İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2016/4405 E. 2016/15076 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2016/4405
- Karar No
- 2016/15076
- Karar Tarihi
T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2018/271 Esas KARAR NO : 2019/744 DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 31/08/2016 KARAR TARİHİ : 15/11/2019 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili mahkememize verdiği ... havale tarihli dilekçesinde özetle; davalı firmaya müvekkili şirket tarafından ... / ... bölgesindeki projesinde, davalı tarafından yapılması düşünülen bir imalatla ilgili olarak ... tarihinde dekont ile ... USD gönderildiğini, söz konusu imalatın yapılmaması üzerine Antalya ... Noterliğinin .../... nolu ... tarihli ihtarnamesi gönderildiğini, davalı tarafın ise cevap olarak Bakırköy ... Noterliğinin .../... sayılı ihtarıyla olumsuz yanıt verilmesi üzerine Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... sayılı dosyası ile icra takibi başlattıklarını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu, davalının yetki itirazının yersiz olduğunu, itirazın iptali ile takibin kaldığı yerdem devamı ile %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı cevap vermemiş, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı adına çıkarılan tebligatın usulsüz olduğunu, eser sözleşmesinin davacı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davalının yapmış olduğu masrafların ve olumlu zararların tanzim edilmeden talepte bulunmasının mümkün olmadığını, belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67. maddesine dayanan itirazın iptali istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67. maddesinde belirtilen 1 yıllık süre içerisinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5 vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Mahkememizce verilen ... tarih .../... E. .../... K. Sayılı karar Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'nin ... tarih .../... E. .../... K. Sayılı kararı ile ortadan kaldırılmasına karar verilmiş, kaldırma kararı sonrası yeniden yargılama yapılmıştır. Antalya ... İcra Müdürlüğü'nün .../... E. sayılı takip dosyasının incelenmesinde; alacaklının davacı, borçlunun davalı olduğu, ... USD asıl alacak, için ilamsız takiplere mahsus icra takibinin başlatıldığı, davalı borçlunun takibe itiraz ettiği ve takibin durdurulmasına karar verildiği görülmüştür. Davalı tanığı ... talimatla alınan beyanında; "Ben davalı şirkette satıştan sorumlu çalışanım, davacı şirket ile başlanılan projeyi takip eden kişi benim, davalı şirketin iştifgal sahası binaların dış cephe kaplamasıdır, büyük bir proje söz konusu idi, ilk etapta numune olacak bir villanın dış cephe kaplaması ile ilgili bir sözleşme yapıldı, tek bir villanının numune olacak kaplaması için ... USD tutarlı sözleşme yapıldı, sözleşme akabinde davacı şirket yetkilisince davalı şirket ödeme yapılmasına ilişkin talimat verildi, buna ilişkin mail bilgi mahiyetinde davalı şirkete gönderildi, sözleşme yapılıncıya kadar safhada ... daki merkezinde uyugulanacak işe ilişkin poroje hazırlanıp kalıplar oluşturuldu, ... da uygulaması yapılacağı sırada sözleşme imzalandı, uygulanacak malzeme ... ya götürüldü. Renk detaylarına kadar tercihler yapıldı, onayları davacı tarafından verildi, henüz binalara kaplama uyugulamasına başlanmamıştı ancak davacı tarafın onayları ile davalı şirketin mimar çalışanları arasında uygulamanın ayrıntılarına yönelik çalışmanın yapıldığı safhada davacı tarafından sözleşmenin feshi hakkında mail geldi. Davalı şirkette cevabı mail olarak gönderdi, davacı tarafça ödeme yapılan ... USD projeye istinaden yapılan bir avans ödemesidir, kaplamanın uygulaması yapılıncaya kadar projelendirme kalıplama, çalışmaları tamamlanmıştır, örnek vermek gerekirse bir kalıbın maliyeti ... EUR dur. Sözleşme fesh edilinceye kadar mimari projelendirme kısmı 2 yıllık bir çalışma sonucu