İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2018/5434 E. 2003/303 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2018/5434
- Karar No
- 2003/303
- Karar Tarihi
T.C. GAZİANTEP 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : .... KARAR NO : .... HAKİM : ... ... KATİP : ... ... DAVACI : ... - ... ... VEKİLİ : .... DAVALI : ... - ... ... VEKİLİ :.... DAVA : İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/01/2023 KARAR TARİHİ : 07/06/2023 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 04/07/2023 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket ile dava dışı .... Sağlık Hizmetleri A.Ş. Arasında Şirket Hizmet Satın Alma Sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereğince müvekkil şirketin davalıyı hekim olarak çalıştırma taahhüdünde bulunduğunu, sözleşmede süresinden önce feshi halinde müvekkilin cezai şart ödeyeceğinin hüküm altına alındığını, işbu sözleşmeden davalının da bilgisinin olduğunu, sözleşmede hekim olarak davalının da imzasının bulunduğunu, davalının müvekkil şirkette pay sahibi olduğunu, sözleşmenin yürürlükte olduğu süre boyunca dava dışı şirketin ödemeleri yaptığını, davalının .... 13. Noterliği'nin 15/12/2020 tarih ve .... yevmiye numarası ile gönderdiği Fesih Bildirimi ile görevinden ayrıldığını beyan ettiğini, davalının müvekkil şirket ile çalışması sırasında yeni iş arayışında olduğunu, iş bulduktan sonra müvekkil şirketi zarara uğratarak işten ayrıldığını, bunun üzerine sözleşmenin diğer tarafı .... Sağlık Hizmetleri A.Ş. tarafından .... 3.Noterliğinin 22.12.2020 tarih ve .... yevmiye nolu ihtarname ile sözleşmenin 4.maddesi gereğince cezai şartın ödenmesi talep ettiğini, müvekkil şirketin dava dışı şirkete sözleşmenin 4.maddesi gereğince cezai şart ödemek zorunda kaldığını, akabinde müvekkil şirketin Gaziantep İcra Müdürlüğünün 2022/35666 Esas sayılı dosyası ile takip başlattığını, davalının borca itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, bu nedenlerle; itirazın iptaline ve takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere borçlunun icra inkar tazminatı ödemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; İcra inkar tazminatına ilişkin şartların oluşmadığını, davacının dava konusu ettiği tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğunu, ortada davacı ile dava dışı .... Sağlık Hizmetleri A.Ş. Arasında yapılmış bir hizmet alım sözleşmesi bulunmadığını, şirketin göstermelik olduğunu, Salt İş Kanununun emredici hükümlerinin arkasından dolanmak amacıyla işveren tarafından kurulmuş bir şirket olduğunu, müvekkilin de iş sözleşmesi kurulduktan sonra %1 oranında sembolik hisse oranıyla ortak edildiğini, iş akdinin müvekkil tarafından haklı nedenle feshi sebebi ile cezai şart olarak sözleşmenin 4. Maddesi gereği hesaplanacak son ücretinin 3 katı tutarında tazminat ile ödenmeyen fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri, eksik ödenen prim ve 2020 Kasım ve Aralık aylarına ilişkin ücretleri ödemesi gereken tarafın davacı taraf olduğunu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: 1-Tarafların iddia ve savunmaları, 2-Celp edilen kurum cevabi yazıları, 3-Davacı tarafça dosyaya ibraz edilen belgeler, 4-İlgili yasal mevzuat ve yargısal kararlar, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE HUKUKİ GEREKÇE: Dava Nevi İtibari İle Davalı tarafın icra takiben karşı yapmış oldukları İtirazın İptali İstemine İlişkindir. Mahkemenin görevine ilişkin yapılan düzenlemeler bakımından yapılan değerlendirme; 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesine göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bu hükme göre ticaret mahkemelerinin görev alanı ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleridir. Ticari faaliyetleri ilgilendiren bütün davalar ticari dava değildir. Ticaret mahkemeleri ayrı bir yargı kolu oluşturmayıp, asliye hukuk mahkemelerine göre ihtisas mahkemeleridir. Bu nedenle ticari işlerle ilgili bütün davalar ticaret mahkemelerinin görev alanına sokulmamış, yalnızca uzmanlık gerektiren hususların ticaret mahkemelerince karara bağlanması esası getirilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Öte yandan işçinin haklarını adalet mercilerinde çabuk, kolay ve ucuz bir surette almasını temin etmek amacıyla özel İş Mahkemeleri Kanunu çıkarılmıştır. Ayrı bir iş yargılaması ve bu yargılamayı uygulayan özel mahkemelerin kuruluşu, esasen iş hukukunun işçiyi koruma hukuki niteliğinden kaynaklanmaktadır. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesi, “a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” şeklinde düzenlenmiştir. Şu halde, İş Mahkemeleri Kanunu ile işçi ve işveren arasında iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden doğan uyuşmazlıkları çözme görevinin iş mahkemesine verilmiş olması, Türk Ticaret Kanunu'nun 5.maddesinde yer alan “aksine hüküm bulunmadıkça” ibaresinin karşılığıdır. Başka bir anlatımla, İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5.maddesi, Türk Ticaret Kanununun 4.maddesinde belirtilen ticari davalara bakma görevinin ticaret mahkemelerine ait olduğunu belirten 5.maddedeki 'aksine hükmü' öngören bir düzenlemedir. Davacının şirketteki payı ve sorumluluğu bakımından yapılan değerlendirme; Ticaret Sicil Müdürlüğü'nden davacı şirketin paylarını gösterir bilgi ve belgeler dosyamız arasına kazandırılmıştır. Davalının şirkette 1 pay sahibi olduğu görülmüştür. davalı, davacı şirketi temsile ve ilzama yetkili değildir. Sadece 1 pay sahibi olduğu içinde bahse konu sözleşmeye imza koymamıştır. Davalının imzası olmasa dahi hizmet alım sözleşmesi geçerlidir. İş sözleşmesinin tarafı olan limited şirket, bünyesinde çalışan işçilere karşı işin görülmesini isteme hakkına sahiptir; nitekim iş sözleşmesi bir tarafın bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın da ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Limited şirket tüzel kişiliği gereği yönetim hakkı ve emir talimat verme yetkisini organları aracılığıyla açıklar, zira TMK madde 50 uyarınca organlar hukuki işlemleri ve diğer fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar. TTK madde 623/1 uyarınca limited şirketlerde şirketi yönetim ve temsil yetkisi müdür sıfatıyla bir veya birden fazla ortağa, ortak olmayan müdürlere verilebilir. İncelemenin bekası adına, limited şirket ortağının müdür olup olmamasına göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.. Müdür olmayan limited şirket ortağının durumu ise müdür olan ortağın aksine çeşitli değişkenler değerlendirilerek belirlenebilir. Bahsi geçen değişkenlerin belirlenmesinde yargı kararları ve öğreti önem taşımaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2003/9-308 E., 2003/303 K. 16/04/2003 T. sayılı kararında objektif standartlar belirlemiştir. Bahsi geçen objektif standartlar “…öncelikle, davacının mensup olduğu limited şirketin ticari kayıtları, defterleri, kar ve zarar durumu, vergi beyannameleri, ortaklar pay ve adet durumu incelenmeli davacının buna göre gerçek durumu saptanmalıdır. Davacının çalışma biçimi ve bunun karşılığı aldığı ücret ile şirket ortağı olarak sağladığı kazanç ve kâr durumu, sahip olduğu hisse oranı, şirketteki konumu karşılaştırılmalı ve sonuçta limited şirket ortaklığı ekonomik yaşamında baskın çıktığı takdirde, davacının işçi statüsünde bulunmayıp, tamamen ticari amaçla kazanç sağlayan ve bağımsız çalışan bir kişi olduğu kabul edilmeli ve dava reddedilmeli aksine, hizmet akdi altında bağımlı ve ücrete göre çalışmasının egemen olduğu sonucuna ulaşıldığında işçi sayılarak, buna bağlı hakları kabul edilmelidir.” şeklinde tespit edilmiştir. Müdür olmayan limited şirket ortağının yalnızca hisse sahibi olmasından dolayı iş hukuku bağlamında muhtelif haklardan yoksun bırakılacağı gibi bir sonuca varmak adalet duygusuyla bağdaşır nitelikte değildir. Böyle bir sonuç hatalı olduğu gibi iş hukuku prensipleri açısından da sakıncalıdır. Nitekim ortağın şirketteki hisse oranının, kazanç sağlama usulünün her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerekmektedir. Şirket ortağının işçi olarak çalıştığının kabulü için özellikle kişisel bağımlılık unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmalıdır. İşverenin otoritesi altında çalışan onun emir ve talimatlarına göre iş görme zorunda olan işçinin iş sözleşmesin de bağımlılığı daha ziyade kişiliği ile ilgili olduğu; iş sözleşmesinin özünde bir bağımlılık/otorite ilişkisinin bulunduğu hususu dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Davalının işçi sayılması ve uyumazlığın