Danıştay · 4. Daire

Danıştay 4. Daire 2023/11533 E. 2025/5829 K.

Mahkeme
Danıştay
Daire
4. Daire
Esas No
2023/11533
Karar No
2025/5829
Karar Tarihi

T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11533 Karar No : 2025/5829

DAVACI : ... Parti VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...

DAVANIN KONUSU : 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) bentlerindeki "veya" ibarelerinin, (ı) bendinin, (ş) bendinin, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin, 14. maddesinin 4. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (Dava dilekçesinde sehven mülga yönetmeliğin 17. maddesinin 2. fıkrasına yer verildiği, aynı yöndeki düzenlemeye dava konusu Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında yer verilmesi nedeniyle, bu fıkraya itiraz edildiği sonucuna varılmıştır.) 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, Ek-1 listesinin; 2. maddesinin (a) bedinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresinin, 25. maddesinin, Ek-2 listesinin; 39. ve 45. maddelerinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI : Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) bentlerindeki "veya" ibareleri, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi, 14. maddesinin 4. fıkrası ile 17. maddesinin 1. fıkrası yönünden; söz konusu düzenlemelerle idareye ÇED sürecine ilişkin duyuruların projenin yapılacağı yer ile etkilenmesi muhtemel yer arasında yapılması noktasında seçimlik hak tanındığı, 4. maddesinin (ı) bendi yönünden; söz konusu düzenleme ile çevresel etki değerlendirmesinin sadece projeye ilişkin ünitelerin bulunduğu alanla sınırlandırıldığı, projenin etki alanındaki çevresel etkilerin değerlendirilmemesine yol açacağı, 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendi yönünden; mülga Yönetmeliğe göre halk tanımından tüzel kişilerin çıkartılarak kapsamın daraltılması ile katılım ilkesinin ihlal edildiği, 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden, ÇED raporunda veya proje tanıtım dosyasında verilen taahhütleri yerine getirmeyerek hukuka aykırı davrananlara süre verilerek, hukuka aykırı davranılmasının devamına olanak sağlandığı, Ek-1 listesinin; 2. maddesinin (a) bedinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi yönünden, termik santrallerin neden olduğu çevresel etkiler dikkate alındığında, herhangi bir sınır getirilmeksizin tamamı için ÇED sürecinin uygulanması gerektiği, Ek-1 listesinin 25. maddesi ile Ek-2 listesinin 45. maddesi yönünden, tüm madencilik projeleriyle ilgili ÇED sürecinin yürütülmesi gerektiği, Ek-2 listesinin 39. maddesi yönünden; jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması projelerinin Ek-2 listesinde düzenlenmesi ile ÇED süreci dışına çıkarıldığı, sonuç olarak söz konusu düzenlemelerin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek, anılan düzenlemelerin iptal edilmesi istenilmiştir.

DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak; davacıların menfaatlerinin etkilenmediği, davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği, davanın süresinde açılıp açılmadığı araştırılarak, süresinde açılmadığının anlaşılması halinde davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği, esasa ilişkin olarak; Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi yönünden herhangi bir değişiklik yapılmadığı, önceki Yönetmelikte de aynı şekilde yer aldığı, (b) bendinde yer alan “veya” ibareleri yönünden, valilik yerine çevre şehircilik il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği, (ı) bendi yönünden, düzenleme ile Yönetmelikte etki alanı tanımına ayrıca yer verildiği, değerlendirme yapılacak alanın daraltılmasının amaçlanmadığı, aksine, yatırımcılara geniş bir hareket alanının bırakılmak istenilmediği, ayrıca düzenlemenin ÇED kararı sonrasında alınacak izinlere konu sahanın kısıtlanmak suretiyle ilgili kurumlara yol gösterici mahiyette olduğu, böylece ÇED kararından sonra daha geniş alanları kullanma isteğinin önüne geçildiği, (ş) bendi yönünden, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre halkın, gerçek kişiler için kullanılan bir terim olduğu, yapılan değişikliğin odaların, tüzel kişilerin ÇED sürecinin dışına çıkarılması veya halkın görüşlerini belirtilmesi aşamasında görüş vermesinin engellendiği anlamına gelmediği, tüzel kişilerin yazılı görüş iletmesini veya toplantılarda görüş ifade etmesini engelleyici bir düzenlemenin olmadığı, 8. maddenin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden, birçok yöntemle bilgilendirmenin yapılacağı, halkın sürecin başlatılması ile ilgili bilgilendirilmesinin daha net olarak tanımlandığı, ancak düzenlemenin bilgilendirme hakkını kısıtlayıcı bir özellik taşımadığı, duyuru yöntemi olarak sadece internetin seçilmediği, halkın katılımının sağlanmasına yönelik yöntemlerin seçildiği, 14. maddesinin 4. fıkrası ile 17. maddesinin 1. fıkrası yönünden, davacının mülga Yönetmeliğin 17. maddesinin 2. fıkrasından bahsettiği, oysaki yeni düzenlemenin 17. maddenin 1. fıkrasında yer aldığı, anonsun sadece sözlü, ilanın ise hem yazılı hem sözlü duyuruyu ifade ettiği, halkı bilgilendirmeye yönelik tüm toplantıların duyurulması için anons dahil olmak üzere birçok yöntemin uygulandığı, ancak ÇED kararlarının duyurularının ise sadece internet ilanı ve askıda ilanla yapıldığı, anons ile insanları sürece, toplantılara davet etmek amaçlanmışken, askıda ilanla yazılı olarak tebliğin amaçlandığı, düzenlemelerin demokratik hakları kullanmaya engel olmadıkları, 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden, ÇED Yönetmeliğinde de, Çevre Denetimi Yönetmeliğinde de Çevre Kanununda yer alan düzenlemelere yer verildiği, dolayısıyla ÇED Yönetmeliğinin, Çevre Denetim Yönetmeliğinin ve Çevre Kanununun birebir uyumlu olduğu, EK-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi yönünden, mülga ÇED Yönetmeliklerinde de aynı şekilde yer aldığı ve dava konusu edilmediği, Ek-1 listesinin 25. maddesi ile Ek-2 listesinin 45. maddesi yönünden, madencilik faaliyetlerinin AB ÇED Direktifi ve Danıştay Altıncı Dairesinin daha önce konuya ilişkin verdiği kararları dikkate alınarak düzenlendiği, kapasite artışı olması durumunda kümülatif değerlendirme yapıldığı, ayrıca fiziksel cevher hazırlama işlemleri ile fiziksel yöntemler dışındaki cevher hazırlama işlemlerinin ayrı maddelerde düzenlenmesi gerektiği için bu yönde düzenleme yapıldığı, Ek-2 listesinin 39. maddesi yönünden; mülga ÇED Yönetmeliğinde de Ek-2 listesinde yer alan projelerin yine Ek-2 listesinde bırakıldığı, enerji üretimine yönelik projelerin tamamına Ek-1 listesinde yer verildiği, sonuç olarak düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmuştur.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi, (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), (ı) bendi, 14. maddesinin 4. fıkrası, 17. maddesinin 1. fıkrası, 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, Ek-1 listesinin; 2. maddesinin (a) bendinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi, Ek-2 listesinin 45. maddesi (söz konusu maddede yer alan tüm projelerin Ek-1 listesinde yer alması gerektiğine ilişkin iddiasıyla sınırlı olarak yapılan inceleme) yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığından davanın reddine; anılan Yönetmeliğin; 4. maddesinin 1. fıkrasının; (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinin, (ş) bendinin, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin, (Kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesislere yönelik projeler bakımından) eksik düzenleme nedeniyle Ek-1 listesinin 25. maddesinin ve Ek-2 listesinin 39. maddesinin ise kararda ve ilgili madde yönünden karşı oyda verilen gerekçelerle iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) bentlerindeki "veya" ibarelerinin, (ı) bendinin, (ş) bendinin, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin, 14. maddesinin 4. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (dava dilekçesinde sehven mülga Yönetmeliğin 17. maddesinin 2. fıkrasına yer verildiği, aynı yöndeki düzenlemeye dava konusu Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında yer verilmesi nedeniyle, bu fıkraya itiraz edildiği sonucuna varılmıştır.) 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, Ek-1 listesinin; 2. maddesinin (a) bedinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresinin, 25. maddesinin, Ek-2 listesinin; 39. ve 45. maddelerinin iptali istemiyle açılmıştır. Davacıların Anayasaya aykırılık iddiası ciddi ve davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır." 2. maddesinde; "Çevre korunması: Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü, Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini, Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi, Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, ifade eder" 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür." 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı Kararı ile) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." 30. maddesinde; "Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir. Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir." hükümlerine yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesine dayanılarak hazırlanan ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen a) Anons: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuruyu, b) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu, ... ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancıları, ... ifade eder." tanımlarına, "Çevresel etki değerlendirmesi sürecinin başlatılması ve komisyonun kuruluşu" başlıklı 8. maddesinde; "... (4) Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığı, ÇED sürecinin başladığı, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığı ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyuru, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edilir. Ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabilir. ..." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı" başlıklı 14. maddesinde "... (4) Proje için verilen "ÇED Olumlu" ya da "ÇED Olumsuz" kararı, karar tarihinden itibaren Bakanlık ve il müdürlüğü internet sitesinde süresiz, askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur. ..." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinde; " (1) Bakanlık inceleme değerlendirme süreci tamamlanarak karar aşamasına geçilen proje hakkında 5 iş günü içinde "ÇED Gereklidir" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararını verir. Verilen karar il müdürlüğüne, görüş alınan kurum/kuruluşlara, proje sahibine ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara bildirilir. Bu karar il müdürlüğü tarafından internet sitesinde süresiz ve askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur. ..." kuralına, "Bu Yönetmeliğe aykırı uygulamaların durdurulması" başlıklı 19. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki projelerde; ... b) “ÇED Olumlu” kararı ya da “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildikten sonra, proje sahibi tarafından nihai ÇED raporu veya proje tanıtım dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda söz konusu taahhütlere uyulması için projeyle ilgili Bakanlıkça/il müdürlüğünce bir defaya mahsus olmak üzere ve bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir. Bu süre sonunda taahhüt edilen hususlara uyulmaz ise yatırım durdurulur. Yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararı kaldırılmaz. Bu konuda 2872 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre işlem tesis edilir." kuralına, "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-1 listesinin; 2. maddesinde; "Termik güç santralleri; a) Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri, ..." kuralına, 25. maddesinde; "Madencilik projeleri; a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler, b) Fiziksel yöntemler hariç, cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri," kuralına, "ÇEVRESEL ETKİLERİ ÖN İNCELEME VE DEĞERLENDİRMEYE TABİ PROJELER" başlıklı Ek-2 listesinin; 39. maddesinde; "Jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması," kuralına, 45. maddesinde; "Madencilik projeleri; a) Madenlerin çıkarılması (Ek-1 listesinde yer almayanlar), b) 10.000 m3/yıl ve üzeri kapasiteli blok mermer ve dekoratif taşların kesme, işleme ve sayalama tesisleri, c) Karbondioksit, metan gazı ve diğer gazların çıkartılması, ç) Petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) (Ek-1'de yer almayanlar), d) Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç), e) Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler, f) Fiziksel Yöntemler uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri," kuralına yer verilmiştir. 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi, (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), (ı) bendi, (ş) bendi, 14. maddesinin 4. fıkrası, 17. maddesinin 1. fıkrası, 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, Ek-1 Listesinin; 2. maddesinin (a) bendinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi, Ek- 2 listesinin 45. maddesi (söz konusu maddede yer alan tüm projelerin Ek-1 listesinde yer alması gerektiğine ilişkin iddiasıyla sınırlı olarak yapılan inceleme) yönünden; anılan düzenlemelerin dayanağı kanuna aykırı olmadığı, kanun hükümlerini daraltıcı bir düzenleme içermediği, çevre hukukuna uygun olduğundan hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğ'nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "..., il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan..." ifadesindeki "veya" ibaresi yönünden; ÇED projeleri özellikle kırsal bölgelerde yapıldığıdan, burada yaşayanların sadece internette ve il müdürlüğünde yapılan bir ilanla projeden haberdar olmasınının mümkün olmadığı dikkate alındığında, halkın ÇED sürecine etkin bir şekilde katılımının sağlanması amacıyla askıda ilanın hem valilik, kaymakamlık hem de muhtarlık binasında yapılması gerektiğinden, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden; ÇED sürecinin şeffaf yürütülebilmesi ve katılım ilkesinin tam olarak sağlanabilmesi amacıyla projeyle ilgili başvuru yapılmasından itibaren tüm sürecin, Yönetmeliğin ilanla ilgili diğer maddelerinde olduğu gibi, hem internette hem de anons veya askıda ilan ile duyurulması gerektiğinden, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan ilanın yöntemiyle ilgili idareye takdir yetkisi veren "duyurulabilir" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin Ek-1 listesinin 25. Maddesi yönünden; 2014 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 27. maddesinin (ç) bendinde; "400.000 ton/yıl ve üzeri kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler." kuralına, Ek-2 listesinin 49. maddesinin (d) bendinde; "Kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler, (Ek-1 listesinde yer almayanlar)",dava konusu Yönetmelikte ise söz konusu proje sadece Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (e) bendinde; "Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler," hükümleri yer almıştır. 2008, 2013, 2014 yıllarında yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliklerinde, anılan projelere, hem Ek-1 listesinde hem de Ek-2 listesinde yer verildiği dikkate alındığında, dava konusu düzenleme ile kırma-eleme-kurutma-yıkama-cevher hazırlama projelerine Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verilmemesinin, çevreye olan etkilerinin bilimsel olarak ortaya konulması gerektiğinden,anılan değişikliğin çevresel etkilerine yönelik bir rapor, uzman görüşü hazırlanmadan, buna yönelik somut bilgi-belge sunulmadan, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (e) bendinde yer alan "Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler" projesine, Ek-1 listesinin 25. maddesinde yer verilmemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 39. Maddesi yönünden; 2014 tarihli "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 44. maddesinde; "Jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması, (Isıl kapasitesi 20 MWe ve üzeri)", Ek-2 listesinin 43. maddesinde; "Jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması, (Isıl gücü 5 MWe ve üzeri)" , Ek-2 listesinin 55. maddesinde ise; "Maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" , dava konusu Yönetmelikte ise Ek-1 listesinin 42. maddesinde; "Jeotermal enerji santralleri, Ek-2 listesinin 39. maddesinde; "Jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması," hükümlerine yer verilmiştir. Mülga Yönetmelikteki, jeotermal kaynak arama projeleri ile jeotermal kaynağın kullanımı ile ilgili projelerin ayrı maddelerde, jeotermal kaynak arama projesinin sadece Yönetmeliğin Ek-2 listesi kapsamında düzenlendiği, jeotermal kaynağın kullanımı projesi bakımından ise "ısıl gücü" kriterinin getirildiği, buna göre jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması projesinin ısıl gücü 5 MWe ve üzerinde ise Yönetmeliğin Ek-2 listesi kapsamında; 20 MWe ve üzerinde ise Yönetmeliğin Ek-1 listesi kapsamında düzenlendiği dolayısıyla jeotermal kaynağın kullanımı ile ilgili projenin, ister elektrik üretimi amacıyla kurulan bir jeotermal enerji santrali olsun, ister ısınma veya seracılıkta kullanılmak amacıyla kurulan bir işletme olsun Yönetmeliğin Ek-1 veya Ek-2 listesine tabi olup olmadığının anlaşılabilmesi için bakılacak tek kriter, projenin "ısıl gücü" olduğu anlaşılmakta olup, dava konusu Yönetmelikte kriter olarak "ısıl gücü" yerine "projenin türüne" göre düzenleme yapılarak jeotermal enerji santralleri projesine sadece Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verilmiş iken, jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması projesine ise sadece EK-2 listesinde yer verildiği görülmektedir. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde jeotermal kaynağın "kullanımı" ibaresine yer verilmediği, Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verilen proje, sadece jeotermal enerji santrali projesi olduğundan, bu proje dışındaki jeotermal kaynak kullanımına yönelik diğer projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kalacağı sonucuna varıldığından, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 39. maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle,22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi, (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), (ı) bendi, (ş) bendi, 14. maddesinin 4. fıkrası, 17. maddesinin 1. fıkrası, 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, Ek-1 Listesinin; 2. maddesinin (a) bendinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi, Ek- 2 listesinin 45. maddesi (söz konusu maddede yer alan tüm projelerin Ek-1 listesinde yer alması gerektiğine ilişkin iddiasıyla sınırlı olarak yapılan inceleme) yönünden DAVANIN REDDİNE, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan "..., il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan..." ifadesindeki "veya" ibaresinin; 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin; Ek-1 listesinin 25. maddesinin; Ek-2 listesinin 39. maddesinin İPTALİNE karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ: 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde dayanılarak Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hazırlanmış ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş, aynı Yönetmeliğin 29. maddesi ile 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Bakılan dava, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) bentlerindeki "veya" ibarelerinin, (ı) bendinin, (ş) bendinin, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin, 14. maddesinin 4. fıkrasının, 17. maddesinin 1. fıkrasının (Dava dilekçesinde sehven mülga yönetmeliğin 17. maddesinin 2. fıkrasına yer verildiği, aynı yöndeki düzenlemeye dava konusu Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında yer verilmesi nedeniyle, bu fıkraya itiraz edildiği sonucuna varılmıştır.) 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin, Ek-1 listesinin; 2. maddesinin (a) bedinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresinin, 25. maddesinin, Ek-2 listesinin; 39. ve 45. maddelerinin iptali istemiyle açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: Davalı idarenin ehliyete ilişkin itirazı incelenip değerlendirildiğinde, Yönetmeliğin konusu itibarıyla davacının davayı açmakta, meşru, güncel ve kişisel menfaatinin olması sebebiyle davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varıldığından, bu konudaki itiraz yerinde görülmemiştir.

ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır." hükmü, 2. maddesinde; "Çevre korunması: Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü, Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini, Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi, Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, ifade eder" hükmü, 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür." hükmü, 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı Kararı ile) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." hükmü, 30. maddesinde; "Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir. Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir." hükmü yer almıştır. 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde dayanılarak hazırlanan ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen a) Anons: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuruyu, b) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu, ... ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancıları, ... ifade eder." tanımlarına, "Çevresel etki değerlendirmesi sürecinin başlatılması ve komisyonun kuruluşu" başlıklı 8. maddesinde; "... (4) Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığı, ÇED sürecinin başladığı, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığı ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyuru, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edilir. Ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabilir. ..." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı" başlıklı 14. maddesinde "... (4) Proje için verilen "ÇED Olumlu" ya da "ÇED Olumsuz" kararı, karar tarihinden itibaren Bakanlık ve il müdürlüğü internet sitesinde süresiz, askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur. ..." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinde; " (1) Bakanlık inceleme değerlendirme süreci tamamlanarak karar aşamasına geçilen proje hakkında 5 iş günü içinde "ÇED Gereklidir" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararını verir. Verilen karar il müdürlüğüne, görüş alınan kurum/kuruluşlara, proje sahibine ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara bildirilir. Bu karar il müdürlüğü tarafından internet sitesinde süresiz ve askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur. ..." kuralına, "Bu Yönetmeliğe aykırı uygulamaların durdurulması" başlıklı 19. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki projelerde; ... b) “ÇED Olumlu” kararı ya da “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildikten sonra, proje sahibi tarafından nihai ÇED raporu veya proje tanıtım dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda söz konusu taahhütlere uyulması için projeyle ilgili Bakanlıkça/il müdürlüğünce bir defaya mahsus olmak üzere ve bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir. Bu süre sonunda taahhüt edilen hususlara uyulmaz ise yatırım durdurulur. Yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararı kaldırılmaz. Bu konuda 2872 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre işlem tesis edilir." kuralına, "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-1 listesinin; 2. maddesinde; "Termik güç santralleri; a) Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri, ..." kuralına, 25. maddesinde; "Madencilik projeleri; a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler, b) Fiziksel yöntemler hariç, cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri," kuralına, "ÇEVRESEL ETKİLERİ ÖN İNCELEME VE DEĞERLENDİRMEYE TABİ PROJELER" başlıklı Ek-2 listesinin; 39. maddesinde; "Jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması," kuralına, 45. maddesinde; "Madencilik projeleri; a) Madenlerin çıkarılması (Ek-1 listesinde yer almayanlar), b) 10.000 m3/yıl ve üzeri kapasiteli blok mermer ve dekoratif taşların kesme, işleme ve sayalama tesisleri, c) Karbondioksit, metan gazı ve diğer gazların çıkartılması, ç) Petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) (Ek-1'de yer almayanlar), d) Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç), e) Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler, f) Fiziksel Yöntemler uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri," kuralına yer verilmiştir.

UYUŞMAZLIĞA KONU YÖNETMELİĞİN İPTALİ İSTENİLEN MADDELERİNİN İNCELENMESİ: 1- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi ile (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...) yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... v) Anons: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuruyu, y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise anons; gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuru olarak, askıda ilan ise; gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, bu bentlerde yer alan "veya" bağlaçları ile duyuruların projenin yapılacağı yer ile etkilenmesi muhtemel yer arasında bir tercih yapılarak duyuruların yalnızca birinde yapılması yönünden seçimlik hak tanındığı, oysaki halkın projeden en geniş şekilde ve en etkin araçlarla bilgilendirilmesi gerektiği, bu yönüyle düzenlemenin katılım ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu belirtilerek, iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmelikteki tanımlarda da "veya" ibaresine yer verildiği, dolayısıyla dava konusu Yönetmelikte bu yönden yeni bir düzenleme yapılmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; "projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halk" ifadesinde yer alan "veya" ibaresinin iddia edildiği gibi tercih belirtmek amacıyla kullanılmadığı, nitekim projenin yapılacağı yere bağlı olarak projeden kesin olarak etkilenen halkın olabileceği gibi, muhtemel olarak etkilenen halkın da olabileceği dikkate alındığında, "veya" ibaresi ile projenin etkisinin kesin veya muhtemel olma durumunun vurgulandığı, dolayısıyla projeden muhtemel olarak etkilenme durumunda dahi ilgili halkın yaşadığı yer/yerlerde ilanın yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, halkın katılımı ilkesine, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu,... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise askıda ilan, gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, bir projeye halkın katılımının sağlanabilmesinin yolunun öncelikle ve özellikle ilgili halkın kendi yaşam alanlarında duyuru yapılmasının olduğu, dolayısıyla yapılması planlanan projeyle ilgili en geniş ve en etkin araçlarla halkın bilgilendirilmesi gerektiği, iddialarıyla ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği savunulmaktadır. Anayasanın 56. maddesi gereği çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak çevre kirlenmesini önlemek Devletin olduğu kadar vatandaşın da ödevidir. Bu husus, 2872 sayılı Çevre Kanununun "İlkeler" başlıklı 3. maddesinde yer alan; başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkesin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olduğu, bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlü oldukları yönündeki düzenleme ile de vurgulanmıştır. Dolayısıyla projeler bakımından, herkesin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi hususunda yükümlülüklerini yerine getirebilmesi, öncelikle yapılması planlanan projelerden haberdar olmasına bağlıdır. Bu nedenle, ÇED Yönetmeliğinde, ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar halkın proje hakkında bilgilendirilmesine, projeye ilişkin görüş ve önerilerini sunabilmesine, başka bir deyişle, halkın sürece katılımına yönelik kurallar öngörülmüştür. Yasal düzenlemelere bakıldığında, çevrenin korunması hak olduğu kadar ödev de olup, halkın bu konudaki ödevlerini yerine getirebilmesi için sürece etkin bir şekilde katılması esastır. Mülga ÇED Yönetmeliğinde askıda ilanın; valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında yapılacağının düzenlendiği dikkate alındığında, "veya" ibaresiyle idareye askıda ilan hususunda muhtarlık ile köy binası arasında takdir hakkının tanındığı görülmüştür. Nitekim bu düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2016/3233 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 18/04/2018 tarih ve E:2016/3233, K:2018/2860 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/04/2019 tarih ve E:2018/3565, K:2019/1958 sayılı kararıyla kararda belirtilen gerekçe ile onanmasına karar verilmiştir. Davalı idare tarafından, her ne kadar tüm köylerde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı belirtilmiş ise de, dava konusu düzenlemede sadece köy odası ibaresinin çıkartılmadığı, aynı zamanda (ikinci) "veya" ibaresinin kullanım yeri değiştirilerek idareye kaymakamlık ile muhtarlık binası arasında askıda ilan hususunda takdir hakkı tanındığı anlaşılmıştır. Oysaki projelerin özellikle kırsal bölgelerde yapıldığı dikkate alındığında, burada yaşayanların yaşam koşulları itibarıyla sadece internette ve il müdürlüğünde yapılan bir ilanla projeden haberdar olmasını beklemenin gerçekçi olmadığı, dolayısıyla halkın ÇED sürecine etkin bir şekilde katılımının sağlanması amacıyla askıda ilanın hem valilik, kaymakamlık hem de muhtarlık binasında yapılması gerektiği, dava konusu düzenlemenin ise bu haliyle çevrenin korunması, sürdürülebilir çevre ve katılım ilkeleri ve kamu yararı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 3- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden; Mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliklerinde yer almayan çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı kavramı ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED); gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar, etki; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin; hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikler, etki alanı; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin işletme öncesi, işletme döneminde ve işletme sonrasında etkilediği alan olarak ifade edilmiştir. Davacı tarafından, söz konusu tanımla, çevresel etki incelemesinin yalnızca projeye ilişkin ünitelerin bulunduğu alanla sınırlandırıldığı, dolayısıyla belirtilen tanımın bu alanda kalmamakla birlikte etki alanında kalan alanlar üzerindeki çevresel etkilerin rapora yansıtılmaması sonucunu doğuracağı, bu haliyle yalnızca projeye ilişkin ünitelerin bulunduğu kapladığı alanın inceleneceği, projenin havza üzerindeki etkilerinin göz ardı edileceği belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelikte ayrıca etki alanı tanımına yer verildiği, söz konusu tanımın getirilmesinin amacının iddia edildiği gibi çevresel etkilerin incelendiği alanın daraltılması olmadığı, amacın hem yatırımcıların daha sonra projede planlayacakları değişikliklere geniş bir hareket alanının bırakılmak istenilmemesi hem de ÇED kararı sonrasında alınacak izinler kapsamında sahayı kısıtlayarak ilgili kurumlara yol gösterilmesi olduğu, dolayısıyla bu düzenleme ile ÇED kararından sonra daha geniş alanlar kullanma isteğinin önüne geçildiği savunulmuştur. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (r) bendindeki "etki" ve (s) bendindeki "etki alanı" kavramları, çevresel etki değerlendirilmesi yapılacak "belirli bir alan" belirlemesinden ziyade, geniş kapsamlı bir değerlendirmeye işaret etmekte iken, aynı fıkranın dava konusu (ı) bendindeki "çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı" tanımının, yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan belirli bir alanı ifade ettiği; (e) bendinde yer alan çevresel etki değerlendirmesinin tanımı ile (r) ve (s) bentlerindeki etki ve etki alanı kavramları geniş kapsamlı bir incelemeye ve değerlendirmeye işaret etmek suretiyle bir bütünlük arz etmekte iken, (ı) bendindeki çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı tanımının, yapılacak incelemenin ve değerlendirmenin yalnızca koordinatlarla sınırlanan alanda yapılacağı şekilde anlaşılabileceği ve bu haliyle değerlendirmenin kapsamı ve ne şekilde olacağı hususlarında belirsizlik yarattığı, öte yandan idarenin denetimlerinin projenin inceleme alanına göre yapıldığı, dolayısıyla inceleme alanının dar kapsamlı düzenlenmesinin bu yönüyle denetimin eksik yapılmasına yol açacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 4- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) n) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Türkiye’de ikamet eden yabancılar ile ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise; ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancılar olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile yalnız gerçek kişilere yer verildiği, "ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları"nın tanımdan çıkarıldığı, bu haliyle oda, dernek, vakıf, birlik gibi tüzel kişilerin ÇED sürecindeki toplantılara