İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2022/141 E. 2026/156 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2022/141
- Karar No
- 2026/156
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : ... KARAR NO : ...
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : .... VEKİLİ : Av. .... DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : ... KARAR TARİHİ : ... KARAR YAZIM TARİHİ : ...
Mahkememize açılan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: müvekkili şirketin merkezinin Mısır'da olduğunu ve yapımını üstlendiği bir iş için davalı şirketten 152 adet çelik kapı üretmesini istediğini, bu hususta görüşmeler yapıldığını, tarafların anlaştığını ve müvekkilinin başlangıçta 1.000,00-USD kapora verdiğini, sonrasında davalı şirketin müvekkiline 08/02/2021 tarihli proforma fatura ile fiyat teklifi sunduğunu, bu faturaya göre teklif edilen bedelin %40'ının peşin, kalan %60'lık kısmının ise sipariş edilen malların tamamlanıp sevkinin yapılacağı gün ödeneceği hususunun yer aldığını, müvekkilinin proforma faturada belirtilen 6.643,00-USD'den fazla olarak 6.667,00-USD ödemeyi 08/02/2021 tarihinde davalının ... Bankasında bulunan hesabına yaptığını, ödemelerden sonra davalının siparişlerin üretimini yaparak 2021 yılı mart ayı içinde teslim edeceğini taahhüt ettiğini, ancak gelinen noktada davlının taahhüdünü yerine getirmediğini, 'kapılar haftaya hazır' denilerek müvekkilinin sürekli oyalandığını, müvekkilinin Kayseri'ye geldiğini ve yapılan ödemeler karşılığında hiç bir üretim yapılmadığını fark ettiğini, sonrasında davalının düzenlediği faturaya rağmen kapının adet fiyatını yükselttiğini, akabinde davalı şirketin kapıları müvekkiline teslim etmek üzere ...S.A. deniz nakliye şirketi ile anlaştığını, davalının 20/06/2021 tarihinde Mersin limanında yüklemeye verdiği çelik kapıların davalı şirketin nakliye firmasına borçlu olmasından dolayı müvekkili şirkete teslim edilmediğini, gelişen bu olaylar neticesinde müvekkilinin zarara uğradığını ve davalı şirketin bu zarardan sorumlu olduğunu, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulü ile müvekkili şirket tarafından sözleşmeden dönülmesi sebebiyle davalı şirkete 08/02/2021 tarihinde ödenen bedele 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi gereğince uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte şimdilik 100,00-USD'nin davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, sözleşmenin hükümsüz kalması nedeniyle müvekkili şirket tarafından uğranılan menfi zararlardan uçuş masrafları için şimdilik 100,00-TL'nin her bir masrafın yapıldığı tarihten itibaren işleyecek en yüksek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderlerinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili dosyaya sunduğu cevap dilekçesinde: harca esas değer olarak 100,00-USD ve 100,00-TL gösterildiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde açıkça alacak miktarı olarak 7.667,00-USD olduğunu belirttiğini, dolayısıyla belirli olan alacak miktarıyla ilgili kısmi dava açmasının hukuken mümkün olmadığını, bahsi geçen bedel üzerinden harç tamamlamak üzere davacı tarafa kesin süre verilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından 152 adet kapının üretiminin tamamlandığını, davacı şirket yetkilisinin müvekkilinin fabrikasına geldiğini, sözleşmeye aykırı olarak malların tamamının kargolanmadan ücretin kalan kısmını ödemeyeceğini söylediğini, müvekkilinin de buna karşılık ödemenin tamamı yapılmadan malları göndermeyeceğini söylediğini, bakiye ücretin ödenmemesi halinde yapılan ücret ödemesi kadar kapı miktarının gönderileceğinin söylendiğini ve ücretin tamamı ödenmediği için ödenen bedel kadar kapı miktarının (46 adet) konteynera yüklenerek gönderildiğini, müvekkilinin taşıma şirketine olan borcundan dolayı kapıların teslim edilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın gönderilen kapıları ısrarla teslim almadığını, ürünlerin teslim edildiği zamanda davacının malını almasına engel oluşturacak herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının yaklaşık 3 ay sonra kargoyu almak istediğinde ise bu kez birikmiş ceza borcu sebebiyle kargonun tarafına teslim edilmediğini, neticeten haksız davanın reddine, yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Taraflar arasında düzenlenen proforma fatura, taşıma şirketinin cevabi yazısı, arabuluculuk son tutanağı, ... Bankası A.