Diğer ·

2025/258 E. 2025/258 K.

Mahkeme
Diğer
Esas No
2025/258
Karar No
2025/258
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/258 Esas - 2025/533 TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/258 KARAR NO : 2025/533

.... DAVA : Marka Yidk Kararının İptali DAVA TARİHİ : 29/08/2022 KARAR TARİHİ : 25/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/12/2025 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davacıya ait WIPO nezdinde .... başvuru numarası ile 41. Sınıftaki hizmetler için gerçekleştirilen “...” ibareli başvurunun, davalı ....bu kararının ve işleminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira davacının eski .... ortaklığıyla kurulduğunu, eski bir futbolcu olarak zaman zaman masa tenisi tahtası üzerinde futbol topuyla müsabakalar yapan Gábor Borsányi’nin, masa tenisi tahtasının uçlarının farklı bir forma getirilmesi durumunda söz konusu oyunun daha zevkli olacağını fark etmesi ve bu fikrini 2012 yılında gelecekteki ortakları olacak..... açması üzerine 2014 yılında ilk “...” markalı ürünün meydana getirildiğini ve “...” markasının da kurumsal kimliğine kavuştuğunu, davacının en basit tabiriyle “ayak masa tenisi” olarak da bilinen bu oyunu, kendi perspektifiyle modifiye ettiğini, yarattığını ve bu markayı dünyanın pek çok ülkesinde spor organizasyonu, eğlence, tekstil, spor ekipmanları vb. birçok sektörde aktif olarak kullanmaya ve pazarlamaya başladığını, davacının hem markasının hem de markasını taşıyan ürünlerin yaygınlaşması adına Türkiye dahil dünyanın pek çok bölgesinde tanıtım faaliyetlerine büyük kaynaklar ayırmakta olduğunu, “...” markasının yanı sıra “.....” ve türevi olan “.....” gibi çeşitli markaların oluşturulması için de faaliyetler yürüttüğünü, davacının “...” markası altında tanıttığı fikrin, bugün ilgili tüketiciler nezdinde yüksek derececede tanınmışlığa ulaşmış olduğunu, keza davacının sosyal medya hesaplarının yüzbinlerce insan tarafından takip edildiğini, davacının markası altında düzenlenen spor müsabakalarının Youtube üzerinden milyonlarca tıklanmaya konu olduğunu, birçok ünlü ismin davacının tanıtım faaliyetlerine katıldığını, davacının 41. Sınıfa giren hizmetlerde kullandığı “...” markasını korumak adına çok sayıda ülke, .... nezdinde tescil başvurularında bulunduğunu ve bu tescil taleplerinin kabul edilegeldiğini, dava konusu edilen .... kararında yapılan tespitin aksine, “...”ın futbol veya basketbol gibi geleneksel bir spor olmadığını, geleneksel sporlara ait unsurlar taşıyor olsa da, kurucularının inovatif öngörüsü sayesinde yaratılmış, masa standardı, file standardı, kendine özel toplar gibi öğelerle oyun kalitesi oldukça zenginleştirilmiş ve günümüzde, kendine ait kurallara sahip ancak yalnızca davacı ile özdeşleşen bir oyun haline dönüşmüş olduğunu, davacının yarattığı bu özgün oyunun, yine davacının faaliyetleri neticesinde bugün dünyada 5000’den fazla sporcu, 122 tane ulusal federasyon, yaklaşık 2000 adet spor kulübü, 1800’den fazla hakemin paydaşlığına sahip olduğunu, davacı tarafından kurulan Uluslarası ... Federasyonu’nun 2020 yılında “...) ve ....) tarafından da tanındığını, “...” ibaresinin bir bütün olarak ne İngilizce ne de Türkçe’de herhangi bir anlama gelmediğini, dava konusu edilen ....” veya “...” isminde geleneksel bir sporun bulunmadığını, zaten de yabancı dilde tasviri bir anlam taşıyan kelimelerin dahi, marka olarak tescil edilip edilmemesinin Türkiye’de yaygın olarak bilinip bilinmemesine bağlı olduğunu, “...” markasının bir spor dalını ifade ettiği düşünülse dahi, davacının bu markanın yaratıcısı olduğu ve bu markaya yapmış olduğu yatırımlar, yoğun kullanımları dikkate alındığında bu markaya davacı tarafından kullanım sonucu ayırt edicilik kazandırıldığının kabulünün gerektiğini ifade ederek, ..... sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı ..... vekili cevaplarında özetle; 6769 sayılı Kanun’un 5/1-b maddesindeki tanımlamadan marka olarak tescil edilecek olan bir sözcüğün hem ayırt edici bir niteliği olmasının hem de ayırt ettiği mal ve hizmetler açısından ayırt edici niteliğe sahip olması gerektiğinin anlaşıldığını, buradaki ayırt edicilikten kastın markanın, ürünün kendisinden ve yine ürünün adından farklı bir işaret, sözcük veya isim olması ve kolayca tanınır nitelikte bulunması gerektiğini, markanın kullanılacağı emtianın özgün yapısına bağlı olmadan algılanabilmesinin, üzerinde kullanılacağı ürünlerden bağımsız olmasının gerektiğini, somut olaya konu markanın, redde konu hizmetler bakımından ilgili tüketiciler tarafından belirli bir ticari kaynağa ait bir işaret olarak algılanmamakla birlikte, markanın asli işlevi olan belirli bir işletmeye ait mal ve hizmetleri, diğer işletmelere ait benzer mal ve hizmetlerden ayırt etmeyi sağlama işlevini yerine getiremediğini, aynı zamanda tasviri/tanımlayıcı bir ibare de olduğunu, davacının .... nezdindeki işlem dosyasına markanın kullanım sonucu ayırt edicilik kazandığına dair yeterli delil sunmamış olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Davacı ve davalı arasındaki uyuşmazlık, başvuru markasının 6769 sayılı kanunun 5/1-b,c maddeleri gereğince reddinin yerinde olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davacının .... sayılı "..." ibareli marka için davacı tarafından 01/10/2021 tarihinde 41.Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, ... sayılı kararı ile, 6769 sayılı SMK’nın m. 5/1(b)-(c) hükümlerine göre bütünüyle reddedilmesi üzerine, davacı firmanın 10.05.2022 tarihinde bu red kararına itiraz ettiği, bu itirazının da .... sayılı kararı ile reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce dava konusu edilen .... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu kanaatleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Verilen karara karşı davalı kurum vekiline istinaf başvurusunda bulunulduğu, A... sayılı ilamıyla "GEREKÇE :Dava, marka başvurusunun SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca reddine dair YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı tarafça.....sayılı "..." ibareli markanın 41.sınıfta tescili için gerçekleştirdiği marka başvurusunun davalı Kurum tarafından dava konusu .... kararı ile "masa tenisine çok benzeyen fakat bükülmüş bir platformun üzerinde birer kişi (iki kişilik) ya da ikişer kişi ( dört kişilik) oynanan futbol tabanlı bir oyun olduğu yönünde açık ve belirgin bir mesaj verdiği, marka olarak algılanmayacağı, ticari kaynak gösterme fonksiyonunu yerine getirmeyeceği, oyunun davacı tarafından bulunduğu iddiasını destekler mahiyette delil bulunmadığı, farklı firmalar tarafından bir spor türü olarak tanımlayıcı biçimde kullanıldığına dair bilgilere ulaşıldığı" belirtilerek SMK'nın 5/1-b ve 5/1-c maddeleri uyarınca reddine karar verildiği, mahkemece başvurunun markasal ayırt edicilik taşıdığı, tanımlayıcı nitelikte olmadığı, “Spor etkinlikleri ve spor etkinlikleriyle ilgili eğlence hizmetleri; sporla ilgili bahis ve oyun hizmetleri; spor müsabakalarının organizasyonu; etkinliklerin ve spor faaliyetlerinin organizasyonu” hizmetleri açısından, markasal anlamda kullanımı sonucu ayırt edici nitelik kazanmış olduğuna dair dava dosyasına yeterli nitelikte, nicelikte ve içerikte delil sunulduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Oysa dava konusu ... kararında "..." ibaresinin masa tenisine çok benzeyen fakat bükülmüş bir platformun üzerinde birer kişi (2 kişilik) ya da ikişer kişi (4 kişilik) oynanan futbol tabanlı bir oyun türünü tanımladığı, markasal ayırt edicilikten yoksun olduğu ve davacı tarafından bulunduğu iddiasını destekler delile ulaşılamadığı belirtilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda “...” ibaresi Google arama motorunda aratıldığında çıkan .... tenisinin unsurlarını birleştiren kavisli bir masa üzerinde oynanan bir top sporu” olarak tanımlandığı, aynı arama sonuçları incelenmeye devam ettiğinde, yani Wikipedia’nın ilgili sayfasının İngilizcesi ve www.....com uzantılı web sitesi incelendiğinde, “...”un davacı firmanın kurucu ortağı eski Macar futbolcu .... tarafından icat edilmiş bir spor oyunu olduğunun netlikle anlaşıldığı, davacının dava dosyasına sunduğu belgelerden markasına yapılan yatırımlar ve markasının yaygın/yoğun kullanımı ve bilinirliği anlaşılabilmekte ise de, aynı hususun .... nezdinde ileri sürdüğü bilgi ve görsellerden anlaşılamadığı bildirilmiştir. Emsal bir uyuşmazlık hakkında.... sayılı ilamda da belirtildiği üzere, “...” ibaresinin belirli bir oyun türünü ifade edip etmediğinin, tüketici kitlesinin bu ibareyi marka başvurusu tarihinden önceki dönemde belli bir oyun türü yönünden tanımlayıcı olarak görüp görmediğinin ya da daha sonra türün adı haline gelip gelmediği hususlarının araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Öte yandan, 6769 sayılı SMK’nın 5/2. maddesine göre; bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez. Buna göre, iki koşulun gerçekleşmiş bulunması gerekmektedir, birincisi tescil tarihinden önce markanın kullanılması, ikincisi ise bu kullanım sonucu kullanılan mallar itibari ile bir ayırt ediciliğin sağlanmasıdır. Ayırt ediciliğin sağlanmasından kasıt, markanın kullanıldığı mal ve hizmetler itibari ile meşhur ve maruf hale gelmesi veya kullanıcıları tarafından refleks olarak hatırlanmasıdır. Başka bir anlatımla; anılan madde anlamında ayırt edicilikten kasıt, ticari hayatta kendini, başlangıçta ayırt edici niteliği bulunmayan bir işaret ile tanıtıp kabul ettirmiş olmaktır. Gerçekten de; SMK’nın 5/2 maddesi anlamında kullanım yoluyla ayırt edicilik kazanılmış olması ve bu durumun iddia ve ispat edilmiş olması halinde, başlangıçta ayırt edici niteliği bulunmayan bir markanın tescili mümkündür. Bu durumda mahkemece, “...” ibaresinin belirli bir oyun türünü ifade edip etmediğinin, tüketici kitlesinin bu ibareyi marka başvurusu tarihinden önceki dönemde belli bir oyun türü yönünden tanımlayıcı olarak görüp görmediğinin ya da daha sonra türün adı haline gelip gelmediğinin ve davalının markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırıp kazandırmadığının, başka bir ifade ile "..." ibaresinin kullanıcıları nezdinde refleks olarak davacıyı çağrıştırıp çağrıştırmadığının aralarında sektörden bir bilirkişinin de bulunduğu yeni bir heyet aracılığıyla incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu itibarla, somut uyuşmazlığın çözümünde esasa etkili delil niteliğinde olan yukarıdaki hususların değerlendirilmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülebilmesi için mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre, davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. " biçimindeki gerekçeler ile mahkememiz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. Mahkememizce ....verilen kaldırma kararı doğrultusunda yapılan inceleme ve değerlendirmeler neticesinde, DEĞERLENDİRMELER; Dava Konusu Marka Başvurusunun “Somut Ayırt Ediciliğinin” Bulunup Bulunmadığı ve “Tasviri” Nitelikte Olup Olmadığı; 6769 sayılı Kanun m.4 hükmüne göre; marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabilir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5. maddesinin (b) bendi uyarınca; “Herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler” marka olarak tescil edilemez. Madde gerekçesine göre, sicilde gösterilebilir olmasına rağmen ilgili mal ve hizmetler için ayırt ediciliğe sahip olmayan, dolayısıyla tüketiciler tarafından marka olarak algılanmayacak işaretlerin tescil edilemeyeceğinin düzenlenmesi amaçlanmıştır. .... maddesinde