katılımının engellendiği, oysaki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının tüzüklerinde, meslek odalarının ise kuruluş kanunlarında çevrenin ve doğanın korunması amacının bulunduğu, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (e) bendi uyarınca katılım hakkının esas olduğu, aynı zamanda Anayasa'nın 56. maddesine göre katılımın herkes için hem hak hem ödev olduğu, tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek eksik düzenleme nedeniyle söz konusu bendin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Türk Dil Kurumu sözlüğünde iptali istenilen "halk" ibaresinin gerçek kişiler için kullanılan bir terim olduğu, iptali istenilen tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin tüzel kişilerin ÇED süreçlerinden çıkartıldığı veya halkın görüşlerinin belirtilmesi aşamasında görüş vermelerinin engellendiği anlamına gelmediği, tüzel kişilerin yazılı görüş iletmelerini veya toplantılarda görüş ifade etmelerini engelleyici bir düzenlemenin olmadığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan paydaş katılım planının; planlanan projenin tüm aşamalarında, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek tüzel/gerçek kişilerle (paydaşlarla) ne şekilde, hangi yöntemler ve araçlar kullanılarak iletişim kurulacağının ve bilgilendirme yapılacağının açıklandığı plan; halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımının ise; ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar, halkı proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere paydaş katılım planında detayları belirlenen her türlü etkinlik, (broşür, tanıtıcı film, resmi duyuru, toplantı, bilgilendirme ofisi ve benzeri) olarak tanımlandığı dikkate alındığında, tüzel kişilerin de ÇED sürecinde yer alan taraflardan biri olduğu, Yönetmelikte yer alan maddeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tüzel kişilerin ÇED süreçlerinden çıkartılmadığı veya halkın görüşlerinin belirtilmesi aşamasında görüş vermelerine engel bir durumun bulunmadığı, halkın, Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer alan tanımdan yola çıkılarak gerçek kişileri ifade edecek şekilde tanımlandığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 5- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 5. fıkrasında; "Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığını, ÇED sürecinin başladığını, ÇED Başvuru Dosyasının halkın görüşüne açıldığını ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin Valiliğe veya Bakanlığa verilebileceği Bakanlık ve Valilik tarafından anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 4. fıkrasında ise proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edileceği, ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, anılan fıkrada yer alan "duyurulabilir" ibaresi ile duyurunun nasıl yapılacağına ilişkin idareye seçimlik hak tanındığı, oysaki halkın projeden en geniş şekilde ve en etkin araçlarla bilgilendirilmesi gerektiği, bu yönüyle söz konusu ibarenin katılım ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu belirtilerek, iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, ÇED sürecinin başlatıldığına yönelik ilanın internet sayfasından verileceği, ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulabileceği hususunun eklendiği, böylece ÇED sürecinin başlatılması ile ilgili olarak bilgilendirmenin daha net olarak tanımlanmasının sağlandığı, ayrıca yapılan ilanlar ile halkın sürece katılımının amaçlandığı, günümüzde birçok kurumun ilanlarını internette yayımladığı, dolayısıyla dava konusu düzenlemede sadece internette ilanın seçilmediği, ilave bilgi alma argümanlarının eklendiği belirtilerek, iptali istenilen ibarenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına, projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun yöntemine ilişkin olarak mülga Yönetmelikle dava konusu Yönetmelik arasında farklılık bulunmaktadır. Nitekim mülga Yönetmelikte söz konusu ilan anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur iken, dava konusu Yönetmelikte internette duyurulması zorunlu tutulmakla birlikte, askıda ilan, anons gibi diğer yöntemler yönünden "duyurulabilir" ibaresi ile idareye bu konuda ihtiyari hareket etme imkanı tanınmıştır. Örneğin, mülga Yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrasında; ÇED raporunun, halkın görüşüne açıldığının internette ilan edileceğinin ve ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulacağının düzenlenmesi ile her iki yöntem bakımından zorunluluk getirildiği, ancak dava konusu kuralda bu konuda halkın katılımının sağlanmasını temin edecek bir düzenlemenin yer almadığı görülmüştür. Oysaki ÇED sürecinin şeffaf yürütülebilmesi ve çevre hukukunun temel ilkelerinden olan katılım ilkesinin tam olarak sağlanabilmesi amacıyla projeyle ilgili başvuru yapılmasından itibaren tüm sürecin, Yönetmeliğin ilanla ilgili diğer maddelerinde olduğu gibi, hem internette hem de anons veya askıda ilan ile duyurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan ilanın yöntemiyle ilgili idareye takdir yetkisi veren "duyurulabilir" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 6- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 14. maddesinin 4. fıkrası ile 17. maddesinin 1. fıkrası (Dava dilekçesinde sehven mülga yönetmeliğin 17. maddesinin 2. fıkrasına yer verildiği, aynı yöndeki düzenlemeye dava konusu Yönetmeliğin 17. maddesinin 1. fıkrasında yer verilmesi nedeniyle, bu fıkraya itiraz edildiği sonucuna varılmıştır.) yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasında; "Bakanlık, Komisyon çalışmalarını ve halkın görüşlerini dikkate alarak proje için "ÇED Olumlu" ya da "ÇED Olumsuz" kararını on (10) iş günü içinde verir ve bu kararı Komisyon üyelerine bildirir. Proje için verilen "ÇED Olumlu" ya da "ÇED Olumsuz" kararı Bakanlık ve Valilik tarafından askıda ilan ve internet aracılığı ile halka duyurulur." kuralına, dava konusu Yönetmeliğin "Çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı" başlıklı 14. maddesinin 4. fıkrasında ise; "Proje için verilen "ÇED Olumlu" ya da "ÇED Olumsuz" kararı, karar tarihinden itibaren Bakanlık ve il müdürlüğü internet sitesinde süresiz, askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur." kuralına yer verilmiştir. Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinin 2. fıkrasında; "Bakanlık on beş (15) iş günü içinde inceleme ve değerlendirmelerini tamamlar. Proje hakkında "ÇED Gereklidir" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararını beş (5) iş günü içinde verir, kararı Valiliğe, proje sahibine ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara bildirir. Valilik, bu kararı askıda ilan ve internet aracılığıyla halka duyurur." kuralına, dava konusu Yönetmeliğin "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında ise; "Bakanlık inceleme değerlendirme süreci tamamlanarak karar aşamasına geçilen proje hakkında 5 iş günü içinde "ÇED Gereklidir" veya "ÇED Gerekli Değildir" kararını verir. Verilen karar il müdürlüğüne, görüş alınan kurum/kuruluşlara, proje sahibine ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara bildirilir. Bu karar il müdürlüğü tarafından internet sitesinde süresiz ve askıda 30 takvim günü ilan edilerek halka duyurulur." kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu düzenlemelerle duyurunun nasıl yapılacağına ilişkin idareye seçimlik hak tanındığı, oysaki halkın projeden en geniş şekilde ve en etkin araçlarla bilgilendirilmesi gerektiği, bu yönüyle söz konusu düzenlemelerin katılım ilkesinin ihlali sonucunu doğurduğu belirtilerek, iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, anonsun sadece sözlü, ilanın ise hem yazılı hem sözlü duyuruyu ifade ettiği, halkı bilgilendirmeye yönelik tüm toplantıların duyurulmasında anons dahil olmak üzere birçok yöntemin uygulandığı, ancak ÇED kararlarının duyurularının ise sadece internet ilanı ve askıda ilanla yapıldığı, anons ile insanları sürece, toplantılara davet etmek amaçlanmışken askıda ilanla yazılı olarak tebliğin amaçlandığı, dolayısıyla düzenlemelerin demokratik hakların kullanmasına engel olmadığı savunulmuştur. Yönetmelikte anons; gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuru olarak tanımlanmış olup, ÇED sürecine dair bilgilendirmenin anonsla da yapılması düzenlenmiş iken, nihai olarak verilen ÇED kararlarından ilgililerin haberdar olabilmesi için yazılı ilan (internette ve askıda ilan) yönteminin seçilmesiyle, bir başka ifadeyle, proje alanı veya etki alanında ikamet etmeyenler bakımından internette, proje alanında veya etki alanında ikamet edenler bakımından ise askıda ilan yapılmak suretiyle anılan kararların yazılı olarak duyurulmasıyla, ilgililerin projeden haberdar olmasının kalıcı olarak sağlandığı sonucuna varılmış olup, duyuru olarak anons yönteminin seçilmemesinin demokratik hakların kullanılması bakımından bir eksiklik içermediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 7- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden; 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Faaliyetlerin durdurulması" başlıklı 15. maddesinde; "(Değişik: 26/4/2006-5491/12 md.) Bu Kanun ve bu Kanun uyarınca yayımlanan yönetmeliklere aykırı davrananlara söz konusu aykırı faaliyeti düzeltmek üzere Bakanlıkça ya da 12 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciler tarafından bir defaya mahsus olmak üzere esasları yönetmelikle belirlenen ve bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir. Faaliyet; süre verilmemesi halinde derhal, süre verilmesi durumunda, bu süre sonunda aykırılık düzeltilmez ise Bakanlıkça ya da 12 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca denetim yetkisinin devredildiği kurum ve merciler tarafından kısmen veya tamamen, süreli veya süresiz olarak durdurulur. Çevre ve insan sağlığı yönünden tehlike yaratan faaliyetler ile çevre izni veya çevre izin ve lisansı olmayan faaliyetler süre verilmeksizin durdurulur. (...)" hükmü yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin "Yönetmeliğe aykırı uygulamaların durdurulması" başlıklı 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; “ÇED Olumlu” kararı ya da “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildikten sonra, proje sahibi tarafından nihai ÇED raporu veya proje tanıtım dosyasında taahhüt edilen hususlara uyulmadığının tespit edilmesi durumunda söz konusu taahhütlere uyulması için projeyle ilgili Bakanlıkça/il müdürlüğünce bir defaya mahsus olmak üzere ve bir yılı aşmamak üzere süre verilebilir. Bu süre sonunda taahhüt edilen hususlara uyulmaz ise yatırım durdurulur. Yükümlülükler yerine getirilmedikçe durdurma kararı kaldırılmaz. Bu konuda 2872 sayılı Kanunun ilgili hükümlerine göre işlem tesis edilir." kuralına yer verilmiş olup anılan bentte düzenlenen kural, mülga Yönetmeliğin "Yönetmeliğe aykırı uygulamaların durdurulması" başlıklı 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de aynı şekilde düzenlenmiştir. Davacı tarafından, iptali istenilen düzenlemeyle aynı yönde olan 2872 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca faaliyet durdurulmadan önce eksikliğin giderilmesi amacıyla 1 yılı aşmamak üzere süre verildiği takdirde, bu süre zarfında faaliyetin devamının ve dolayısıyla hukuka aykırılığın devamının idare eliyle sağlanmasının söz konusu olacağı, herkesin çevreyi bozucu faaliyetleri önleme yükümlülüğünün bulunduğu, bu yönüyle düzenlemenin Anayasa'nın 56. maddesine aykırı olduğu, aynı zamanda çevre hakkının özüne dokunması nedeniyle Anayasa'nın 13. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Davalı idare tarafından, ÇED Yönetmeliğinde de Çevre Denetim Yönetmeliğinde de Çevre Kanunu'nda hükmedilen düzenlemelere yer verildiği, kaldı ki Çevre Kanunu'nda yazan her hükmün sadece ÇED Yönetmeliği ile düzenlenmesinin mümkün olmadığı, Yönetmelik ile Kanunun birebir uyumlu olduğu belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; Anayasa Mahkemesi'nin 15/1/2009 tarih ve E.2006/99, K.2009/9 sayılı kararında belirtildiği üzere, Çevre Kanunu'nun 15. maddesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, maddenin kapsamına giren aykırı faaliyetlerin düzeltilmesi için süre verilmesi suretiyle ilgililer Kanun ve yönetmeliklere uygun davranmaya zorlanarak çevre hakkının ve çevrenin korunmasının sağlanmasının amaçlandığı sonucuna varıldığından, davacıların Anayasa'ya aykırılık iddiaları ciddi görülmemiştir. Ayrıca iptali istenilen Yönetmelik maddesinin esasına gelince, davacıların iddiasının aksine Çevre Kanunu'nun 15. maddesini aşan kuralın getirilmediği, nitekim taahhütlere uygun davranılmaması durumunda 1 yılı aşmamak üzere süre verilebileceğinin anılan Kanun hükmünde de düzenlendiği, dolayısıyla süre verilmesinin zorunlu tutulmadığı, bu nedenle anılan Kanun maddesinde "süre verilmeksizin durdurulmaya" ilişkin hükümlerin bertaraf edilmediği, Çevre Kanunu'nun 15. maddesi ile uyumlu olarak düzenleme yapıldığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 8- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Termik güç santralleri" ile ilgili 2. maddesinin (a) bendinde; Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde de; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri düzenlenmiştir. Davacılar tarafından, eşik değerin çok yüksek olduğu, bu eşik değerin, altında kalan çevresel etkileri yüksek olan projelerin çevresel etkilerinin değerlendirilmemesi sonucunu doğuracağı, eşik değer öngörülmeksizin tüm termik santraller için ÇED sürecinin uygulanması gerektiği belirtilerek, anılan ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, iptali istenilen ibarenin mülga 2008, 2013, 2014 ÇED Yönetmeliklerinde de aynı şekilde yer aldığı, bu haliyle uygulanmaya devam edildiği, hiçbir şekilde dava konusu edilmediği belirtilerek, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; davacı tarafından 300 MWt eşik değerin çok yüksek olduğu, bu eşik değerin altında kalan termik santrallerin çevresel etkilerinin değerlendirilemeyeceği ileri sürülmüş ise de, Ek-1 listesinde öngörülen eşik değerin idarenin takdir hakkı kapsamında olduğu, 300 MWt eşik değerinin altındaki termik santral projelere, ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinde yer verilmesi gerekip gerekmediği hususunun, anılan ibarenin iptali kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 9- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 25. maddesi yönünden; Mülga Yönetmeliğin 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 27. maddesinin (ç) bendinde; "400.000 ton/yıl ve üzeri kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler." kuralı, Ek-2 listesinin 49. maddesinin (d) bendinde; "Kırma, eleme, yıkama ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler, (Ek-1 listesinde yer almayanlar)" kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmelikte ise söz konusu proje sadece Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (e) bendinde; "Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler," olarak düzenlenmiştir. Davacı tarafından, herhangi bir ayrım olmaksızın veya sınır değere yer verilmeksizin tüm madencilik projelerinin Ek-1 listesinde yer alması gerektiği, dolayısıyla Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 25. maddesinin bu bakımdan eksik düzenlendiği iddialarıyla iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, madencilik faaliyetlerinin AB ÇED Direktifi ve Danıştay Altıncı Dairesinin daha önce konuya ilişkin verdiği kararları dikkate alınarak düzenlendiği, kapasite artışı olması durumunda kümülatif değerlendirme yapıldığı, ayrıca fiziksel cevher hazırlama işlemleri ile fiziksel yöntemler dışındaki cevher hazırlama işlemlerinin ayrı maddelerde düzenlenmesi gerektiği için bu yönde düzenleme yapıldığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; 2008 yılında ve sonraki yıllarda (2013 ve 2014) yürürlüğe giren ÇED Yönetmeliklerinde, anılan projelere, Yönetmeliğin hem Ek-1 listesinde hem de Ek-2 listesinde yer verildiği halde, uyuşmazlık konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verilmemesinin, teknik ve hukuki nedenlerinin davalı idarece ortaya konulamadığı görüldüğünden, söz konusu değişikliği zorunlu kılan nedenlerin bilimsel olarak açıklığa kavuşturulmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (e) bendinde yer alan "Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler" projesine, Ek-1 listesinin 25. maddesinde yer verilmemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 10- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 39. maddesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 44. maddesinde; "Jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması, (Isıl kapasitesi 20 MWe ve üzeri)" kuralı, Ek-2 listesinin 43. maddesinde; "Jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması, (Isıl gücü 5 MWe ve üzeri)" kuralı, Ek-2 listesinin 55. maddesinde ise; "Maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmelikte ise