tamamlanmıştır, yanısıra uygulamaya yönelik kalıplama çalışmaları yapılmıştır, bunların tahmini tutarı masraf olarak takbiri ... USD tutar zira on kez kadar ... ya gidilp gelindi, mimari çalışmaların emek bedeli de var, piyasa koşullarına göre değişir" demiştir. Davalı tanığı ... talimatla alınan beyanında; "Davacı şirket ile başlanılan projenin projelendirilmesinden imalatına kadar teklif aşaması dahil tüm aşamalarda bulundum, maillerin hepsinde bende varım, olaya vakıfım, 2015 yılında projeye ilk başladık, projelendirmeye gelen onaylara istinade profil çalışmaları, kalıplandırmalar yapıldı, uygulanacak olan kaplamanın yalnızca prjelendirilmesi 8-9 ay kadar sürdü, bu safhada mimarlar çalıştı, mimari proje tamamlandıktan sonra üçüncü bir şirketten kalıplandırma hizmeti satın aldı davalı şirket, yine üçüncü bir şirket firmadan profiller alındı, projeye uygun kalıplandırıldı, sadece projelendirme aşamasında 10 defa ... ya gidilip gelinmiştir, yine başka firmalardan boya ve büküm hizmeti satın alınarak uygulamaya hazır halinde çabası içinde olduk, sözleşme konusu kaplamanın yapılacağı malzemeye ilişkin üç seçenek sunabilmek adına ... ... ya taşındı, şantiyeye numuneler bırakıldı. Zira o esnada henüz uygulamasını yapacağımız bina temel aşamasındaydı, zaten bu montajı başlayacağız diye ... USD avans ödemesi yapılmıştı. Bizim uygulama aşamasına gelinceye kadar yaptığımız hizmet mimari çalışma piyasa değeri ... USD olabilir, şuan ismini hatırlayamadım davacı şirketin bir çalışanı bu sözleşmenin feshi aşamasında benimle telefonda konuştuğunda davacı şirketin dış cephe yalıtım kaplamasını yaptıracak firmayla yaptığı görüşmelerde o firmanın yapacağı kaplamanın üstüne ... Şirketince kaplama yapılması halinde kendi uygulayacağı kaplamaya garanti vermeyeceği söylemesi üzerine ve davacı şirketin dış cepheyi o firmaya yaptırmaya kararlaştırılması üzerine ... şirketi ile sözleşmeyi fesh ettiğini bana şiafen telefonde bildirdi. Yalıtım kaplamasını yapacak o firmanın ismi ... firması idi" demiştir. Davalı tanığı ... talimatla alınan beyanında; "Projenin daha çok ... bey sorumluydu, aynı birimde çalışıyorduk, ben proje sorumlusuyum, ben birebir davacı ile yapılan bu projenin içinde olmadım, yalnızca ... beyin faaliyetlerine tanık oldum, proje kapsamında ... çalışmaları, proje detay çözümlemesi, fiyat analizi çalışması, ... çalışması, fiyat teklifi çalışması, vernik rengi çalışması, proje özel kalıpların önce tasarımı sonra imalatı yapıldı, o kalıp ile de bir takım profillerin imalatı yapıldı. Profiller fabrikaya getirilerek projeye uygun ebatta ahşap kaplaması ve vernik uygulandı.Proje için ciddi emek verildi, tüketilen sarf malzemelerin kalıp bedellerinin, prje hizmet bedellerinin karşılığı olarak avans kabilinde ... USD dolar davacı şirketten davalı şirkete gönderildi" demiştir. Bilirkişi ...'ın ... tarihli raporunda özetle; "...davalının kanuni ticari defterlerinin kendi adına delil vasfında olduğunu, davalıya ... tarihinde ... USD karşılığı ... TL avans ödemesi yapıldığını, davalının ... tarihinde Bakırköy ... Noteri kanalıyla gönderdiği ihtarnamede belirttiği hazırladığı numuneler ve ...'ya yaptığı iş gezileriyle ilgili harcama belgelerini göstermediğini, davalının kayıtlarında davacıya ... TL borçlu olduğunun tespit edildiğini tespit edildiği ..." şeklinde rapor ve tespit edilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunun "Türkçe tutma ve Türk Parası kullanma zorunluluğu" başlıklı 215. maddesi şöyledir; "(Değişik: 16/7/2004-5228/7 md.) 1. Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. 