de marka olarak tescil edilemeyecek herhangi bir ayırt edici niteliğe sahip olmayan işaretler benzer şekilde düzenlenmiştir. Ayırt edicilik esas olarak, farklı işletmeler tarafından üretilen malların veya sunulan hizmetlerin tüketiciler nezdinde ayırt edilebilmesi fonksiyonuna işaret eder. Dolayısıyla, işaret tüketici nezdinde ayırt edebilme işlevini göstermelidir. Bir işaretin ayırt edici niteliği temel olarak, (1)inceleme konusu mallara veya hizmetlere ilişkin olarak, (2)ilgili tüketici kesiminin, yani malların veya hizmetlerin makul düzeyde bilgili, gözlemci ve ihtiyatlı ortalama tüketicilerinin algısına göre değerlendirilmelidir. Bir işaretin somut ayırt edicilik niteliğinin tespitinde, işaretin başvuru kapsamında yer alan mal ve hizmetleri diğer mal ve hizmetlerden ayırt etmeye elverişli olup olmadığı, kaynak gösterme fonksiyonuna sahip olup olmadığı incelenmelidir. Dolayısıyla, tescili talep edilen işaretin somut ayırt edici niteliğe sahip olduğunun söylenebilmesi için, işaretin hangi mal ve hizmetler için tescili isteniyorsa o mal ve hizmetleri o grupta yer alan diğer mal ve hizmetlerden somut olarak ayırt edebilmelidir. Bazı işaretler, mal veya hizmetlerin belirli bir teşebbüsle ilişkisini ortaya koymaya müsait değildir ve ortalama tüketiciler tarafından bu işaretler marka olarak algılanamamaktadır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5/1 maddesinin (c) bendi ise; “Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin sunulduğu zamanı gösteren veya malların ya da hizmetlerin diğer özelliklerini belirten işaret veya adlandırmaları münhasıran ya da esas unsur olarak içeren işaretler” marka olarak tescil edilemeyeceğini düzenlemektedir. Marka incelemeleri aşamasında dikkate alınan kıstaslardan biri olan tanımlayıcılık, marka başvurusunda bulunulan malın/hizmetin içeriğini, kalitesini, özelliğini, karakteristiğini, fonksiyonunu, amacını veya kullanım biçimini tamamlayan ibarelerdir. Diğer taraftan, bir işaretin tanımlayıcı olarak kabul edilebilmesi için, işaret ile mal veya hizmet arasında doğrudan ve çok özel bir ilişkinin bulunması, işaretin mal veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu doğrudan doğruya ve derhal düşündürmesi, bu ilişkinin tüketici algısında ekstra bir incelemeye gerek olmadan doğrudan kurulabilmesi gerekir. Marka başvurusunda bulunulan bir ibare, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden sadece bir veya birkaç tanesi için tanımlayıcı olabileceği gibi, mal/hizmet listesinin tamamı bakımından da tanımlayıcı olabilecektir. İbarenin tanımlayıcı olabilmesi için, tescili talep edilen mallardan/hizmetlerden herhangi birine dair içerik, kalite, karakter, özellik, fonksiyon veya amaç belirtiyor olması yeterlidir. SMK’nın 5/1-c bendine göre bir ibarenin tasviri işaretlerden sayılması için, işaretin hiçbir özel zihni çabaya gerek olmaksızın, doğrudan doğruya, mal ve hizmet ile sıkı ilişkisi nedeniyle malın veya hizmetin bir özelliğini veya kompozisyonunu derhal düşündürmesi ve akla getirmesi gerekmektedir. Bir mal veya hizmeti doğrudan çağrıştırmayıp akla getirmeyen ancak imada bulunan kelimelerin tescilinin bu maddeye göre engellenmesi mümkün değildir. Tüketici, işareti gördüğünde kesin olarak mal veya hizmetin niteliğinin tanımlayamıyor fakat olasılıkları zihninde birkaç seçeneğe kadar indirebiliyorsa o markanın tescili mümkündür ve bu tür işaretler marka olarak tescil edilebilir. Bu hükmün temel amacı, ilgili sektörde faaliyet gösteren herkesin kullanımına açık olması gereken tanımlayıcı işaretlerin tek kişinin tekeline verilmesinin önüne geçerek kamu yararını gözetmektedir. Böylece tanımlayıcı bir işaretin tek bir kişinin tekeline verilmek suretiyle, diğer işletmelere karşı haksız bir avantaj sağlanmasını engellemektir. 