü niyetin en ağır biçimini oluşturmaktadır. Bu nedenle 29.733.315,90 TL üzerinden %20 oranında kötüniyet tazminatının davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesinin yerinde olduğu kanaatine varmıştır. Tüm bu gerekçelerle davanın kabulüne, davacı şirketin borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptaline ve 5.946.663,18 TL kötüniyet tazminatının davalılardan müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜNE, 2-.... İcra Müdürlüğü'nün 2022/... Esas sayılı dosyasının dayandığı 13.03.2013 düzenleme tarihli, 10.09.2021 vade tarihli, 2.000.000,00 USD (İki Milyon Amerikan Doları) bedelli bono nedeniyle davacı ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nin BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE ve söz konusu icra takibinin İPTALİNE, 3- Davalıların kötü niyetli oldukları sabit olduğundan; İİK m.72/4 uyarınca takip konusu 29.733.315,90 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 5.946.663,18 TL kötüniyet tazminatının davalılar ..., ... ve...'dan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 4-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 4.523.939,04-TL ilam harcından peşin alınan 1.144.564,32-TL'nin mahsubu ile bakiye 3.379.374,72-TL ilam harcının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafından yatırılan 1.144.564,32-TL peşin harç ve 427,60-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.144.991,92-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 1.718.266,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 3.673,50-TL yargılama gideri davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, 8-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 3.800,00-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.12/03/2026
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır