İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/508 E. 2024/1160 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/508
- Karar No
- 2024/1160
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/508 Esas KARAR NO : 2024/1160
DAVA : İtirazın İptali (Taşıma Sözleşmesi Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 19/05/2023 KARAR TARİHİ : 25/11/2024 KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 20/12/2024
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dilekçesinde özetle; Müvekkili davacının, davalı şirket ile ihracat mallarının Rusya'ya gönderilmesi konusunda anlaşma sağlandığını, davalı firma ise bu ürünlere ilişkin olarak 12/05/2021 tarih ve .... numaralı gümrük beyannamesi düzenlediğini, beyanname üzerinde yapılan kontrollerde alıcı olarak müvekkili şirketin Rusya'daki firması olan ....'nin gösterilmediği, yalnızca firmanın adresi olan '...' ibaresinin beyannamenin muhatap kısmında yazılı olduğunun fark edildiğini, teslim edilen ürünler davalı firma tarafından resmi olmayan yollar ile Rusya'ya ulaştırılmış ve gümrük kaydı olmayan ürünlerin satışının gerçekleştirilemediğini, sözleşme şartlarına uygun ifa gerçekleştirmeyen davalı firma davacı şirketten 7.801,38 USD tutarında fazladan ödeme tahsil ederek sebepsiz zenginleştiğini, davalıya haksız olarak ödenen 7.801,35 USD tutarının ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili için Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün .... Esas sayılı sayılı dosyası ile davalı hakkında icra takibi başlattıklarını, davalının söz konusu takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu, davalının itirazının haksız ve usule aykırı olduğunu ve iptaline karar verilmesini, %20'den aşağı olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesinde davacı tarafında belirttiği üzere, davacı şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki "bir kısım ihracat mallarının Rusya'ya gönderilmesi konusunda" yapılan anlaşmadan ibaret olduğu, Bu doğrultuda müvekkili şirket tarafından üstlenilen iş, söz konusu malların yurt dışı adresine taşınması ve teslim edilmesinden ibaret olduğu, bu nedenle, somut uyuşmazlık kapsamında yurt dışı taşımacılığı mevcut olduğundan emredici CMR Konvansiyonu düzenlemelerinin uygulanmasının gerektiğini, müvekkilinin somut olay kapsamında "Taşıma işleri komisyoncusu" sıfatının haiz olduğunu, bu surette, davacıya ait malların, Rusya'ya davacının belirttiği adrese gönderilmesine ilişkin mutabakat, 9.600,00 dolar karşılığında sağlandığı, nitekim müvekkilinin fiili taşıyıcı olmadığından malları bizzat taşımadığını, dava dışı fiili taşıyıcı ile anlaştığını, bu kapsamda davacı şirket tarafından teslim edilen ürünlerin, Rusya'ya taşıması gerçekleştirilmek üzere fiili/ asıl taşıyıcı firmaya teslim edildiğini, müvekkili şirketin, dava dışı fiili taşıyıcı firmanın şirket yetkilisi ....'na, taşıma bedeli olarak 7.700,00 dolar gönderdiğini, davacıya ait ürünlerin, uluslararası taşımacılığa uygun tırlar vasıtasıyla ilgili adrese hasarsız şekilde teslim edildiğini, müvekkili ile davacı şirket arasındaki anlaşmanın içeriğinin de bundan ibaret olduğunu, başka bir deyişle, somut olayda müvekkili şirketin taşıma işlemini yerine getirmiş olması sebebiyle navlun ücreti olarak ve haklı bir sebebe dayanarak dava konusu ödemeyi hak ettiğini, bununla birlikte müvekkili şirkete yapılan ödeme geçerli bir sebepten kaynaklanmakta olup müvekkili şirketin üstlendiği taşıma işlemini gerçekleştirdiğini, sebepsiz zenginleşme şartları vuku bulmadığından davanın reddini istemiştir. DELİLLER : Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası, Beyoğlu Vergi Dairesi, Beyoğlu Vergi Dairesi, Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi dosyası, faturalar, ticari defterler ve belgeler, muavin defter kayıtları, bilirkişi incelemesi, tüm dosya kapsamında toplanan deliller. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. Davalı icra dosyasına yapmış olduğu itirazında müvekkilleri şirketin alacaklı görünen tarafa herhangi bir borcunun olmadığını, bu nedenle takibe, borca, ödeme emrine, işlemiş ve işleyecek faize, faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz ettiklerini beyan etmiştir. Bakırköy .... İcra Müdürlüğünün .... esas sayılı takip dosyası incelendiğinde; davacı şirketin davalı aleyhinde dayanak (7.801,35 USD) 142.824,77 TL asıl alacak ile asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili için faturaya dayalı olarak ilamsız icra takibine geçildiği, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresinde, borca itiraz ederek takibin durmasına sebebiyet verdiği, İcra Müdürlüğü'nce takibin durdurulmasına karar verildiği, bu kararın alacaklıya tebliğ edilmediği, davanın yasal bir yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Bilirkişi 09.02.2024 havale tarihli raporunda; Davalının yurt dışında ödediğini iddia ettiği, ödemeler ile ilgili olarak yapılan incelemelerde, dosya ekinde yurt dışında ödendiğine ilişkin herhangi bir ödenti belgesi görülemediği, öte yandan ihracat eşyasının teslim şeklinin FOB olduğu, buna göre; teslim şeklinin FOB olması bakımından eşya davacı deposundan çıktıktan sonra oluşan ya da oluşabilecek hiçbir masraftan davacının sorumlu olmayacağı, davacının iadesini talep ettiği (2.108,74 ve 5.692,88) 7.801,62 USD'nin vergi ödemelerine ilişkin olduğuna dair dosya ekinde mail yazışmaları dışında somut bir belgeye rastlanılmadığı, davacı tarafından ... bank'tan havaleli 9.600 USD tutarın, davalı ... tarafından davacıyı kesilen 24.06.2021 tarih ve ... nolu NAVLUN BEDELİ açıklamalı faturaya ilişkin olduğu, davalının kestiği 9.600 USD tutarlı navlun bedeli hakkında taraflar arasında yazılı/imzalı bir anlaşmanın da dosya ekinde bulunmadığı, dolayısıyla 9.600 USD tutarlı navlun bedelinin, davacının kabulünde olduğuna ilişkin somut bir tespit yapılamadığı, davacının ödemesinin tamamen navlun olamayacağı, mail yazışmasına itibar edilecek olursa, davacının fazla ödeme yaptığı gözetilerek, davalının idareye KDV ve gümrük vergisi ödemesi yaptığı sabit olmadıkça; iade edilmesi gerektiğinin değerlendirildiğini bildirmiştir. Bilirkişi 04/09/2024 havale tarihli ek raporunda; Dosya kapsamı gereği verilen görev neticesinde yapılan inceleme sonucunda; İcra inkâr tazminatı: Bir para borcunun ödememesi halinde alacaklının önünde iki olanak vardır: Önce bir alacak davası açıp elde ettiği mahkeme kararını “ilâmların icrası” hükümlerine (İİK m.24 vd) göre, icraya koymak veya herhangi bir dava açmadan doğrudan doğruya icra dairesine müracaatla ilâmsız icraya (İİK m.42 vd) başvurmak. Takip talebiyle başlayan ilâmsız icrada, borçlu kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz etmezse, itiraz süresinin geçmesiyle alacaklı haciz talep etme imkânını elde eder (İİK m.78). Bu husus, önce alacak davası açılması ve davanın kazanılması halinde elde edilen ilâmın icraya konulmasından sonra haciz aşamasına geçilir (İİK m.37). Kanun, ilâmsız icrada alacaklıya bu kolaylığı tanırken, borçlunun ödeme emrine itirazı bakımından da paralel bir kolaylık getirmiştir; borçlu da basit bir şekilde ödeme emrine itiraz edebilir (İİK m.62 vd); bu itiraz, icra takibini durdurur (İİK m.66) ve haciz aşamasına gelinmesini engeller. İtirazın hükümden düşürülerek duran takibin devamı için; alacaklının, itirazın iptali (İİK m.67) veya itirazın kaldırılması (İİK m.68-68/a) yollarından birine başvurması gerekir. İtirazın kaldırılması yoluna başvurulabilmesi; alacaklının elinde Kanunun (İİK m.68) aradığı, imzası ikrar edilmiş adi senet; onaylama biçimindeki noter senedi; resmi dairenin veya yetkili makamın yetkisi dahilinde ve usulüne göre verdiği belge gibi bazı “sağlam” belgelerin bulunmasını gerektirir. İcra mahkemesinden talep edilen ve icra mahkemesinin sınırlı yetkileri dairesinde yargılama yapılan bu yolda, verilen karar, maddi anlamda kesin hüküm oluştur-maz (İİK m.68, VII; 68/a, VI). Elinde Kanunun (m.68) aradığı belgeler bulunmayan alacaklının gidebileceği yol, itirazın iptali yoludur. Uygulamada bu yola, “itirazın iptali davası” denilmektedir. İtirazın iptali davası: İtirazın iptali davası, alacak talebine itiraz edilen alacaklının, takip borçlusuna karşı itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağın varlığını ispat etmek suretiyle itirazın iptalini istediği davadır. İtirazın iptali davasının hukuki niteliği, öğretide ve Yargıtay kararlarında tartışmalı olmakla birlikte, öğretideki ağırlıklı görüş, bu davanın (normal) bir alacak davası olduğu yönündedir. Yargıtay, itirazın iptali davasını bazı kararlarında alacak (eda) davası olarak nitelerken, diğer bazı kararlarında tespit davası olarak nitelemekte ve bu konuda yerleşik uygulama bulunmamaktadır. Kanuna (m.67,1) göre, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminata mahkum edilir. Genel olarak, bir davanın kabulü veya reddi halinde davayı kaybeden tarafın, davayı kazanan lehine tazminat ödemesi, alışılmış bir yasal düzenleme değildir ve bu tür tazminat ödeme yaptırımının, Anayasa ile teminat altına alınmış bulunan hak arama özgürlüğü ile bağdaşır olup olmadığı tartışılabilir. Bununla birlikte, İİK 67. maddenin getirdiği tazminatın, İcra ve İflâs Kanunumuzun tamamına hâkim olan “kötü niyetle mücadele” mantığı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündür. İcra hukukunda “tazminat” denilince akla ilk gelen, uygulamada yaygın olarak bilinen şekliyle “inkâr tazminatı” (icra inkâr tazminatı) dır. Bu tazminat, esas itibariyle, kendisine gönderilen ödeme emrine karşı haksız itiraz eden borçlunun mahküm edileceği tazminatın adıdır. İİK 67. hükümden de anlaşılacağı üzere, aşağıda belirtilecek bazı şartların varlığına bağlı olarak, itirazın iptali davasının kabulü halinde borçlu, reddi halinde alacaklı tazminata mahkum edilmektedir. İtirazın iptali davasını kaybeden alacaklının borçlu lehine “haksız takip tazminatı”na (uygulamadaki yaygın adıyla: kötü niyet tazminatına) hükmedilebilmesi için; borçlunun itirazının kabulüyle alacaklının takibinin haksızlığına karar verilmesi, alacaklının kötü niyetli olması ve borçlunun talepte bulunması gerekir. İnkâr tazminatına hükmedilmek için gerekli şartlar İtirazın iptali davasında borçlunun inkâr tazmin: Yargıtay kararlarında genellikle kabul edil. gerçekleşmesi gerekir: 1) Alacaklının ilâmsız icra takibi yapmı 2) Borçlunun ödeme emrine itiraz etmiş olması; 3) İtirazın iptali davasının süresi içinde açılmış olması; 4) Alacaklının talepte bulunulması; 5) Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi. mahküm edilebilmesi için, öğretide ve üzere, aşağıdaki şartların (birlikte) İlk dört şart üzerinde herhangi bir tereddüt bulunmamakta ve uygulamada bu şartlar bakımından önemli bir sorun çıkmamaktadır. Buna karşılık, “borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi” şartı üzerinde uygulamada çeşitli sorunlar çıkmaktadır. Genel olarak borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi şartı İtirazın iptali davası sonucunda mahkeme esas hakkında bir karar verecek ve böylece davayı borçlu veya alacaklı lehine karara bağlayacaktır. Borçlu itiraz etmekle, icra takibi durmakta ve alacaklı itirazın hükümden düşürülmesi için itirazın iptali davası açma zorunda kalmaktadır. Borçlu, itirazın iptali davası açılmadan önce veya dava açıldıktan sonra, itirazından vazgeçerse itiraz etmekle dava açılmasına neden olduğundan borçlunun haksız olduğu yolunda sonuca varılır ve borçlu inkâr tazminatına mahküm edilir. Davalı borçlu, itirazın iptali davasını ilk duruşmada bile kabul etse, dava açılmasına sebebiyet verdiğinden mahkeme borçlu aleyhine inkâr tazminatına hükmeder. Davanın sulh ile sonuçlanması halinde; eğer taraflar inkâr tazminatı konusunda anlaşmışlarsa ona göre hareket edilecektir. Eğer taraflar arasında bu konuda herhangi bir anlaşma yoksa, tarafların tazminattan feragat ettikleri sonucuna varılması, sulhun amacının taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirme amacına daha uygun düşer. İnkâr tazminatına -hükmedilebilmesi için, itirazın iptali davasının davalı borçlu aleyhine sonuçlanması gerekir. Davanın konusuz kalma kararı verildiği takdirde, dava, borçlu aleyhine sonuçlanmamış olacağından, inkâr tazminatına hükmolunmaz. Borçlu, itirazın iptali davası açılmadan önce borcun tamamını öderse, Yargıtay'a göre, böyle bir durumda alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki menfaati bulunmaması sebebiyle dava redde mahkum olacağından, inkâr tazminatı da söz konusu olmaz. Borçlunun itirazının icra takibini durdurduğu ve bu yüzden alacaklının alacağını geç almasına neden olduğu düşünüldüğünde; borcun tamamının ödenmesine kadar ki zaman için, alacaklının doğmuş olan zararının kısmen de olsa karşılanması gerektiği düşüncesi akla gelebilirse de, bunun hesabındaki zorluk ve hatta imkansızlık nedeniyle, Yargıtay'ın buradaki çözümünün pratik açıdan uygun olduğunu değerlendirmekteyim. Borçlu, itirazın iptali davası açılmadan önce borcun tamamını değil de bir kısmını öderse; alacaklının itiraz edilen kısım için itirazın iptali davası açmasında hukuki menfaati vardır ve mahkeme davayı haklı bulursa, bu kısım için inkâr tazminatı söz konusu olabilir. Mahkemenin davanın esası hakkında yaparak verdiği, davanın kabulü kararı, her zaman borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi ile aynı anlama gelmez. Bazı hallerde borçlunun davayı kaybetmesine (alacaklının davayı kazanmasına) rağmen, borçlu ödeme emrine itiraz etmekte haklı görülebilir. Bu husus özellikle, ödeme emrinde istenilen alacağın likid olup olmaması ile ilgilidir. Gerek öğretide gerek Yargıtay kararlarında genel olarak kabul edildiği üzere; eğer alacak likid değilse, borçlu itiraz etmekte haklıdır ve itirazın iptali davasını kaybetse dahi inkâr tazminatına mahküm edilemez. Likid Alacak Kavramı: Genel bir kavram olarak “likid (liguide) alacak”, “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacak anlamındadır”. Basitçe bu şekilde tanımlanan likid alacak kavramı, uygulamada farklı farklı değerlendirilebilmekte ve buna bağlı olarak ük tartışmalara yol açabilmektedir. Bunun nedeni, her somut olayın özelliğine göre değişebilen durum ve şartlar karşısında ortaya çıkan farklı yorumlardır. Eğer borçlu, ödeme emri ile kendisinden istenilen alacak bakımından borçlu olduğunu bilmekte veya bilmek durumunda ise ve buna rağmen itiraz ederse, itirazında haksızdır. O halde, borçlunun haksız olup olmadığının saptanabilmesi için, “alacağın bilinmekte veya bilinmek durumunda olması”nın ne anlama geldiği önem arz etmektedir. Genel olarak kabul edildiği üzere, borçlu, alacaklının icra takibinde talep ettiği alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmekte veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda ise ve alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç yoksa, alacak likidedir. Yargıtay'ın çeşitli kararlar vesilesiyle genel olarak yaptığı tanım da buna paraleldir: Örneğin, Hukuk Genel Kurulunun bir kararında belirtildiği ve diğer bazı kararlarda benimsendiği üzere, “alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise” alacak likiddir. Yargıtay'ın burada ifade ettiği, “borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise” ölçütü kanımca çok önemlidir. Burada dile getirilen borçlunun “yalnız başına” tespiti hususu, alacağın ve miktarının borçlu tarafından bütün unsurları ile bilinebilir (hesap edilebilir) olması ve bu konuda alacağın tespiti için ayrıca yargılama yapılmasına gerek olmaması anlamındadır. Alacağın likid olması bakımından “alacağın muhakkak bir belgeye bağlı olması da şart değildir. Davacının ödemesinin tamamen navlun olamayacağı, mail yazışmasına itibar edilecek olursa, davacının fazla ödeme yaptığı gözetilerek, davalının idareye KDV ve gümrük vergisi ödemesi yaptığı sabit olmadıkça; iade edilmesi gerektiğinin değerlendirildiğini bildirmiştir. İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, icra dosyası, bilirkişi raporu ve ek raporu içeriğine göre; Taraflar arasında davalı şirkete ait ihracat mallarının Rusya'ya gönderilmesi konusunda anlaşma yapıldığı, bu kapsamda davalı firma tarafından ürünlere ilişkin olarak 12/05/2021 tarih ve ... numaralı gümrük beyannamesi düzenlediği, beyannamede gönderici ihracatçının davacı ... KUMAŞ firması olduğu, yurt dışı alıcının .... gözüktüğü, dosya ekindeki fatura incelendiğinde 12.05.2021 tarih ve ... nolu fatura olduğu, Davalı tarafından herhangi bir ödemeye ilişkin belge sunulmadığı öte yandan ihracat eşyasının teslim şeklinin FOB olduğu buna göre, ihracatçının yurt dışında vergi ödeme yükülülüğünün bulunmadığı, mail yazışmasında açıkça, %8 gümrük vergisi 2.108,47 USD, % 20 KDV 5.692,88 USD ve navlun 1.798,65 USD olmak üzere, anlaşıldığının görüldüğü, anlaşma kapsamında kısmi araç yükü emtia için 1.798,65 USD somut olaya uygun navlun miktarı olduğunun, hükme esas alınan bilirkişi raporu ile sabit olduğu, davalının yurt dışında ödediğini iddia ettiği, ödemeler ile ilgili olarak herhangi bir belge sunulmaması, ihracat eşyasının teslim şeklinin FOB olduğu, buna göre; teslim şeklinin FOB olması bakımından eşya davacı deposundan çıktıktan sonra oluşan ya da oluşabilecek hiçbir masraftan davacının sorumlu olmayacağı hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının anlaşılan miktar üzerinden ödediği bedelden navlun bedelinin mahsubu sonucu kalan miktarı iade etmesi gerektiği sonucuna varılarak, davanın kabulü ile icra takibine karşı itirazın iptali ile alacağın niteliği itibariyle miktarının tespitinin yargılamayı gerektirmesi nedeniyle davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmeyerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın kabulü ile; davalının Bakırköy .... İcra Dairesi .... Esas sayılı takibe vaki itirazın iptaline, takibin kabul edilen asıl alacak yönünden aynı koşullarda devamına, 2- İcra inkar tazminatı talebinin alacağın belirlenebilir likit olmadığı, yargılamayı gerektirdiği anlaşılmakla reddine, 3-Alınması gerekli 9.756,36 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 2.640,57 TL harcın mahsubuyla bakiye 7.115,79 TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 179,90 TL başvurma harcı, 2.640,57 TL peşin harç olmak üzere toplam 2.820,47 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça posta / tebligat / bilirkişi gideri olarak yapılan (ayrıntısı uyapta kayıtlı) 6.087,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-AAÜT gereğince hesap edilen 30.000,00 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Arabuluculuk ücreti olan 3.120,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 8-Kararın kesinleşmesine kadar yapılan yargılama giderlerinin davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, 6100 sayılı HMK'nun 342 ve 345.maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren 2 haftalık süre içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile ilgili İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı açıkça okunup, usulen anlatıldı. 25/11/2024
Katip ....
Hakim ....