Ek-1 listesinin 42. maddesinde; "Jeotermal enerji santralleri" kuralına, Ek-2 listesinin 39. maddesinde ise; "Jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması," kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, söz konusu projelere Yönetmeliğin Ek-2 listesinde yer verilmesi ile projeler hakkında "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilebileceği, dolayısıyla bu projelerin ÇED süreci dışında tutulabileceği, oysaki 2872 sayılı Çevre Kanununda petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi kapsamı dışında olduğuna yönelik maddenin Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararı ile iptal edildiği, dolayısıyla bu karar gereği jeotermal kaynak arama faaliyetlerine ÇED sürecinin yürütülmesinin zorunlu olduğu, bu faaliyetlerin ÇED süreci dışında bırakılmasının Anayasaya aykırı olduğu, arama faaliyetleri bakımından verilen bu kararın evleviyetle işletme faaliyetleri için de geçerli olduğu, jeotermal kaynak arama ve çıkartma faaliyetlerinin Ek-2 listesinde düzenlenerek ÇED süreci yürütülmesi hususunda idareye takdir yetkisi verilmesinin hukuka aykırı olduğu iddialarıyla iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmelikte jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması ile ilgili projelere Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 43. maddesinde yer verildiği, dava konusu Yönetmelikte de bu projelerin Ek-2 listesinde bırakıldığı, enerji üretiminin yani jeotermal kaynağın kullanımı ile ilgili projelerin tamamının Ek-1 listesinde yer aldığı, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. Mülga Yönetmelikteki düzenlemelere bakıldığında, jeotermal kaynak arama projeleri ile jeotermal kaynağın kullanımı ile ilgili projelerin ayrı maddelerde düzenlendiği, jeotermal kaynak arama projesinin sadece Yönetmeliğin Ek-2 listesi kapsamında düzenlendiği, jeotermal kaynağın kullanımı projesi bakımından ise "ısıl gücü" kriterinin getirildiği, buna göre jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması projesinin ısıl gücü 5 MWe ve üzerinde ise Yönetmeliğin Ek-2 listesi kapsamında; 20 MWe ve üzerinde ise Yönetmeliğin Ek-1 listesi kapsamında düzenlendiği görülmüştür. Dolayısıyla jeotermal kaynağın kullanımı ile ilgili projenin Yönetmeliğin Ek-1 listesinde mi yoksa Ek-2 listesinde mi kaldığının değerlendirilebilmesi için jeotermal kaynağın kullanılmasına yönelik projenin türünün bir öneminin olmadığı, nitekim yapılmak istenilen proje, ister elektrik üretimi amacıyla kurulan bir jeotermal enerji santrali olsun, ister ısınma veya seracılıkta kullanılmak amacıyla kurulan bir işletme olsun Yönetmeliğin Ek-1 veya Ek-2 listesine tabi olup olmadığının anlaşılabilmesi için bakılacak tek kriterin, projenin "ısıl gücü" olduğu anlaşılmaktadır. Ancak dava konusu Yönetmeliğe gelince, kriter olarak "ısıl gücü" yerine "projenin türüne" göre düzenleme yapıldığı görülmüştür. Nitekim jeotermal enerji santralleri projesine sadece Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verilmiş iken, jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması projesine ise sadece EK-2 listesinde yer verilmiştir. Öncelikli olarak davacıların, söz konusu projelere Yönetmeliğin Ek-2 listesinde yer verilmesi ile projeler hakkında "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilebileceği, dolayısıyla bu projelerin ÇED süreci dışında tutulabileceği, oysaki 2872 sayılı Çevre Kanununda petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirmesi kapsamı dışında olduğuna yönelik maddenin Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararıyla iptal edilmesi ile jeotermal kaynak arama faaliyetlerine ÇED sürecinin yürütülmesinin zorunlu olduğu yönündeki iddiasına bakıldığında, Anayasa Mahkemesince iptal edilen madde, arama faaliyetlerinin tamamen ÇED Yönetmeliğinin kapsamı dışında olmasına yönelik Çevre Kanununda getirilen düzenlemedir. Bu nedenle, kararda vurgulanan husus, sadece arama projelerinin ÇED Yönetmeliği kapsamının dışında bırakılmaması hususu olup, bu projelere ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde yer verilmek suretiyle ÇED süreci işletilmesi gerekliliği vurgulanmamıştır. Bu nedenle, düzenlemede bu yönüyle Anayasaya aykırılık bulunmamaktadır. Ancak jeotermal kaynağın kullanımına gelince; davalı idare tarafından, enerji üretiminin yani jeotermal kaynağın kullanımı ile ilgili projelerin tamamının Ek-1 listesinde yer aldığı belirtilmiş ise de, dava konusu EK-1 listesinde jeotermal kaynağın kullanımına yönelik yer verilen tek proje, jeotermal enerji santralleridir. Jeotermal enerji santralleri projesi ise, elektrik üretimi amacıyla kurulan, jeotermal kaynak kullanımına yönelik projelerden sadece biridir. Bunun dışında jeotermal kaynak; konutların ısınması, seracılık, termal amaçlı vb. gibi nedenlerle de kullanılmaktadır. Bunlara yönelik de projeler yapılmak istenildiğinde, mülga Yönetmeliğe göre "ısıl gücü" kriteri dikkate alınarak proje ile ilgili ÇED süreci mi işletileceği veya seçme eleme kriterleri mi uygulanacağına karar verilebiliyordu. Her iki Yönetmelikteki terminolojiye bakılırsa mülga Yönetmelikte (arama faaliyetleri ayrı tutularak) jeotermal kaynağın "çıkartılması ve kullanılması" ibaresi kullanılırken, dava konusu Yönetmelikte ise (arama faaliyetleri ile bir arada düzenlenerek) jeotermal kaynağın "çıkartılması" ibaresi kullanılmıştır. Dolayısıyla davalı idarece jeotermal kaynak kullanımına yönelik projelere Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verildiği düşüncesinden hareketle iptali istenilen maddede jeotermal kaynağın "kullanımı" ibaresine yer verilmemiş ise, bu durumda yukarıda belirtildiği gibi, Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer verilen proje, sadece jeotermal enerji santrali projesi olduğundan, bu proje dışındaki jeotermal kaynak kullanımına yönelik diğer projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kalacağı anlaşılmaktadır. Eğer iptali istenilen maddede yer alan jeotermal kaynağın "çıkartılması" ibaresi, aynı zamanda jeotermal enerji santralleri projeleri dışındaki jeotermal kaynak "kullanımı" projelerini kapsıyor ise, bu defa davalı idare tarafından jeotermal enerji santrali projeleri dışındaki jeotermal kaynağın kullanımına yönelik projeler bakımından mülga Yönetmelikten farklı olarak neden "ısıl gücü" kriterinden vazgeçilerek, bu tür projelere ÇED Yönetmeliğinin sadece Ek-2 listesinde yer verildiğinin somut bir biçimde ortaya konulması gerektiği, ancak davalı idarece düzenlemenin gerekçesinin ortaya konulamadığı, konuya ilişkin anlaşılabilir tatmin edici bir açıklamanın getirilemediği görülmektedir. İptali istenilen maddenin bu haliyle hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olmadığından farklı uygulamalara yol açabileceği de kuşkusuzdur. Bu itibarla, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 39. maddesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 11- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek- 2 listesinin 45. maddesi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 25. maddesinde; a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler, b) Fiziksel yöntemler hariç, cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri," kuralına, Ek-2 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 45. maddesinde ise; "a) Madenlerin çıkarılması (Ek-1 listesinde yer almayanlar), b) 10.000 m3/yıl ve üzeri kapasiteli blok mermer ve dekoratif taşların kesme, işleme ve sayalama tesisleri, c) Karbondioksit, metan gazı ve diğer gazların çıkartılması, ç) Petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) (Ek-1'de yer almayanlar), d) Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç) e) Kırma, eleme, yıkama, kurutma ve cevher hazırlama işlemlerinden en az birini yapan tesisler, f) Fiziksel Yöntemler uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri" kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, herhangi bir ayrım olmaksızın veya sınır değere yer verilmeksizin tüm madencilik projelerinin Ek-1 listesinde yer alması gerektiği, dolayısıyla Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 25. maddesinin bu bakımdan eksik düzenlendiği iddialarıyla iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, açık ocak işletmeleri bakımından yüzey alanı 25 hektar olma kriteri ile ilgili hususu yargı kararlarıyla hukuka aykırı olmadığının ortaya konulduğu, birbirine yakın maden sahalarının alan toplamı 25 hektarın üzerinde kalsa dahi, kapasite artışlarına