6769 sayılı SMK madde 5/1-b ve 5/1-c maddeleri arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Somut olay bakımından incelenmesi gereken, dava konusu markanın bir bütün olarak, kapsamında yer alan tüm kelime ve şekil unsurları ile birlikte, 6769 sayılı SMK madde 5/1-b-c maddeleri kapsamında reddine karar verilen mal ve hizmetler bakımından, hiçbir özel zihni çabaya gerek olmaksızın, doğrudan doğruya, mal ile sıkı bir ilişki içerisinde olup olmadığı, malın bir özelliğini veya kompozisyonunu derhal düşündürüp düşündürmediği ve akla getirip getirmediği, tüketicinin işareti gördüğünde kesin olarak malın niteliğini tanımlayıp tanımlamadığı, zihninde birkaç seçeneğin oluşup oluşmadığının tespitidir. Somut uyuşmazlık bakımından incelendiğinde; dava konusu marka başvurusu, mutlak ret nedenleri kapsamında 6769 sayılı SMK madde 5/1-b ve 5/1-c hükümleri uyarınca, marka kapsamında yer alan 41. Sınıf hizmetlerin tamamı bakımından reddedilmiştir. Bir ibarenin, ayırt edici olup olmadığı hususu, marka başvurusu tarihindeki şartlara göre incelenmelidir. Bir diğer ifade ile, tüketicinin marka başvurusu tarihinden önceki dönemde belli bir oyun türü yönünden tanımlayıcı olarak görüp görmediğinin tespiti yapılması gerekmektedir. Zira somut olayda, davacı taraf, bu ibareyi bulanın kendisi olduğunu iddia etmektedir. Dava konusu ..... sayılı “...” ibareli markanın başvuru tarihi 01.10.2021’dir. Dolayısıyla, dava konusu markanın, 01/10/2021’de tanımlayıcı olup olmadığı hususu araştırılmalıdır. ......) ... oyununun, 2014 yılında Macaristan'da üç futbol tutkunu tarafından icat edildiği bilgisinin yer aldığı, 24.05.2015 tarihli haberde2 “..., Futbolcuların Becerilerini Mükemmelleştirmelerine Olanak Sağlayan Yeni Bir Masa Üstü Sporudur” başlığı ile haberlerin yayınladığı,“.... .... Süpürüyor” haberi yayımlanmıştır; İşbu haberin devamında “Macarlar tarafından icat edilen yeni bir futbol sporu olan ..., Brezilya Milli Takımı'nın antrenman programı kapsamında yaptığı ...'u turnuvaya getirmesiyle Rusya'daki Dünya Kupası'na da taşındı. (..., ....)” açıklamasına yer verilmiştir. WIPO’nun internet sitesinde 29.08.2019 tarihinde davacı şirket ile yapılan röportajda4 “Oyunu oynamak için tekniğe ihtiyacınız olduğu ve normal bir futbol topuyla oynadığınız için ona ... adını verdik.(...." açılamalarının yer aldığı, Yapılan açıklamalar neticesinde, “...” ibaresinin davacı şirket tarafından icat edilen bir sporun adı olarak kullanıldığı, ancak bu spor dalının ortaya çıkış tarihinin 2014 yılına dayandığı anlaşılmaktadır. 2014 yılında yapılan bir marka başvurusunda “...” ibaresinin tescil edilmesi mümkündür. Zira bu tarihte söz konusu spor dalı henüz icat edilmemiş ya da icat edildi ise de bilinir olmadığından, tüketiciler bakımından bu ibarenin herhangi bir anlam veya çağrışım yaratmadığı açıktır. Bu nedenle, 2014 yılında ya da sporun henüz bilinmediği bir dönemde “...” ibaresinin marka olarak tescil edilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı, Buna karşılık, Türkiye’deki marka başvurusunun 2021 yılında yapılmış olması, ibarenin o tarihteki ayırt edicilik niteliğinin ayrıca incelenmesini gerektirmektedir. Zira 2014–2021 döneminde “...” ibaresi dünya genelinde bir spor dalını ifade eden terim olarak yerleşmiş, bu süreçte söz konusu spor için federasyonların kurulduğu, uluslararası ve ulusal turnuvaların düzenlendiği, sporun tanıtım faaliyetlerinin yaygınlaştığı ve ibarenin artık genel kabul görmüş bir spor adı haline geldiği, Bazı tanımlayıcı kelimeler, belirli bir dönemde anlamı bilinmese de zaman içerisinde diğer dile de yerleşmektedir. Bu durumda, tanımlayıcı bir ibarenin bir kişi veya kurumun tekeline verilmesi gibi bir risk doğmaktadır ki, herkesin kullanımına açık bir ibarenin kullanımını engellemek kamu yararına uygun değildir ve bir sistem adı olarak herkesin kullanımına açık bir ibarenin bir kişi veya