2. a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz. b) İlgili dönem defter tasdik tarihi itibarıyla ödenmiş sermayesi (yurt dışında kurulan şirketlerin Türkiye'ye ayrılan ödenmiş sermayesi) en az ... ... ABD Doları ya da muadili yabancı para karşılığı Türk Lirası ve sermayesinin en az % 40'ı ikametgâhı, kanunî ve iş merkezi Türkiye'de bulunmayan kişilere ait olan işletmelere, kayıtlarını Türk para birimi dışında başka bir para birimiyle tutmalarına Cumhurbaşkanınca izin verilebilir. Cumhurbaşkanı, bu had ve nispeti sektörler itibarıyla ayrı ayrı yarısına kadar indirmeye veya iki katına kadar artırmaya yetkilidir. Bu şartların ihlâl edildiği hesap dönemini izleyen hesap döneminden itibaren Türk para birimine göre kayıt tutma zorunluluğu başlar. ba) Türk para birimiyle yapılan işlemler, işlemin gerçekleştiği günün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz alış kuruyla ilgili para birimine çevrilir. İktisadî kıymetlerin değerleri ile vergi matrahı kayıt yapılan para birimine göre tespit edilir, beyannamenin verilmesi gereken ayın ilk gününün kuruyla Türk parasına çevrilerek beyan edilir. Vergi ödeme, mahsup ve iade işlemlerinde de Türk Lirası tutarlar kullanılır. bb) Bu mükellefler, diğer para birimleriyle kayıt tuttukları sürece mükerrer 298 inci maddenin (A) fıkrası uyarınca enflasyon düzeltmesi yapamazlar. Türk para birimiyle kayıt yapmaya başlamaları halinde ise üç yıl süreyle anılan madde hükmünden yararlanamazlar." İtirazın iptali davası 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 67. maddesinde “(Değişik birinci fıkra: 17/7/2003-4949/15 md.) Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. (Değişik: 9/11/1988 - 3494/1 md.) Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. (Mülga dördüncü fıkra: 17/7/2003-4949/103 md.) Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/11 md.) Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir. Borçlunun itirazı üzerine takibin durması ile birlikte alacaklı açtığı itirazın iptali davasında takip talebinde talep ettiği alacağının bulunduğunu ispat külfeti bizzat kendisindedir. Ancak davalı borçlunun icra dairesinde vermiş olduğu itiraz dilekçesinin içeriği yada cevap dilekçesinin içeriğine göre ispat külfeti yer değiştirebilecektir. İtirazın iptali davasında icra inkar tazminatına karar verilebilmesi için; geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olması, icra inkar tazminatı talep edilmiş olması ve alacağın likit olması gerekir. Alacak belgeye ise alacak likit (muayyen, belirlenebilir) nitelikte bulunduğundan 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunun 67/2. maddesi uyarınca davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 24/11/2016 tarih 2016/4405E. 2016/15076K. sayılı kararı). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun ticari defterlerin ibrazı ve delil olması başlıklı 222. maddesinde; "(1) Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. (2) Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. (3) İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. (4) Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (5) Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır." şeklinde düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 94. maddesinde; "Sözleşme veya ticari teamül uyarınca, belirli hesap devreleri sonunda devre hesabı kapatılır ve alacak ile borç kalemleri arasındaki fark belirlenir. (2) Hesap devresi hakkında sözleşme veya ticari teamül yoksa, her takvim yılının son günü taraflarca hesabın kapatılması günü olarak kabul edilmiş sayılır. Saptanan artan tutarı gösteren cetveli alan taraf, aldığı tarihten itibaren bir ay içinde, noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itirazda bulunmamışsa, bakiyeyi kabul etmiş sayılır." demek suretiyle tacirler arasındaki cari hesap ilişkisinde, hesap devrelerinde alacak-borç ilişkisinin ne şekilde hesaplanacağı ve karşı tarafa nasıl bildirileceği ve itiraz usulü düzenlenmiştir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 23/02/2012 tarih 2011/7671E. 2012/3698K. sayılı kararında; "...Ayrıca defterlerin kapsamı sahibi lehine ya da aleyhine delil olur. Ancak ticari defterlere kaydolunmayan konunun delil olacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmamaktadır..." denilmiştir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 