Ş.'nin cevabi yazısı, bir kısım tercümeli evraklar, taşımaya ilişkin belgeler ve tarafların dayandığı tüm deliller toplanmış, uyuşmazlık konusu hakkında bilirkişilerden ayrıntılı raporlar alınmıştır. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinden talimat yoluyla alınan 03/10/2024 tarihli bilirkişi heyet raporunda: davalı ...’nin ticari defterleri usulüne uygun olarak tuttuğu, davalı ...’ne ait ticari defterlerin sahibi lehine delil vasfının bulunduğu, dava tarihi itibariyle davalının dosyaya sunduğu ticari defterler kayıtlarına göre, davacının davalıdan alacağının olmadığı görülse de dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler ışığında, davalı ...'e ait bakiyenin banka kayıtlarına tek seferde topluca ve yüksek tutarda kayıt yapıldığı, mahkemenin gerekli görmesi durumunda...Kayseri Organize Sanayi Şubesinin T...nolu hesabına ait 2021/Şubat ve Aralık ayı hesap ekstresinin dosyaya kazandırılması durumunda ayrıca değerlendirme yapılabileceği, davacının 08.02.2021 tarihinde... Bankası Kayseri Organize Sanayi Şubesinin T... nolu hesabına 1.000,00-USD kapora ile birlikte toplam 7.667,00-USD ödeme yaptığını beyan ettiği, davalının 08.02.2021 tarihinde ... Elreedy'e ait bu tutarda bir tahsilatın kanuni defterinde yer almadığı, mahkemece uygun görülmesi halinde heyetimize uzmanlık alanı ticaret ve uluslararası ticaret sözleşmeleri olan bir bilirkişinin dahil edilmesi ile heyetimize verilen; tarafların aralarındaki sözleşme uyarınca üzerine düşen edimleri yerine getirip getirmedikleri görevi dahilinde görüşlerini bildireceklerini belirtmişlerdir. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinden talimat yoluyla alınan 02/01/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda: davalı ...’nin ticari defterleri usulüne uygun olarak tuttuğu, davalı ...’ne ait ticari defterlerin sahibi lehine delil vasfının bulunduğu, dava tarihi itibariyle davalının dosyaya sunduğu ticari defterler kayıtlarına göre, davacının davalıdan alacağının olmadığı görülse de dosyadaki mevcut bilgi ve belgeler ışığında davalı ...'e ait 190.212,10-TL borç bakiyesinin yıl sonunda bankaya yatmış şeklinde kayıtlara alındığı, banka kayıtları incelendiğinde bu tutarda bir işlemin olmadığı, ... Bankası Kayseri Organize Sanayi Şubesinin T...nolu hesabı incelendiğinde; davacının 12.02.2021 tarihinde 6.643,00-USD , 24.02.2021 tarihinde 1.488,00-USD olmak üzere toplam 8.131,00-USD yatırdığı, davalının defter kayıtlarında bu tutarın işlenmediği, davacı ... ...ti ile davalı ...apı Dış tic. Ltd. Şti. arasında yapılan anlaşma gereği 08.02.2021 tarihinde düzenlenen Proforma Faturadaki şartların Uluslararası Ticarette Satış Sözleşmesi olduğu, resmi ve hukuki dayanağı olmamakla birlikte taraflar arasında bir işin anlaşma koşullarını taşıyan belge olarak işlev göreceği, ancak alıcı ve Satıcı kendi aralarında uzlaşarak iptali yada yerine yenisini düzenleyebileceği, satıcı firmanın teslim ettiği emtia’yı ancak proforma faturada belirttiği fiyattan fatura edebileceği, bu şartlar altında davalının anlaşma gereği aldığı ilk taksit miktarına karşılık gerek teslim edeceği emtia miktarında uyumsuzluk gerekse fiyatta farklılık yaratması kabul edilecek bir durum olmadığı, bu şartların ancak davacı ile sağlayacağı mutabakatla mümkün olabileceği, TBK'nın 125/3. maddesine göre sözleşmenin feshini gerektirse de emtia’yı eksik olsa da üreterek nakliyeci firmaya vermesi teslim ederken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca Konşimento düzenlenmesi, hukuki fonksiyonu bakımından tesellüm ve yükleme yaptığını gösterdiği, TTK'nın 1228/1. maddesi uyarınca Konşimento tarafları taşıyan ve taşıtan olan bir navlun sözleşmesinin yapıldığını ispatlayan bir servet mahiyetinde olduğu, Kayseri 1. Asliye Mahkemesine verilen ...Şirketinin cevabi yazısında 'Nakliyenin yapıldığı ancak alıcıya yapılan tüm bildirimlere rağmen yükün alıcı tarafından çekilmediği'nin bildirildiği, alıcı firmanın yükü teslim almamasının ihmal ve sürecin akabinde doğan tüm sorumluluğu aldığı anlamına geldiği, neticeten davalı ... Dış Ticaret Ltd. Şti.'nin davacı ... ile anlaşıp sonrasında belirlenen şartlara uymamasından dolayı teslim ettiği emtia’nın adedi mutabakat sağlanan fiyatla fatura edilmesi gerektiği, davalı tarafından üretilerek Uluslararası Ticarete uygun şekilde nakliyesi için teslim edilen emtianın davacı tarafından tüm bildirimlere rağmen teslim almamasının TTK'ya göre; nakliyeden dolayı doğan maddi sorumluluğu davacının üzerine aldığının göstergesi olduğu görüş ve kanaatinde olduklarını bildirmişlerdir. YARGILAMA VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasında yapılan sözleşmenin feshi ile ödenen bedelin iadesi ve uğranılan zararın tazmini talebine ilişkindir. Davacı açmış olduğu davada davalı ile 152 adet çelik kapı üretilmesi hususunda anlaştıklarını, 1.000,00-USD kapora verdiklerini, davalının kendilerine 08/02/2021 tarihinde proforma fatura düzenlediğini, bunun üzerine davalıya 6.667,00-USD daha ödeme yaptıklarını, davalının kapıları 2021 yılı Mart ayı içerisinde teslim etmeyi taahhüt ettiğini, ancak davalının bu taahhüdünü yerine getirmediğini, bir kısım görüşmelerden sonra davalının proforma faturaya aykırı olarak 107-USD birim fiyat üzerinden 46 adet kapıyı ...S.A deniz nakliye şirketi ile kendilerine gönderdiğini, ancak davalının gemi şirketine olan borcu nedeniyle malların kendilerine teslim edilmediğini, bu nedenle yapılan sözleşmenin feshi ile şimdilik ödenen 100 USD'nin iadesi ile sözleşmenin hükümsüz kalması nedeniyle uçuş masrafları şimdilik 100-TL'din davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı cevap dilekçesinde kısmi dava açılmasında hukuki yarar olmadığını, anlaşmaya göre 152 adet kapı için % 40'lık bedelin peşin ödenmesi gerektiğini, kalanının ise sevkiyatın yapılacağı gün ödeneceğini, kapılar tamamlanıp sevke hazır hale getirildiği halde davacı şirket yetkilisinin mallar tamamen kargolanmadan ödeme yapmayacaklarını belirttiğini, bu nedenle ödenen ücret kadar kapı gönderildiğini, gönderilen kapıların 20/06/2021 tarihinde Mersin limanından yola çıktığını, yaklaşık 5 gün sonra alış limanına ulaştığını, yaklaşık 3 ay davacının kapıları teslim almadığını, nakliye şirketine malların teslimine engel bir borçları bulunmadığını, alacaklı temerrüdünün söz konusu olduğunu, tüm bu nedenlerle açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. MÖHUK 48 Uyarınca teminat yönünden yapılan itirazın değerlendirilmesinde; Davacı şirket Mısır uyruklu bir ticaret şirketi olup teminat hususunun dava şartı olması nedeniyle resen değerlendirilmesi gerekmiştir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.” MÖHUK’ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davanın tarafının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir. MÖHUK madde 48/2’de ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır. Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir. Bu hususta mahkememizce Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'ne müzekkere yazılmıştır. Bakanlık tarafından 03/08/2022 tarihinde gönderilen cevabı yazıda; Mısır ile Ülkemiz arasında 26.01.1990 gün ve 3604 sayılı Kanunla onaylanan ve 23.07.1990 gün ve 20583 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak 01.02.1992 tarihinde yürürlüğe giren 1990 tarihli “Türkiye Cumhuriyeti ve Mısır Arap Cumhuriyeti Arasında Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî Yardımlaşma Sözleşmesi” mevcuttur. Anılan Sözleşmenin 1'inci maddesinde, "İki Devletten birinin vatandaşları, diğer Devletin topraklarında, bu Devletin vatandaşlarının tabî olduğu şartlarla, hak ve menfaatlerinin müdafaası için mahkemelere serbestçe ve kolayca müracaat hakkına sahiptirler. Hukuki korumadan aynı şekilde yararlanırlar. Bir ülkede yabancı olmak, ikametgahı veya meskeni olmamak gibi nedenlerle her ne ad ile olursa olsun kefalet veya teminat akçesi ile yükümlü tutulamazlar. Aynı kural yargılama giderlerinin karşılanması için de geçerlidir." hükmü yer almaktadır. Diğer taraftan, Mısır Türkiye’nin de katılmış olduğu 23 Mart 1972 tarih ve 14137 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi’ne taraftır. Bu Sözleşmenin 17'nci maddesinin 1'inci fıkrasında âkit devlet vatandaşlarının birbirlerinin ülkesinde ikamet ettikleri veya müdahil olarak katıldıkları davalarda, bu kişilerin yabancı olmaları veya o ülkelerde ikametgâhı veya meskeni bulunmaması sebebiyle her ne ad altında olursa olsun teminat veya depozit istenemeyeceği öngörülmüş, 2'nci fıkrasında ise aynı usulün mahkeme masraflarının karşılanması hususunda da geçerli olduğu bildirilmiştir. Konunun başka bir vesile ile intikal ettirildiği Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan 17.01.2005 tarih ve 904.30/2005/KOPR/20078 sayılı yazıda; 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'nin 17'nci maddesi hükmünün Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı Genel Sekreteri J.H.A.Van Loon ve hukuk uzmanı Christophe Bernasconi tarafından tüzel kişileri de kapsayacak şekilde yorumlandığı belirtilmektedir. Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü'nün yazı cevabından da anlaşıldığı üzere davacının vatandaşı olduğu Mısır ülkesi ile ülkemiz arasında teminattan muafiyete dair anlaşma mevcut olduğundan MÖHUK 48/2 maddesi uyarınca davacı teminattan muaf tutulmuş ve teminat göstermesi istenmemiştir. Kısmi dava açılamayacağı yönündeki itirazın değerlendirilmesinde; Kısmi dava, 6100 Sayılı HMK'nun 109. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin 1.fıkrasında "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir" hükmüne, 2.fıkrasında ise; "Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz" hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, kısmi dava açılabilmesi için; a-Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması, b-Talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı bulunması veya açıkça belirli olmaması gerekir. Şayet, talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacaktır. Diğer bir anlatımla; talep konusunun miktarı taraflar arasında "tartışmasız" ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkesçe anlaşılabilecek şekilde "belirli" ise, o talep sonucunun sadece bir kısmı dava edilemez. Bu gibi hallerde, kısmi davanın yasaklanmasının sebebi, davacının kısmi dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının kabul edilmesidir. Davacının alacağını, küçük parçalara bölüp her biri için ayrı ayrı dava açmasında hukuki yarar değil; aksine, dava hakkının kötüye kullanılması söz konusudur. (Pekcanıtez/ Atalay/ Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, s.319-320). Kısmî dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmî dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise bu husus, davanın kısmî dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 Esas, 2003/271 Karar sayılı kararı; Pekcanıtez, Hakan: Medeni Usul Hukuku, C. II, 15. Baskı, İstanbul 2017, s. 1000).35. Aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2021/9-660 Esas, 2022/1574 Karar; 07.07.2021 tarihli ve 2021/(22)9-485 Esas, 2021/971 Karar; 02.03.2016 tarihli ve 2014/15-439 Esas, 2016/207 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Somut olayda davacının talep konusu para alacağı olması nedeniyle bölünebilir niteliktedir. Öte yandan davanın başlangıcı itibariyle alacağın varlığı taraflar arasında tartışmalıdır. Kısmi dava açabilme koşulları mevcut olup davalının bu yöndeki itirazına itibar edilmemiştir. Davanın esası yönünden yapılan değerlendirmede; Taraflar arasındaki akdî ilişki 6098 sayılı TBK'nın 470. maddesinde tanımlanan eser sözleşmesidir. TBK'nın 470. maddesi uyarınca; eser sözleşmesi yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği bir sözleşmedir. Taraflar arasında imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde öngörülen "eser sözleşmesi" ilişkisi kurulmuş olup, yüklenicinin edimi eseri iş sahibinin amacına uygun fen ve tekniğine uygun olarak teslim etmek, iş sahibinin edimi ise iş bedelini ödemektir. Eser sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran en önemli özelliklerinden birisi sonuç sorumluluğudur. Bununla yüklenici tarafların iradeleri doğrultusunda bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdü altına girmektedir. Bu taahhüdün altına giren yüklenici işin niteliği gereği borcunu sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin işi eser sahibinin yararına olacak şekilde yapması ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınmasıdır. Esasen eser sözleşmesi imzalandıktan sonra yapılan işlerin yüklenici tarafından yapıldığı karine olarak kabul edilir. Ancak bu karinenin aksi savunulup ispat edilebilir. TBK 471. Maddesinde "Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir. Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır." hükmü, aynı kanunun 479/1. maddesi ise; "İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel olur." hükmü düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nın 97. maddesi de "Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir." düzenlemesi içermektedir. TMK'nın 6. maddesi, "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." hükmünü içermekte olup, taraflar iddialarını kanıtlamakla yükümlüdür. Bu tür sözleşmelerde taraflardan birinin temerrüdü halinde diğeri, TBK'nın 125. Maddedeki seçimlik haklarını kullanabilmek için borcun ifa edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir. (TBK'nın 123.) Ancak TBK'nın 124. maddesinde sayılan nedenler söz konusu ise alacaklı, borçluya mehil vermeden de, TBK'nın 125. maddesindeki seçeneklerden birini kullanabilir. Bunlar; borçlunun hal ve davranışından süre verilmesinin etkisiz olacağının anlaşılması; temerrüt alacaklı yönünden aynen ifayı faydasız hale getirmişse; sözleşmede ifa tarihinin kesin olarak saptanması halleri olarak sayılabilir. Borçluya verilen sürede borcun ifa edilmemesi ya da süre verilmesini gerektirmeyen hallerin varlığı halinde diğer tarafın hakları aynı Yasa'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar; a) Aynen ifayı istemekte direnmek ve gecikme yüzünden uğranılan zararın tazminin istemek veya, b) Sözleşmenin ifasından vazgeçerek olumlu ( müsbet ) zararını istemek veya, c) Sözleşmeyi feshederek menfi zararını istemek olarak sayılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 1176/1. Maddesine göre, kırkambar sözleşmesinde gönderilen, taşıyanın veya yetkili bir temsilcisinin bildirimi üzerine gecikmeden eşyayı teslim almakla yükümlüdür. Gönderilen tanınmıyorsa bildirim, yerel teamül üzere ilan yoluyla yapılır. Somut olayda tarafların da kabulünde olduğu üzere 152 adet çelik kapı üretimi ve davacıya teslimi hususunda anlaşılmıştır. 08/02/2021 tarihli proforma fatura ile 152 adet kapının bedeli 16.608-USD olarak belirlenmiştir. Davalı ticari kayıt ve belgelerine göre davalı tarafından davacıya 05/02/2021 tarihli, KPI ... nolu, 119.469,42-TL tutarlı fatura ile 17/06/2021 tarihli, ... nolu, 70.742,68-TL tutarlı olmak üzere toplam 190.212,10-TL tutarlı 2 adet fatura düzenlendiği, bu fatura bedelinin 31/12/2021 tarihli mahsup fişinde... Bankası hesabının borç kısmına 190.212,10-TL tutarlı tahsilat şeklinde işlenerek kapatıldığının kayıtlı olduğu, Kuveyt Türk Bankası Kayseri Organize Sanayi Şubesi IBAN [IBAN] nolu hesabı incelendiğinde davacının 12/02/2021 tarihinde 6.643,00-USD, 24/02/2021 tarihinde 1.488,00-USD olmak üzere davalıya 8.131,00-USD ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. Dosyaya sunulu 03/10/2024 tarihli kök rapor ve 02/01/2025 tarihli ek rapor hüküm kurmaya elverişli olmadığından 1 taşıma hukuku bilirkişisi ile 1 mali müşavirden rapor alınmasına karar verilmiş, davacı taraf verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücretlerini yatırmadığından rapor alınamamış ve mevcut delil durumuna göre değerlendirme yapılmıştır. Davacı davalının gemi şirketine olan borcu sebebiyle gönderilen malların kendilerine teslim edilmediğini ileri sürmüştür. Mahkememizce deniz nakliye şirketi olan ...'e yazılan müzekkereye verilen 15/12/2022 tarihli cevapta davacı şirkete yükü çekmesi için varış limanında bildirimde bulunulduğu ancak yapılan tüm bildirimlere rağmen yükün çekilmediği bildirilmiştir. Taşıtan firma B...Ticaret A.Ş de 21/02/2024 tarihli yazı cevabında yükün alıcı tarafından çekilmemesi sebebiyle fiili taşıyan tarafından yansıtılan masrafların karşılanmak zorunda kalındığı bildirilmiştir. İşbu yazı cevaplarına göre davalının göndermiş olduğu yükü yapılan bildirimlere rağmen varma limanından teslim almayan davacının alacaklı temerrüdüne düştüğü anlaşılmıştır. Davalının davacıya hitaben düzenlemiş olduğu 08/02/2021 tarihli proforma faturada ödemenin %40'ının ön ödeme olarak yapılacağı, kalan %60'ının ise yükleme günü öncesi yapılacağı belirtilmiştir. Davacı ön ödemeyi yapmış olup yükleme öncesi günkü ödemeyi yaptığına dair bir iddiası bulunmamaktadır. Bu durumda ödemenin tamamını yapmayan davacıya karşı davalının ödemezlik defini ileri sürme hakkı bulunmaktadır. Davacı ödemenin tamamını yapmadan kapıların teslimini isteyemeyecektir. Öte yandan ön ödeme tutarına tekabül eden miktarda kapı üretilerek davalı yanca davacıya gönderilmeye çalışılmış ise de davacının malları varma limanından teslim almayarak alacaklı temerrüdüne düşmüştür. Davacının sözleşmeden kaynaklı tüm edimini yerine getirmeden davalıdan ifa talebinde bulunamayacak olması, davacının sözleşmeden haklı sebeple dönme şartlarını bulunduğunu ispat edememiş olması, verilen kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmamış olması, davacının teklif ettiği yemin metnine göre davalı şirket yetkilisinin yemini eda etmiş olmasına göre davacının ispat edilemeyen davasının reddine dair aşağıdaki hükmün tesisi uygun görülmüştür. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu'na ekli (1) sayılı tarife gereğince alınması gerekli 732,00-TL ilam harcından, tahsil edilen 80,70-TL peşin harcın mahsubuna, bakiye 651,30-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafın yaptığı yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-6100 sayılı HMK 120 ve 333. maddeleri gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kalan kısmının kararın kesinleşmesi halinde tarafça numarası bildirilen veya bildirilecek hesaba, hesap numarası bildirilmediği takdirde adreslerine ödemeli olarak re'sen gönderilmesine, 6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2. maddesi uyarınca 1.470,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile kendisini vekille temsil eden davalıya ödenmesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren yasal iki haftalık süresi içerisinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 18/02/2026
Katip ...
Hakim ...