İlk Derece Mahkemesi · Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi

Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/546 E. 2025/1041 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/546
Karar No
2025/1041
Karar Tarihi

TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO : HAKİM : KATİP : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLLERİ : DAVA : Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/04/2025 KARAR TARİHİ : 14/10/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin henüz Diyarbakır da iken kaynı olan davalı .....ortak olmak amacıyla paralar verdiğini, bu ödemiş olduğu paraların .....tarihli bir sözleşme ile toplumun ata erki yapısı nedeniyle kardeşi .....adına tanıkların da olduğu bir sözleşme ile hüküm altına alındığını, söz konusu sözleşme gereğince .....tarihinden önce yapılanlar bir kenara bırakılıp iş bu tarihten sonra tüm masraf ve borçlar kapandıktan sonra müvekkili .....'a elde edilen kar'ın %50' i ödenecek diye hüküm kurulmuş olduğunu, ekli olarak gönderilen sözleşmede: .....tarihinde düzenlenen tarafların kendi aralarındaki sözleşme gereği her şey açık bir şekilde borçlu .....yine şahitler .....ve .....imza ve T.C kimlik numaraları ile belirtildiği üzere Glasis cam balkon isimli şirketin %50 'nin hissedar olan .....( .....kardeşi ve temsilcisi ) ödenmesi hususu imza altına alınmış olduğunu, orada yukarıda arz edildiği gibi .....bölgedeki feodal erkek egemen zihniyeti nedeniyle kız kardeşinin yerine vekalet etmiş olduğunu, Sayın mahkeme bahsi geçen davalıya ait .....Balkon İsimli şirket şu an itibari ile ciddi bir sermayeye ulaşmış bu sermayenin oluşmasında müvekkilinin kattığı paraların söz konusu olduğunu, bahsi geçen tarih ile halen devam eden bir şirket olduğu için bu güne kadar şirketin defterlerinin ve banka hesaplarının kontrol edilerek sözleşme gereği borçların ve diğer giderlerin çıkarıldıktan sonra kalanın müvekkiline tevdini talep etmiştir. Davanın kabulü ile: müvekkilinin ortaklıkta ortaya koyduğu sermaye ile kar paylarının gerekse de bağlantılı alacakların sözleşme tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde iddia ettiği gibi bir durumun söz konusu olmayıp temel dayanak olarak gösterilen sözleşmenin tamamen geçersiz olduğunu, hukuken yok hükmünde olduğunu, nitekim kabul etmemekle birlikte sözleşmede %50 hisse devrinin tüm masraflar düşüldükten sonra geçerli olacağı belirtildiğinden yine kabul etmemekle birlikte davacı kendi payına düşen sermayesini ödemediği için yapılan sözleşmenin geçersiz olacağını, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında bir sözleşmenin kurulabilmesi için gerekli şekli şartlar mevcut dava dosyasında bulunmadığından öncelikle sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğunun kabulünü talep ettiklerini, değinilmesi gereken bir başka husus kabul anlamına gelmemekle birlikte sözleşmenin baştan kurulduğunu kabul edilse bile iş bu sözleşmede "%50 hisse devrinin tüm masraflar düşüldükten sonra geçerli olacağı" hükmü kurulmuş olup öncelikle davacı mevcut sözleşme şartını sağlamamış olduğunu, hiçbir şekilde müvekkiline ya da şirket borçlarından kaynaklı herhangi bir fatura ya da kurum ödemesi yapmamış olduğunu, müvekkilinin tüm baka kayıtları incelendiğinde davacının müvekkiline ya da şirket adına göndermiş olduğu hiçbir ödemenin bulunmadığının açıkça görüleceğini, bir başka hususun ise davacı ödemesi gereken sermaye payını ödemediğinden zaten sözleşmenin gereğini ifa etmemiş olup Türk Ticaret Kanunu kapsamında hak sahibi sıfatına da haiz olmadığını, izah edilen nedenler ile davacının davasının öncelikle taraf sıfatı yokluğundan, husumetten, hukuki yarar yokluğundan, zamanaşımından, hak düşürücü süreden ve diğer dava şartları yoksanlığı nedeniyle öncelikle usulden, akabinde esastan reddedilmesi gerektiğini, davacının davasının reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE : Dava, adi ortaklık ilişkisine dayalı alacak davasıdır. Göreve dair kurallar kamu düzenine ilişkin olup 6100 HMK'nın m. 1 hükmü uyarınca mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir; m. 114(1)-c hükmüne göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Aynı Kanun'un m. 115 hükmüne göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir. 6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir: (i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. (ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. (iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Dava konusu uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticarî davalardan değildir. Dolayısıyla, taraflar arasındaki uyuşmazlığın ticarî dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticarî işletmeleriyle ilgili olması gerekir. Davacı tarafın, Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere işletme hesabına tabi olduğu ve yıllık alış ve satış tutarları incelendiğinde VUK md.177 kapsamında tacir sınırına ulaşmadığı anlaşılmaktadır.Davalı her ne kadar bilanço usulüne göre defter tutuyor olsa da davacının tacir sayılmaması nedeniyle eldeki dava nispî ticarî dava niteliğinde değildir. 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmüne göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda asliye mahkemelerinin görevi asıldır. Dolayısı ile de mahkememizce görevli Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizlik kararı vermek gerekmiştir(Benzer nitelikte karar için bakınız: Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi .....HD'nin .....E., .....K. Sayılı ilamı). HÜKÜM-Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Mahkememizin görevsizliği nedeni ile HMK'nın 114. ve 115. mad. gereğince dava şartı yokluğundan davanın usulden REDDİNE, 2-Tarafların görevsizlik kararının kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulması halinde ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde mahkememize müracaatı halinde dava dosyasının görevli DİYARBAKIR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE gönderilmesine, 3-Yargılama giderlerinin HMK'nın 331/2 maddesi gereğince görevli mahkemece nazara alınmasına, Dair davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, verilen karara karşı , 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı. Katip Hakim

Atıf: Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/546, K. 2025/1041, T. 14.10.2025, www.arakarar.com/karar/diyarbakir-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-546-e-2025-1041-k-b085552ba487