kaynağının iş hukuku yönünün ağır basması durumunda uyuşmazlığı görmekle görevli mahkeme İş Mahkemesi olacaktır. İş Mahkemesi'nin görevli olup olmadığına ilişkin yapılan değerlendirme; Dava, sözleşmede belirlenen cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, buna göre de iş mahkemelerinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 1. maddesinin 2. fıkrasında, aynı kanunun 4. maddesindeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca, 25/10/2017 tarihli ve 30221 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5/1-a maddesi uyarınca, 4857 sayılı İş Kanunu'na veya 6098 sayılı TBK'nın İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına iş mahkemelerinde bakılacağı hüküm altına alınmıştır. Dosya kapsamından, taraflar arasında 12/03/2020 tarihli ve 5 sayfadan oluşan hekim hizmet alım ön sözleşmesi imzalandığı, sözleşmede, bu ön sözleşmenin kati sözleşmeye çevrilmesi, bunun detaylarının belirlenmesi için imzalandığının belirtildiği, sözleşmenin konusunun ise davacıya ait hastanenin, göz hastalıkları bölümü için bu konuda uzmanlığı olan davalıdan hizmet satın alınması ve tarafların buna ilişkin karşılıklı hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesi olarak belirtildiği anlaşılmaktadır. Nitekim benzer bir uyuşmazlıkta Antalya BAM, 10. HD., 2017/2822 Esas ve 2018/411 Karar sayılı kararında; “Somut olayda; davacının %5 oranında pay sahibi olduğu, şirkette herhangi bir yönetici veya müdür sıfatının bulunmadığı, müdür olmayan Limited şirketi ortağının şirket ortağı statüsü yanında ayrıca şirketin işçisi olarak çalışması mümkündür. Bu nedenle ilk derece mahkemesi tarafından taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğunun kabulü yerindedir. Yapılan yargılama, toplanan deliller, taraf iddiaları, tanık beyanları, bilirkişi raporu, işyeri kayıt ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafın, haksız fesih nedeniyle işten çıkarılmasının söz konusu olduğu ve bundan dolayı işçi alacaklarının ödenmediğinden bahisle dava açtığı anlaşılmaktadır. Davacının davalı iş yerinde limited şirket ortaklığının yanı sıra hizmet sözleşmesi ile çalıştığı görülmektedir. İş akdinin haklı nedenle feshedildiğinin ispat külfeti işverene ait olduğu gözetildiğinde feshin işveren tarafından yapıldığı ve haksız olduğu kanaatine varılmıştır. Davalı işveren tarafından ihbar önellerine uyularak yapılmış bir fesih ihbarı yoktur. Davacı kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmıştır.” denilmiştir. Böylece limited şirketlerde müdür olmayan şirket ortağı ile yönetim kurulunda yer almayan anonim şirket ortağı sembolik ve alınacak kararları etkilemeyecek paya sahip ise işçi sayılabilecektir. Nitekim benzer uyuşmazlıkta Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/23468 Esas ve 2016/19543 Karar sayılı ilamında; "Uyuşmazlık; anonim şirket işyerinde çalışan ve %1 pay ile şirket ortağı olan davacının, hukuksal konumu itibarıyla, İş Kanunu'na tabi olup, olmadığı ve buna bağlı olarak işçilik haklarından yararlanıp yararlanmayacağına ilişkindir. Bir kimsenin işçi sayılabilmesi için iş sözleşmesi ile çalışması koşuldur. İş sözleşmesinin unsurları ise “zaman” ve “bağımlılık” ve “ücret” unsurlarından ibarettir. Zaman unsurundan amaç; bir kimsenin günlük belirli bir zaman dilimi içerisinde iş gücünü bir işveren emrine tahsis etmesi, bağımlılık unsurundan amaç ise çalışan kişinin işveren emir ve talimatları doğrultusunda çalışmasını sürdürmesidir. Görülen iş karşılığı işverenin belli bir zaman dilimi için ödemiş olduğu bedel ise ücret unsurunu oluşturur. Belirtilen unsurlara göre bir veya birden ziyade işveren emrinde çalışmasını sürdüren kişiler işçi statüsünde kabul edilir. Buna karşın kendi adına bağımsız çalışıp kazanç sağlayan kişiler ise işçi statüsünde kabul edilemezler. Bu kişiler herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmayan esnaf ve sanatkarlar, kolektif, komandite ve limited şirket ortakları, anonim şirket kurucu ortakları, yönetim kurulu üyeleri gibi kimselerdir. Hukuksal olgu belirtilen şekilde olmakla birlikte, iş hayatında ayrık durumların ortaya çıkması mümkündür. Bir kimsenin biçimsel anlamda anonim şirket ortağı gözükmesine karşın, bağımlı çalışma koşulları ve aldığı ücret, bağımsız çalışma ve kazanç