03/12/2012 tarih 2012/11898E. 2012/18322K. sayılı kararında; "...Usulüne uygun tutulmuş ticari defterler sahibi lehine delil teşkil eder. Ancak, bunun için ticari defterlerdeki kayıtların dayanak belgelerle doğrulanması gerekir. Davalının ticari defterlerindeki, ödeme kaydını doğrulayan deliller ve dayanak belgeler sunulmadığından ... TL ödeme haricindeki diğer ödemeler kanıtlanamamıştır..." denilmiştir. Yargıtay, ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin 6762 sayılı TTK m. 82 vd. maddelerinde düzenlenen şartlar çerçevesinde yasal delil olarak kabul edileceği, 6762 sayılı TTK m.84’ de öngörülen koşulların oluşması halinde defterlerin sahibi lehinde, 6762 sayılı TTK m. 86’da öngörülen koşulların oluşması halinde de ticari defterlerin sahibi aleyhinde kesin delil oluşturacağını tebarüz ettirmiştir (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2004/1943E. 2004/5463K. sayılı kararı, nakleden, Ceyhun, Deniz; Ticari Defterlerin Delil Olma Niteliği, Ankara 2017, s. 98 vd.). Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/05/2010 tarih 2010/13-246E. 2010/267K. sayılı kararında, "...Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı yanca taraflar arasında satım ilişkisi olup, malların teslim edilmesine karşın bedelinin ödenmediği iddiasına dayanılmış olmasına göre davalı tarafın “malların alınmadığı”, “bedelin ödendiği” savunmalarından hangisine dayandığı, bedelin ödendiği savunmasının varlığının kabulü halinde, ispat yükünün hangi tarafa düştüğü, varılacak sonuca göre davalıya yemin deliline dayanma hakkının hatırlatılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle belirtilmelidir ki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)’nun 23. maddesi uyarınca bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır. Öte yandan, ticari defterlerin ispat kuvvetini düzenleyen “Kati Delil” kenar başlıklı TTK. nun 82. maddesindeki hüküm, kenar başlığı ile birlikte değerlendirildiğinde ve aynı Kanun’un 1474. maddesi uyarınca kenar başlıklarının metne dahil bulunduğu da gözetildiğinde; ticari işlerden dolayı tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda ticari defterlerin (maddede gösterilen koşulların mevcut olması kaydıyla) kesin delil niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Anılan Kanunun 69. ve devamı maddeleri uyarınca da defterlerini yöntemince tasdik ettirmeyen tacirin bu gibi defterleri lehine delil olamaz. Ancak kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Somut olay açıklanan mevzuat kapsamında değerlendirildiğinde; Davacı/alacaklının faturaya dayalı alacağını takip konusu yaptığı, davalı borçlunun ise savunmasını faturada gösterilen malları almadığına dayandırıp, bedellerinin ödendiğine ilişkin herhangi bir iddia ya da savunma getirmediği; takip talebine konu faturaların delil olarak dayanılan taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, ancak her iki taraf defterlerinin de kanunen aranan usullere uygun tutulmadığı dosya kapsamı ile belirgindir. Yukarıda açıklandığı üzere, kesin delil niteliği taşıyan tarafların ticari defterleri; usulünce tutulmaları halinde taraflar lehine, usulsüz tutulmaları halinde ise usulsüz tutan taraf aleyhine delil teşkil edecektir. Hal böyle olunca, davalının satın almadığını iddia ettiği mallara ilişkin faturalara yasal sürede itiraz etmemiş; yöntemince tasdik ettirmediği ticari defterlerine de bu faturaları kaydetmiş olmasına göre, davacının dayanağı faturalarda yer alan malların davalı tarafından satın alındığının kabulü gerekir. Diğer bir anlatımla, davalının, usulüne uygun tutulmamış defterleri kendisi aleyhine delil teşkil ettiğinden ve bu defterlerde takip dayanağı faturalar kayıtlı olduğundan, artık bu faturadaki malları satın almadığı yolundaki savunmasının dinlenmesine olanak bulunmamaktadır. Davalının cevap dilekçesi içeriğinde ve aşamalardaki