ilişkin düzenleme gereği önceki proje alanı ile yeni proje alanının toplanarak çevresel etkilerinin kümülatif olarak değerlendirileceği, ayrıca çevresel etkiler bakımından fiziksel cevher hazırlama işlemleri ile fiziksel yöntemler haricinde uygulanan diğer zenginleştirme yöntemlerinin ayrı maddeler kapsamında ele alınması gerekliliğinin akademik çalışmalarla ortaya konulduğu, düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacının dava konusu maddede yer alan tüm projelerin Ek-1 listesinde yer alması gerektiğine ilişkin iddiasıyla sınırlı olarak yapılan incelemede; her projenin çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin aynı boyutta olamayacağı dikkate alınarak, bazı projeler bakımından eşik değer öngörülebileceği, bazı projelerin yöntemlerine göre Ek-1 ve Ek-2 listesinde düzenlenebileceği, çevre üzerinde muhtemel etkilerin daha az olacağı düşünülen projelere ise yalnızca Ek-2 listesinde yer verilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 25. maddesinin oybirliğiyle İPTALİNE, 2. "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin; 4. maddesinin 1. fıkrasının; (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinin üye ...'in karşı oyu; (ı) bendi ile 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin üye ...'in karşı oyu; Ek-2 listesinin 39. maddesinin ise üye ... ve üye ...'in karşı oyları ve oyçokluğuyla İPTALİNE, 3. "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi, (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), 14. maddesinin 4. fıkrası, 17. maddesinin 1. fıkrası, 19. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi, Ek-1 listesinin; 2. maddesinin (a) bedinde yer alan "300 MWt ve daha fazla" ibaresi, Ek- 2 listesinin 45. maddesi (söz konusu maddede yer alan tüm projelerin Ek-1 listesinde yer alması gerektiğine ilişkin iddiasıyla sınırlı olarak yapılan inceleme) yönünden oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE, 4. Anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendi yönünden ise üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE, 5- Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin; haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen ...-TL'sinin davalı idare tarafından davacıya verilmesine, ...-TL'sinin ise davacı üzerinde bırakılmasına, 6- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, ...-TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 7- Varsa posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 8- Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 06/11/2025 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY (X) : Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) n) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Türkiye’de ikamet eden yabancılar ile ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise; ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancılar olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile yalnız gerçek kişilere yer verildiği, "ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları"nın tanımdan çıkarıldığı, bu haliyle oda, dernek, vakıf, birlik gibi tüzel kişilerin ÇED sürecindeki toplantılara katılımının engellendiği, oysaki siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının tüzüklerinde, meslek odalarının ise kuruluş kanunlarında çevrenin ve doğanın korunması amacının bulunduğu, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (e) bendi uyarınca katılım hakkının esas olduğu, aynı zamanda Anayasa'nın 56. maddesine göre katılımın herkes için hem hak hem ödev olduğu, tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülerek eksik düzenleme nedeniyle söz konusu bendin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Türk Dil Kurumu sözlüğünde iptali istenilen "halk" ibaresinin gerçek kişiler için kullanılan bir terim olduğu, iptali istenilen tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin tüzel kişilerin ÇED süreçlerinden çıkartıldığı veya halkın görüşlerinin belirtilmesi aşamasında görüş vermelerinin engellendiği anlamına gelmediği, tüzel kişilerin yazılı görüş iletmelerini veya toplantılarda görüş ifade etmelerini engelleyici bir düzenlemenin olmadığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (e) bendi uyarınca katılım hakkının esas olduğu, aynı zamanda Anayasa'nın 56. maddesine göre katılımın herkes için hem hak hem ödev olduğu, tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin Anayasaya aykırı olduğu, tanımdan tüzel kişilerin çıkarılmasının hukuki bir sebebi bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY (XX) : 1-Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ilk defa; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED); gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar, etki; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin; hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikler, etki alanı; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin işletme öncesi, işletme döneminde ve işletme sonrasında etkilediği alan olarak ifade edilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden; ÇED Yönetmeliğinde etki alanı ayrıca tanımlanmış olup, söz konusu düzenlemenin etki alanından bağımsız bir konu olduğu, düzenlemenin amacının, proje sahiplerine daha sonra projede planlayacakları değişikliklere geniş bir hareket alanının bırakılmak istenilmemesi hem de ÇED kararı sonrasında alınacak izinler kapsamında sahayı kısıtlayarak ilgili kurumlara yol gösterilmesi olduğu anlaşıldığından, düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum. 2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 5. fıkrasında; "Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığını, ÇED sürecinin başladığını, ÇED Başvuru Dosyasının halkın görüşüne açıldığını ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin Valiliğe veya Bakanlığa verilebileceği Bakanlık ve Valilik tarafından anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise; proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edileceği, ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabileceği düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu düzenleme ile ÇED sürecinin başlatıldığına yönelik ilanın internet sayfasından verileceği, ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulabileceği hususunun eklendiği, dolayısıyla katılım ilkesine uygun bir düzenleme yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY (XXX) : Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu,... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise askıda ilan, gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, bir projeye halkın katılımının sağlanabilmesinin yolunun öncelikle ve özellikle ilgili halkın kendi yaşam alanlarında duyuru yapılmasının olduğu, dolayısıyla yapılması planlanan projeyle ilgili en geniş ve en etkin araçlarla halkın bilgilendirilmesi gerektiği, iddialarıyla ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; söz konusu bentte yapılan değişikliklerle; Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, köy odası ibaresinin çıkarıldığı, dolayısıyla bu değişikliklerin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği, düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.

KARŞI OY (XXXX) : 3- Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 44. maddesinde; "Jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması, (Isıl kapasitesi 20 MWe ve üzeri)" kuralı, Ek-2 listesinin 43. maddesinde; "Jeotermal kaynağın çıkartılması ve kullanılması, (Isıl gücü 5 MWe ve üzeri)" kuralı, Ek-2 listesinin 55. maddesinde ise; "Maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmelikte ise Ek-1 listesinin 42. maddesinde; "Jeotermal enerji santralleri" kuralına, Ek-2 listesinin 39. maddesinde; "Jeotermal kaynağın aranması ve/veya çıkartılması," kuralına yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu düzenleme ile jeotermal kaynağın aranması/ çıkartılması projelerinin, jeotermal enerji santrali projelerinin çevresel etkilerine göre alınacak önlemler ile çevre üzerindeki etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olacağı, dolayısıyla bu projelere ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinde yer verilmesinin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 39. maddesi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.

Atıf: Danıştay 4. Daire, E. 2023/11533, K. 2025/5829, T. 06.11.2025, www.arakarar.com/karar/danistay-4-daire-2023-11533-e-2025-5829-k-d48b2a4d9a5e