sağlama durumundan baskınsa bu takdirde salt ortaklık statüsünden hareketle sonuca gidilemez. Hukuksal statüsü belirlenmek istenilen kişinin şirket içerisindeki pozisyonu, gördüğü iş, çalışma koşulları, aldığı ücret birlikte değerlendirilerek ekonomik yaşamının ne şekilde sürdürüldüğü ortaya konularak sorun çözümlenir. Somut uyuşmazlıkta, dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacının %1 payının sembolik nitelikte olduğu ve özellikle iş akdinin İş Kanunu'nun 17. maddesi gereğince ihbar tazminatı ödenerek feshedildiği anlaşıldığından, davacının iş verene bağımlı, onun denetimi altında ve ücret karşılığı çalışmasının baskın olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasında işçi işveren ilişkisinin varlığı kabul edilmeli ve dosya içeriği değerlendirmeye tabi tutularak dava konusu istekler hakkında bir karar verilmelidir. Yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir." denilerek emsal uyuşmazlıkta İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının hatalı olduğun belirlemiştir. Yine benzer uyuşmazlıkta Gaziantep Bölge Adliyesi 11'inci Hukuk Dairesi 2023/61 Esas ve 2023/306 Karar sayılı ilamında; "Dava, davacı ile dava dışı .... Sağlık Hizmetleri A.Ş. Arasında imzalanan hekimlik hizmeti satın alma sözleşmesi kapsamında dava dışı şirkette hekim olarak çalışmaya başlayan davalının istifası nedeniyle ödenen cezai şartın davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı, davacı şirketin % 1 paylı ortağı ise de, davacı şirkette yönetim ve temsil yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle eldeki dava TTK'nın 553. Maddesi anlamında sorumluluk davası mahiyetinde değildir." denilerek verilen görevsizlik kararına yapılan istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. (Emsal karar için bknz. Adana BAM 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/3108 Esas ve 2022/2312 Karar sayılı ilamı, Diyarbakır BAM 6. Hukuk Dairesi'nin 04/02/2021 tarih ve 2021/366-206 Esas ve Karar sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi'nin 2017/2028 Esas ve 2020/195 Karar sayılı kararı) Neticeten; Her ne kadar davacı tarafından, davalının davacı şirkette ortak olduğu ve TTK md. 613 hükmü doğrultusunda talepte bulunulduğu ifade edilmiş ise de uyuşmazlığın temelinin davalı ile davacı arasındaki ortaklık ilişkisinden kaynaklanmadığı, dava konusunun TTK'nın 613 maddesi gereği ortağın şirkete karşı bağlılık yükümlülüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasının işçi statüsündeki davalının sözleşmeyi haklı olarak feshedip etmediğine dayalı olduğu, davacının rücu talebinin yerinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulabilmesi için öncelikle davalının dava dışı .... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ile olan iş akdini haklı olarak feshedip etmediğinin tespit edilmesi gerektiği, bu hususun da iş hukuku kuralları çerçevesinde iş mahkemesince çözümlenmesi gerektiği, ayrıca davalının tacir sıfatının da bulunmadığı, şirket ortaklığının da başlı başına kişiye tacir sıfatını kazandırmayacağı (bu yönde bkz Y.23 HD'nin 22/11/2018 T. 2016/5294-2018/5434 E.K sayılı ilamı) göz önünde bulundurularak davanın iş mahkemesinde görülmesi gerektiği kanaatine varılarak mahkememizin görevsizliğine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın mahkememizin görevsizliği nedeniyle 6100 sayılı HMK m.114/1-c ve m.115/2-1. cümle hükümleri uyarınca USULDEN REDDİNE, 2-6100 sayılı HMK m.20 hükmü gereğince kararın kesinleşmesinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde talepte bulunulması halinde dosyanın davaya bakmakla görevli Gaziantep Nöbetçi İş Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE, 3-6100 sayılı HMK m.20 hükmünde öngörülen yasal süre içerisinde talepte bulunulmaması halinde yine 6100 sayılı HMK m.20-2. cümle hükmü uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin taraflara İHTARINA, 4-Yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücreti gibi hususların görevli mahkemece DEĞERLENDİRİLMESİNE, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda verilen karara karşı, gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık yasal süre içerisinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu AÇIK olmak üzere karar verildi.07/06/2023