savunmalarında, sadece takip dayanağı faturaya konu malları satın almadığını ileri sürdüğü, herhangi bir şekilde ödeme iddiasında bulunmadığı açıktır. Davalı ödeme iddiasında bulunmadığına göre, olmayan bir iddianın ispatına yönelik olarak yemin yöneltme hakkı bulunduğunun hatırlatılmasına, yemin delili ve ispat yükü ile ilgili tartışmalara girilmesine de gerek bulunmamaktadır..." denilmiştir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 22/01/2016 tarih 2015/3319E. 2016/314K. sayılı kararında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'nın m. 23/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6762 sayılı TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir. Somut olayda, asıl davada, davalı tarafça, asıl davaya konu faturalar ile karşı davaya konu ettiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıcından itibaren düzenlenen faturaların, ticari defterlerine kaydedildiği, davalı tarafın, süresinde faturalara itiraz ettiğine ya da faturaları iade ettiğine dair delil ve belge ileri sürülmediği dikkate alındığında, asıl davada davacının faturalara dayalı alacağının varlığını HMK'nın 222. maddesi uyarınca ispatlamış olduğunun kabulü gerekir..." denilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 26/09/2018 tarih 2018/2696E. 2018/3431K. sayılı kararında; "...ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasa'da delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır..." denilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 555 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi) bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 09/06/2004 tarih, 2004/4–362E. 2004/347K. sayılı kararı; Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 10/06/2014 tarih 2014/6216E. 2014/9236K. Sayılı kararı). Havale, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal bir karine mevcuttur. Bu yasal karinenin aksini iddia eden bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 12/10/2017 tarih 2016/10512E. 2017/9437K. sayılı kararı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 13/10/2005 tarih 2005/11882E. 2005/15157K. sayılı kararı). Havale, esas itibariyle bir ödeme vasıtası olup, havale olsa dahi, havale makbuzlarında, paranın borç olarak gönderildiğinin belirtilmesi gerekir. Havale makbuzlarında, paranın borç olarak gönderildiği yazılı değilse bu havale makbuzu karz ilişkisine dayanan davacının iddiasını kanıtlamaya yeterli değildir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 31/01/2006 tarih 2005/14219E. 2006/895K. sayılı kararı). Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 03/04/2017 tarih 2016/8757E. 2017/2653K. sayılı kararında; "...dava yabancı para cinsinden olan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. İİK. 67. madde uyarınca hükmedilecek icra inkar tazminatının, yabancı paranın icra takip tarihi itibariyle geçerli olan TL karşılığı tespit edilip bu miktar üzerinden tazminata karar verilmesi gerekirken..." denilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 02/05/2011 tarih 2010/6976E., 2011/2610K. sayılı kararına göre; "...Dairemiz ve Yargıtay Hukuk Dairelerinin kararlılık gösteren uygulamalarında yabancı para cinsinden alacaklarda karar ve ilâm harcının o yabancı paranın karar tarihindeki Türk Lirası karşılığı üzerinden hesaplanacağı kabul edilmektedir. Harçlarla ilgili düzenlemeler kamu düzeni ile ilgili olup görevi gereği mahkemeler ve temyiz halinde Yargıtay'ca da kendiliğinden dikkate alınması zorunludur..." denilmiştir. Davamıza gelince, davacı taraf eser sözleşmesi nedeniyle gönderilen avansın sözleşmenin feshi nedeniyle iadesi talebiyle icra takibi başlatmış, itiraz üzerine itirazın iptali istemi ile dava açmıştır. Mahkememizce verilen karar Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesince kaldırılması üzerine, kaldırma kararı doğrultusunda ve ışığında yeniden yargılama yapılmıştır. Davalı taraf icra dosyasında yetki itirazında