kuruma adına tescili mümkün değildir: “7(1)(c), kamu yararı açısından tanımlayıcı işaretlerin mal veya hizmetlerin +karakteristikleriyle ilgili olarak herkesin özgürce kullanabilmesi amacını gözetir.” .... Sağlanan tescillerin sebep oldukları sorunlar zaman içinde ortaya çıkmaktadır. Hem Yargıtay hem de AB Adalet Divanının çeşitli kararlarında da bu duruma değinilerek, bir şekilde ilgili mal ve hizmetle ilişkilendirilebilecek kelimelerin tescilinin kamuya zararından söz edilmiştir. AB Adalet Divanının bir kararında (11.10.2011 tarihli ... sayılı karar) .... markasının 10. Sınıftaki bazı mallar için tanımlayıcı olduğu ifade edilerek, “.... yayınlanan bir makaleden de bu ibarenin ilgili mallar için kullanıldığının anlaşıldığına değinilmiş ve markanın reddine ilişkin .... kararı onanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu ibarenin hatta halihazırda kullanılıp kullanılmadığının da önemi yoktur. "Bir işaretin başvuru sırasında mal veya hizmetleri tanımlayıcı olarak kullanılması gerekli değildir. Bu tür nedenlerle kullanılabilecek olması yeterlidir.” (... (....]) Nitekim, “...” terimi, ilgili sporu ifade etmek için zorunlu niteliktedir; zira sporun başka bir adı bulunmamakta, kamusal alanda ve sektörel kullanımda söz konusu ibare, doğrudan sporun kendisini tanımlamaktadır. Bu nedenle, 2021 yılı itibarıyla yapılan bir marka başvurusunda “...” ibaresinin artık bir spor dalını ifade ettiği, kavisli bir masa üzerinde oynanan ve futbol ile masa tenisi unsurlarını birleştiren bir top sporu olduğu, dolayısıyla ayırt edici olmadığı ve marka olarak tek bir teşebbüsün kullanımına tahsis edilemeyeceği, Sonuç olarak; dava konusu markanın, reddedilen hizmetler bakımından tanımlayıcı olduğu ve somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, B) Davacının Dava Konusu İbareye “Kullanım Yolu ile Ayırt Edicilik” Kazandırıp Kazandırmadığı; 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun mutlak ret nedenlerini düzenleyen 5. maddesinin 2. fıkrası; “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa bu markanın tescili birinci fıkranın (b), (c) ve (d) bentlerine göre reddedilemez.” hükmünü amirdir. Yukarıda bahsedilen madde metni incelendiğinde, maddedeki “Bir marka, başvuru tarihinden önce kullanılmış ve başvuruya konu mal veya hizmetler bakımından bu kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazanmışsa” ifadesinden, iki şartın birlikte yerine getirilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Birincisi, başvuru tarihinden önce markanın kullanılması, ikincisi ise bu kullanım sonucu kullanılan mallar/hizmetler itibari ile bir ayırt ediciliğin sağlanmasıdır. Ayırt ediciliğin sağlanmasından kasıt, işaretin kullanıldığı mal ve hizmetler itibariyle maruf hale gelmesi veya kullanıcıları tarafından belli bir işletmenin ürünleri/hizmetleri ile bağlantı içinde algılanması, marka olarak hatırlanmasıdır. Davacı taraf, itiraz aşamasında ....na herhangi bir belge sunmamış, itiraz dilekçesi içeriğinde bir kısım görsellere ve delillere yer vermiştir. Sunulan belgeler incelendiğinde, “...” isimli sosyal medya hesaplarından görüntüler, internet sayfasından görüntüler, Uluslararası ... Federasyonu (....) hakkında haberler, turnuva takvimi, Teq Shop isimli sayfada satışı yapılan ürünlerin görselleri, yurtdışında tescil edilmiş markalara ilişkin belgeler, fikri mülkiyet haklarının devir ve temlikine ilişkin sözleşme, dünya şampiyonalarından görüntüler, .... Oyunlarından görüntüler, sözlüklerde yapılan araştırmaların sonuçlarını gösterir belgelerin sunulduğu, 2014 yılında “...” ibaresi herhangi bir anlam ifade etmemekte iken, 2021 yılına gelindiğinde artık belirli bir spor dalını tanımlayan jenerik bir ibare haline gelmiştir. Davacının sunduğu kullanım örnekleri de, ibarenin bir ticari kaynak göstergesi olarak değil, doğrudan sporun kendisini tanımlayacak şekilde kullanıldığını göstermektedir. Nitekim bu spor dalı için bir federasyon kurulmuş, uluslararası organizasyonlar düzenlenmiş ve oyunun, Avrupa Şampiyonası gibi önemli turnuvalarda diğer spor branşlarıyla birlikte yer alması sağlanmıştır. Örneğin, dünya şampiyonasına ilişkin sunulan aşağıdaki görselde de görüldüğü üzere, “...” ibaresi bir marka değil, sporun adı olarak kullanılmaktadır; Bu kullanım biçimi, ibarenin artık tescile konu olabilecek ayırt edici bir unsur olmaktan çıkıp, kamuya mal olmuş jenerik bir tanımlayıcı haline geldiğini göstermektedir. Krakow başlığı altında “...” ibaresi, diğer spor isimleri ile birlikte yer almaktadır. Kullanım yoluyla ayırt edicilik iddiasının kabulü için, ibarenin tescil talep edilen mal ve hizmetler bakımından uzun süre, yoğun ve kesintisiz biçimde kaynak gösterme işleviyle kullanılmış olması; ilgili tüketici kitlesinin önemli bir kısmında ibarenin bir marka olarak algılandığını ortaya koyan somut verilerin bulunması; ibareyi taşıyan ürün veya hizmetlerin kayda değer bir pazar payına, ekonomik başarıya veya ticari etkiye sahip olması; ibarenin marka işlevini güçlendirmeye yönelik nitelikli reklam ve tanıtım faaliyetlerinin yürütülmüş olması; tüketicilerin ibareyi belirli bir işletmenin mal veya hizmetlerinin kaynağı olarak gördüğünü kanıtlayan bağımsız anket ve araştırmaların sunulmuş olması ve ibarenin sektörde serbest, jenerik veya tanımlayıcı kullanımda olmaması gerekir. Ancak somut olayda “...” ibaresine ilişkin sunulan tüm deliller, ibarenin davacı tarafından bir ticari marka olarak değil, doğrudan bir spor dalının adı olarak kullanıldığını göstermektedir. Dünya ve Avrupa şampiyonalarına ilişkin görseller, federasyon yapılanması ve uluslararası turnuvalar, terimin bir marka olarak değil, bizzat sporun kendisini tanımlamak amacıyla ve genel kullanımda yer aldığını ortaya koymaktadır. Bu durumda, ibarenin tüketiciler nezdinde kaynak gösterme işlevi kazanmış olduğuna dair herhangi bir veri bulunmadığı gibi, tersine “...” ibaresinin jenerik ve kamusal kullanımda olduğu, Medyada ve çeşitli haber kaynaklarında “....” kelimesinden bir spor olarak açıkça bahsedilmekte olup, spor sahalarında, turnuvalarda ve tanıtımlarda ibarenin mal veya hizmete değil, spora atıf yaptığı tespit edilmiştir. Ayrıca, sporun kurucularından birinin yaptığı röportajda “Oyunu oynamak için tekniğe ihtiyacınız olduğu ve normal bir futbol topuyla oynadığınız için ona ... adını verdik.” ifadesiyle bu ismin bir spor olarak belirlendiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak, somut olayda kullanım yoluyla ayırt edicilik şartlarının gerçekleşmediği, ibarenin bu yolla ayırt edicilik kazandığının tespit edilemediği, Netice itibariyle, Davaya konu marka başvurusunun, dava konusu hizmetler bakımından somut ayırt ediciliğinin bulunmadığı, tanımlayıcı nitelikte olduğu, Dosyada davaya konu ibarenin kullanım sonucu ayırt edici kılındığının ispatlanamadığı, sonuçlarına ulaşılmış açılan davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın reddine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 80,70.-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 534,70.-TL maktu ilâm harcının davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Davalı kurum kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 55.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Davalı kurumun yapmış olduğu harçlardan ibaret 671,90.-TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı kuruma verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ....yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.

Kâtip Hâkim .... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

Atıf: Diğer, E. 2025/258, K. 2025/258, T. 25.12.2025, www.arakarar.com/karar/diger-karar-2025-258-e-2025-258-k-44834b9b62e0