bulunmuş ise de, talebin para alacağına ilişkin olması davacının yerleşim yerinin ... olması nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 89. maddesi gereğince, icra müdürlüğünün ve mahkememizin yetkili olduğu sonucuna varılarak dava esastan incelenmiştir. Davacının davalıya eser sözleşmesi nedeniyle avans olarak ... USD gönderdiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır, uyuşmazlık davalının eser sözleşmesi nedeniyle yapmış olduğu masrafları avanstan düşüp düşemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Fesih nedeniyle masraf, kar kaybı vb. nedenlerle mahsup itirazında bulunması halinde karşı dava açılmasına gerek olmaksızın talebin değerlendirilmesi gerektiğinden davalı tarafın bu yöndeki itirazları incelenmiştir. Davacı ve davalı taraf tüzel kişi tacirdir. ticari davalarda, yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda, ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Ticari defterler sahibi lehine ve aleyhine olabilir. Davalı taraf ticari defterlerini 213 sayılı Vergi Usul Kanunun "Türkçe tutma ve Türk Parası kullanma zorunluluğu" başlıklı 215. maddesi gereğince Türkçe tutmuş ve Türk parası karşılığı işlenmiştir. Davacının tarafından havale edilen ... USD ve aynı tarihte davalı tarafça Türk Lirası karşılığı olarak ticari defterine kayıt edilmiştir. Davalının ticari defterlerini inceleyen bilirkişi ...'ın ... tarihli raporunda özetle; "...davalının kanuni ticari defterlerinin kendi adına delil vasfında olduğunu, davalıya ... tarihinde ... USD karşılığı ... TL avans ödemesi yapıldığını, davalının ... tarihinde Bakırköy ... Noteri kanalıyla gönderdiği ihtarnamede belirttiği hazırladığı numuneler ve ...'ya yaptığı iş gezileriyle ilgili harcama belgelerini göstermediğini, davalının kayıtlarında davacıya ... TL borçlu olduğunun tespit edildiğini tespit edildiği ..." belirtilmiştir. Başka bir ifade ile davalının ticari defterlerine göre davacı davalıdan havale edilen miktarın Türk Lirası kadar alacaklıdır. Davalı tarafın iddia ettiği masraflar ve harcamalar ticari defterinde kayıtlı olmadığından, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 99. maddesi gereğince fiili ödeme tarihinde rayiç üzerinden alacaklının yabancı paranın ödenmesini talep edebileceğinden davacının davalıdan ... USD alacağı bulunduğu kanaatine varılmıştır. Geçerli bir ilamsız icra takibinin bulunmuş, borçlunun ise süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olması, süresi içinde açılmış bir itirazın iptali davası olması, icra inkar tazminatı talep edilmiş olması ve alacağın likit olması nedeniyle yabancı paranın icra takip tarihi itibariyle geçerli olan TL karşılığı tespit edilip bu miktar üzerinden icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesi yönününde davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının KABULÜNE, 2. Davalının Antalya ... İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı takip dosyasına yaptığı itirazın İPTALİNE, takibin DEVAMINA, 3. 2004 Sayılı İİK 67.maddesi gereğince hesaplanan ... TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ... TL karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL harcın mahsubu ile bakiye ... TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5. Davacı tarafından yapılan ... TL harç, ... TL tebligat ücreti ve posta masrafı olmak üzere toplam ... TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6. Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 7. Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesap ve takdir olunan ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8. Kararın kesinleşmesine müteakip davacıların ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair, davacı ile davalı vekilinin yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf Kanun yolu açık olmak üzere vreilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.15/11/2019 Katip ... ¸e-imzalıdır Hakim ... ¸e-imzalıdır