Danıştay · 4. Daire
Danıştay 4. Daire 2023/11527 E. 2025/5828 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 4. Daire
- Esas No
- 2023/11527
- Karar No
- 2025/5828
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11527 Karar No : 2025/5828
DAVACI : ... Vakfı VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU : 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) (Dava dilekçesinde özellikle bu bentlerde yer alan "veya" ibarelerine yönelik iddia ileri sürülmüştür.), (ı), (ş), (t) ve (u) bentleri ile (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresinin, (çç), (ee) ve (ff) bentlerinin, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin, 8. maddesinin; 3. fıkrasının son cümlesi ile 4. ve 6. fıkralarının, 9. maddesinin, 11. maddesinin 4. fıkrasının, 12. maddesinin; 2. fıkrası ile 11. fıkrasının (ç) bendinin, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesinin, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresinin, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresinin, 15. maddesinin, 25. maddesinin (a) bendinin, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresinin, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresinin, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresinin, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresinin, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresinin, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi ile (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresinin, 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresinin, 35. maddesinin, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresinin, 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresinin, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresinin, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) (Dava dileçesinde sehven (d) bendi olarak ifade edilmiştir.) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine (Dava dilekçesinde sehven peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerinin işleme tabi tutulduğu tesis olarak ifade edilmiştir.), 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine ve 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi nedeniyle, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi nedeniyle, Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi nedeniyle EK-1 ve EK-2 listelerinin tamamının iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) bentleri yönünden, her iki bentte yer alan "veya" ibarelerinin ÇED sürecine halkın katılımını sınırlayıcı nitelikte olduğu, söz konusu bentlerin muğlak ifadeler içerdiği, (ı) bendi yönünden; söz konusu tanımın, Yönetmeliğe eklenen entegre proje tanımına ve kümülatif etki değerlendirme süreçlerine aykırı bir durum oluşturduğu, Çevre Kanunundaki çevresel etki değerlendirmesi tanımına da aykırı olduğu, ÇED'in sadece proje alanı/inşaat alanı ile sınırlandırıldığı, (ş) bendi yönünden; tüzel kişiliğe sahip sivil toplum kuruluşları, meslek odaları gibi birliklerin, çevresel süreçlerin dışına çıkartıldığı, Anayasada sağlıklı çevrede yaşama hakkının herkesin hakkı olarak kabul edildiği, Uluslararası Etki Değerlendirme Birliğince (IAIA) halkın katılımı, bireylerin veya grupların katılımı olarak tanımlandığı, dolayısıyla halk tanımının daraltılması ile çevresel süreçlere katılımın engellendiği, (t) bendi yönünden; Çevre Kanuna göre halkın ÇED sürecine aktif katılımının esas olduğu, Yönetmelik değişikliği ile halkın sürece katılımının dinleyici gibi pasif bir noktaya çekildiği, bilgilendirmenin katılımdan bağımsız tek yanlı bir süreci ifade ettiği, tarafların ÇED sürecinin hangi aşamasında ne şekilde sürece katılacağına proje sahibi veya ÇED raporunu hazırlayan firmalar tarafından karar verilmesinin kabul edilemeyeceği, (u) bendi yönünden; tanımda yer alan "veya" ibaresi ile yürürlükte olan kanunlara aykırı olarak halkın katılımının sınırlandırıldığı, (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi yönünden; yargı kararının, bir doğal afet gibi mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği, hukuka aykırı bir işlem varsa bunun idare ile yatırımcının müşterek kusuru olduğu, bu kusurun yatırımcı lehine olumlu bir sonuç doğurmaması gerektiği, düzenlemenin Anayasanın 138. maddesi uyarınca mahkeme kararlarına uyma zorunluluğuna aykırılık teşkil ettiği, (çç) bendi yönünden; halkın katılımının değil, tek taraflı olarak bilgilendirilmesinin hedeflendiği, projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek ifadelerinin muğlak olduğu, birbiri yerine kullanılamayacağı, hangi kriterle belirleneceği belli olmayan bir paydaş yönetim sürecinin işletileceği, paydaş katılım planını kimin yapacağının belli olmadığı, anayasal hakkın 9. maddeden yatırımcının keyfine bırakıldığının anlaşıldığı, ayrıca halkın davacı konumunda olduğu, paydaş ifadesi ile projenin bir parçası haline getirilmelerinin hukuka aykırı olduğu, halkın paydaş tanımının dışında olduğu, (ee) bendi yönünden; ihtiyatlılık ilkesi gereği çevresel risklerin, alınacak önlemlerin, bunlar için yapılacak teknik çalışmalar ile bedellerinin ve sosyal maliyetlerin de proje bedeli kapsamında olması gereken kavramlar olduğu, projenin başlamasından sonlanmasına kadar tüm çevresel ve sosyal maliyetlerin bilinmesi, hesaba katılması gerektiği, (ff) bendi yönünden; düzenlemede kapsamın daraltıldığı, projeye dair çevresel etkinin tespiti amacı ile örtüşmediği, tanımda işletme sonrası oluşabilecek çevresel veya sosyal etkilerin yatırımdan önceki haline gelmesi için yapılacak faaliyetlerin de yer alması gerektiği, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi yönünden; birçok tarafın emek harcayarak ÇED sürecine katılımı sağladığı düşünüldüğünde, ÇED sürecinin iptali talebinin hangi gerekçelerle yapılabileceğinin ve buna ilişkin gerekçe raporunun değerlendirme şeklinin Yönetmelikte ayrıntılı olarak tanımlanması gerektiği, aksi halde ÇED sürecinin ciddiyetinin kaybolmasına, birçok kamu kaynağının boşa harcanmasına neden olacağı, 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi yönünden; komisyondan proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların çıkarılması taraf olmaları nedeniyle olumlu gibi görünse de son cümle ile söz konusu kişilerin komisyona alınmasının önünün açıldığı, keyfiyete dayalı olarak kurum ve kuruluşlardan elemenin söz konusu olabileceği, 8. maddesinin 4. fıkrası yönünden; halkın katılımının sağlanması için halkın bilgilenmesinin şart olduğu, düzenleme ile internet sitesinde yapılan ilanın zorunlu tutulduğu, diğer yöntemlerin ise seçimlik olarak kullanabileceğinin düzenlendiği, bilgilenme hakkının engellenerek çevresel süreçlere halkın katılımını zorlaştıran bir değişiklik olduğu, herkesin interneti takip etmediği, ayrıca Yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrası ile çeliştiği, nitekim o düzenlemede ÇED sürecinin daha ileriki bir aşaması olan inceleme değerlendirme sürecinin hem internette hem de askıda ilan veya anons yoluyla duyurulma zorunluluğu getirildiği, iptali istenilen bu fıkrada yer alan "duyurulabilir" ibaresi yerine "duyurulur" şeklinde düzenlemenin yapılması gerektiği, 8. maddesinin 6. fıkrası yönünden; "gerekli gördüğü hallerde" ibaresi ile "çağırabilir" ibaresinin, bu haliyle katılım esasını sağlamadığı, ilk ibarenin kaldırılması, "çağırabilir" ibaresinin ise "çağırır" şeklinde düzenlenmesi gerektiği, böylece bir keyfiyete yol açmayacağı, bu haliyle çevreyi koruma görevinin kısıtlandığı, 9. maddesinin; 1. fıkrası yönünden; en çok etkilenen halk ibaresinin içeriğinin hangi kritere göre belirlendiğinin belirsiz olduğu, etki alanının dar kapsamlı yorumlandığı, 2. fıkrası yönünden; halkın katılımı toplantısına ÇED raporunu inceleyerek gelindiği, toplantıdan 10 gün öncesinden incelemenin süre bakımından kısıtlı olduğu, 4. fıkrası yönünden; proje alanının değil, proje etki alanının incelenmesi gerektiği, inceleme alanının daraltıldığı, 5. fıkrası yönünden, fıkrada paydaş katılım planına göre düzenleme yapıldığı, oysaki paydaş katılım planı tanımının muğlak olduğu, vatandaşın sürece katılımını kısıtladığı, 11. maddesinin 4. fıkrası yönünden; ilgililer ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, ÇED raporunu incelemek ve görüş vermek isteyen her kişinin görüşlerini komisyona iletebilmesi gerektiği, düzenlemenin Çevre Kanunun 30. maddesindeki herkes kavramına aykırı olduğu, 12. maddenin 2. fıkrası ile 16. maddenin 3. fıkrasının (b) bendi yönünden, kurumun görüş vermemesi halinde ortada bir değerlendirmenin olmayacağı, dolayısıyla olmayan görüşün olumlu kabul edilmesinin çevrenin korunmasına aykırı olacağı, ayrıca talep edilen yazı tarihinden sürenin başlamasının uygun olmadığı, sürenin talep yazısının görüşü istenilen kuruma tebliğinden itibaren başlaması gerektiği, aksi halde yazının kuruma geç tebliği durumunda sürenin çoktan işlemeye başlayacağı, 12. maddesinin 11. fıkrasının (ç) bendi yönünden; olumsuz etkinin ne şekilde, hangi tekniklerle giderileceğine dair somut taahhüt verilmeyip, sadece yasal mevzuata uyulacağına yönelik taahhüt verildiği, dolayısıyla bu konunun açık ve net şekilde tanımlanması gerektiği, somut taahhütlerden oluşan standart bir taahhüt metninin olması gerektiği, 24. maddesinin 1. fıkrası [(a) bendi hariç] yönünden; fıkrada sayılan projelerin (a) bendi hariç hiçbirinin olağanüstü hal kapsamında olmadığı, bunun bir muafiyet işlemi olduğu, bu konuda idareye verilen takdir yetkisinin hukuka aykırı olduğu, geçici 2. maddesi yönünden; 30 yıl önce üretime/işletmeye başlayan faaliyetin, günümüzde yakınındaki projelerle değerlendirilmesi, güncel durumunun ele alınması gerektiği, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi yönünden, mülga Yönetmelikte entegre tesis olma şartının bulunmadığı, bu haliyle kirletici etkisi yüksek olsa bile entegre olmayan tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kaldığı, Ek-1 listesinin 10. maddesinin (ç) bendi ile Ek-2 listesinin 28. maddesinin (h) bendinde yer alan “Denize cepheli” kriterinin getirilmesinin hukuka aykırı olduğu, "denize cepheli" ibaresi yönünden, denize cepheli olmayan tesislerin ÇED kapsamı dışında bırakıldığı, Ek-1 listesinin 15. maddesi yönünden, eşik değerlerin yükseltilerek mülga Yönetmeliğe tabi olan projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına alındığı, Ek-1 listesinin 25. maddesinin (a) bendi yönünden; 25 hektar kriterinin getirilmesinin hukuka aykırı olduğu, bu kriter olmaksızın kümülatif etki değerlendirmesi yapılması gerektiği, Ek-1 listesinin 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi yönünden, söz konusu ibare ile bu kapsamda olmayan tesislere ÇED Yönetmeliğinden muafiyet getirildiği, Ek-1 listesinin 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi yönünden, söz konusu ibare ile Ar-Ge tesislerinin ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarıldığı, Ek-1 listesinin 44. maddesi ile Ek-2 listesinin 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi yönünden, sürekli ibaresinin eklenmesiyle sürekli şekilde olmayan elektrik enerjisi iletim hatlarının listeden çıkarıldığı, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi yönünden, söz konusu ibarenin düzenlenmesi ile 2 ton/gün kapasitenin altında kalan projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kaldığı, Ek-2 listesinin 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi yönünden, işleme kapasitesi bakımından getirilen bu eşik değerin altındaki projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkarıldığı, Ek-2 listesinin 28. maddesinin (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi yönünden, 1000 m2 eşik değer getirilerek bu değerin altındaki projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkarıldığı, Ek-2 listesinin 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresi yönünden, mülga Yönetmeliğe göre eşik değerin yükseltilerek daha fazla konutun Yönetmelik kapsamı dışına çıkarıldığı, Ek-2 listesinin 35. maddesi yönünden; golf sahalarının, herhangi bir üst sınır belirlenmeksizin ön incelemeye tabi tutulduğu, Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresi yönünden, söz konusu ibarenin düzenlenmesi ile bu tür projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, Ek-2 listesinin 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresi yönünden, söz konusu ibareler ile bu tür arama yöntemlerinin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu, Ek-2 listesinin 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri yönünden, "1000 hektar ve üzeri" ibaresi ile bu eşik değerin altındaki projelerin ÇED kapsamı dışına çıkarıldığı, Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine (Dava dilekçesinde sehven peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerinin işleme tabi tutulduğu tesis olarak ifade edilmiştir.), 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine, 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine ilişkin düzenlemelere, 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan mülga "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesinin nesnel bir gerekçesinin olmadığı, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise, Ek-1 listesinde de yer verilmemesinin nesnel bir gerekçesinin olmadığı, Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine, Ek-2 listesinde yer verilmemesinin nesnel bir gerekçesinin olmadığı belirtilerek düzenlemelerin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI : 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi yönünden, herhangi bir değişiklik yapılmadığı, önceki Yönetmelikte de aynı şekilde yer aldığı, (b) bendinde yer alan “veya” ibareleri yönünden, valilik yerine çevre şehircilik il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği, (ı) bendi yönünden; Yönetmelikte etki alanı tanımına ayrıca yer verildiği, değerlendirme yapılacak alanın daraltılmasının amaçlanmadığı, aksine, yatırımcılara geniş bir hareket alanının bırakılmamasının amaçlandığı, ÇED kararı sonrasında alınacak izinler kapsamında sahayı kısıtlayarak ilgili kurumlara yol gösterici mahiyette olduğu, ÇED kararından sonra daha geniş alanları kullanma isteğinin önüne geçildiği, (ş) bendi yönünden; Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre halkın, gerçek kişiler için kullanılan bir terim olduğu, yapılan değişikliğin odaların, tüzel kişilerin ÇED sürecinin dışına çıkarılması veya halkın görüşlerini belirtmesi aşamasında görüş vermesinin engellendiği anlamına gelmediği, tüzel kişilerin yazılı görüş iletmesini veya toplantılarda görüş ifade etmesini engelleyici bir düzenlemenin olmadığı, (t) bendi yönünden; iddia edilenin aksine, halkın sadece yapılacak tek toplantı ile bilgilendirilmesi yerine, bahse konu toplantının yanı sıra halkın başka yollardan da bilgilendirilmesinin sağlanacağı, 9. maddeye göre halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısının yapılmasının zorunlu olduğu, (u) bendi yönünden; söz konusu tanımın mülga Yönetmelikte de aynı şekilde yer aldığı, (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi yönünden; yargı kararı gereği İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesi uyarınca faaliyetin yapılmasının mümkün olmadığı ancak sonrasında yürütmenin durdurulması kararının kalkması veya davanın esastan reddi gibi durumlarda yargılama aşamasında geçen sürenin belgenin geçerlilik süresine eklenmesinin mümkün olabilmesi amacıyla söz konusu ibareye mücbir sebep tanımında yer verildiği, (çç) bendi yönünden; bu düzenlemenin, AB normlarında da yer alan sosyal etki değerlendirme çalışmalarının temelini oluşturduğu, gerek proje alanında yaşayan halkın, gerekse görüşü alınan tarafların paydaş olduğu, ÇED sürecinin çok taraflı bir süreç olduğu, paydaş katılım planına ilişkin düzenlemenin, bu süreçte kurumlara, raporu hazırlayan müşavirlik firmasına, yatırımcıya, halka yükümlülüklerini hatırlatmak ve sorumluluk sınırlarının belirlenmesi amacıyla yapıldığı, (ee) bendi yönünden; yönetmelikte proje bedeline bir takım sonuçlar bağlanmış iken, proje bedelinin hangi kalemlerden oluştuğunun belirtilmediği, düzenleme ile bu eksikliğin giderildiği, oluşabilecek risklere karşı alınan bedel olmadığı, (ff) bendi yönünden, proje ilerleme raporu tanımında anlam düşüklüğünün düzeltildiği, proje ilerleme raporunun taahhütlerin izlenmesine altlık teşkil ettiği, tesis işletmeye geçtikten sonra "denetim"in devreye girdiği, denetim tanımı ile oluşan mükerrerliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi yönünden; uygulamada projenin revize edilmesinin veya ekonomik nedenlerle projeden vazgeçildiğinin yazılı olarak beyan edilerek sürecin sonlandırılmasının talep edildiği, yatırımcı projeden vazgeçmişken ÇED sürecinin devam ettirilmesinin mümkün olmadığı, uygulaması olan bir hususun yasal dayanağının oluşturulduğu, 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi yönünden; bazı durumlarda kurum görüş verdiğinde ayrıca diğer kurumun da görüşünün alınması önerisinde bulunduğu veya başlangıçta komisyona eklenen kurumun süreç içerisinde görüşüne ihtiyaç bulunmadığının anlaşıldığı, bu gibi durumlarda söz konusu kurumun komisyonda yer almasının bir gereğinin bulunmadığı, 8. maddesinin 4. fıkrası yönünden; birçok yöntemle bilgilendirmenin yapılacağı, halkın sürecin başlatılması ile ilgili bilgilendirilmesinin daha net olarak tanımlandığı, ancak düzenlemenin bilgilendirme hakkını kısıtlayıcı bir özellik taşımadığı, duyuru yöntemi olarak sadece internetin seçilmediği, halkın katılımının sağlanmasına yönelik yöntemlerin seçildiği, 8. maddesinin 6. fıkrası yönünden; dava konusu düzenlemede bütünüyle bir değişiklik yapılmadığı, "gerekli görülmesi" durumunda komisyona üye çağrılabileceğinin düzenlendiği, 9. maddesinin; 1. fıkrası yönünden, en çok etkilenmesi beklenen ilgili halk esas alınarak toplantı yerinin seçilmesinin ve buna göre bilgilendirilmesinin hukuka uygun olduğu, etki alanının dar kapsamlı düşünülmediği, süreç içerisinde tüm detayların incelendiği, 2. fıkrası yönünden; Yönetmeliğin 8. maddesi dikkate alındığında, bu sürenin ÇED raporunu inceleme süresi olmadığı, ÇED başvuru dosyasına (kurum görüşlerine başvurulmadan önce dahi) ilk günden itibaren ulaşılabildiği, 4. fıkrası yönünden, söz konusu fıkrada sadece proje alanında inceleme yapılmasına yönelik bir kesinlik olmadığı, ÇED alanı, etki alanı gibi bir yönlendirme yapılmadığı, kurum ve kuruluşların yetkili oldukları konular itibarıyla görüşlerini bildirdikleri, 5. fıkrası yönünden; paydaş katılım planı proje sahibine ve halka yükümlülüklerini hatırlatılması ve sorumlulukların sınırlarının belirlenmesi amacıyla hazırlandığı, 11. maddesinin 4. fıkrası yönünden; ÇED raporunu inceleyip görüş vermenin öncelikle proje ile ilgisi bulunan, projeden çıkarı olan ilgililerin konusu olduğu, dava açıldığında dahi konuyla ilgisi olmayan, etkilenmeyen kişilere ilişkin olarak davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği, ÇED sürecinde tüzel veya gerçek kişilerin görüş vermelerini engelleyen bir düzenlemenin olmadığı, 12. maddenin 2. fıkrası ile 16. maddenin 3. fıkrasının (b) bendi yönünden, düzenlemede değişiklik yapılmadığı ve aynı yönde mülga Yönetmelikte yer alan maddelerin iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/2505 ve E:2019/2506 sayılı dosyalarında açılan davaların, anılan Dairenin (sırasıyla) 20/10/2021 tarih ve K:2021/11622 sayılı kararı ile 20/10/201 tarih ve K:2021/11623 sayılı kararlarıyla reddine karar verildiği, 12. maddesinin 11. fıkrasının (ç) bendi yönünden; mülga Yönetmelikte de benzer yönde bir düzenleme olduğu, söz konusu hususların proje kapsamında ele alınabilecek bir husus olduğu, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], mülga ÇED Yönetmeliğinde de genel olarak aynı düzenlemelerin olduğu, maddede lokal değişiklikler yapıldığı ve Ar-Ge çalışmalarının da bu kapsamı özel hükümlere dahil edildiği, geçici 2. maddesi yönünden, çevresel etki değerlendirmesinin tanımı düşünüldüğünde artık işletmeye geçmiş bir proje için yer seçimi yapılamayacağı, teknolojisinin belli olduğu, doğası gereği ÇED Yönetmeliğinin uygulanamayacağı, kaldı ki bir tesisin çevresel etki değerlendirmesinden muaf olmasının, çevre mevzuatından da muaf olduğu anlamına gelmediği, Ek-1 listesinin; 6. maddesinde yer alan "entegre tesisleri" ibaresi yönünden, mülga Yönetmelikteki tanımlamanın zaten entegre kimya tesislerini ifade ettiği, bu nedenle AB ÇED Direktifinin Ek-1 listesinin 6. maddesine uygun olarak revize edildiği, 7. maddesi yönünden, mülga Yönetmelikteki eşik değerin kaldırıldığı, bu tür faaliyetlerin tamamına EK-1 listesinde yer verildiği, Ek-1 listesinin 10. maddesinin (ç) bendi ile Ek-2 listesinin 28. maddesinin (h) bendinde yer alan “Denize cepheli” ibaresi yönünden, alt sınırın düşürüldüğü ve kısıtın artırıldığı, yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde gerçekleştirildiği, dolayısıyla bu tesislerin her türlü atığının ve çevresel etkisinin nispeten kontrol altına alınabildiği, ÇED'in kirletici vasfı yüksek tesisler için öngörüldüğü dikkate alındığında, kapalı hangar içerisinde gerçekleşen bir faaliyet için EK-2 sürecinin uygulanmasının ve duruma göre ÇED Gereklidir kararının verilmesinin uygun olduğu, Ek-1 listesinin 15. maddesi yönünden, atık su arıtma tesislerinin çevreci yatırımlar olduğu, kapasitesi ne olursa olsun nihai hedefin kirlenmiş suların arıtılmasına yönelik olduğu, TÜİK verilerine göre 50.000 m³/gün kapasitesine sahip ilçe sayısının azaldığı, köy/belde statüsüne dönüştüğü, müsilaj sorunu dikkate alındığında, atık su arıtma tesislerinin ivedilikle devreye alınması gerektiği, söz konusu projelerin AB ÇED müktesabatında dahi yer almadığı, nüfus değişimleri, çevresel koşullar dikkate alınarak eşik değerin yeniden düzenlendiği, Ek-1 listesinin 25. maddesinin (a) bendi yönünden; Yönetmeliğin 20. maddesinde zaten kümülatif değerlendirme yapılması gerektiğinin düzenlendiği, Ek-1 listesinin 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi yönünden, burada ihtisas OSB'nin tanımına yer verildiği, aynı türde üretim yapmayan tesislerin zaten ihtisas OSB içerisinde yer alamayacağı, Ek-1 listesinin 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi yönünden, Ar-Ge'nin bilimsel ve teknik bilgi birikimini artırmak amacıyla yürütülen çalışmalar olduğu, dolayısıyla henüz prosesi netleşmeyen, henüz üretim aşamasına geçip geçmeyeceği belli olmayan pilot ölçekte deneysel bir çalışmanın ÇED Yönetmeliği kapsamına alınmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı, Ek-1 listesinin 44. maddesi ile Ek-2 listesinin 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi yönünden, uygulamaya yön vermek adına bu ibarenin eklendiği, nitekim birbirine paralel hatların değerlendirilmesi bakımından tereddüte düşüldüğü, birbirine yakın mesafede paralel şekilde tesis edilecek hatların aynı inceleme koridorunda kaldığında çevresel etkilerinin birlikte değerlendirildiği, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi yönünden; uygulamada karşılaşılan örneklerde endüstriyel ölçekte yapılan üretimlerin 2 ton/gün üzerinde olduğu, kırsal bölgelerde ev ortamında küçük ölçekli üretimlerin yapıldığı, dolayısıyla endüstriyel üretimle lokal üretimin ayrılması gerekliliğinin ortaya çıktığı, Ek-2 listesinin 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi yönünden, uygulamada gelen talepler dikkate alınarak endüstriyel ölçekte olmayan işletmelerin ÇED Yönetmeliğine tabi olmasının gerekli görülmediği, Ek-2 listesinin 28. maddesinin (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi yönünden, mülga Yönetmeliğe göre eşik değerin düşürülerek bu tür projelerin daha sıkı koşullara bağlandığı, Ek-2 listesinin 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresi yönünden, toplu konut projelerinin çevresel etkilerinin bir sanayi tesisinin, atık bertaraf tesisinin, veya maden ocağının çevresel etkilerine göre daha sınırlı olduğu, alınması gerekli tedbirlerin, bertarafın, yönetimin daha kolay olması sebebiyle anılan projelere EK-1 sürecinde yer verilmediği, ayrıca Ek-2 listesinde yer alan projenin eşik değerinin yükseltilmesinin, ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer alması nedeniyle güvenli sağlıklı konutların üretilmesinin ivedilikle yapılmasının gerekliliğinden kaynaklandığı, Ek-2 listesinin 35. maddesi yönünden, mülga Yönetmelikte de aynı şekilde düzenlendiği, yeni Yönetmelikte herhangi bir değişiklik yapılmadığı, Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresi yönünden, eşik değer düşürülerek mülga ÇED Yönetmeliğine göre daha fazla baraj veya gölet projesinin ÇED Yönetmeliği kapsamına alındığı, Ek-2 listesinin 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresi yönünden, bu yöntemlerin ÇED Yönetmeliği dışına çıkarılmasının sebebinin, 3213 sayılı Maden Kanunununda yapılan değişiklik olduğu ve bu Kanunda bu yöntemler için ÇED kararı aranmayacağının düzenlendiği, Ek-2 listesinin 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri yönünden, söz konusu maddeye mülga Yönetmelikte yer verilmediği halde dava konusu Yönetmelikte yer verildiği, eşik değerin öngörülmesinin nedeninin ise, eşik değer öngörülmemesinin söz konusu arazi üzerinde tek katlı ev yapılacak olması halinde dahi ÇED Yönetmeliği kapsamında tutulmasına neden olacağı, bu durumu önlemek amacıyla eşik değer öngörüldüğü, Ek-1 listesinin 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresi ile Ek-2 listesinin 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine dava konusu Yönetmelikte yer verilmemesi yönünden, AB ÇED Direktifinde parlayıcı tanımına yer verilmediği, dolayısıyla uyumlu hale getirmek için bu tanıma yer verildiği, literatürde parlayıcı madde adı altında üretimi yapılan bir kimyasalın bulunmadığı, patlayıcı maddelerin infilakının parlayıcı özelliğini de içerdiği, Ek-1 listesinin 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine dava konusu Yönetmelikte yer verilmemesi yönünden, çevresel etkiler bakımından fiziksel cevher hazırlama işlemleri fiziksel dışında uygulanan diğer zenginleştirme faaliyetlerinin ayrı maddeler kapsamında ele alınması gereğinin akademik çalışmalarla ortaya çıktığı, ısıl işlemlerin fiziksel işlem olmadığı ve iddia edilenin aksine, bu madde kapsamında yer aldığı, Ek-1 listesinin 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine dava konusu Yönetmelikte yer verilmemesi yönünden, lastik üretimi ile ilgili olarak kord bezinin bir tekstil ürünü olması nedeniyle zaten tekstil sektörü altında incelendiği, kolon üretiminin de rejenere kauçuktan yapılmasından dolayı atık geri kazanım bölümünde yer aldığı, bu ürünlerin Yönetmelik dışına çıkarılmadığı, sadece Yönetmelikte değerlendirildiği yerin değiştirildiği, Ek-2 listesinin 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine dava konusu Yönetmelikte yer verilmemesi yönünden, peroksit üretimi kimyasal üretim kapsamında değerlendirildiğinden ayrıca burada yer verilmesine gerek görülmediği, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine dava konusu Yönetmelikte yer verilmemesi yönünden, söz konusu projelerin Yönetmelik kapsamı dışına çıkarılmadığı, mükerrerliğin ortadan kaldırılması amacıyla kimyasal yapıları itibarıyla Ek-2 listesinin 3. maddesi kapsamına alındığı, Ek-2 listesinin 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine dava konusu Yönetmelikte yer verilmemesi yönünden, literatürde diğer katı yakıtların neler olduğu hususunun belirli olmadığı, Yönetmeliğin diğer maddelerinde yer alan faaliyetlerle ilgili başvurularda entegre olarak yakıt türlerinin değerlendirildiği, işlevsiz olması nedeniyle bu ibarenin çıkarıldığı, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması," projesine Ek-1 listesinde de yer verilmemesi yönünden, eşik değer düşürülerek EK-2 listesinde yer verilmesinin uygun bulunduğu, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan "... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler," projesine Ek-1 listesinde de yer verilmemesi yönünden, kirletici vasfı yüksek faaliyetlere Ek-1 listesinde yer verildiği, dolayısıyla kapalı hangar içerisinde gerçekleştirilen bu proje ve Ek-2 listesinde yer verilmesinin yeterli görüldüğü, Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi yönünden, söz konusu projeye mülga Yönetmeliklerde de aynı şekilde yer verildiği, herhangi bir değişiklik yapılmadığı, uygulamanın uzun süredir bu madde kapsamında olduğu, dolayısıyla dava konusu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendi, (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...),(ı), (t) ve (u) bentleri, (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi, (çç) ve (ee) bentleri, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi, 8. maddesinin 6. fıkrası, 9. maddesi (3. fıkrası hariç), 11. maddesinin 4. fıkrası, 12. maddesinin 11. fıkrasının (ç) bendi, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesi, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 15. maddesi, 25. maddesinin (a) bendi, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi ile (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 35. maddesi, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi, (d) bendinde yer alan; "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, (...) vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" kısmı, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine, 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine ve 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi; Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi yönünden davanın reddine, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinin, (ş) bendinin, (ff) alt bendinin, 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinin, 8. maddesinin 4. fıkrasının, 12. maddesinin 2. fıkrasının, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, Ek-2 listesinin; 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresinin, 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresinin, 45. maddesinin (d) bendinin "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç) ilişkin kısmında yer alan "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresi ile Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi yönünden iptaline aşağıda yer verilen gerekçelerle karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) (Dava dilekçesinde özellikle bu bentlerde yer alan "veya" ibarelerine yönelik iddia ileri sürülmüştür.), (ı), (ş), (t) ve (u) bentleri ile (bb) alt bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresinin, (çç), (ee) ve (ff) alt bentlerinin, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin, 8. maddesinin; 3. fıkrasının son cümlesi ile 4. ve 6. fıkralarının, 9. maddesinin (3. fıkrası hariç), 11. maddesinin 4. fıkrasının, 12. maddesinin; 2. fıkrası ile 11. fıkrasının (ç) bendinin, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesinin, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresinin, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresinin, 15. maddesinin, 25. maddesinin (a) bendinin, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresinin, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresinin, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresinin, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresinin, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresinin, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi ile (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresinin, 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresinin, 35. maddesinin, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresinin, 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresinin, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresinin, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) (Dava dileçesinde sehven (d) bendi olarak ifade edilmiştir.) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine (Dava dilekçesinde sehven peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerinin işleme tabi tutulduğu tesis olarak ifade dilmiştir.), 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine ve 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi nedeniyle, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi nedeniyle, Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi nedeniyle EK-1 ve EK-2 listelerinin tamamının iptali istemiyle açılmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır." hükmü, 2. maddesinde; "Çevre korunması: Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü, Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini, Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi, Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, ifade eder" hükmü, 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür." hükmü, 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı Kararı ile) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." hükmü, 30. maddesinde; "Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir. Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir." hükmü yer almıştır. 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde dayanılarak hazırlanan ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik; ... c) Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamına giren projelerin başvuru, inşaat öncesi, inşaat, işletme ve işletme sonrası izlenmesi, kontrolü ve denetlenmesini, ... kapsar." kuralına, "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen a) Anons: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuruyu, b) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu, ... ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, ... ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancıları, ... bb) Mücbir sebep: ÇED Olumlu/ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olan projeler için bu Yönetmelikte tanımlanmış olan karar geçerlik süresi içerisinde yatırıma başlanılmasına doğrudan engel teşkil edecek; doğal afet, olağanüstü hal, idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa) gibi dıştan gelen fiili bir durumu, çç) Paydaş katılım planı: Planlanan projenin tüm aşamalarında, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek tüzel/gerçek kişilerle (paydaşlarla) ne şekilde, hangi yöntemler ve araçlar kullanılarak iletişim kurulacağının ve bilgilendirme yapılacağının açıklandığı planı ... ee) Proje bedeli: Proje kapsamında, fiili olarak sahada yapılacak ünitelerin/tesislerin asgari yatırım tutarını (Arazi edinimi, saha düzenlemesi, bina-inşaat giderleri, makine-ekipman ile teçhizat giderleri, kurulum maliyetleri ve benzeri), ff) Proje ilerleme raporu: ÇED Olumlu kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın inşaat öncesine ve inşaat dönemine ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren raporu, ... ifade eder." tanımlarına, "Yetki" başlıklı 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde; "Proje sahibi veya yetkili temsilcisinin talep etmesi halinde ÇED süreci, aşamasına bakılmaksızın sonlandırılır. ÇED sürecinin sonlandırıldığı Bakanlık ve il müdürlüğü tarafından internet sayfasından ilan edilir." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi sürecinin başlatılması ve komisyonun kuruluşu" başlıklı 8. maddesinde; "... (3) İnceleme sonucunda, başvuru dosyasının Ek-3’te yer alan genel formata uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık yetkililerinden oluşan bir Komisyon kurulur. ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebilir veya çıkarılabilir. (4) Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığı, ÇED sürecinin başladığı, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığı ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyuru, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edilir. Ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabilir. ... (6) Bakanlık, gerekli gördüğü hallerde, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özelliklerini de dikkate alarak; üniversiteler, enstitüler, araştırma ve uzman kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, birlikler, sivil toplum örgütlerini de komisyona dâhil edebilir ve toplantılarına üye olarak çağırabilir. ..." kuralına, "Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı" başlıklı 9. maddesinde; "(1) Halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere; Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar ve proje sahibinin katılımı ile Bakanlıkça belirlenen tarihte, projeden en çok etkilenmesi beklenen ilgili halkın kolaylıkla ulaşabileceği il müdürlüğü tarafından belirlenen merkezi bir yer ve saatte halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı düzenlenir. (2) Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar toplantı tarihini, saatini, yerini ve konusunu belirten bir ilanı; projenin gerçekleştirileceği yörede yayımlanan yerel süreli yayın ile birlikte yaygın süreli yayın olarak tanımlanan bir gazetede toplantı tarihinden en az 10 takvim günü önce yayımlatır. (3) Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı, il müdürünün veya görevlendireceği bir yetkilinin başkanlığında yapılır. Toplantıda halkın; proje hakkında bilgilendirilmesi, görüş, öneri ve sorularının alınması sağlanır. Halk tarafından dile getirilen görüş, öneri ve itirazlar toplantı hakkında düzenlenecek tutanakta belirtilir. Toplantı başkanı, katılımcılardan görüşlerini yazılı olarak vermelerini isteyebilir. Toplantı tutanağı, bir sureti il müdürlüğünde kalmak üzere Bakanlığa gönderilir. (4) Komisyon üyeleri, özel format belirleme öncesinde, projenin planlandığı alanı inceleyebilir, bildirilen tarihte düzenlenecek halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısına katılabilirler. (5) Halkı, proje ve etkileri hakkında bilgilendirmek, halkın projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından paydaş katılım planı (PKP) hazırlanır. Hazırlanan paydaş katılım planı ÇED başvuru dosyası ekinde sunulur. Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda, yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan halkın bilgilendirilmesine yönelik olarak ÇED süreci boyunca; bilgilendirici broşür dağıtılması, anket, seminer gibi çalışmalar yapılması veya proje ile ilgili internet sitesi hazırlanarak bilgi paylaşılması gibi ilave çalışmalar yapmasını da isteyebilir. Ayrıca Bakanlık tarafından talep edilmesi halinde ÇED süreci içerisinde bu plan güncellenir." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi raporunun Bakanlığa sunulması" başlıklı 11. maddesinde; "... (4) İlgililer, ÇED raporunu ilan edilmesinden itibaren rapor hakkında görüş ve önerilerini Bakanlığa veya il müdürlüğüne bildirebilirler. İl müdürlüğüne bildirilen görüşler Bakanlığa iletilir. Bu görüşler komisyon tarafından dikkate alınır ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından son şekli verilen ÇED raporuna yansıtılır. ..." kuralına, "Komisyonun çalışma usulü ve çevresel etki değerlendirmesi raporunun incelenmesi" başlıklı 12. maddesinde; "... (2) İnceleme değerlendirme toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır. ... (11) Komisyon tarafından, inceleme ve değerlendirme toplantıları sırasında; ... ç) Çevreye olabilecek olumsuz etkilerin giderilmesi için gerekli önlemlerin yer alınıp alınmadığına, ..." kuralına, "Başvuru ve inceleme" başlıklı 16. maddesinde; " ... (3) Formata uygun hazırlandığı tespit edilen ve ÇED inceleme ve değerlendirme süreci başlatılan projelerde; ... b) Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde, dosyadaki bilgiler dikkate alınarak ilgili kurum/kuruluşlardan yazılı görüş istenebilir veya ilgili kurum/kuruluşlarla toplantı düzenlenebilir. Yazılı görüş istenilmesi halinde görüş talep yazı tarihinden itibaren, toplantı düzenlenmesi halinde ise toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır. ..." kuralına, "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde; "(1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tamamen yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler. b) Bu Yönetmeliğe tabi olmayan veya Ek-2’deki listeye tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED raporu hazırlama talebinin Bakanlıkça uygun görüldüğü projeler. c) Organize sanayi bölgeleri, ihtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler ile teknoloji geliştirme bölgelerinde kurulması planlanan projeler. ç) Stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler. d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler, Ar-Ge çalışmaları veya prototip üretim yapan projeler. e) Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler." kuralına, "Kanunen muafiyet hakkı olan projeler" başlıklı geçici 2. maddesinde; "(1) 7/2/1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin yayımı tarihinden önce üretime ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projeler bu Yönetmelik hükümlerinden muaftır. (2) 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, 29/5/2013 tarihi itibarıyla üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler bu Yönetmelik hükümlerinden muaftır." kuralına, "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-1 listesinin; Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" kuralına, 6. maddesinde; "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan organik ve/veya inorganik kimyasalların üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," kuralına, 7. maddesinde; "Basit veya bileşik fosfor, azot ve potasyum bazlı gübrelerin üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler), 10. maddesinde; "Su yolları, limanlar ve tersaneler; ... ç) Denize cepheli 24 metre üzeri yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." kuralına, 15. maddesinde; "Kapasitesi 50.000 m³/gün üzeri olan atık su arıtma tesisleri," kuralına, 25. maddesinde; "Madencilik projeleri; a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler, ..." kuralına, 31. maddesinde; "İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde yer alan ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler)," kuralına, 33. maddesinde; "Tarım ilaçlarının ve/veya farmasötik ürünlerin etken maddelerinin üretildiği tesisler (Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)," kuralına, 44. maddesinde; "154 kV (kilovolt) ve üzeri gerilimde ve 15 km ve üzeri sürekli uzunluktaki elektrik enerjisi iletim hatları," kuralına, "ÇEVRESEL ETKİLERİ ÖN İNCELEME VE DEĞERLENDİRMEYE TABİ PROJELER" başlıklı Ek-2 listesinin; 6. maddesinde; "... b) Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan sabun üretimi yapan tesisler," kuralına, 26. maddesinde; "Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi; ... ı) İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri hayvansal yağların eritildiği tesisler," kuralına, 28. maddesinde; "Altyapı tesisleri; ... b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde 1.000 m2 ve üzerinde dolgu yapılması projeleri, ... ğ) Karada, 5 metre ve üzerinde yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, h) Denize cepheli 5 m üzerinde ve 24 m altında (alt ve üst sınır dâhil) yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler,..." kuralına, 30. maddesinde; "Konut projeleri (300 konut ve üzeri)," kuralına, 35. maddesinde; "Golf tesisleri," kuralına, 42. maddesinde; "Göl hacmi 1 milyon m3 ve üzeri olan baraj veya göletler (rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)," kuralına, 45. maddesinde; "Madencilik projeleri; ... ç) Petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) (Ek-1'de yer almayanlar), d) Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç), ..." kuralına, 55. maddesinde; "Arazilerin Yeniden Yapılandırılması Projeleri; a) Kullanım amacı değiştirilmeksizin tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili projeler (1.000 hektar ve üzeri), b) İşlenmemiş veya yarı işlenmiş alanların, tarım ve orman amacı ile kullanımını amaçlayan projeler (1.000 hektar ve üzeri), c) Orman alanlarının başka amaçla kullanıma dönüştürülmesi projeleri (1.000 hektar ve üzeri), ç) Tarımsal amaçlı su yönetimi projeleri (1.000 hektar ve üzeri)," kuralına yer verilmiştir. Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği"nin "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-1 listesinin; 3. maddesinde; 7. maddesinde; "Patlayıcı ve/veya parlayıcı maddelerin üretildiği tesisler," kuralı, 27. maddesinde; "Madencilik projeleri: ... b) 150 hektarı aşan (Kazı ve döküm alanı toplamı olarak) çalışma alanında açık işletme yöntemi ile kömür çıkarma, ..." kuralı, 40. maddesinde; "Lastik üretim tesisleri, (İç ve dış motorlu taşıt ve uçak lastikleri, kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" kuralı, "SEÇME-ELEME KRİTERLERİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-2 listesinin; 4. maddesinde; "Tarım ilaçları ve farmasotik ürünlerin (Aşı ve serum üretimi hariç), boya ve cilaların (Reçine ünitesini ihtiva eden), peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerin üretildiği, elastomer esaslı ürünlerin (Vulkanizasyon işlemini içeren) işleme tabi tutulduğu tesisler," kuralına, 7. maddesinde; "Kapasitesi 500 ton ve üzeri olan patlayıcı ve/veya parlayıcı madde depolama tesisleri," kuralı, 49. maddesinde; "Madencilik projeleri: ... c) 1.000.000 m3/yıl ve üzerinde metan gazının çıkartılması ve depolanması, ..." kuralına, 51. maddesinde; "Petrokok, kömür ve diğer katı yakıtların depolama, sınıflama ve ambalajlama tesisleri, (Perakende satış birimleri hariç)" kuralı yer almıştır. Diğer taraftan, 05/12/2017 tarih ve 30261 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7061 sayılı "Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun" 48. maddesi ile eklenen 3213 sayılı Maden Kanununun 17. maddesinin son fıkrasında; "Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz." hükmü yer almıştır. 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) bendi, (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), (ı), (ş), (t) ve (u) bentleri, (bb) alt bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi, (çç) ve (ee) alt bentleri, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi, 8. maddesinin 6. fıkrası, 9. maddesi (3. fıkrası hariç), 11. maddesinin 4. fıkrası, 12. maddesinin; 2. fıkrası ile 11. fıkrasının (ç) bendi, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesi, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 15. maddesi, 25. maddesinin (a) bendi, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi ile (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresi, 35. maddesi, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan; "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, (...) vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" kısmı, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine, 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine, 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi; Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi; Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi yönünden; Dava konusu düzenlemelerde üst hukuk normlarına ve hukuka aykırılık görülmemiştir. 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu,... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise askıda ilan, gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, kırsal bölgede yaşayanların sık sık şehir merkezine gitmeleri nedeniyle projeyi anons ile duyma ihtimallerinin azaldığı, bu durumda askıda ilanın önemli hale geldiği, ancak söz konusu bentte yer alan (ikinci) "veya" ibaresi nedeniyle muhtarlıkta yapılacak ilanın zorunlu tutulmadığı, oysaki ilanın herkes tarafından kolaylıkla öğrenebilmesi amacıyla projeye dair ilanın muhtarlıklarda da yapılmasının zorunlu tutulması gerektiği belirtilerek, muhtarlılarda yapılacak askıda ilanı idarenin takdirine bırakan "veya" ibaresinin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Davalı idare tarafından, Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği savunulmaktadır. Anayasanın 56. maddesi gereği çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak, çevrenin kirlenmesini önlemek Devletin olduğu kadar vatandaşın da ödevidir. Bu husus, 2872 sayılı Çevre Kanununun "İlkeler" başlıklı 3. maddesinde yer alan; başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkesin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olduğu, bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlü oldukları yönündeki düzenleme ile de vurgulanmıştır. Dolayısıyla projeler bakımından, herkesin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi hususunda yükümlülüklerini yerine getirebilmesi, öncelikle yapılması planlanan projelerden haberdar olmasına bağlıdır. Bu nedenle, ÇED Yönetmeliğinde ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar halkın proje hakkında bilgilendirilmesine, projeye ilişkin görüş ve önerilerini sunabilmesine, başka bir deyişle, halkın sürece katılımına yönelik kurallar öngörülmüştür. Yasal düzenlemelere bakıldığında, çevrenin korunması hak olduğu kadar ödev de olup, halkın bu konudaki ödevlerini yerine getirebilmesi için sürece etkin bir şekilde katılması esastır. Mülga ÇED Yönetmeliğinde askıda ilanın; valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında yapılacağının düzenlendiği dikkate alındığında, "veya" ibaresiyle idareye askıda ilan hususunda muhtarlık ile köy binası arasında takdir hakkının tanındığı görülmüştür. Nitekim bu düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2016/3233 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 18/04/2018 tarih ve E:2016/3233, K:2018/2860 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/04/2019 tarih ve E:2018/3565, K:2019/1958 sayılı kararıyla kararda belirtilen gerekçe ile onanmasına karar verilmiştir. Davalı idare tarafından her ne kadar, tüm köylerde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı belirtilmiş ise de, dava konusu düzenlemede sadece köy odası ibaresinin çıkartılmadığı, aynı zamanda (ikinci) "veya" ibaresinin kullanım yeri değiştirilerek idareye kaymakamlık ile muhtarlık binası arasında askıda ilan hususunda takdir hakkı tanındığı anlaşılmıştır. Oysaki projelerin özellikle kırsal bölgelerde yapıldığı dikkate alındığında, burada yaşayanların yaşam koşulları itibarıyla sadece internette ve il müdürlüğünde yapılan bir ilanla projeden haberdar olmasını beklemenin gerçekçi olmadığı, dolayısıyla halkın ÇED sürecine etkin bir şekilde katılımının sağlanması amacıyla askıda ilanın hem valilik, kaymakamlık hem de muhtarlık binasında yapılması gerektiği, dava konusu düzenlemenin ise bu haliyle çevrenin korunması, sürdürülebilir çevre ve katılım ilkeleri ile kamu yararı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) alt bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... Proje İlerleme Raporu: ÇED Olumlu Kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın başlangıç, inşaat ve işletme sonrasına ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren raporu, ... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise proje ilerleme raporu, ÇED Olumlu kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın inşaat öncesine ve inşaat dönemine ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren rapor, olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, proje ilerleme raporunun kapsamın daraltıldığı, projeye dair çevresel etkilerin tespiti amacı ile örtüşmediği, tanımda işletme sonrası oluşabilecek çevresel veya sosyal etkilerin yatırımdan önceki haline gelmesi için yapılacak faaliyetlerin de izlenmesinin yer alması gerektiği belirtilerek düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından; proje ilerleme raporunun, taahhütlerin izlenmesine altlık teşkil ettiği, tesis işletmeye geçtikten sonra "denetim"in devreye girdiği, yapılan değişiklikle proje ilerleme raporu ile denetim tanımı arasında oluşan mükerrerliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı savunulmaktadır. Mülga ÇED Yönetmeliğinde "yatırımın başlangıç, inşaat ve işletme sonrasına" ilişkin kaydedilen gelişmeleri içerecek şekilde tanımlanan proje ilerleme raporunun iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/17671 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 20/10/2021 tarih ve E:2019/17671, K:2021/11627 sayılı kararıyla; proje ilerleme raporunun, projenin başlangıç aşamasından işletme sonrası aşamaya kadar yürütülmesine ilişkin veri toplama niteliğinde olduğu, izlemenin, proje ilerleme raporuna göre yapılan değerlendirmeleri ifade ettiği, denetimin ise gerek ÇED Gerekli Değildir kararının dayanağı proje tanıtım dosyasında (PTD'de), gerekse (izleme neticesinde) ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda verilen taahhütlerin fiili durumda yerine getirilip getirilmediğine yönelik çalışmaları kapsadığı vurgulanarak davanın reddine karar verilmiştir. Çevre Kanununda; çevresel etki değerlendirmesi, gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolü idarenin gerekli denetimi yapmasıyla mümkün hale gelmektedir. Denetimin gerek ÇED Gerekli Değildir kararının dayanağı proje tanıtım dosyasında (PTD'de), gerekse (izleme neticesinde) ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda verilen taahhütlerin fiili durumda yerine getirilip getirilmediğine yönelik çalışmalar olduğu ve izlemenin ise proje ilerleme raporuna göre yapılacağı dikkate alındığında, davalı idare tarafından da belirtildiği gibi izlemeye dayanak teşkil eden proje ilerleme raporunun kapsamının sadece inşaat dönemine özgülenemeyeceği, projelerin, ÇED Olumlu kararının verilmesine esas teşkil eden şartlar doğrultusunda yürütülüp yürütülmediğinin denetlenebilmesi amacıyla mülga Yönetmelikteki tanımda yer aldığı gibi, proje ilerleme raporunun işletme sonrası dönemi de kapsaması gerektiği, dava konusu düzenlemenin ise bu haliyle çevrenin korunması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkeleri ile kamu yararı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) bendinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında; "İnceleme sonucunda başvuru dosyasının ek-3’te yer alan ÇED Genel Formatına uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, Bakanlık yetkilileri, proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan oluşan bir Komisyon kurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise inceleme sonucunda, başvuru dosyasının Ek-3’te yer alan genel formata uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık yetkililerinden oluşan bir Komisyon kurulacağı, (son cümlesinde de) ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebileceği veya çıkarılabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, komisyondan proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşların çıkarılması taraf olmaları nedeniyle olumlu gibi görünse de, son cümle ile söz konusu kişilerin yine komisyona alınmasının önünün açıldığı, keyfiyete dayalı olarak kurum ve kuruluşlardan elemenin söz konusu olabileceği belirtilerek anılan fıkranın son cümlesinin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, başvuru dosyasındaki bilgilerin dikkate alınarak ÇED sürecine ilgili kurumların dahil edildiği, bazen kurum görüş verdiğinde ayrıca diğer kurumun da görüşünün alınması önerisinde bulunduğu veya süreç içerisinde kurumun görüşüne ihtiyaç olmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla söz konusu maddenin dinamik olan sürece katkısının olduğu savunulmaktadır. İptali istenilen cümle, mülga ÇED Yönetmeliğinde olmayan ilk defa getirilen bir düzenlemedir. Her ne kadar davalı idare tarafından süreç içerisinde bazı kurumların görüşüne ihtiyaç kalmadığı, aksine görüşüne ihtiyaç duyulan bazı kurumların olduğu durumlarda komisyona üye eklenmesi veya çıkarılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuş ise de, düzenleme ile komisyona üye eklenmesi veya çıkarılması hususunun ÇED süreci içerisinde "gerek görülmesi haline" bağlandığı anlaşılmış olup, bu kavramın belirsizlik içerdiği, sınırları veya koşullarının belirlenmemesi nedeniyle idareye çok geniş takdir hakkı tanındığı, bu haliyle, Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği gibi, hukuk devletinin unsurlarından olan ve hukuk normlarının öngörülebilir olmasını gerektiren “hukuki güvenlik” ilkesi ile maddi hukuk ve usul kurallarının önceden öngörülebilir bir açıklıkta olmasını ve kişilerin haklı beklentilerini bertaraf etmeyecek düzenlemeler yapılmasını gerektiren "hukuki belirlilik" ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebilir veya çıkarılabilir." cümlesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 8. maddesinin 4. fıkrası yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 5. fıkrasında; "Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığını, ÇED sürecinin başladığını, ÇED Başvuru Dosyasının halkın görüşüne açıldığını ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin Valiliğe veya Bakanlığa verilebileceği Bakanlık ve Valilik tarafından anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edileceği, ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, halkın katılımının sağlanması için halkın bilgilenmesinin şart olduğu, söz konusu fıkrada internet sitesinde yapılan ilanın zorunlu tutulduğu, diğer yöntemlerin ise seçimlik olarak kullanabileceğinin düzenlendiği, bilgilenme hakkının engellenerek çevresel süreçlere halkın katılımını zorlaştıran bir değişiklik olduğu, herkesin interneti takip etmediği, ayrıca Yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrası ile çeliştiği, nitekim o düzenlemede ÇED sürecinin daha ileriki bir aşaması olan inceleme değerlendirme sürecinin hem internette hem de askıda ilan veya anons yoluyla duyurulma zorunluluğu getirildiği, iptali istenilen bu fıkrada yer alan "duyurulabilir" ibaresi yerine "duyurulur" şeklinde düzenlemenin yapılması gerektiği belirtilerek anılan fıkranın iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, ÇED sürecinin başlatıldığına yönelik ilanın internet sayfasından verileceği, ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulabileceği hususunun eklendiği, böylece ÇED sürecinin başlatılması ile ilgili olarak bilgilendirmenin daha net olarak tanımlanmasın sağlandığı, ayrıca yapılan ilanlar ile halkın sürece katılımının amaçlandığı, günümüzde birçok kurumun ilanlarını internette yayımladığı, dolayısıyla dava konusu düzenlemede sadece internette ilanın seçilmediği, ilave bilgi alma argümanlarının eklendiği belirtilerek, iptali istenilen fıkranın hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına, projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun yöntemine bakıldığında, mülga Yönetmelikle dava konusu Yönetmelik arasında farklılık bulunmaktadır. Nitekim mülga Yönetmelikte söz konusu ilan anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur iken, dava konusu Yönetmelikte internette duyurulması zorunlu tutulmakla birlikte, askıda ilan, anons gibi diğer yöntemler yönünden "duyurulabilir" ibaresi ile idareye bu konuda ihtiyari hareket etme imkanı tanınmıştır. Örneğin, Yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrasında; ÇED raporunun, halkın görüşüne açıldığının internette ilan edileceğinin ve ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulacağının düzenlenmesi ile her iki yöntem bakımından zorunluluk getirildiği, ancak iptali istenilen kuralda halkın katılımının sağlanmasını temin edecek bir düzenlemenin yer almadığı görülmüştür. Oysaki ÇED sürecinin şeffaf yürütülebilmesi ve çevre hukukunun temel ilkelerinden olan katılım ilkesinin tam olarak sağlanabilmesi amacıyla projeyle ilgili başvuru yapılmasından itibaren tüm sürecin, Yönetmeliğin ilanla ilgili diğer maddelerinde olduğu gibi, hem internette hem de anons veya askıda ilan ile duyurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan ilanın yöntemiyle ilgili idareye takdir yetkisi veren "duyurulabilir" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 46. maddesinde; "Göl hacmi 5 milyon m3 ve üzeri olan baraj ve göletler," kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen maddesinde ise; "Göl hacmi 1 milyon m3 ve üzeri olan baraj veya göletler (rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)," projeleri düzenlenmiştir. Davacı tarafından, söz konusu ibarenin düzenlenmesi ile bu tür projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmelikte söz konusu projelerle ilgili eşik değerin dava konusu Yönetmelikte düşürüldüğü, dolayısıyla çok daha fazla baraj veya gölet projesinin ÇED kapsamına alındığı savunulmuştur. Dava konusu Yönetmelikle rekreasyon amaçlı yapılan baraj ve göletler ise ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmıştır. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "rekreasyon"; insanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak katıldıkları etkinlikleri ifade etmektedir. 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği"nin 4. maddesinde; "Piknik ve eğlence (rekreasyon) alanları: Kentin açık ve yeşil alan ihtiyacı başta olmak üzere, eğlence, dinlenme, piknik ihtiyaçlarının karşılanabildiği, kent içinde ve çevresinde günübirlik kullanıma yönelik olarak imar planı ile belirlenmiş yerleri, ... ifade eder. " olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmelikte baraj veya göletlerin ÇED Yönetmeliği kapsamında olup olmadığının belirlenmesi için "göl hacmi" kriter olarak belirlenmiş iken, rekreasyon amaçlı olan baraj veya göletlerin ÇED kapsamı dışında tutulmasında projenin amacından hareket edildiği anlaşılmıştır. Ancak düzenlemede getirilen "göl hacmi" kriteri ile "rekreasyon amaçlı" kriterinin birbirinden çok farklı kriterler olduğu kuşkusuzdur. Bir projenin amacı, onun çevresel etkilerini azaltığı veya ortadan kaldırdığı anlamına gelmez. Örneğin; göl hacmi 1 milyon m3 üzerinde olup, ÇED Yönetmeliğine tabi bir sulama amaçlı barajın inşai faaliyetleri sırasında çevresel etkiler ne ise aynı yerde aynı büyüklükte rekreasyon amaçlı yapılacak bir barajın çevresel etkilerinin de aynı veya benzer olması muhtemeldir. Dolayısıyla ÇED Yönetmeliğine tabi büyüklükteki bir baraj veya göletin rekreasyon amaçlı yapılıyor olmasının çevresel etkileri bertaraf etmeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (d) bendinde yer alan "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresi yönünden; Davacı tarafından, söz konusu ibarenin düzenlenmesi ile bu tür arama yöntemleriyle yapılan projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışına çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, söz konusu yöntemlerin muaf tutulmasının sebebinin, 3213 sayılı Maden Kanununda yapılan değişiklik olduğu, bu değişiklikle söz konusu yöntemlerle yapılan maden arama faaliyetleri için ÇED kararının aranmayacağının öngörüldüğü, dava konusu düzenlemenin de buna uygun olduğu savunulmaktadır. 26/04/2006 tarih ve 5491 sayılı “Çevre Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 7. maddesi ile değiştirilen 2872 sayılı Kanunun 10. maddesinin üçüncü fıkrasında; petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin, Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmış, bu maddenin iptali istemiyle açılan davada, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararıyla; günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri arandığı, ÇED'in, kalkınma ve ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin, doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisi olduğu, ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsurun, çevre ve bu çevre içerisindeki varlıklar olduğu, ÇED kapsamı dışında tutulan arama faaliyetlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığının açık olduğu, bu açıdan kural kapsamındaki arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için ÇED’in öngörülmesinin, Anayasanın 56. maddesinde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereği olduğu, kuralla, petrol, jeotermal kaynaklar ve maden arama faaliyetlerinin çevresel etki değerlendirilmesi kapsamı dışında tutulmasının Anayasanın 56. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle anılan maddenin iptaline karar verilmiştir. Anılan Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararı sonrasında 19/12/2009 tarih ve 27437 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"in 1. maddesi ile 17/07/2008 tarih ve 26939 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek II’sinde yer alan Seçme-Eleme Kriterleri Uygulanacak Projeler Listesine "Arama faaliyetleri" başlıklı 48. maddesi eklenmiş, bu maddede; " a) Hektar başına 500 m3’ün üzerinde yapılan yarmalı aramalar, b) Ruhsat alanı içerisinde toplam 5000 m.’nin üzerindeki maden arama sondajları, c) Ruhsat alanı içerisinde toplam 10 000 m.’nin üzerindeki jeotermal arama sondajları, ç) Ruhsat alanı içerisinde hektar başına 10 adet sondaj ve üzerinde yapılan Petrol ve doğalgaz arama sondajları.” kuralına yer verilmiştir. 03/10/2013 tarih ve 28784 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nde arama projelerine 26. maddede yer verilerek; maden, petrol, doğalgaz, kaya gazı veya jeotermal kaynak arama projeleri için EK-4’te yer alan ‘proje tanıtım dosyasının hazırlanmasında esas alınacak seçme eleme kriterleri’ doğrultusunda hazırlanan Proje Tanıtım Dosyası ile Bakanlığa müracaatta bulunulacağı düzenlenmiştir. 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinde ise arama projelerine, seçme-eleme kriterleri uygulanacak projeler listesi olan EK-2 listesinin 55. maddesinde yer verilerek, söz konusu madde maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projelerine (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) şeklinde düzenlenmiştir. Sonrasında, arama faaliyetlerine ilişkin düzenlemelere yer verilen 3213 sayılı Maden Kanununun 17. maddesine, 05/12/2017 tarih ve 30261 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7061 sayılı "Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun" 48. maddesi ile jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararının aranmayacağı şeklindeki kural son fıkra olarak eklenmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen maddesinde ise, maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, (Maden Kanununun 17. maddesindeki değişiklik dikkate alınarak muaf tutulan yöntemlere yenileri eklenmek suretiyle) Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç) şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararında vurgulanan husus, ÇED kapsamı dışında tutulan arama faaliyetlerinin, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebilecek nitelikte olmasıdır. Dolayısıyla dava konusu maddede ÇED Yönetmeliğinden muaf tutulan arama yöntemlerinin biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler yaratabilecek nitelikte olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. 3213 sayılı Maden Kanununun Ek 13. maddesine dayanılarak çıkarılan ve 21/07/2017 tarih ve 30130 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Türkiye Yerbilimleri Veri ve Karot Bilgi Bankasının Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; karotun, maden aranması ve işletilmesi sırasında, döner matkaplı sondajlarda, matkabın kestiği ve bir düzenekle (karotiyer) yüzeye ulaştırılan jeolojik formasyonların özelliklerini sergileyen, silindirik kayaç parçasını, (d) bendinde; kırıntının, döner matkaplı sondajlarda, matkabın kestiği ve sondaj çamuruyla yüzeye ulaşan, jeolojik formasyonların özelliklerinisergileyen kum-çakıl boyutlarında kayaç parçacıklarını, ... (ğ) bendinde; numunenin jeolojik formasyonlara ait karot, kırıntı ve el örneklerini ifade ettiği düzenlenmiştir. Uygulamada 4000 m derinlikten daha fazlasına kadar gidilebilen sondajlar olduğu dikkate alındığında, sondaj ile yapılan karot, kırıntı veya numune alma işleminin, yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığı açık olup, bu yöntemlerle yapılan arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için çevresel etki değerlendirmesinin öngörülmesinin, Anayasanın 56. maddesinde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereğidir. Mülga 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinde de aynı şekilde yer alan sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik yöntemler ile jeolojik haritalama, jeofizik etüt yöntemlerinin ise biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebilecek nitelikte olmadığı sonucuna varıldığından, bu yöntemlerde hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (d) bendinin "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresine ilişkin kısmında hukuka uyarlık bulunmamıştır. Açıklanan nedenlerle, 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a), (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), (ş), (t) ve (u) bentleri, (bb) alt bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi, (çç) ve (ee) alt bentleri, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi, 8. maddesinin 6. fıkrası, 9. maddesi (3. fıkrası hariç), 11. maddesinin 4. fıkrası,12. maddesinin 11. fıkrasının (ç) bendi, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesi, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 25. maddesinin (a) bendi, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi ile (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 35. maddesi, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan; "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, (...) vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" kısmı, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine, 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine ve 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi; Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi; Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi , 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi, 12. maddesinin 2. fıkrası, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi, Ek-1 listesinin 15. maddesi, Ek-2 listesinin 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresi yönünden davanın reddi ,4. maddesinin 1. fıkrasının; (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinin, (ff) alt bendinin, 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinin, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresinin, Ek-2 listesinin; 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresinin, 45. maddesinin (d) bendinin "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ilişkin kısmında yer alan "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresinin ise iptali gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ: 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde dayanılarak Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hazırlanmış ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş, aynı Yönetmeliğin 29. maddesi ile 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Bakılan dava, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a) ve (b) (bu bentlerde yer alan "veya" ibareleri yönünden) bentleri, (ı), (ş), (t) ve (u) bentleri ile (bb) alt bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresinin, (çç), (ee) ve (ff) bentlerinin, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin, 8. maddesinin; 3. fıkrasının son cümlesi ile 4. ve 6. fıkralarının, 9. maddesinin, 11. maddesinin 4. fıkrasının, 12. maddesinin; 2. fıkrası ile 11. fıkrasının (ç) bendinin, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin, 24. maddesinin 1. fıkrasının [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesinin, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresinin, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresinin, 15. maddesinin, 25. maddesinin (a) bendinin, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresinin, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresinin, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresinin, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresinin, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresinin, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi ile (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresinin, 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresinin, 35. maddesinin, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresinin, 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresinin, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresinin, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) (Dava dileçesinde sehven (d) bendi olarak ifade edilmiştir.) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine (Dava dilekçesinde sehven peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerinin işleme tabi tutulduğu tesis olarak ifade edilmiştir.), 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine ve 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine, 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi nedeniyle, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi nedeniyle, Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine yer verildiği halde, "Toplam ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projesine Ek-2 listesinde yer verilmemesi nedeniyle EK-1 ve EK-2 listelerinin tamamının iptali istemiyle açılmıştır. İlgili Mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır." hükmü, 2. maddesinde; "Çevre korunması: Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü, Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini, Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi, Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, ifade eder" hükmü, 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür." hükmü, 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı Kararı ile) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." hükmü, 30. maddesinde; "Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir. Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir." hükmü yer almıştır. 2872 sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde dayanılarak hazırlanan ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik; ... c) Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamına giren projelerin başvuru, inşaat öncesi, inşaat, işletme ve işletme sonrası izlenmesi, kontrolü ve denetlenmesini, ... kapsar." kuralına, "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen a) Anons: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuruyu, b) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu, ... ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, ... ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancıları, ... bb) Mücbir sebep: ÇED Olumlu/ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olan projeler için bu Yönetmelikte tanımlanmış olan karar geçerlik süresi içerisinde yatırıma başlanılmasına doğrudan engel teşkil edecek; doğal afet, olağanüstü hal, idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa) gibi dıştan gelen fiili bir durumu, çç) Paydaş katılım planı: Planlanan projenin tüm aşamalarında, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek tüzel/gerçek kişilerle (paydaşlarla) ne şekilde, hangi yöntemler ve araçlar kullanılarak iletişim kurulacağının ve bilgilendirme yapılacağının açıklandığı planı ... ee) Proje bedeli: Proje kapsamında, fiili olarak sahada yapılacak ünitelerin/tesislerin asgari yatırım tutarını (Arazi edinimi, saha düzenlemesi, bina-inşaat giderleri, makine-ekipman ile teçhizat giderleri, kurulum maliyetleri ve benzeri), ff) Proje ilerleme raporu: ÇED Olumlu kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın inşaat öncesine ve inşaat dönemine ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren raporu, ... ifade eder." tanımlarına, "Yetki" başlıklı 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde; "Proje sahibi veya yetkili temsilcisinin talep etmesi halinde ÇED süreci, aşamasına bakılmaksızın sonlandırılır. ÇED sürecinin sonlandırıldığı Bakanlık ve il müdürlüğü tarafından internet sayfasından ilan edilir." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi sürecinin başlatılması ve komisyonun kuruluşu" başlıklı 8. maddesinde; "... (3) İnceleme sonucunda, başvuru dosyasının Ek-3’te yer alan genel formata uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık yetkililerinden oluşan bir Komisyon kurulur. ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebilir veya çıkarılabilir. (4) Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığı, ÇED sürecinin başladığı, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığı ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyuru, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edilir. Ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabilir. ... (6) Bakanlık, gerekli gördüğü hallerde, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özelliklerini de dikkate alarak; üniversiteler, enstitüler, araştırma ve uzman kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, birlikler, sivil toplum örgütlerini de komisyona dâhil edebilir ve toplantılarına üye olarak çağırabilir. ..." kuralına, "Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı" başlıklı 9. maddesinde; "(1) Halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere; Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar ve proje sahibinin katılımı ile Bakanlıkça belirlenen tarihte, projeden en çok etkilenmesi beklenen ilgili halkın kolaylıkla ulaşabileceği il müdürlüğü tarafından belirlenen merkezi bir yer ve saatte halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı düzenlenir. (2) Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar toplantı tarihini, saatini, yerini ve konusunu belirten bir ilanı; projenin gerçekleştirileceği yörede yayımlanan yerel süreli yayın ile birlikte yaygın süreli yayın olarak tanımlanan bir gazetede toplantı tarihinden en az 10 takvim günü önce yayımlatır. (3) Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı, il müdürünün veya görevlendireceği bir yetkilinin başkanlığında yapılır. Toplantıda halkın; proje hakkında bilgilendirilmesi, görüş, öneri ve sorularının alınması sağlanır. Halk tarafından dile getirilen görüş, öneri ve itirazlar toplantı hakkında düzenlenecek tutanakta belirtilir. Toplantı başkanı, katılımcılardan görüşlerini yazılı olarak vermelerini isteyebilir. Toplantı tutanağı, bir sureti il müdürlüğünde kalmak üzere Bakanlığa gönderilir. (4) Komisyon üyeleri, özel format belirleme öncesinde, projenin planlandığı alanı inceleyebilir, bildirilen tarihte düzenlenecek halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısına katılabilirler. (5) Halkı, proje ve etkileri hakkında bilgilendirmek, halkın projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından paydaş katılım planı (PKP) hazırlanır. Hazırlanan paydaş katılım planı ÇED başvuru dosyası ekinde sunulur. Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda, yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan halkın bilgilendirilmesine yönelik olarak ÇED süreci boyunca; bilgilendirici broşür dağıtılması, anket, seminer gibi çalışmalar yapılması veya proje ile ilgili internet sitesi hazırlanarak bilgi paylaşılması gibi ilave çalışmalar yapmasını da isteyebilir. Ayrıca Bakanlık tarafından talep edilmesi halinde ÇED süreci içerisinde bu plan güncellenir." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi raporunun Bakanlığa sunulması" başlıklı 11. maddesinde; "... (4) İlgililer, ÇED raporunu ilan edilmesinden itibaren rapor hakkında görüş ve önerilerini Bakanlığa veya il müdürlüğüne bildirebilirler. İl müdürlüğüne bildirilen görüşler Bakanlığa iletilir. Bu görüşler komisyon tarafından dikkate alınır ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından son şekli verilen ÇED raporuna yansıtılır. ..." kuralına, "Komisyonun çalışma usulü ve çevresel etki değerlendirmesi raporunun incelenmesi" başlıklı 12. maddesinde; "... (2) İnceleme değerlendirme toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır. ... (11) Komisyon tarafından, inceleme ve değerlendirme toplantıları sırasında; ... ç) Çevreye olabilecek olumsuz etkilerin giderilmesi için gerekli önlemlerin yer alınıp alınmadığına, ..." kuralına, "Başvuru ve inceleme" başlıklı 16. maddesinde; " ... (3) Formata uygun hazırlandığı tespit edilen ve ÇED inceleme ve değerlendirme süreci başlatılan projelerde; ... b) Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde, dosyadaki bilgiler dikkate alınarak ilgili kurum/kuruluşlardan yazılı görüş istenebilir veya ilgili kurum/kuruluşlarla toplantı düzenlenebilir. Yazılı görüş istenilmesi halinde görüş talep yazı tarihinden itibaren, toplantı düzenlenmesi halinde ise toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır. ..." kuralına, "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde; "(1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tamamen yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler. b) Bu Yönetmeliğe tabi olmayan veya Ek-2’deki listeye tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED raporu hazırlama talebinin Bakanlıkça uygun görüldüğü projeler. c) Organize sanayi bölgeleri, ihtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler ile teknoloji geliştirme bölgelerinde kurulması planlanan projeler. ç) Stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler. d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler, Ar-Ge çalışmaları veya prototip üretim yapan projeler. e) Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler." kuralına, "Kanunen muafiyet hakkı olan projeler" başlıklı geçici 2. maddesinde; "(1) 7/2/1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin yayımı tarihinden önce üretime ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projeler bu Yönetmelik hükümlerinden muaftır. (2) 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, 29/5/2013 tarihi itibarıyla üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler bu Yönetmelik hükümlerinden muaftır." kuralına, "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-1 listesinin; Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" kuralına, 6. maddesinde; "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan organik ve/veya inorganik kimyasalların üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," kuralına, 7. maddesinde; "Basit veya bileşik fosfor, azot ve potasyum bazlı gübrelerin üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," kuralına, 10. maddesinde; "Su yolları, limanlar ve tersaneler; ... ç) Denize cepheli 24 metre üzeri yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." kuralına, 15. maddesinde; "Kapasitesi 50.000 m³/gün üzeri olan atık su arıtma tesisleri," kuralına, 25. maddesinde; "Madencilik projeleri; a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler, ..." kuralına, 31. maddesinde; "İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde yer alan ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler)," kuralına, 33. maddesinde; "Tarım ilaçlarının ve/veya farmasötik ürünlerin etken maddelerinin üretildiği tesisler (Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)," kuralına, 44. maddesinde; "154 kV (kilovolt) ve üzeri gerilimde ve 15 km ve üzeri sürekli uzunluktaki elektrik enerjisi iletim hatları," kuralına, "ÇEVRESEL ETKİLERİ ÖN İNCELEME VE DEĞERLENDİRMEYE TABİ PROJELER" başlıklı Ek-2 listesinin; 6. maddesinde; "... b) Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan sabun üretimi yapan tesisler," kuralına, 26. maddesinde; "Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi; ... ı) İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri hayvansal yağların eritildiği tesisler," kuralına, 28. maddesinde; "Altyapı tesisleri; ... b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde 1.000 m2 ve üzerinde dolgu yapılması projeleri, ... ğ) Karada, 5 metre ve üzerinde yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, h) Denize cepheli 5 m üzerinde ve 24 m altında (alt ve üst sınır dâhil) yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler,..." kuralına, 30. maddesinde; "Konut projeleri (300 konut ve üzeri)," kuralına, 35. maddesinde; "Golf tesisleri," kuralına, 42. maddesinde; "Göl hacmi 1 milyon m3 ve üzeri olan baraj veya göletler (rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)," kuralına, 45. maddesinde; "Madencilik projeleri; ... ç) Petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) (Ek-1'de yer almayanlar), d) Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç), ..." kuralına, 55. maddesinde; "Arazilerin Yeniden Yapılandırılması Projeleri; a) Kullanım amacı değiştirilmeksizin tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili projeler (1.000 hektar ve üzeri), b) İşlenmemiş veya yarı işlenmiş alanların, tarım ve orman amacı ile kullanımını amaçlayan projeler (1.000 hektar ve üzeri), c) Orman alanlarının başka amaçla kullanıma dönüştürülmesi projeleri (1.000 hektar ve üzeri), ç) Tarımsal amaçlı su yönetimi projeleri (1.000 hektar ve üzeri)," kuralına yer verilmiştir. Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği"nin "ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-1 listesinin; 7. maddesinde; "Patlayıcı ve/veya parlayıcı maddelerin üretildiği tesisler," kuralı, 27. maddesinde; "Madencilik projeleri: ... b) 150 hektarı aşan (Kazı ve döküm alanı toplamı olarak) çalışma alanında açık işletme yöntemi ile kömür çıkarma, ..." kuralı, 40. maddesinde; "Lastik üretim tesisleri, (İç ve dış motorlu taşıt ve uçak lastikleri, kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" kuralı, "SEÇME-ELEME KRİTERLERİ UYGULANACAK PROJELER LİSTESİ" başlıklı Ek-2 listesinin; 4. maddesinde; "Tarım ilaçları ve farmasotik ürünlerin (Aşı ve serum üretimi hariç), boya ve cilaların (Reçine ünitesini ihtiva eden), peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerin üretildiği, elastomer esaslı ürünlerin (Vulkanizasyon işlemini içeren) işleme tabi tutulduğu tesisler," kuralı, 7. maddesinde; "Kapasitesi 500 ton ve üzeri olan patlayıcı ve/veya parlayıcı madde depolama tesisleri," kuralı, 49. maddesinde; "Madencilik projeleri: ... c) 1.000.000 m3/yıl ve üzerinde metan gazının çıkartılması ve depolanması, ..." kuralı, 51. maddesinde; "Petrokok, kömür ve diğer katı yakıtların depolama, sınıflama ve ambalajlama tesisleri, (Perakende satış birimleri hariç)" kuralı yer almıştır. Diğer taraftan, 05/12/2017 tarih ve 30261 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7061 sayılı "Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun" 48. maddesi ile eklenen 3213 sayılı Maden Kanununun 17. maddesinin son fıkrasında; "Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz." hükmü yer almıştır. A- UYUŞMAZLIĞA KONU YÖNETMELİĞİN İPTALİ İSTENİLEN MADDELERİNİN İNCELENMESİ: 1- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan “veya” ibaresi ile (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...) yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... v) Anons: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuruyu, y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise anons; gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, ilgili belediyeler ve muhtarlıklarca yapılan sesli duyuru olarak, askıda ilan ise; gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (e) bendinde; "Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür." hükmüne yer verildiği, bu bentlerde yer alan "veya" bağlaçlarının bu yükümlülüğün tam olarak sağlanmamasına sebebiyet vereceği, bilgi edinme hakkı kapsamında da ÇED sürecinin başladığına dair anonsun hangi aşamada, kaç günde bir, ne sıklıkla yapılacağına dair bir belirsizlik olduğu, tanımın bu yönüyle muğlaklık içerdiği, "veya" ibaresinin kanunlara aykırı olarak halkın katılımını sınırlandırdığı iddialarıyla iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmelikteki tanımlarda da "veya" ibaresine yer verildiği, dolayısıyla dava konusu Yönetmelikte bu yönden yeni bir düzenleme yapılmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; "projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halk" ifadesinde yer alan "veya" ibaresinin iddia edildiği gibi tercih belirtmek amacıyla kullanılmadığı, nitekim projenin yapılacağı yere bağlı olarak projeden kesin olarak etkilenen halkın olabileceği gibi, muhtemel olarak etkilenen halkın da olabileceği dikkate alındığında, "veya" ibaresi ile projenin etkisinin kesin veya muhtemel olma durumunun vurgulandığı, dolayısıyla projeden muhtemel olarak etkilenme durumunda dahi ilgili halkın yaşadığı yer/yerlerde ilanın yapılmasının zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca anonsun hangi aşamada, kaç günde bir, ne sıklıkla yapılacağına dair bir belirsizlik olduğu iddiası bakımından, söz konusu maddede anonsun tanımına yer verildiğinden, ne sıklıkla ve hangi koşullarda yapılacağına bu tanımda yer verilmemesinin bu yönüyle tanımı eksik hale getirmeyeceğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, halkın katılımı ilkesine, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu,... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise askıda ilan, gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, "(ikinci) veya" ibaresinin ÇED süreci bakımından bilgilendirmenin nerelerde yapılabileceğini tanımladığı, belediye, kaymakamlık veya muhtarlık binalarında askıda ilan yapılabileceğini ifade ettiği, oysaki kırsal bölgede yaşayan vatandaşların kent merkezine gitme sıklığının farklı olduğu, bu nedenle anonsu duyma ihtimali azaldığından askıda ilanın il, ilçe merkezi ile projeden etkilenecek ve etkilenmesi muhtemel alanların içinde kalan yerleşim yerlerinin muhtarlıklarında mutlaka ilan edilmesi gerektiği, "veya" ibaresinin kanunlara aykırı olarak halkın katılımını sınırlandırdığı iddialarıyla ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği savunulmuştur. Anayasanın 56. maddesi gereği çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak, çevrenin kirlenmesini önlemek Devletin olduğu kadar vatandaşın da ödevidir. Bu husus, 2872 sayılı Çevre Kanununun "İlkeler" başlıklı 3. maddesinde yer alan; başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkesin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olduğu, bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlü oldukları yönündeki düzenleme ile de vurgulanmıştır. Dolayısıyla projeler bakımından, herkesin, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi hususunda yükümlülüklerini yerine getirebilmesi, öncelikle yapılması planlanan projelerden haberdar olmasına bağlıdır. Bu nedenle, ÇED Yönetmeliğinde, ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar halkın proje hakkında bilgilendirilmesine, projeye ilişkin görüş ve önerilerini sunabilmesine, başka bir deyişle, halkın sürece katılımına yönelik kurallar öngörülmüştür. Yasal düzenlemelere bakıldığında, çevrenin korunması hak olduğu kadar ödev de olup, halkın bu konudaki ödevlerini yerine getirebilmesi için sürece etkin bir şekilde katılması esastır. Mülga ÇED Yönetmeliğinde askıda ilanın; valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında yapılacağının düzenlendiği dikkate alındığında, "veya" ibaresiyle idareye askıda ilan hususunda muhtarlık ile köy binası arasında takdir hakkının tanındığı görülmüştür. Nitekim bu düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2016/3233 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 18/04/2018 tarih ve E:2016/3233, K:2018/2860 sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/04/2019 tarih ve E:2018/3565, K:2019/1958 sayılı kararıyla kararda belirtilen gerekçe ile onanmasına karar verilmiştir. Davalı idare tarafından, her ne kadar tüm köylerde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı belirtilmiş ise de, dava konusu düzenlemede sadece köy odası ibaresinin çıkartılmadığı, aynı zamanda (ikinci) "veya" ibaresinin kullanım yeri değiştirilerek idareye kaymakamlık ile muhtarlık binası arasında askıda ilan hususunda takdir hakkı tanındığı anlaşılmıştır. Oysaki projelerin özellikle kırsal bölgelerde yapıldığı dikkate alındığında, burada yaşayanların yaşam koşulları itibarıyla sadece internette ve il müdürlüğünde yapılan bir ilanla projeden haberdar olmasını beklemenin gerçekçi olmadığı, dolayısıyla halkın ÇED sürecine etkin bir şekilde katılımının sağlanması amacıyla askıda ilanın hem valilik, kaymakamlık hem de muhtarlık binasında yapılması gerektiği, dava konusu düzenlemenin ise bu haliyle çevrenin korunması, sürdürülebilir çevre ve katılım ilkeleri, kamu yararı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 3- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden; Mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliklerinde yer almayan "çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı" kavramı ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED); gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar, etki; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin; hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikler, etki alanı; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin işletme öncesi, işletme döneminde ve işletme sonrasında etkilediği alan olarak ifade edilmiştir. Davacı tarafından, söz konusu tanımın, Yönetmeliğe eklenen entegre proje ve kümülatif etki değerlendirme süreçlerine aykırı bir durum oluşturduğu, Çevre Kanunundaki ÇED tanımına aykırı olduğu, ÇED'in sadece proje alanı/inşaat alanı ile kısıtlandığı, kaldı ki ÇED alanıyla ilgili başka bir düzenlemenin de yapılmadığı ve ÇED direktifinde bulunmayan bu tanıma neden yer verildiğinin anlaşılamadığı, oysaki çevresel etkilerin örneğin santral alanı ile sınırlı kalmadığı belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelikte ayrıca etki alanı tanımına yer verildiği, söz konusu tanımın getirilmesinin amacının iddia edildiği gibi çevresel etkilerin incelendiği alanın daraltılması olmadığı, amacın hem yatırımcıların daha sonra projede planlayacakları değişikliklere geniş bir hareket alanının bırakılmak istenilmemesi hem de ÇED kararı sonrasında alınacak izinler kapsamında sahayı kısıtlayarak ilgili kurumlara yol gösterilmesi olduğu, dolayısıyla bu düzenleme ile ÇED kararından sonra daha geniş alanları kullanma isteğinin önüne geçildiği savunulmuştur. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (r) bendindeki "etki" ve (s) bendindeki "etki alanı" kavramları, çevresel etki değerlendirilmesi yapılacak "belirli bir alan" belirlemesinden ziyade, geniş kapsamlı bir değerlendirmeye işaret etmekte iken, aynı fıkranın dava konusu (ı) bendindeki "çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı" tanımının, yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan belirli bir alanı ifade ettiği; (e) bendinde yer alan çevresel etki değerlendirmesinin tanımı ile (r) ve (s) bentlerindeki etki ve etki alanı kavramları geniş kapsamlı bir incelemeye ve değerlendirmeye işaret etmek suretiyle bir bütünlük arz etmekte iken, (ı) bendindeki çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı tanımının, yapılacak incelemenin ve değerlendirmenin yalnızca koordinatlarla sınırlanan alanda yapılacağı şeklinde anlaşılabileceği ve bu haliyle değerlendirmenin kapsamı ve ne şekilde olacağı hususlarında belirsizlik yarattığı, öte yandan idarenin denetimlerinin projenin inceleme alanına göre yapıldığı, dolayısıyla inceleme alanının dar kapsamlı düzenlenmesinin bu yönüyle denetimin eksik yapılmasına yol açacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 4- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) ve (u) bentleri yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) n) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Türkiye’de ikamet eden yabancılar ile ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları, (...), ö) İlgili halk: Gerçekleştirilmesi planlanan projeden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel olan halkı, ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise; ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancılar, u) İlgili halk: Gerçekleştirilmesi planlanan projeden etkilenen veya etkilenmesi muhtemel olan halk olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, değişiklik ile tüzel kişiliğe sahip sivil toplum kuruluşları, meslek odaları gibi birliklerin ÇED sürecinin dışına çıkartıldığı, böylelikle halkın görüşlerinin belirtilmesinin veya toplantılarda kurumsal kimlikle soru dahi sorulmasının engellendiği, Anayasada sağlıklı çevrede yaşama hakkının herkesin hakkı olarak kabul edildiği, uluslararası etki değerlendirme birliğinde halkın katılımı olarak bireylerin veya grupların katılımı olarak tanımlandığı, dolayısıyla halk tanımının daraltılması ile çevresel süreçlere katılımın engellendiği, ayrıca "ilgili halk" tanımında "veya" ibaresi ile yürürlükte olan kanunlara aykırı olarak halkın katılımının sınırlandırıldığı ileri sürülerek, anılan bentlerin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Türk Dil Kurumu sözlüğünde halkın gerçek kişiler için kullanılan bir terim olduğu, iptali istenilen tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin tüzel kişilerin ÇED süreçlerinden çıkartıldığı veya halkın görüşlerinin belirtilmesi aşamasında görüş vermelerinin engellendiği anlamına gelmediği, tüzel kişilerin yazılı görüş iletmelerini veya toplantılarda görüş ifade etmelerini engelleyici bir düzenlemenin olmadığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; Yönetmeliğin 4. maddesinde yer alan paydaş katılım planının; planlanan projenin tüm aşamalarında, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek tüzel/gerçek kişilerle (paydaşlarla) ne şekilde, hangi yöntemler ve araçlar kullanılarak iletişim kurulacağının ve bilgilendirme yapılacağının açıklandığı plan; halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımının ise; ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar, halkı proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere paydaş katılım planında detayları belirlenen her türlü etkinlik, (broşür, tanıtıcı film, resmi duyuru, toplantı, bilgilendirme ofisi ve benzeri) olarak tanımlandığı dikkate alındığında, tüzel kişilerin de ÇED sürecinde yer alan taraflardan biri olduğu, Yönetmelikte yer alan maddeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, tüzel kişilerin ÇED süreçlerinden çıkartılmadığı veya halkın görüşlerinin belirtilmesi aşamasında görüş vermelerine engel bir durumun bulunmadığı, halkın, Türk Dil Kurumu sözlüğünde yer alan tanımdan yola çıkılarak gerçek kişileri ifade edecek şekilde tanımlandığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca "ilgili halk" tanımında yer alan "veya" ibaresi, projenin yapılacağı yere bağlı olarak projeden kesin olarak etkilenen halkın olabileceği gibi, muhtemel olarak etkilenen halkın da olabileceği göz önünde bulundurulduğunda, "veya" ibaresi ile projenin etkisinin kesin veya muhtemel olma durumunun vurgulandığı anlaşılmış olup, ilgili halk tanımının sınırlandırılmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 5- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (t) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) o) Halkın katılımı toplantısı: Kapsam ve Özel Format belirlenmesinden önce, halkı proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere yapılan toplantıyı, (...) ifade eder." olarak tanımalanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise; "t) Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı: ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar, halkı proje hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere paydaş katılım planında detayları belirlenen her türlü etkinliği, (broşür, tanıtıcı film, resmi duyuru, toplantı, bilgilendirme ofisi ve benzeri)" olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, Çevre Kanuna göre halkın ÇED sürecine aktif katılımının, esas olduğu, Yönetmelik değişikliği ile halkın sürece katılımının dinleyici gibi pasif bir noktaya çekildiği, bilgilendirmenin katılımdan bağımsız tek yanlı bir süreci ifade ettiği, zaten halihazırda halkın katılımı toplantısında proje sahibi tarafından sadece bilgilendirme ve projenin tanıtımını yapmakla yetinildiği, bu tanıma göre halkın katılımına ilişkin olarak, paydaş katılım süreci için belirlenen birçok alternatiften birinin ya da birkaçının uygulanması riskinin mevcut olduğu, tarafların ÇED sürecinin hangi aşamasında, ne şekilde sürece katılacağına proje sahibi veya ÇED raporunu hazırlayan firmalar tarafından karar verilmesinin kabul edilemeyecek bir yöntem olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, iddia edilenin aksine halkın sadece yapılacak tek toplantı ile bilgilendirilmesi yerine bahse konu toplantının yanı sıra halkın başka yollardan da bilgilendirilmesinin sağlanacağı, Yönetmeliği 9. maddesi uyarınca halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısının yapılmasının zorunlu olduğu belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta, mülga Yönetmelikte halkın katılımı toplantısı; kapsam ve özel format belirlenmesinden önce, halkın bilgilendirilmesi olarak ifade edilmiş iken, dava konusu Yönetmelikte halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı; ÇED sürecinin başlangıcından sonuna kadar halkı proje hakkında bilgilendirmek olarak ifade edilerek, esasen halkın sürece katılımının zamansal olarak daha geniş tutulduğu, diğer taraftan ÇED Yönetmeliğinin 9. maddesi gereği halkın katılımı toplantısının yapılmasının zaten zorunlu olduğu anlaşılmış olup, halkın ÇED süreci içerisinde pasif bir noktaya çekilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 6- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nde yer almayan "mücbir sebep" ibaresi ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) bb) Mücbir sebep: ÇED Olumlu/ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olan projeler için bu Yönetmelikte tanımlanmış olan karar geçerlik süresi içerisinde yatırıma başlanılmasına doğrudan engel teşkil edecek; doğal afet, olağanüstü hal, idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa) gibi dıştan gelen fiili bir durumu, (...) ifade eder." olarak tanımlanmış, aynı Yönetmeliğin "Çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı" başlıklı 14. maddesinde; "(5) ÇED Olumlu" kararı verilen proje için 5 yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda "ÇED Olumlu" kararı geçersiz sayılır." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinde; (2) “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen proje için 5 yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda “ÇED Gerekli Değildir” kararı geçersiz sayılır." kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, yargı kararının bir doğal afet gibi mücbir sebep olarak düşünülemeyeceği, işlemin hukuka aykırı olarak tesis edilmesinin idare ile yatırımcının müşterek kusurundan kaynaklı olabileceği, bu kusurun yatırımcı lehine olumlu bir sonuç doğurmaması gerektiği, Anayasanın 138. maddesi uyarınca mahkeme kararlarına uyma zorunluluğuna aykırılık teşkil ettiği belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, yargı kararıyla ÇED kararının yürütmesinin durdurulmasına veya iptaline karar verilmesi durumunda İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi gereği faaliyetin yapılmasının mümkün olmadığı, ancak devam eden yargılama sürecinde yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması veya esastan proje sahibi lehine karar verilmesi halinde ÇED kararının yeniden geçerli hale geleceği, dolayısıyla yargılama sürecinde geçen sürenin uygun görülen hallerde belgenin geçerlilik süresine eklenmesinin mümkün olabilmesi için söz konusu ibareye "mücbir sebep" tanımında yer verildiği, diğer mevzuat kapsamında da elektrik üretim lisansının, maden işletme ruhsatının, işyeri açma ve çalışma ruhsatının, yapı ruhsatının iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulması veya iptali durumunda, nihai olarak davanın lisans veya ruhsat sahibi lehine sonuçlanması durumunda da yargılama aşamasında geçen sürelerin mücbir sebep olarak değerlendirildiği belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; her ne kadar davacı tarafından Mahkemelerin verdiği yürütmenin durdurulması ve/veya iptal kararlarının mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği ileri sürülmüş ise de, hukuken mücbir sebebin; bir sorumluluğun ya da taahhüdün yerine getirilmesini kısmen ya da tamamen, geçici ya da daimi olarak engelleyen, kişinin önceden bilmediği, beklemediği ve tahmin edemediği ya da beklese ve tahmin etse dahi engelleyemeyeceği dışardan gelen olağanüstü olay ya da olgular olarak tanımlanması mümkün olup, hakkında Mahkemece yürütmenin durdurulması veya iptal kararı verilene kadar ÇED kararının hukuka uygunluk karinesinden yararlandığı, ÇED kararıyla ilgili yürütmenin durdurulması veya iptal kararının sebebi olan davalı idareye veya proje sahibine atfedilebilecek kusurun yapılan yargılamayla ortaya konulduğu, dolayısıyla yargı kararıyla ÇED kararının yürütmesinin durdurulmasına veya iptaline karar verilmesi durumunda, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi gerektiği dikkate alındığında, ÇED kararına konu faaliyetin o an için yapılamamasının hukuken korunabilir sebebe dayandığının kabulü gerektiğinden, ÇED belgesinin 5 yıllık sürede geçersiz sayılmaması için faaliyetin yapılmasına engel olan yargı kararının mücbir sebep olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 7- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (çç) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nde yer almayan "paydaş katılım planı" kavramı ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasında (çç) bendinde; "Paydaş katılım planı: Planlanan projenin tüm aşamalarında, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek tüzel/gerçek kişilerle (paydaşlarla) ne şekilde, hangi yöntemler ve araçlar kullanılarak iletişim kurulacağının ve bilgilendirme yapılacağının açıklandığı planı, ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, söz konusu düzenleme ile halkın katılımının değil, tek taraflı olarak bilgilendirilmesinin hedeflendiği, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek ifadelerinin muğlak olduğu, birbiri yerine kullanılamayacağı, hangi kriterle belirleneceği belli olmayan bir paydaş yönetim sürecinin işletileceği, paydaş katılım planını kimin yapacağının belli olmadığı, Yönetmeliğin 9. maddesinden anayasal hakkın kullanımının yatırımcının keyfine bırakıldığının anlaşıldığı, ayrıca halkın davacı konumunda olduğu, paydaş ifadesi ile projenin bir parçası haline getirilmelerinin hukuka aykırı olduğu, halkın paydaş tanımının dışında olduğu, paydaş katılım planının yoğun reklam niteliği taşıdığı, sağlıklı bilgi alma ve katılım hakkının engellendiği belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, bu tanımın, AB normlarında da yer alan sosyal etki değerlendirme çalışmalarının temelini oluşturduğu, gerek proje alanında yaşayan halkın gerekse görüşü alınan tarafların paydaş olduğu, ÇED sürecinin çok taraflı bir süreç olduğu, paydaş katılım planına ilişkin düzenlemenin, bu süreçte kurumlara, raporu hazırlayan müşavirlik firmasına, yatırımcıya, halka yükümlülüklerini hatırlatmak ve sorumluluk sınırlarının belirlenmesi amacıyla yapıldığı, standart bir rapor niteliğinde olmadığı, süreç içerisinde güncellenmesi gereken dinamik bir çalışma olduğu belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta, Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrasında; halkı, proje ve etkileri hakkında bilgilendirmek, halkın projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından paydaş katılım planı (PKP) hazırlanacağı, Bakanlığın gerekli gördüğü durumlarda, yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan halkın bilgilendirilmesine yönelik olarak ÇED süreci boyunca; bilgilendirici broşür dağıtılması, anket, seminer gibi çalışmalar yapılması veya proje ile ilgili internet sitesi hazırlanarak bilgi paylaşılması gibi ilave çalışmalar yapmasını da isteyebileceği, Bakanlık tarafından talep edilmesi halinde ÇED süreci içerisinde bu planın güncelleneceği dikkate alındığında, paydaş katılım planının tamamen proje sahibi şirketinin keyfiyetinde olmadığı, söz konusu madde gereği halkın katılımı toplantısının yapılması zorunlu olduğundan, toplantı yapılmaksızın yalnızca broşür, tanıtıcı film gibi yöntemlerle sürecin yönetilemeyeceğinin açık olduğu, ilgili halk için paydaş kavramının kullanılması ile halkın projenin bir parçası haline getirilmesinin değil, ÇED sürecinin bir parçası olduğunun vurgulanmasının amaçlandığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 8- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ee) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nde yer almayan "proje bedeli" kavramı ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) ee) Proje bedeli: Proje kapsamında, fiili olarak sahada yapılacak ünitelerin/tesislerin asgari yatırım tutarını (Arazi edinimi, saha düzenlemesi, bina-inşaat giderleri, makine-ekipman ile teçhizat giderleri, kurulum maliyetleri ve benzeri), (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Davacılar tarafından, ihtiyatlılık ilkesi gereği çevresel risklerin, alınacak önlemlerin, bunlar için yapılacak teknik çalışmalar ile bedellerinin ve sosyal maliyetlerin de proje bedelinde olması gereken kavramlar olduğu, projenin başlamasından sonlanmasına kadar tüm çevresel ve sosyal maliyetlerin bilinmesi, hesaba katılması gerektiği, dolayısıyla çevresel etki maliyetlerinin proje bedeli kapsamında tanımlanmamasının eksiklik olduğu belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, önceki Yönetmelikte proje bedeline bir takım sonuçlar bağlanmış iken, proje bedelinin hangi kalemlerden oluştuğunun belirtilmediği, dava konusu düzenleme ile bu eksikliğin giderildiği, ancak bu bedelin oluşabilecek risklere karşı alınan bedel olmadığı belirtilerek, düzenlemede eksiklik bulunmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; Yönetmeliğin farklı maddelerinde proje bedeline bir takım sonuçlar bağlandığı görülmüş olup, söz konusu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, proje bedelinin, inşaat öncesinden başlayarak işletme sonrasına kadar doğrudan bir yatırımın gerçekleşmesi veya bir projenin yapılabilmesi için gerekli olan somut ve hesaplanabilir asgari gider kalemlerinden oluştuğu sonucuna varılmış olup, davacılar tarafından söz konusu tanıma eklenmesi istenilen kalemler ile yapılması planlanan proje arasında açık ve kesin bir sebep-sonuç ilişkisi kurulamayacağının, dolayısıyla bu kalemlerin somut ve hesaplanabilir olmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 9- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... z) (Ek:RG-8/7/2019-30825 Mükerrer) Proje İlerleme Raporu: ÇED Olumlu Kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın başlangıç, inşaat ve işletme sonrasına ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren raporu, ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (ff) bendinde proje ilerleme raporu; ÇED Olumlu kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın inşaat öncesine ve inşaat dönemine ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren rapor olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, proje ilerleme raporunun "inşaat" esas alınarak tanımlandığı, mülga ÇED Yönetmeliğindeki tanımda yer alan "işletme sonrasına" ilişkin kısmın tanımdan çıkartıldığı, dolayısıyla kapsamın daraltıldığı, projeye dair çevresel etkinin tespiti amacı ile örtüşmediği, işletme sonrası oluşabilecek çevresel veya sosyal etkilerin yatırımdan önceki haline gelmesi için yapılacak faaliyetlerin de rapor kapsamında yer alması gerektiği belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, proje ilerleme raporu tanımında anlam düşüklüğünün düzeltildiği, proje ilerleme raporunun taahhütlerin izlenmesine altlık teşkil etttiği, tesis işletmeye geçtikten sonra "denetim"in devreye girdiği, denetim tanımı ile oluşan mükerrerliğin ortadan kaldırılmasının amaçlandığı savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; mülga ÇED Yönetmeliğinde "yatırımın başlangıç, inşaat ve işletme sonrasına" ilişkin kaydedilen gelişmeleri içerecek şekilde tanımlanan proje ilerleme raporunun iptali istemiyle Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/17671 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 20/10/2021 tarih ve E:2019/17671, K:2021/11627 sayılı kararıyla; proje ilerleme raporunun, projenin başlangıç aşamasından işletme sonrası aşamaya kadar yürütülmesine ilişkin veri toplama niteliğinde olduğu, izlemenin, proje ilerleme raporuna göre yapılan değerlendirmeleri ifade ettiği, denetimin ise gerek ÇED Gerekli Değildir kararının dayanağı proje tanıtım dosyasında (PTD'de), gerekse (izleme neticesinde) ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda verilen taahhütlerin fiili durumda yerine getirilip getirilmediğine yönelik çalışmaları kapsadığı vurgulanarak davanın reddine karar verilmiştir. Çevre Kanununda; çevresel etki değerlendirmesi, gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak ifade edilmiştir. Bu nedenle projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolü idarenin gerekli denetimi yapmasıyla mümkün hale gelmektedir. Denetimin gerek ÇED Gerekli Değildir kararının dayanağı proje tanıtım dosyasında (PTD'de), gerekse (izleme neticesinde) ÇED Olumlu kararının dayanağı ÇED raporunda verilen taahhütlerin fiili durumda yerine getirilip getirilmediğine yönelik çalışmalar olduğu ve izlemenin ise proje ilerleme raporuna göre yapılacağı dikkate alındığında, davalı idare tarafından da belirtildiği gibi izlemeye dayanak teşkil eden proje ilerleme raporunun kapsamının sadece inşaat dönemine özgülenemeyeceği, projelerin, ÇED Olumlu kararının verilmesine esas teşkil eden şartlar doğrultusunda yürütülüp yürütülmediğinin denetlenebilmesi amacıyla mülga Yönetmelikteki tanımda yer aldığı gibi, proje ilerleme raporunun işletme sonrası dönemi de kapsaması gerektiği, dava konusu düzenlemenin ise bu haliyle çevrenin korunması, sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkeleri ve kamu yararı ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır. Her ne kadar Dairemizin E:2023/11530 sayılı dosyasında davalı idare tarafından, ilerleme kavramının, inşaat öncesi ve inşaat sürecine ilişkin olabileceği, sonrasında, işletme açısından herhangi bir ilerleme olmayacağı, işletmenin kapatılması veya ekonomik ömrün tamamlanması gibi kavramların devreye gireceği ileri sürülmüş ise de, işletmenin kapatılmasına ilişkin süreçte de proje sahibinin (örneğin arazi ıslahı ve restorasyonu, ekosistem onarımı, güvenlik önlemleri gibi konulara dair) taahhütlerinin bulunduğu dikkate alındığında, bu kısma yönelik de taahhütlerin yerine getirilip getirilmediğinin izlenmesi amacıyla veri toplama niteliğinde olan proje ilerleme raporunun hazırlanması gerektiği açıktır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) bendinde mülga Yönetmelikte olduğu gibi "işletme sonrasına" yer verilmemek suretiyle eksik düzenleme nedeniyle anılan bent yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 10- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nde yer almayıp, ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde "Proje sahibi veya yetkili temsilcisinin talep etmesi halinde ÇED süreci, aşamasına bakılmaksızın sonlandırılır. ÇED sürecinin sonlandırıldığı Bakanlık ve il müdürlüğü tarafından internet sayfasından ilan edilir." kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, birçok tarafın emek harcayarak ÇED sürecine katılım sağladığı düşünüldüğünde, ÇED sürecinin iptali talebinin hangi gerekçelerle yapılabileceğinin ve buna ilişkin gerekçe raporunun değerlendirme şeklinin Yönetmelikte ayrıntılı olarak tanımlanması gerektiği, aksi halde ÇED sürecinin ciddiyetinin kaybolmasına, birçok kamu kaynağının boşa harcanmasına neden olacağı belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, uygulamada gerek projede revize yapılmasının, gerekse ekonomik nedenlerle projeden vazgeçildiğinin yazılı olarak beyan edilerek süreç sonlandırmalarının talep edildiği, yatırımcı projeden vazgeçmişken ÇED sürecinin devam ettirilmesinin mümkün olmadığı, uygulaması olan bir mevzunun yasal dayanağının oluşturulduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; proje sahibinin, projeden vazgeçmesinin öngörülebilen sebepleri olabileceği gibi, öngörülmeyen sebeplerinin de olabileceği, dolayısıyla proje sahibinin, projenin yapılmasından vazgeçtiği durumda projenin devam etmesi mümkün olamayacağından, vazgeçmeye dair tüm sebeplerin de ÇED Yönetmeliğinde en baştan belirlenmesinin işin doğası gereği beklenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 11- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında; "İnceleme sonucunda başvuru dosyasının ek-3’te yer alan ÇED Genel Formatına uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, Bakanlık yetkilileri, proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan oluşan bir Komisyon kurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise; inceleme sonucunda, başvuru dosyasının Ek-3’te yer alan genel formata uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık yetkililerinden oluşan bir Komisyon kurulacağı, ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebileceği veya çıkarılabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, yeni düzenleme ile Komisyondan proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kuruluşların çıkarılması projenin tarafı olmaları nedeniyle olumlu gibi görünse de; son cümle ile söz konusu kişilerin komisyona alınmasının önünün açıldığı, ayrıca keyfiyete dayalı olarak kurum ve kuruluşlardan elemenin söz konusu olabileceği belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, herhangi bir kurum tarafından olumsuz görüş verilmesi durumunda Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrası gereği ÇED sürecinin sonlandırıldığı veya 14. maddesinin 3. fıkrası gereği ÇED Olumsuz kararının verildiği, e-ÇED sistemi takip edilebilir olduğundan, kurum görüşleri sisteme yüklendiğinde eş zamanlı olarak kolaylıkla erişim sağlanabildiği, diğer taraftan bazen kurum görüş verdiğinde ayrıca diğer kurumun da görüşünün alınması önerisinde bulunduğu veya süreç içerisinde kurumun görüşüne ihtiyaç olmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla söz konusu maddenin dinamik olan sürece katkısının olduğu savunulmaktadır. İptali istenilen cümle, mülga ÇED Yönetmeliğinde olmayan ilk defa getirilen bir düzenlemedir. Her ne kadar davalı idare tarafından, süreç içerisinde bazı kurumların görüşüne ihtiyaç kalmadığı, aksine görüşüne ihtiyaç duyulan bazı kurumların olduğu durumlarda komisyona üye eklenmesi veya çıkarılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuş ise de, düzenleme ile komisyona üye eklenmesi veya çıkarılması hususunun ÇED süreci içerisinde "gerek görülmesi haline" bağlandığı anlaşılmış olup, bu kavramın belirsizlik içerdiği, sınırlarının veya koşullarının belirlenmemesi nedeniyle idareye çok geniş takdir hakkı tanındığı, bu haliyle, Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği gibi, hukuk devletinin unsurlarından olan ve hukuk normlarının öngörülebilir olmasını gerektiren “hukuki güvenlik” ilkesi ile maddi hukuk ve usul kurallarının önceden öngörülebilir bir açıklıkta olmasını ve kişilerin haklı beklentilerini bertaraf etmeyecek düzenlemeler yapılmasını gerektiren "hukuki belirlilik" ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar, süreç içerisinde, ilgili görülen üyeler açısından eksik değerlendirme yapılmış olabileceği ya da başta ilgili olarak değerlendirilen komisyon üyesince verilen görüşün proje açısından gerekli olmadığının sonradan anlaşılması gibi öngörülemeyen bu hallerin sürecin en başında belirlenebilir olmadığı bir an için kabul edilse dahi, düzenlemeyi hukuken belirsiz yapan ifadenin "gerek görülmesi haline" sonuca bağlanması olduğu, elbette proje açısından kurum görüşünün gerekli olduğunun veya olmadığının süreç içerisinde anlaşılmasının olağan olduğu, ancak, düzenlemenin bu haliyle, komisyona üye eklenmesi veya çıkarılması durumunun somut bir sebebe dayanmadığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebilir veya çıkarılabilir." cümlesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 12- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 4. fıkrası yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 5. fıkrasında; "Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığını, ÇED sürecinin başladığını, ÇED Başvuru Dosyasının halkın görüşüne açıldığını ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin Valiliğe veya Bakanlığa verilebileceği Bakanlık ve Valilik tarafından anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise; proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edileceği, ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, halkın katılımının sağlanması için halkın bilgilenmesinin şart olduğu, düzenleme ile internet sitesinde yapılan ilanın zorunlu tutulduğu, diğer yöntemlerin ise seçimlik olarak kullanabileceğinin düzenlendiği, bilgilenme hakkının engellenerek çevresel süreçlere halkın katılımını zorlaştıran bir değişiklik olduğu, herkesin interneti takip etmediği, Yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrasında yer alan; proje ile ilgili inceleme değerlendirme sürecinin başladığı ve ÇED raporunun halkın görüşüne açıldığı, Bakanlık ve il müdürlüğü tarafından internet sayfasından ilan edileceği, ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da halka duyurulacağına ilişkin düzenlemenin mantığı ile uyuşmadığı, dolayısıyla duyurulabilir yerine mutlak surette duyurulur şeklinde hükme bağlanması gerektiği iddialarıyla düzenlemenin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, ÇED sürecinin başlatıldığına yönelik ilanın internet sayfasından verileceği, ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulabileceği hususunun eklendiği, böylece ÇED sürecinin başlatılması ile ilgili olarak bilgilendirmenin daha net olarak tanımlanmasının sağlandığı, ayrıca yapılan ilanlar ile halkın sürece katılımının amaçlandığı, nitekim, proje hakkında hazırlanan posterler, reklam panoları vb. araçlarla paydaşlara proje hakkında bilgi verildiği, zorunlu olarak yapılan toplantılarda halktan gelen görüş, önerilerle ÇED raporunun tartışıldığı, yine aynı şekilde halkın katılımı toplantısının projenin başlangıç aşamasında yapılmasının sağlandığı belirtilerek, iptali istenilen ibarenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına, projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun yöntemine ilişkin olarak, mülga Yönetmelikle dava konusu Yönetmelik arasında farklılık bulunmaktadır. Nitekim mülga Yönetmelikte söz konusu ilan anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur iken, dava konusu Yönetmelikte internette duyurulması zorunlu tutulmakla birlikte, askıda ilan, anons gibi diğer yöntemler yönünden "duyurulabilir" ibaresi ile idareye bu konuda ihtiyari hareket etme imkanı tanınmıştır. Örneğin, Yönetmeliğin 11. maddesinin 3. fıkrasında; ÇED raporunun, halkın görüşüne açıldığının internette ilan edileceğinin ve ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulacağının düzenlenmesi ile her iki yöntem bakımından zorunluluk getirildiği, ancak iptali istenilen kuralda halkın katılımının sağlanmasını temin edecek bir düzenlemenin yer almadığı görülmüştür. Oysaki ÇED sürecinin şeffaf yürütülebilmesi ve çevre hukukunun temel ilkelerinden olan katılım ilkesinin tam olarak sağlanabilmesi amacıyla projeyle ilgili başvuru yapılmasından itibaren tüm sürecin, Yönetmeliğin ilanla ilgili diğer maddelerinde olduğu gibi, hem internette hem de anons veya askıda ilan ile duyurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan ilanın yöntemiyle ilgili idareye takdir yetkisi veren "duyurulabilir" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. 13- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 6. fıkrası yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 7. fıkrasında; "Bakanlık, gerekli gördüğü hallerde, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özelliklerini de dikkate alarak, üniversiteler, enstitüler, araştırma ve uzman kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, birlikler, sivil toplum örgütlerinden temsilcileri de Komisyon toplantılarına üye olarak çağırabilir." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrasında da; Bakanlığın, gerekli gördüğü hallerde, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özelliklerini de dikkate alarak; üniversiteler, enstitüler, araştırma ve uzman kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, birlikler, sivil toplum örgütlerini de komisyona dâhil edebileceği ve toplantılarına üye olarak çağırabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, "gerekli gördüğü hallerde" ibaresi ile "çağırabilir" ibaresinin bu haliyle katılım esasını sağlamadığı, ilk ibarenin çıkarılması, çağırabilir ibaresinin ise çağırır şeklinde düzenlenmesi gerektiği, böylece bir keyfiyete yol açılmayacağı, bu haliyle çevreyi koruma görevinin yok sayıldığı, kısıtlandığı belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, fıkranın bütüne bakıldığında çok farklı bir değişiklik yapılmadığı, gerekli olmayan veya ilgisi olmayan kurumların çağırılmasının zaten beklenilemeyeceği, halkın katılımı toplantısının herkese açık olduğu belirtilerek, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; mülga Yönetmeliğe göre fıkrada bütünüyle değişiklik yapılmadığı anlaşılmış olup, "projenin konusunun, türünün ve proje için belirlenen yerin özelliklerinin" komisyona yeni bir üye dahil edilmesini gerektirmeyebileceği dikkate alındığında, "gerekli görülen hallerde" ibaresi ile "çağırabilir" ibaresinin, düzenlemede sayılanların komisyona dahil edilmesi ya da üye olarak çağrılması hususunda idareye keyfiliğe yol açacak bir yetki tanınmış olduğu anlamına gelmediği, ayrıca proje hakkında ilgililerin nihai karar verilinceye kadar görüş ve önerilerini iletmesinin mümkün olduğu, bu haliyle ÇED sürecine katılımın engellenmediği/kısıtlanmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 14- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 9. maddesi yönünden; Davacı tarafından, öncelikli olarak maddeye bütünüyle itiraz edilmiş olup, "halkın katılımı toplantısı"nın "Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı" olarak değiştirilmesi ile ilgili olarak ilgili Kanunlarda "halkın katılımının" esas olduğu, katılımın bilgi edinmeyi de kapsadığı, Yönetmelikle tekrar edilmesine gerek olmadığı, sürecin kapsamının belirsiz olduğu ileri sürülerek anılan maddenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, "katılım" ifadesinin, her iki Yönetmelikte de yer aldığı, burada referandum yapılmadığı, dolayısıyla bilgilendirmenin, görüş ve öneri alınmasının esas olduğu belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; kavramsal değişiklik yapılmış olsa da, özü itibarıyla katılım hakkının esas olduğu, tek taraflı bilgilendirme değil, aynı zamanda ilgililerin görüş ve önerilerinin de beyan edebilmesi için toplantının düzenlendiği anlaşılmış olup, söz konusu düzenlemede bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Maddenin fıkralarına yönelik yapılan itiraza gelince; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Halkın katılımı toplantısı" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında; halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere; Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar ve proje sahibinin katılımı ile Bakanlıkça belirlenen tarihte, projeden en çok etkilenmesi beklenen ilgili halkın kolaylıkla ulaşabileceği Valilikçe belirlenen merkezi bir yer ve saatte Halkın Katılımı Toplantısı düzenlenir." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin "Halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı" başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında; "Halkı yatırım hakkında bilgilendirmek, projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere; Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar ve proje sahibinin katılımı ile Bakanlıkça belirlenen tarihte, projeden en çok etkilenmesi beklenen ilgili halkın kolaylıkla ulaşabileceği il müdürlüğü tarafından belirlenen merkezi bir yer ve saatte halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısı düzenleneceği kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, "projeden en çok etkilenen halk" ibaresinin sıkıntılı olduğu, nitekim içeriğinin hangi kritere göre belirlendiğinin belirsiz olduğu, etki alanının dar kapsamlı yorumlandığı, dar kapsamlı yapılacak tek toplantının halkın katılımı ve bilgi edinme hakkını engelleyici nitelikte olduğu, kapsam ve özel format belirleme toplantılarında etki alanının sınırlarına yönelik tartışmaya hiç girilmediği belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, en çok etkilenmesi beklenen ilgili halk esas alınarak toplantı yerinin seçilmesinin, bilgilendirme yapılmasının hukuka uygun olduğu, etki alanının dar kapsamlı düşünülmediği, süreç içerisinde tüm detayların incelendiği, 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinde dahi bu yöntemlerin yer almadığı, amacına ulaşmadığı için 2014'te kaldırıldığı, tüm kurumların en başından görüş belirtme hakkına sahip olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; etki alanı, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özellikleri dikkate alınarak belirlenecek olup, projenin türüne göre etki alanın da değişeceği dikkate alındığında, "projeden en çok etkilenen halk"ın projenin koşullarına göre belirlenebileceği, kavram olarak muğlaklık bulunmadığı, halkın katılımı ve bilgi edinme hakkını engelleyici nitelikte bir ibare olmadığı sonucuna varılmıştır. Mülga Yönetmeliğin 9. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; "Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar toplantı tarihini, saatini, yerini ve konusunu belirten bir ilanı; projenin gerçekleştirileceği yörede yayınlanan yerel süreli yayın ile birlikte yaygın süreli yayın olarak tanımlanan bir gazetede toplantı tarihinden en az on (10) takvim günü önce yayınlatır." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 2. fıkrasında da; "Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar toplantı tarihini, saatini, yerini ve konusunu belirten bir ilanı; projenin gerçekleştirileceği yörede yayımlanan yerel süreli yayın ile birlikte yaygın süreli yayın olarak tanımlanan bir gazetede toplantı tarihinden en az 10 takvim günü önce yayımlatır." kuralına yer verimiştir. Davacı tarafından, halkın katılımı toplantısına ÇED raporunu inceleyerek gelindiği, toplantıdan 10 gün öncesinden incelemenin süre bakımından kısıtlı olduğu belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Yönetmeliğin 8. maddesinin 4. fıkrası dikkate alındığında, bu sürenin ÇED raporunu inceleme süresi olmadığı, ÇED başvuru dosyasına ilk günden itibaren kurum görüşlerinden önce dahi ulaşılabildiği, sürenin toplantı yapılacağına dair olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; "en az 10 takvim günü" ibaresinin toplantının yapılmasına ilişkin bir süreyi ifade ettiği, dolayısıyla Yönetmeliğin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan; proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığı, ÇED sürecinin başladığı, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığı ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun ilan edilmesine yönelik düzenleme gereği zaten ÇED raporunun sürecin başından itibaren ilgililerin incelemesine açık olduğu anlaşıldığından, söz konusu sürenin toplantıya erişimin sağlanabilmesi için makul bir süre olduğu sonucuna varılmıştır. Mülga Yönetmeliğin 9. maddesinin 3. fıkrasında; "Komisyon üyeleri, kapsam belirlemesi öncesinde proje uygulama yerini inceleyebilir, kendilerine iletilen tarihe göre Halkın Katılımı Toplantısına katılabilirler." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 4. fıkrasında da; komisyon üyelerinin, özel format belirleme öncesinde, projenin planlandığı alanı inceleyebileceği, bildirilen tarihte düzenlenecek halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı toplantısına katılabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, proje alanının değil, proje etki alanının incelenmesi gerektiği, inceleme alanının daraltıldığı belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, tanımda sadece proje alanında inceleme yapılmasına yönelik bir kesinlik olmadığı, ÇED alanı, etki alanı gibi bir yönlendirme yapılmadığı, kurum ve kuruluşların yetkili oldukları konular itibarıyla görüşlerini bildirdikleri, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; düzenleme gereği inceleme yapılmasının zaten ihtiyari bir durum olduğu, proje alanı ifadesinin de doğrudan sınırları belli bir alanı işaret etmediği, projeyle ilgili olan tüm alanların incelenmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır. Mülga Yönetmeliğin 9. maddesinin 4. fıkrasında; "Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından halkı bilgilendirmek amacıyla broşür dağıtmak, anket, seminer gibi çalışmalar Halkın Katılımı Toplantısından önce yapılabilir veya internet sitesinden yayınlanabilir." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin 5. fıkrasında ise; "Halkı, proje ve etkileri hakkında bilgilendirmek, halkın projeye ilişkin görüş ve önerilerini almak üzere, Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından paydaş katılım planı (PKP) hazırlanır. Hazırlanan paydaş katılım planı ÇED başvuru dosyası ekinde sunulur. Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda, yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan halkın bilgilendirilmesine yönelik olarak ÇED süreci boyunca; bilgilendirici broşür dağıtılması, anket, seminer gibi çalışmalar yapılması veya proje ile ilgili internet sitesi hazırlanarak bilgi paylaşılması gibi ilave çalışmalar yapmasını da isteyebilir. Ayrıca Bakanlık tarafından talep edilmesi halinde ÇED süreci içerisinde bu plan güncellenir." kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, PKP'nin tanımının muğlaklık içerdiği, vatandaşın ÇED sürecine katılımının kısıtladığı, süreci yatırımcının keyfine bırakan özellikler gösterdiği belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımının ÇED sürecinde birçok mekanizma ile sağlandığı, görüş ve önerilerinin alındığı, PKP'nin amacının raporu hazırlayan firmaya, yatırımcıya, halka yükümlülüklerini anlatmak, sorumluluklarının sınırlarını belirlemek olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; söz konusu madde bütünüyle incelendiğinde halkın katılımı toplantısının yapılmasının zaten zorunlu olduğu, paydaş katılım planının; planlanan projenin tüm aşamalarında, projeden etkilenebilecek veya projeyi etkileyebilecek ya da proje ile ilgisi olabilecek tüzel/gerçek kişilerle (paydaşlarla) ne şekilde, hangi yöntemler ve araçlar kullanılarak iletişim kurulacağının ve bilgilendirme yapılacağının açıklandığı plan olduğu, bu yönüyle muğlaklık içermediği gibi, halkın katılımını engelleyen bir yönünün de bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 15- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 11. maddesinin 4. fıkrası yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Çevresel etki değerlendirmesi raporunun bakanlığa sunulması" başlıklı 11. maddesinin 4. fıkrasında; "ÇED Raporunu incelemek isteyenler, duyuru tarihinden itibaren rapor nihai edilene kadar raporu inceleyerek proje hakkında Bakanlığa veya Valiliğe görüş bildirebilirler. Valiliğe bildirilen görüşler Bakanlığa iletilir. Bu görüşler Komisyon tarafından dikkate alınır ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından ÇED Raporuna yansıtılır." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Çevresel etki değerlendirmesi raporunun Bakanlığa sunulması" başlıklı 11. maddesinin 4. fıkrasında ise; ilgililerin, ÇED raporunun ilan edilmesinden itibaren rapor hakkında görüş ve önerilerini Bakanlığa veya il müdürlüğüne bildirebileceği, il müdürlüğüne bildirilen görüşlerin Bakanlığa iletileceği, bu görüşlerin komisyon tarafından dikkate alınacağı ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlar tarafından son şekli verilen ÇED raporuna yansıtılacağı düzenlenmiştir. Davacı tarafından, "ilgililer" ifadesinin muğlak bir ifade olduğu, ÇED raporunu incelemek ve görüş vermek isteyen herkesin görüşlerini komisyona iletebilmesi gerektiği, düzenlemenin, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 30. maddesindeki; çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan "herkes"in ilgili merciilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebileceği hükmünde geçen "herkes" kavramına aykırı olduğu belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, ÇED raporunu inceleyip görüş vermenin öncelikle proje ile ilgisi bulunan, projeden çıkarı olan ilgililerin konusu olduğu, dava açıldığında dahi konuyla ilgisi olmayan, etkilenmeyen kişilere ilişkin olarak davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği, ÇED sürecinde tüzel veya gerçek kişilerin görüş vermelerini engelleyen bir düzenlemenin olmadığı belirtilerek, hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; her ne kadar "ilgililer" kavramının muğlak olduğu, bu kavram yerine ÇED raporunu incelemek ve görüş vermek isteyen herkes kavramının kullanılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, projeyle ilgisi bulunanların görüş ve öneri sunulabileceğinin vurgulandığı dikkate alındığında, "ilgililer" ibaresinde herhangi bir muğlaklığın söz konusu olmadığı, gerçek veya tüzel kişilerle ilgili bir sınırlamanın öngörülmediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 16- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 12. maddesinin 2. fıkrası ile 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Komisyonun çalışma usulü ve çevresel etki değerlendirmesi raporunun incelenmesi" başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında; "(Değişik:RG-26/5/2017-30077) Komisyon, yazılı görüş vermiş olan inceleme, değerlendirme komisyonu üyeleri dahil salt çoğunluk ile toplanır. Komisyon üyeleri, temsil ettikleri merkezi ve yerel kurum/kuruluşları ilgilendiren konulardaki yetki, görev ve sorumlulukları çerçevesinde görevlendirilirler, kurum/kuruluşları adına görüş bildirirler. Komisyon başkanı, üyelerden görüşlerini yazılı olarak vermelerini isteyebilir. Yazılı görüş veren kurum temsilcilerinin sonraki toplantılara katılmamaya ilişkin istemleri Komisyon başkanınca değerlendirilir. İnceleme değerlendirme toplantısı sonrasında otuz (30) takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen komisyon üyesi kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinin 1. fıkrasında; "(Değişik:RG-26/5/2017-30077) Bakanlık, Proje Tanıtım Dosyalarını Ek-4’te yer alan kriterler çerçevesinde inceler ve değerlendirir. Bakanlık, bu aşamada gerekli görülmesi halinde Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan proje ile ilgili geniş kapsamlı bilgi vermesini, araç gereç sağlamasını, yeterliği kabul edilebilir kuruluşlarca analiz, deney ve ölçümler yapmasını veya yaptırmasını isteyebilir. Bakanlık inceleme değerlendirme sürecinde gerekli görülmesi halinde yetkili kurum/kuruluşlardan görüş isteyebilir. Otuz (30) takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Komisyonun çalışma usulü ve çevresel etki değerlendirmesi raporunun incelenmesi" başlıklı 12. maddesinin 2. fıkrasında; "İnceleme değerlendirme toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır." kuralına, "Başvuru ve inceleme" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinde; "Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde, dosyadaki bilgiler dikkate alınarak ilgili kurum/kuruluşlardan yazılı görüş istenebilir veya ilgili kurum/kuruluşlarla toplantı düzenlenebilir. Yazılı görüş istenilmesi halinde görüş talep yazı tarihinden itibaren, toplantı düzenlenmesi halinde ise toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır." kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından; kurumun görüş vermemesi halinde ortada bir değerlendirme olmayacağı, dolayısıyla olmayan görüşün olumlu kabul edilmesinin çevrenin korunmasına aykırı olacağı, suistimale neden olacağı, ayrıca talep edilen yazı tarihinden sürenin başlamasının uygun olmadığı, sürenin talep yazısının görüşü istenilen kuruma tebliğinden itibaren başlaması gerektiği, aksi halde yazının kuruma geç tebliği durumunda sürenin çoktan işlemeye başlayacağı belirtilerek, düzenlemelerin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmeliğin aynı yöndeki maddesinin iptali istemiyle açılan davanın, Danıştay Atıncı Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2019/2505, K:2021/11622 sayılı; E:2019/2505, K:2021/2506 sayılı kararlarıyla reddedildiği, dolayısıyla aynı yönde olan dava konusu düzenlemenin de hukuka uygun olduğu savunulmuştur. 31/07/2009 tarih ve 27305 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmelik'in "Kurum içi ve kurum dışı yazışma" başlıklı 11. maddesinde; "(1) Kurum içi ve kurum dışı görüş, bilgi ve belge talep yazıları günlü yazılır. İlgili mevzuatındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, idareler belge taleplerini en geç beş gün, bilgi ve görüş taleplerini ise en geç onbeş gün içinde yerine getirir. İdare, bilgi ve görüş yazıları için onbeş günü geçmemek üzere ek süre kullanabilir. Bu yazışmalar elektronik ortamda da yapılabilir." kuralı yer almıştır. Yukarıda yer verilen Kamu Hizmetlerinin Sunumunda Uyulacak Usul ve Esaslara İlişkin Yönetmeliğin 11. maddesinde; kurum içi ve kurum dışı görüş, bilgi ve belge talep yazılarının günlü yazılacağı, ilgili mevzuatındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, idarelerin belge taleplerini en geç beş gün, bilgi ve görüş taleplerini ise en geç on beş gün içinde yerine getireceği, idarenin, bilgi ve görüş yazıları için on beş günü geçmemek üzere ek süre kullanabileceği, bu yazışmaların elektronik ortamda da yapılabileceği düzenlenmiş olup, dava konusu Yönetmeliğin 6. ve 8. maddeleri ile mevcut Yönetmeliğin iptali istenilen 12. maddesinin 2. fıkrasına ve 17. maddesinin 1. fıkrasına eklenen otuz (30) takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen komisyon üyesi, kurum/kuruluşun görüşünün olumlu kabul edileceğine dair ibarelerin, yine aynı Yönetmelikte düzenlendiği üzere kurulacak komisyonun çalışmalarını hızlandırmak ve görüş verilmemesi durumda, komisyon çalışmalarının tıkanmasını önlemek amaçlı olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim, benzer şekilde Yönetmeliğin "Çevresel etki değerlendirmesi raporunun Bakanlığa sunulması" başlıklı 11. maddesinin 1. fıkrasında; iade edilen ÇED raporunun eksiklikleri tamamlanarak 30 takvim günü içerisinde Bakanlığa sunulması gerektiği, süresi içerisinde sunulmaması halinde ÇED sürecinin sonlandırılacağı; "Başvuru ve inceleme" başlıklı 16. maddesinin 3. fıkrasında ise; proje tanıtım dosyasındaki eksikliklerin 6 ay içinde tamamlanmaması halinde ÇED sürecinin sona ereceği düzenlenmiş olup, Yönetmeliğin çeşitli maddelerinde de benzer (süreli) düzenlemelerin yer aldığı görülmektedir. Bu itibarla; ÇED sürecini gereksiz zaman kayıplarına yol açmadan sonuçlandırmaya ve bu süreçteki tıkanmaları önlemeye yönelik yapılan bu düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. 17- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 12. maddesinin 11. fıkrasının (ç) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Komisyonun çalışma usulü ve çevresel etki değerlendirmesi raporunun incelenmesi" başlıklı 12. maddesinin 9. fıkrasında; "(Değişik:RG-26/5/2017-30077) Komisyon tarafından, inceleme değerlendirme toplantıları sırasında; (...) ç) bendinde; Çevreye olabilecek olumsuz etkilerin giderilmesi için gerekli önlemlerin yer alıp almadığına, (...) ilişkin inceleme ve değerlendirmeler yapılır." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 12. maddesinin 11. fıkrasında ise; "Komisyon tarafından, inceleme ve değerlendirme toplantıları sırasında; (...) (ç); "Çevreye olabilecek olumsuz etkilerin giderilmesi için gerekli önlemlerin yer alınıp alınmadığına, (...) ilişkin inceleme ve değerlendirmeler yapılır." kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, ÇED raporlarında olumsuz etkinin ne şekilde, hangi tekniklerle giderileceğine dair somut taahhüt verilmeyip, sadece yasal mevzuata uyulacağına yönelik taahhüt verildiği, dolayısıyla olumsuz etkilerin giderilmesine yönelik bilimsel ve teknik yöntemlerin, plan ve projelerin açık ve net şekilde tanımlanması gerektiği, ÇED Yönetmeliğinde somut taahhütlerden oluşan standart bir taahhüt metninin olması gerektiği belirtilerek, anılan düzenlemenin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, mevzuatla ilgisi olmayan proje bazlı bir yaklaşım olduğu, söz konusu maddenin ÇED sürecinde yapılan çalışmaların şablonunu belirleyen bir madde olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; ÇED raporunda çevreye olabilecek olumsuz etkilerin giderilmesi için gerekli önlemlerin yer alıp almadığı hususunun projenin türüne, proje alanına göre değişkenlik gösterecek bir konu olduğu ve taahhütlerin de projeye özgü olarak değişeceği dikkate alındığında, söz konusu bent kapsamında genel bir çerçeve çizilmesinin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 18- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 24. maddesinin 1. fıkrası [(a) bendi hariç] yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde; "1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tümü ile yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler, b) ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan veya Seçme Eleme Kriterlerine tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED Raporu hazırlanması talebi üzerine Bakanlıkça uygun görülen projeler, c) Organize Sanayi Bölgeleri, İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri, Endüstri Bölgeleri, Serbest Bölgeler ile Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde kurulması planlanan projeler, ç) Stratejik Çevresel Değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler, d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler veya prototip üretim yapan projeler, e) Ek-1 listesi veya ek-2 listesinde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler, f) (Mülga fıkra:RG-9/2/2016-29619)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde ise; "(1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tamamen yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler. b) Bu Yönetmeliğe tabi olmayan veya Ek-2’deki listeye tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED raporu hazırlama talebinin Bakanlıkça uygun görüldüğü projeler. c) Organize sanayi bölgeleri, ihtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler ile teknoloji geliştirme bölgelerinde kurulması planlanan projeler. ç) Stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler. d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler, Ar-Ge çalışmaları veya prototip üretim yapan projeler. e) Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler" şeklinde düzenlenmeye yer verilmiştir. Davacı tarafından, fıkrada sayılan projelerin, (a) bendi hariç hiçbirinin olağanüstü hal kapsamında olmadığı, ayrıca Ar-Ge çalışmalarının eklendiği, bunun bir muafiyet işlemi olduğu, idarenin takdir hakkı olamayacağı ileri sürülerek, söz konusu fıkraların [(a) bendi hariç] iptal edilmesi istenilmektedir. Davalı idare tarafından, şimdiye kadar yukarıda altı çizili ifadeler dışındaki diğer kısımların aynı şekilde mülga 2013 ve 2014 ÇED Yönetmeliklerinde de yer aldığı, altı çizili kısımların eklenerek lokal değişiklik yapıldığı, arge çalışmalarının da bu kapsam özel hükümlere dahil edildiği belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; söz konusu düzenlemede "olağan durumlar" dışındaki durumların öngörüldüğü, örneğin yaşanılan doğal afet, kaza gibi durumlarda çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla ivedilik gerektiren veya zaten laboratuvar ortamında yapılan bir deneysel çalışma niteliğinde olan veya stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler gibi projelerde doğrudan yatırımcının ÇED başvuru dosyası veya proje tanıtım dosyası ile olağan sürecin başlatılması yerine, projelerin kendine özgü koşulları değerlendirildikten sonra ÇED sürecine ilişkin yöntemin Bakanlıkça belirlendiği, bu durumun ise iptali istenilen bentlerde sayılan projeleri doğrudan ÇED Yönetmeliğinden muaf hale getirmediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 19- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin geçici 2. maddesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Kapsam dışı projeler" başlıklı geçici 2. maddesinde; "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin ilk yayım tarihi olan 7/2/1993 tarihinden önce üretime ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projeler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır." kuralına, "Kanuni kapsam dışı projeler" başlıklı geçici 3. maddesinde; "23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, 29/5/2013 tarihi itibariyle üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Kanunen muafiyet hakkı olan projeler" başlıklı geçici 2. maddesinde; "(1) 7/2/1993 tarihli ve 21489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin yayımı tarihinden önce üretime ve/veya işletmeye başladığı belgelenen projeler bu Yönetmelik hükümlerinden muaftır. (2) 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, 29/5/2013 tarihi itibarıyla üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler bu Yönetmelik hükümlerinden muaftır." kuralı yer amıştır. Davacı tarafından, 30 yılı aşkın süre önce yatırım programına alınmış, üretime ve/veya işletmeye başlamış projelerin ÇED sürecinden muaf tutulması, çevresel etki düşünüldüğünde süreç içerisinde projenin yakınlarındaki diğer başka faaliyetler, mevcut doğal varlıkların bugünkü konumunun değerlendirilmesi vs bakımından kümülatif etki analizinin yapılmasının önüne geçeceği belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, ÇED'in tanımı düşünüldüğünde artık işletmeye geçmiş bir proje için yer seçimi yapılamayacağı, teknolojisinin belli olduğu, doğası gereği ÇED Yönetmeliğinin uygulanamayacağı, kaldı ki bir tesisin ÇED Yönetmeliğinden muaf olmasının, diğer çevre mevzuatından da muaf olduğu anlamına gelmediği ileri sürülerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; geçici 2. maddenin 1. fıkrası ile 2. fıkrasında öngörülen tarihler itibarıyla üretime veya işletmeye başlamış bir proje için çevresel etki değerlendirmesinin yeniden yapılmasının beklenilemeyeceği, bu projeyle birlikte çevresel etkilere sebebiyet veren başka ve yeni bir projenin yapılmasının planlanması durumunda kümülatif etkilerin değerlendirilmesinin mümkün ve gerekli olduğu, ayrıca 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun geçici 3. maddesinde; "(Ek: 21/5/2013 – 6486/12 md.) 23/6/1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla (…) üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler Çevresel Etki Değerlendirmesi kapsamı dışındadır." hükmünün aldığı ve anılan Kanun maddesinin 29/05/2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, dava konusu Yönetmeliğin geçici 2. maddenin Kanuna uygun düzenlediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. Davacılar tarafından, Yönetmeliğin Ek 1 ve Ek 2 listelerinin tümünün iptaline karar verilmesi istenilmişse de, dava dilekçesinde yer verilen iddiaların listelerin tümünün iptal edilmesini gerektirmediği sonucuna varıldığından, listelerde iptali istenilen maddeler incelenmiştir. 20- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan kimya tesisleri" başlıklı 6. maddesinde; "a) Organik kimyasalların üretimi, b) İnorganik kimyasalların üretimi, c) Yıllık 20.000 ton ve üzeri fosfor, azot ve potasyum bazlı basit veya bileşik gübrelerin üretimi." düzenlemesi almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 6. maddesinde; "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan organik ve/veya inorganik kimyasalların üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," düzenlemesine, 7. maddesinde ise; "Basit veya bileşik fosfor, azot ve potasyum bazlı gübrelerin üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte entegre olma zorunluluğunun getirildiği, tekil olsa bile kirletici etkisi yüksek tesislerle ilgili daraltılma yapılmasının doğru olmadığı belirtilerek düzenlemelerin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, mevcut tanımın entegre kimya tesislerini ifade ettiği için AB Direktifinin Ek-1 listesi 6. maddesine uygun revize edildiği, entegre üretim için kapasite kriteri öngörülmesini, hammadde azot, fosfor ve potasyum bazlı basit ve bileşik gübre üreten entegre tesisler için ekonomik fizibilite bağlamında uygun olmadığı, dolayısıyla tüm entegre gübre tesislerinin Ek-1 listesine alındığı, bu tür tesislerin, organik inorganik kimya tesisi olduğu, sadece karışım yapan gübre tesisinin Ek-2 listesinde yer aldığı belirtilerek, düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (p) bendinde, faaliyet konuları veya işlevleri açısından birbirine bağlı ve tamamlayıcı nitelikteki birden fazla faaliyeti kapsayan projeler olarak ifade edilen entegre projenin tanımı dikkate alındığında, iptali istenilen düzenlemelerde de söz konusu projeler "fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan kimya tesisleri" olarak ifade edildiğinden, bu projeler için entegre ibaresinin kullanılması ile yeni hukuki bir durum oluşmadığı, yalnızca söz konusu projelerin niteliğine açıklık getirildiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 21- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan “Denize cepheli” ibaresi ile Ek-2 listesinin 28. maddesinin (h) bendinde yer alan “Denize cepheli” ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler" başlıklı 9. maddesinin (ç) bendinde; "24 m ve üzerinde yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralına, Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (o) bendinde; "10-24 m arasında yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler;" başlıklı 10. maddesinin (ç) bendinde; Denize cepheli 24 metre üzeri yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı ile Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri;" başlıklı 28. maddesinin (h) bendinde ise; "Denize cepheli 5 m üzerinde ve 24 m altında (alt ve üst sınır dâhil) yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı düzenlenmiştir. Davacı tarafından, iptali istenilen bentlerde sayılan tesisler için denize cepheli olma kriterinin getirildiği, denize cepheli olmayan tesislerin, ÇED kapsamı dışında bırakıldığı, denize cepheli olmasının bilimsel bir kriter olmadığı belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, alt sınırın 10 m'den 5 m'ye düşürüldüğü, dolayısıyla kısıtın artırıldığı, yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde gerçekleştirildiği, bu tesislerin her türlü atığının ve çevresel etkisinin nispeten kontrol altına alınabildiği, ÇED'in kirletici vasfı yüksek tesisler için öngörüldüğü dikkate alındığında, kapalı hangar içerisinde gerçekleşen bir faaliyet için EK-2 sürecinin uygulanmasının ve duruma göre "ÇED Gereklidir" kararı verilmesi sonrasında Ek-1 sürecinin uygulanmasının yeterli görüldüğü, karada üretim yapan tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında bırakılmadığı belirtilerek düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; uygulamada yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde yapılmasından hareket edilerek "denize cepheli" kriterinin getirildiğinin görüldüğü, bununla birlikte alt sınırın da düşürülerek daha fazla projenin ÇED Yönetmeliğine dahil olmasının sağlandığı, ayrıca davacıların iddiasının aksine denize cepheli olmayan tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmadığı, nitekim ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (ğ) bendinde; karada, 5 metre ve üzerinde yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesislere yer verildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 22- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 15. maddesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 16. maddesinde; "Kapasitesi 150.000 eşdeğer kişi ve/veya 30.000 m3/gün üzeri olan atık su arıtma tesisleri" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 15. maddesinde; kapasitesi 50.000 m³/gün üzeri olan atık su arıtma tesisleri düzenlenmiştir. Davacı tarafından, eşik değerin 30.000 m3/gün'den 50.000 m³/gün'e yükseltilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, atık su arıtma tesislerinin çevreci yatırımlar olduğu, nitekim kapasitesi ne olursa olsun nihai hedefinin kirlenmiş suların arıtılmasına yönelik olduğu, TÜİK verilerine göre 50.000 m³/gün kapasitesine sahip ilçe sayısının azaldığının ve köy/belde statüsüne dönüştüğünün anlaşıldığı, ayrıca günümüzde yaşanılan müsilaj sorunu dikkate alındığında, atık su arıtma tesislerinin ivedilikle devreye alınmasının gerektiği, bu projelerin AB ÇED müktesabatında dahi yer almadığı, nüfus değişimleri ve çevresel koşullar dikkate alınarak eşik değerlerin yeniden düzenlendiği savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; günümüzde yaşanılan müsilaj sorunu veya diğer çevresel faktörler dikkate alındığında, nihai hedefi kirlenmiş suların arıtılması olan bu tür projelere ivedilikle ihtiyaç duyulması nedeniyle çevresel koşullar dikkate alınarak eşik değerlerin yeniden düzenlenerek yükseltildiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktdır. 23- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 25. maddesinin (a) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 27. maddesinde; "a) (Değişik:RG-19/4/2019-30750) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dahil) planlanan açık işletmeler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 25. maddesinde de; a) 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dâhil) planlanan açık işletmeler, kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, yüzey alanı dikkate alınarak, 25 hektarın altında bulunan madencilik faaliyetleri için ÇED sürecinin işletilmesi zorunluluğunun kaldırılarak, ön inceleme ve değerlendirme sürecine tabi tutulduğu, oysaki maden projelerinin birbirine yakınlığı düşünüldüğünde her bir proje için 25 hektarın altında yüzey alanı olsa bile toplam alanın 25 hektarın üzerinde olabildiği, dolayısıyla maden projeleri bakımından mutlaka kümülatif çevresel etki değerlendirmesinin yapılması gerektiği belirtilerek, söz konusu düzenlemenin iptali istenilmektedir. Davacının iddialarıyla benzer yöndeki iddialarla Danıştay Altıncı Dairesinin E:2019/15317 sayılı dosyasında açılan davada, Dairenin 20/10/2021 tarih ve E:2019/15317, K:2021/11625 sayılı kararıyla; "(...) Uyuşmazlık; çevresel etki değerlendirmesinin, ruhsat alanı yerine yüzey alanı esas alınarak yapılması ile, aynı ruhsat alanı içerisindeki birden fazla çalışma sahasında ÇED sürecine tabi olmaksızın madencilik faaliyeti yapılmasına sebebiyet verildiği, dolayısıyla bütüncül bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmadığının ileri sürülmesinden kaynaklanmaktadır. Dava konusu düzenleme ile 25 hektar ve üzeri arazi yüzeyinde (Kazı ve döküm alanı dahil) planlanan açık işletmeler, çevresel etki değerlendirmesi uygulanacak projeler arasında sayılmıştır. Davacı tarafından her ne kadar çevresel etki değerlendirmesinin, arazi yüzeyi yerine ruhsat alanı esas alınarak yapılması gerektiği ileri sürülmüş ise de, ÇED Yönetmeliği ile Maden Yönetmeliği birlikte değerlendirildiğinde, işletme izninin fiilen çalışılan alan için verildiği, bu yönüyle düzenlemede yer alan "arazi yüzeyi" kavramının, işletme izni verilen alan kavramını karşıladığı anlaşılmış olup, bu yönüyle 25 hektarlık eşik değer için "arazi yüzeyinin" esas alınmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Aksi yorumun kabulü halinde, projenin çevresel etki değerlendirmesinin ruhsat alanına göre yapılırken, işletme izninin faaliyetin fiilen gerçekleştirileceği alan için verilmesi ile birbiriyle örtüşmeyen bir uygulamaya sebebiyet verileceğinin kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, AB ÇED Direktifinin Ek-1 Listesinin 19. maddesinde de eşik değerin belirlenmesinde "arazi yüzeyinin" kıstas olarak alındığı görülmüştür. Davacının, söz konusu düzenleme ile aynı ruhsat alanı içerisindeki birden fazla çalışma sahasında ÇED sürecine tabi olmaksızın madencilik faaliyeti yapılmasına sebebiyet verileceği, bütüncül bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmayacağı iddiasına gelince, aynı ruhsat sahasında yapılması planlanan projenin, mevcut proje ile aralarında organik bağ bulunması durumunda, yukarıda yer verilen ÇED Yönetmeliğinin 20. maddesinin 2. fıkrasında yer alan planlanan projenin etkileri ile mevcut karara esas çevresel etkilerin birlikte kümülatif değerlendirileceği düzenlemesi karşısında, planlanan proje, kapasite artışı kapsamında değerlendirilerek, çevresel etkilerin mevcut projenin çevresel etkileriyle bütüncül ele alınması gerektiğinden, bu iddiaya itibar edilmemiştir. Diğer taraftan, aynı ruhsat alanı içerisinde yer alan projelerin aralarında organik bağ bulunmaması durumunda dahi, ÇED Yönetmeliğinin Ek-3'te yer alan genel formatı kapsamında mevcut proje ile planlanan projelerin kümülatif etkilerinin değerlendirilmesi de mümkündür. (...)" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar, Danıştay İdari Dava Dairelerinin 26/10/2023 tarih ve E:2022/1039, K:2023/2093 sayılı kararıyla onanmıştır. Bu itibarla; bakılmakta olan davadaki iddialar ile aynı yönde olan iddialarla açılan davanın yargı denetiminden geçtiği ve söz konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğunun ortaya konulduğu dikkate alındığında, dava konusu düzenlemede de, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır. 24- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 33. maddesinde; "İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri, (Ek-1 listesi ve ek-2 listesinde yer alan projeler)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 31. maddesinde; "İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde yer alan ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler) kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, "aynı türde üretim/faaliyet yapmayan tesislerin" ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarıldığı belirtilerek, söz konusu düzenlemenin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, böyle bir tanımlamanın 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nda zaten yer aldığı, aynı türde üretim yapmayan tesislerin zaten ihtisas organize sanayi bölgesinde yer alamayacağı belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; 4562 sayılı "Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu"nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde; ihtisas OSB'nin, aynı sektör grubunda ve bu sektör grubuna dahil alt sektörlerde faaliyet gösteren tesislerin yer aldığı OSB olarak tanımlandığı dikkate alındığında, ÇED Yönetmeliğine, aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler ibaresi eklenmemiş olsaydı dahi, 4562 sayılı Kanun'da yer alan tanım bu yönde olduğundan, düzenleme ile yeni bir tanımlama yapılmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktdır. 25- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 35. maddesinde; "Tarım ilaçlarının ve/veya farmasötik ürünlerin etken maddelerinin üretildiği tesisler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 33. maddesinde ise; "Tarım ilaçlarının ve/veya farmasötik ürünlerin etken maddelerinin üretildiği tesisler (Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, söz konusu projelerle ilgili "Ar-Ge için üretim yapan" tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, Ar-Ge'nin bilimsel ve teknik bilgi birikimini artırmaya yönelik uygulamalar olduğu, bir başka ifadeyle, pilot ölçekte hatta laboratuvar şartlarında yapılan deneysel çalışmalar bütünü olduğu, dolayısıyla henüz prosesi netleşemeyen, üretime geçip geçmeyeceği belli olmayan pilot ölçekteki deneysel çalışmanın kapsam dışı olmasının doğal olduğu belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; "Ar-Ge" çalışmalarının, pilot ölçekteki deneysel çalışma olduğu, uzun vadeli üretime geçilip geçilmeyeceğinin belli olmadığı dikkate alındığında, bu tür projelerin çevre üzerindeki etkilerinin bu aşamada kabul edilebilir olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktdır. 26- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi ile Ek-2 listesinin 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 46. maddesinde; "154 kV (Kilovolt) ve üzeri gerilimde 15 km ve üzeri uzunluktaki elektrik enerjisi iletim hatları" kuralına, Ek-2 listesinin 40. maddesinde; "154 kV ve üzeri gerilimde 5-15 km uzunlukta olan elektrik enerjisi iletim hatları" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 44. maddesinde; "154 kV (kilovolt) ve üzeri gerilimde ve 15 km ve üzeri sürekli uzunluktaki elektrik enerjisi iletim hatları" kuralına, Ek-2 listesinin 37. maddesinde; "154 kV (kilovolt) ve üzeri gerilimde ve 5 km ve üzeri sürekli uzunlukta olan elektrik enerjisi iletim hatları" kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, söz konusu maddelere "sürekli" "ibaresi eklenerek diğer kriterler sağlansa bile "sürekli olmayan" iletim hatlarının ÇED Yönetmeliğinden muaf tutulduğu belirtilerek, düzenlemelerin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, yakın konumda paralel hatlar olduğunda, projenin ÇED Yönetmeliğine tabi olup olmadığı belirlenirken, paralel hatların toplamı üzerinden mi yoksa iki ayrı hat üzerinden mi değerlendirme yapılacağı hususunda uygulamada tereddüt yaşandığına yönelik TEİAŞ başvurusunun bulunduğu, dolayısıyla "sürekli" ibaresi eklenerek konuya açıklık getirildiği belirtilerek, düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; mülga Yönetmeliğe göre dava konusu Yönetmelikte eşik değer bakımından bir değişiklik yapılmadığı görülmüş olup, dava konusu düzenlemelere "sürekli" ibaresinin uygulamada yaşanılan tereddütleri gidermek amacıyla eklendiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktdır.
27- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 6. maddesinde; "Hammadde üretim ünitesini içeren sabun ve/veya deterjan üretimi yapan tesisler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 6. maddesinin (b) bendinde ise; "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan sabun üretimi yapan tesisler, düzenlenmiştir. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile sabun üretimi yapan tesisler bakımından "kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" eşik değer getirildiği ve bu eşik değerin altında kapasiteye sahip projenin ÇED kapsamı dışında bırakıldığı belirtilerek, düzenlemelerin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, uygulamada endüstriyel ölçekte üretimlerin 2 ton/gün için çok üzerinde olduğu, kırsal bölgedelerde de küçük ölçekli ev ortamında sabun üretildiği, endüstriyel üretimle lokal üretimin ayrılması gerekliliğinin ortaya çıktığı belirtilerek dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; uygulamada kırsal bölgelerde ev ortamında küçük ölçekli üretim yapıldığı anlaşıldığından, endüstriyel üretim ile lokal üretimin aynı ölçüde çevresel etkiye sebep olmayacağı, belirlenen eşik değer altındaki kapasitede olan bir üretimin çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
28- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Hayvansal ürünlerin üretimi" başlıklı 28. maddesinin (a) bendinde; "Hayvansal yağların eritildiği tesisler" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi" başlıklı 26. maddesinin (ı) bendinde ise; "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri hayvansal yağların eritildiği tesisler" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile hayvansal yağların eritildiği tesisler bakımından "işleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" eşik değer getirildiği ve bu eşik değerin altında kapasiteye sahip projenin ÇED kapsamı dışında bırakıldığı belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, yılın 365 günü üretim yapılabileceği varsayımı ile düşünüldüğünde, yıllık 100 tonluk üretimin ayda 8 tona ve günde 250 kg'a denk geldiği, kaldı ki köylerde ve yaylalardaki küçük mandıralarda geçimini sağlayan insanların lokal işletmelerinin bulunduğu, bu eşik değerin altında kalan endüstriyel ölçekte üretim yapmayan lokal işletmeler için ÇED Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmasının, çevresel etki değerlendirmesinin amacı düşünüldüğünde gerekli olmadığı belirtilerek, dava konusu düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; düzenleme ile belirlenen kapasite altında üretim yapan küçük mandıraların üretimlerinin endüstriyel ölçekte üretim yapan mandıralarla aynı ölçüde çevresel etkiye sebep olmayacağı, belirlenen eşik değer altındaki kapasitede olan bir üretimin çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
29- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (ç) bendinde; "Denizden 10.000 m2 ve üzerinde alan kazanılması projeleri" kuralına yer veilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 28. maddesinin (b) bendinde ise; "Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde 1.000 m2 ve üzerinde dolgu yapılması projeleri" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile dolgu projeleri bakımından "1.000 m2" eşik değeri getirilerek, bu eşik değerin altında kapasiteye sahip projelerin ÇED kapsamı dışında bırakıldığı belirtilerek, söz konusu düzenlemelerin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, kıyıların kırılgan bir yapıya sahip oldukları, kıyılara yapılacak olan her türlü yapının çevresel etkilerinin, geri dönülmez sonuçlara neden olabileceği öngörüsü ile kıyılara yapılacak her türlü dolgu, kazıklı sistem güneşlenme iskelesi vb. ve alan kazanımlarının kıyıların morfolojisi ile flora ve faunasına etkisinin araştırılması ve değerlendirilmesi amacıyla, eşik değer azaltılarak, daha sıkı bir uygulama getirildiği ve 1.000 m2 ve üstündeki dolguların ÇED Yönetmeliği kapsamına alındığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; Mülga Yönetmelikte denizden kazanılan alan 10.000 m2 ve üzerinde olduğu takdirde ÇED Yönetmeliğine tabi iken, dava konusu Yönetmelikte 1.000 m2 ve üzerinde olduğu takdirde ÇED Yönetmeliğine tabi olduğu dikkate alındığında, eşik değerin düşürülmesi ile dolgu projeleri bakımından daha sıkı bir koşulun öngörüldüğü, bu eşik değerin altında kalan projelerin ise çevre üzerindeki muhtemel etkilerinin kabul edilebilir seviyelerde olacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
30- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 30. maddesinde yer alan "(300 konut ve üzeri)" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 33. maddesinde; "(Değişik:RG-26/5/2017-30077) Toplu konut projeleri (200 konut ve üzeri)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 30. maddesi ise; konut projeleri (300 konut ve üzeri) şeklinde düzenlenmiştir. Davacı tarafından, herhangi bir gerekçeye yer verilmeden eşik değerin artırılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, kuralın iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, toplu konut projelerinin madencilik faaliyeti kadar çevresel etkilerin olmaması ve alınacak tedbirlerin/bertaraf yönetiminin daha kolay olması nedeniyle bu projelere EK-1 sürecinde yer verilmediği, eşik değerin ise ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer alması nedeniyle güvenli, sağlıklı konutların ivedilikle yapılmasına imkan tanınması amacıyla yükseltildiği, dolayısıyla düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; gerek artan nüfus gerekse diğer sebepler nedeniyle daha fazla konut yapılmasına ihtiyaç duyulduğu sosyal bir gerçeklik olup, çevresel etkilerinin de diğer projelere göre daha makul olduğu dikkate alındığında, sağlıklı konutların ivedilikle yapılabilmesi amacıyla söz konusu projelere ilişkin eşik değerin artırılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
31- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 35. maddesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 38. maddesinde; "Golf tesisleri" düzenlenmişken, dava konusu Yönetmeliğin ise Ek-2 listesinin 35. maddesinde; "Golf tesisleri" düzenlenmiştir. Davacı tarafından, golf tesislerinin herhangi bir üst sınır olmaksızın Ek-2 listesinde yer almasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, aynı düzenlemenin Mülga Yönetmelikte de yer aldığı, dolayısıyla herhangi bir değişiklik yapılmadığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; söz konusu tesislere mülga Yönetmelikte olduğu gibi eşik değer öngörülmeksizin yalnızca Yönetmeliğin Ek-2 listesinde yer verilmesinin takdir hakkı kapsamında olduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim benzer yöndeki iddiayla Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:20215/505 sayılı dosyada açılan davada, Dairenin 27/09/2017 tarih ve E:2015/505, K:2017/4873 sayılı kararıyla; "03.10.2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinde eşik değer göz önünde bulundurularak, EK-1 listesinin 47. maddesinde; "Golf tesisleri (50 hektar ve üzeri)" faaliyetine, EK-2 listesinin 43. maddesinde ise; "Golf tesisleri (50 hektara kadar)" faaliyetine yer verilmesine rağmen, söz konusu proje, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 listesinden çıkarılarak sadece EK-2 listesinin 38. maddesinde; "Golf tesisleri" şeklinde düzenlenmiştir. Bakılan davada sadece EK-2 listesinde yapılan değişikliğinin dava konusu edildiği, söz konusu faaliyetin Ek-1 listesinden çıkarılmasına ilişkin değişikliğin ise dava konusu edilmediği, Ek-2 listesinde yapılan değişiklik neticesinde, eşik değer olmaksızın tüm golf tesislerinin Ek-2 listesi kapsamında değerlendirildiği anlaşıldığından, söz konusu değişikliğin Ek-2 listesine ilişkin kısmında hukuka aykırılık görülmemiştir." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/02/2019 tarih ve E:2018/797, K:2019/364 sayılı kararıyla onanmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
32- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "(rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç)" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 46. maddesinde; "Göl hacmi 5 milyon m3 ve üzeri olan baraj ve göletler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 42. maddesinde ise; Göl hacmi 1 milyon m3 ve üzeri olan baraj veya göletler (rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç) kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte eşik değer göl hacmi 1 milyon m3'e indirilmiş olsa da, rekreasyon amaçlı yapılan baraj/göletlerin ÇED Yönetmeliğinden istisna tutulmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, dava konusu Yönetmelikte eşik değerin 1 milyon m3'e düşürülmesi ile bu projelerin daha sıkı koşullara bağlandığı, nitekim daha fazla baraj ve göletin ÇED Yönetmeliği kapsamına alındığı belirtilerek düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur. Dava konusu Yönetmelikle "rekreasyon amaçlı yapılan baraj ve göletler"in ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarıldığı anlaşılmış olup, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "rekreasyon"; insanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak katıldıkları etkinlikleri ifade etmektedir. 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği"nin 4. maddesinde; "Piknik ve eğlence (rekreasyon) alanları: Kentin açık ve yeşil alan ihtiyacı başta olmak üzere, eğlence, dinlenme, piknik ihtiyaçlarının karşılanabildiği, kent içinde ve çevresinde günübirlik kullanıma yönelik olarak imar planı ile belirlenmiş yerleri, ... ifade eder. " olarak tanımlanmıştır. Uyuşmazlıkta; dava konusu Yönetmelikte baraj veya göletlerin ÇED Yönetmeliği kapsamında olup olmadığının belirlenmesinde "göl hacmi" kriteri dikkate alınmış iken, rekreasyon amaçlı olan baraj veya göletlerin ÇED kapsamı dışında tutulmasında projenin amacından hareket edildiği anlaşılmıştır. Ancak düzenlemede getirilen "göl hacmi" kriteri ile "rekreasyon amaçlı" kriterinin birbirinden çok farklı kriterler olduğu kuşkusuzdur. Bir projenin amacının, projenin muhtemel çevresel etkilerini azaltılmasında veya ortadan kaldırdırılmasında öneminin olmayacağı açıktır. Örneğin; göl hacmi 1 milyon m3 üzerinde olup, ÇED Yönetmeliğine tabi bir sulama amaçlı barajın inşai faaliyetleri sırasında çevresel etkiler ne ise aynı yerde aynı büyüklükte rekreasyon amaçlı yapılacak bir barajın çevresel etkilerinin de aynı veya benzer olması muhtemeldir. Dolayısıyla ÇED Yönetmeliğine tabi büyüklükteki bir baraj veya göletin rekreasyon amaçlı yapılıyor olmasının, çevresel etkilerin bertarafına etki etmeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç" ibaresinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
33- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile (d) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 55. maddesinde; "Maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 45. maddesinin (ç) bendi; "Petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç) (Ek-1'de yer almayanlar)" şeklinde; (d) bendi ise; "Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" şeklinde düzenlenmiştir. Diğer taraftan, 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun 17. maddesinin son fıkrasında; “Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile "petrol, doğalgaz ve kayagazının aranması ve/veya çıkarılması" projeleri ile ilgili sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramaların ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında tutulmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, söz konusu yöntemlerin muaf tutulmasının sebebinin, 3213 sayılı Maden Kanununda yapılan değişiklik olduğu, bu değişiklikle söz konusu yöntemlerle yapılan maden arama faaliyetleri için ÇED kararının aranmayacağının öngörüldüğü, dava konusu düzenlemenin de buna uygun olduğu savunulmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 17. maddesinin son fıkrasının Anayasaya aykırılık iddiası Danıştay Altıncı Dairesi tarafından ciddi görüldüğünden, Dairenin 15/12/2022 tarih ve E:2022/2348 sayılı kararıyla kuralın iptali amacıyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verildiği, Anayasa Mahkemesinin 05/11/2024 tarih ve E:2023/68, K:2024/190 sayılı kararı ile; ÇED sürecinden muaf tutulan sondaj vasıtasıyla elde edilen karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin ruhsat alanında yer altı zenginliğinin bulunup bulunmadığının tespiti ve olası yatırımın verimliliğine ilişkin yapılacak analizin hazırlık işlemleri olduğunun anlaşıldığı, ÇED ise etüt, sondaj, arama ile ortaya çıkan değerlerin; çevresel, bilimsel ve teknik kapsamda ele alınarak elde edilen verilere göre faaliyetin içinde bulunacağı karşılıklı etkileşim alanlarının biyolojik, fiziksel, sosyolojik, ekonomik ve kültürel ortamlar yönünden değerlendirilmesi ve tahlilinin yapılması olduğu, kuralın “…Makro düzeyde bir değerlendirme olan ÇED uygulamasında, bu değerlendirmeye esas olacak verileri dahi elde etmeden bir ÇED raporu istemek ve varlığını zorunlu koşmak devletin sosyal ve ekonomik alanda gelişimi için mali kaynak oluşturma zorunluluğu ödevi karşısında çelişki yaratmaktadır…” şeklindeki gerekçesi gözetildiğinde kuralla üretime yönelik olmayan karot, kırıntı ve numune alma faaliyetlerinin ÇED sürecinden muaf tutulması suretiyle bu faaliyetlerin hızlı ve verimli şekilde yapılmasının amaçlandığının anlaşıldığı, kullanılan malzemenin niteliği ve sondaj yuvasının çapının dar olması nedeniyle karotlu sondajların su, jeotermal ve petrol sondajlarına kıyasla çevresel etkilerinin oldukça düşük olduğunun söylenebileceği, kuralla arama hatta sondaj faaliyetlerinin tamamı bakımından değil sadece karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri yönünden ÇED kararının aranmayacağının hükme bağlandığı, başka bir deyişle karot, kırıntı ve numune alma faaliyetleri dışında yer alan diğer tüm sondaj, yarma, galeri sürme ve benzeri arama faaliyetleri bakımından ÇED kararı alınma zorunluluğunun devam edeceği gerekçesiyle kuralın Anayasaya aykırı olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. Uyuşmazlıkta; mülga Yönetmelikte de maden arama faaliyetlerinin EK-2 listesinde yer aldığı ve bu faaliyetlerin gerçekleştirilmesine iişkin bazı yöntemlerin ise muaf tutulduğu, sonrasında 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 17. maddesine eklenen son fıkrada ise, mülga Yönetmelikte yer verilen arama faaliyetinin muaf olan yöntemlerine ek olarak muaf olan yeni yöntemlerin de eklendiği, söz konusu fıkranın yeni eklenen yöntemlerinin Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurulması üzerine, kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verildiği, diğer taraftan dava konusu bentlerin ise anılan Kanunla aynı yönde düzenlendiği anlaşılmış olup, dava konusu düzenlemenin yürürlükte olan Kanun maddesine uygun olarak düzenlendiği gibi, Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, muaf tutulan yöntemlerin çevresel etkilerinin sınırlı ve kabul edilebilir düzeylerde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
34- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri yönünden; Mülga 03/10/2013 tarih ve 28784 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Arazi kullanım vasfını değiştirmeyi amaçlayan projeler" başlıklı 31. maddesinde; "a) Kullanım amacı değiştirilmeksizin tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili projeler (1.000 hektar ve üzeri), b) İşlenmemiş veya yarı işlenmiş alanların, tarım ve orman amacı ile kullanımını amaçlayan projeler (1.000 hektar ve üzeri), c) Orman alanlarının başka amaçla kullanıma dönüştürülmesi projeleri (1.000 hektar ve üzeri), ç) Tarımsal amaçlı su yönetimi projeleri (1.000 hektar ve üzeri)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Arazilerin Yeniden Yapılandırılması Projeleri" başlıklı 55. maddesinde ise; "a) Kullanım amacı değiştirilmeksizin tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili projeler (1.000 hektar ve üzeri), b) İşlenmemiş veya yarı işlenmiş alanların, tarım ve orman amacı ile kullanımını amaçlayan projeler (1.000 hektar ve üzeri), c) Orman alanlarının başka amaçla kullanıma dönüştürülmesi projeleri (1.000 hektar ve üzeri), ç) Tarımsal amaçlı su yönetimi projeleri (1.000 hektar ve üzeri)," kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile söz konusu arazilerin ÇED Yönetmeliğine tabi olması bakımından "1.000 hektar ve üzeri" eşik değer öngörülmesi nedeniyle, bu eşik değerin altında kalan projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamına alınmamasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, söz konusu ibarenin iptali gerektiği ileri sürülmüştür. Davalı idare tarafından, mülga 2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinde yer verilen bu projelerin, mülga 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinden çıkarıldığı, söz konusu Yönetmelikte yer verilmemesi nedeniyle açılan davada, bu projelerin AB ÇED Direktifinin Ek-2 listesinde yer aldığı vurgulanarak, anılan projelere mülga 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinde yer verilmemesinin hukuka aykırı bulunması nedeniyle mülga 2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinde yer alan başlığı yeniden düzenlenmek suretiyle dava konusu Yönetmelikte yer verildiği belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; mülga 2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinde yer verilen projelere mülga 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinde yer verilmemesi nedeniyle Danıştay Ondördüncü Dairesinin E:2015/592 sayılı dosyasında açılan davada, anılan Dairenin 18/04/2018 tarih ve E:2015/592, K:2018/2871 sayılı kararıyla; "(...) 2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinin EK-2 listesinde yer alan "arazi kullanım vasfını değiştirmeyi amaçlayan projelerin", dava konusu Yönetmeliğin EK listelerinde yer verilmemesine ilişkin değişikliğin, nesnel ve teknik bir gerekçeye dayanmadığı, bu projenin çevreye olan etkilerinin değerlendirilmesine yönelik bir rapor, uzman görüşü ya da somut bilge veya belge bulunmadığı, ayrıca söz konusu projeye AB ÇED Direktifinin Ek-2 listesinin 1. maddesinin (a,b,c,d) bentlerinde yer verildiği anlaşıldığından, söz konusu değişiklikte hukuka uyarlık görülmemiştir." gerekçesiyle iptaline karar verilmiş, bu karar, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 04/02/2019 tarih ve E:2018/2679, K:2019/361 sayılı kararıyla onanmış olup, söz konusu yargı kararının gereği olarak aynı yöndeki düzenlemeye yalnızca başlığı değiştirilerek dava konusu Yönetmeliğin EK-2 listesinde yer verildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
B- UYUŞMAZLIĞA KONU YÖNETMELİĞİN EK-1 İLE EK-2 LİSTELERİNDE YER VERİLMEYEN MADDELER YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: 35- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 8. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresi ile Ek-2 listesinin 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 7. maddesinde; "Patlayıcı ve/veya parlayıcı maddelerin üretildiği tesisler," kuralına, Ek-2 listesinin 7. maddesinde; "Kapasitesi 500 ton ve üzeri olan patlayıcı ve/veya parlayıcı madde depolama tesisleri," kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, "parlayıcı" ibaresine mülga Yönetmeliğin aksine yer verilmemesi nedeniyle anılan maddelerin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, AB ÇED Direktifinde "kullanma amacı ateşlendiğinde fiziksel olarak aşırı basınç yaratan kimyasal maddeler olarak tanımlandığı, Yönetmelikte yer alan "parlayıcı" tanımının AB Direktifi ile uyumlu olmaması nedeniyle düzenleme yapıldığı, literatürde "parlayıcı madde" olarak üretimi yapılan herhangi bir kimyasal bulunmadığı, patlayıcı maddelerin infilakının zaten parlayıcı özelliğini de barındırdığı, uygulamada karşılığı bulunmayan ifadenin düzeltildiği savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; "parlayıcı" ibaresinin çıkarılması bu yönü olan projenin ÇED kapsamı dışında bırakıldığı anlamına gelmediği, örneğin ÇED Yönetmeliğini Ek-2 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde yer alan; kimyasalların üretimi ve/veya ara ürünlerinin işlenmesi için projelendirilen tesisler (Proses kaynaklı atığı ve /veya yan ürünü olmayan sadece karışım yapan tesisler bu kapsamın dışındadır) ile ilgili projeler kapsamında değerlendirilebileceği gibi, konusuna göre içinde parlayıcı yönü olan projelerin yer aldığı diğer maddeler kapsamında da değerlendirilebileceği dikkate alındığında, yapılan düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemelerde, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
36- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 25. maddesinin (b) bendinden (Mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin; Ek-1 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 27. maddesinin (c) bendinde; "Biyolojik, kimyasal, elektrolitik ya da ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri" kuralına, Ek-2 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 49. maddesinin (e) bendinde ise; "Cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri, (Ek-1 listesinde yer almayanlar)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 25. maddesinin (b) bendinde; "Fiziksel yöntemler hariç, cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri" kuralı, Ek- listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 49. maddesinin (f) bendinde ise; "Fiziksel Yöntemler uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri ve/veya bu zenginleştirme tesislerine ilişkin atık tesisleri" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, dava konusu düzenleme ile "Fiziksel yöntemler hariç" ibaresine yer verilerek, "ısıl işlem yöntemleri uygulanan" tesislerin bu kapsamdan çıkarıldığı belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle söz konusu bendin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, fiziksel cevher hazırlama işlemleri ile fiziksel olmayan diğer zenginleştirme yöntemlerinin ayrı maddelerde ele alınması gerektiğinin akademik çalışmalarla ortaya konulduğu, ısıl işlemin fiziksel bir yöntem olmaması nedeniyle bu madde kapsamından çıkarılmadığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; dava konusu Yönetmelikte, cevher zenginleştirme yöntemlerinin fiziksel olan ve olmayan olarak ayrıldığı anlaşılmış olup, teknik anlamda cevher zenginleştirme fiziksel yöntemlerle yapılmadıkça geriye kalan diğer tüm yöntemlerin ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde olduğunun, bir başka ifadeyle, ısıl işlem yöntemlerinin söz konusu bent kapsamından çıkarıldığı anlamına gelmediğinin kabulü gerekmektedir. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
37- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 38. maddesinden (Mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 40. maddesinde; "Lastik üretim tesisleri, (İç ve dış motorlu taşıt ve uçak lastikleri, kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 38. maddesinde; "Lastik üretim tesisleri, (İç ve dış motorlu taşıt ve uçak lastikleri)" kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, mülga ÇED Yönetmeliğinde yer alan kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri ürünleri üreten tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, "kord bezi"nin bir tekstil ürünü olmasından dolayı zaten tekstil sektöründe incelendiği, kolon üretiminin de rejenere kauçuktan yapılmasından dolayı atık geri kazanım bölümünde yer aldığı, iddia edildiği gibi bu ürünlerin ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmadığı belirtilerek, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta, uygulamada kord bezinin; lastik, hortum ve ağır sanayi konveyör bantları gibi kauçuk ürünlerinin dayanıklılığını ve esnekliğini artırmak için kullanılan özel bir teknik kumaş olarak, sırt kauçuğunun; aşınmış araç lastiklerini yenilemek için kullanılan özel bir kaplama malzemesi olarak, kolonun ise; iç lastikli (şambrelli) tekerleklerde iç lastik (şambrel) ile jant arasına konulan koruyucu bir şerit olarak tanımlandığı dikkate alındığında, söz konusu materyallerin, lastik üretim sürecinde kullanıldığı sonucuna varıldığından, parantez içerisinde bu ibarelerin kullanılmamasının eksiklik oluşturmayacağının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
38- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 4. maddesinde; "Tarım ilaçları ve farmasotik ürünlerin (Aşı ve serum üretimi hariç), boya ve cilaların (Reçine ünitesini ihtiva eden), peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerin üretildiği, elastomer esaslı ürünlerin (Vulkanizasyon işlemini içeren) işleme tabi tutulduğu tesisler" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 4. maddesinde; "a) Tarım ilaçları, farmasotik ürünler (Aşı ve serum üretimi hariç) ve bitki gelişim düzenleyicilerin üretildiği tesisler, b) Boya ve cilaların (Reçine ünitesini ihtiva eden) tesisler, c) Elastomer esaslı ürünlerin (Vulkanizasyon işlemini içeren) işleme tabi tutulduğu tesisler," kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, dava dilekçesinde "peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerinin işleme tabi tutulduğu tesis olarak" ifade edilmiş ise de, mülga ÇED Yönetmeliğinin söz konusu maddesinde "peroksitlerin ve bitki gelişim düzenleyicilerin üretildiği" ibaresinin yer aldığı anlaşılmış olup, söz konusu ibareye dava konusu maddede yer verilmemesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, peroksit üretimi kimyasal üretim kapsamında değerlendirildiğinden, ayrıca bu maddede yer verilmesine gerek görülmediği, dolayısıyla söz konusu projelere ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 2. maddesinde yer verildiği belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; dava konusu maddede yer verilmeyen ibarenin, yalnızca "peroksit üretimi" olduğu anlaşılmış olup, peroksit üretiminin ise dava konusu ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 2. maddesinde yer alan; kimyasalların üretimi ve/veya ara ürünlerinin işlenmesi için projelendirilen tesisler (Proses kaynaklı atığı ve /veya yan ürünü olmayan sadece karışım yapan tesisler bu kapsamın dışındadır) kuralı kapsamında değerlendirilebileceği, dolayısıyla "peroksit üretimi"nin ÇED Yönetmeliği kapsamında olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
39- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (c) bendinden çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Madenicilik projeleri" başlıklı 49. maddesinin; (c) bendinde; "1.000.000 m3/yıl ve üzerinde metan gazının çıkartılması ve depolanması" kuralına, (ç) bendinde; Karbondioksit, kaya gazı ve diğer gazların çıkartıldığı, depolandığı veya işlendiği tesisler, (Atölye tipi dolum tesisleri hariç)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 45. maddesinin (c) bendinde; "Karbondioksit, metan gazı ve diğer gazların çıkartılması" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, mülga ÇED Yönetmeliğinde yer alan metan gazı ve diğer gazların "depolandığı tesislerin" dava konusu bent kapsamından çıkartılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, söz konusu gazların depolandığı tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmadığı, mükerrerliğin ortadan kaldırıldığı, depolama tesislerinin ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 3. maddesinde yer aldığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; mülga ÇED Yönetmeliğinin farklı iki bendinde yer alan gazların, dava konusu bent kapsamında bir arada düzenlendiği ve yalnızca bu gazların "çıkartılmasına" ilişkin projelere yer verildiği anlaşılmakla birlikte, ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 lisesinin 3. maddesinde; toplam depolama kapasitesi 500-50.000 m³ arası olan doğalgaz, petrokimya, petrol ve kimyasal maddelerin depolandığı tesisler (Perakende satış istasyonları hariç) projelerine yer verildiği dikkate alındığında, metan gazı ve diğer gazların depolama tesislerinin, bu maddede düzenlenen "kimyasal maddelerin depolandığı tesisler" kapsamında değerlendirilebileceği, dolayısıyla söz konusu gazların depolama tesislerinin ÇED Yönetmeliği kapsamında olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
40- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 47. maddesinden çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 51. maddesinde; "Petrokok, kömür ve diğer katı yakıtların depolama, sınıflama ve ambalajlama tesisleri, (Perakende satış birimleri hariç)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 47. maddesinde; "Petrokok ve kömür depolama, sınıflama ve ambalajlama tesisleri (Perakende satış birimleri hariç)" kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, mülga ÇED Yönetmeliğinde yer alan "diğer katı yakıtların" ibaresinin dava konusu madde kapsamından çıkartılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek, düzenlemenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, uygulamada "diğer katı yakıtlar"la ilgili herhangi bir başvurunun yapılmadığı, ayrıca literatürde "diğer katı yakıtlar" ibaresinin netlik içermediği, dolayısıyla işlevsel olmayan ibarenin çıkarılmasının hukuka aykırı olmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; petrokok veya kömür ısınma amaçlı bireysel kullanım nedeniyle de piyasaya sürülebilirken, diğer katı yakıtlar kapsamına girebilecek bir yakıtın bireysel kullanımdan ziyade doğrudan bir sanayi tesisinin ihtiyacını karşılamak üzere tedarik edilebileceğinin kabulü gerektiğinden, bu yakıtların da depolanması, sınıflanması veya ambalajlanması gerekli olsa da, hangi proje kapsamında kullanılması planlanacaksa o projeyle entegre olarak ÇED başvurusunun yapılabileceği, dolayısıyla söz konusu maddede dava konusu ibarenin kullanılmamasının eksiklik oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
C- UYUŞMAZLIĞA KONU YÖNETMELİĞİN EK-2 LİSTESİNDE YER ALDIĞI HALDE, EK-1 LİSTESİNDE YER VERİLMEYEN MADDELER YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: 41- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması" projeleri yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (ç) bendinde; "Denizden 10.000 m2 ve üzerinde alan kazanılması projeleri" kuralına yer veilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 28. maddesinin (b) bendinde ise "Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde 1.000 m2 ve üzerinde dolgu yapılması projeleri" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, hem denizel hem de karasal alanlarda etkisi olan, karasal ve denizel alanların birleşiminde yer alan ve son derece kırılgan olan kıyı ekosistemlerini değiştiren dolgu alanlarının sadece ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesine tabi olmasının yetersiz olduğu, ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde de yer alması gerektiği belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, eşik değer azaltılarak, daha sıkı bir uygulama getirildiği ve 1.000 m2 ve üstündeki dolguların ÇED Yönetmeliği kapsamına alındığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; dolgu projeleri, mülga Yönetmelikte denizden kazanılan alan 10.000 m2 ve üzerinde olduğu takdirde ÇED Yönetmeliğine tabi iken, dava konusu Yönetmelikte denizde kazanılan alan 1.000 m2 ve üzerinde olduğu takdirde, ÇED Yönetmeliğine tabi olduğu dikkate alındığında, eşik değerin düşürülmesi ile dolgu projeleri bakımından daha sıkı bir koşulun öngörüldüğü, bulunduğu yerin özelliğine göre çevresel etkilerinin daha detaylı bir şekilde araştırılmasının istenilmesi halinde zaten ilgili idarenin "ÇED Gereklidir" kararı verebileceği, dolayısıyla bu projelere ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde yer verilmemesinin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
42- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (ğ) bendinde yer alan "Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler," projeleri yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler" başlıklı 9. maddesinin (ç) bendinde; "24 m ve üzerinde yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralına, Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (o) bendinde; "10-24 m arasında yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler;" başlıklı 10. maddesinin (ç) bendinde; Denize cepheli 24 metre üzeri yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralına, Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri;" başlıklı 28. maddesinin; (h) bendinde; "Denize cepheli 5 m üzerinde ve 24 m altında (alt ve üst sınır dâhil) yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı, (ğ) bendinde ise; Karada, 5 metre ve üzerinde yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı düzenlenmiştir. Davacı tarafından, karada yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesislerin yalnızca ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesine tabi olmasının yetersiz olduğu, söz konusu tesislerin ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde de yer alması gerektiği belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, alt sınırın 10 m'den 5 m'ye düşürüldüğü, dolayısıyla kısıtın artırıldığı, yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde gerçekleştirildiği, bu tesislerin her türlü atığının ve çevresel etkisinin nispeten kontrol altına alınabildiği, ÇED'in kirletici vasfı yüksek tesisler için öngörüldüğü dikkate alındığında, kapalı hangar içerisinde gerçekleşen bir faaliyet için EK-2 sürecinin uygulanmasının ve duruma göre "ÇED Gereklidir" kararının verilmesi sonrasında Ek-1 sürecinin uygulanmasının yeterli görüldüğü, karada üretim yapan tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında bırakılmadığı belirtilerek düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; uygulamada yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde yapılmasından hareket edilerek "denize cepheli" kriterinin getirildiğinin görüldüğü, bununla birlikte alt sınırın da düşürülerek daha fazla projenin ÇED Yönetmeliğine dahil olmasının sağlandığı, ayrıca kapalı hangarlar içerisinde gerçekleştirilen bu faaliyetin çevresel etkileri bakımından kirletici vasfı yüksek tesisler kapsamında değerlendirilemeyeceği, ancak projeye özgü koşullar dikkate alınarak ÇED Gereklidir" kararının verilmesi sonrasında Ek-1 sürecinin uygulanmasının mümkün olabileceği, dolayısıyla bu projelere ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde yer verilmemesinin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
D- UYUŞMAZLIĞA KONU YÖNETMELİĞİN EK-1 LİSTESİNDE YER ALDIĞI HALDE, EK-2 LİSTESİNDE YER VERİLMEYEN MADDELER YÖNÜNDEN İNCELENMESİ: 43- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde yer alan; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" projeleri yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Termik güç santralleri" başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" kuralına, Ek-2 listesinin 44. maddesinde; "Elektrik, gaz, buhar ve sıcak su elde edilmesi için kurulan endüstriyel tesisler, (Toplam ısıl gücü 20 MWt- 300 MWt arası olanlar)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin "Termik güç santralleri" başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri" kuralı, Ek-2 listesinin 40. maddesinde; Elektrik, gaz, buhar ve sıcak su elde edilmesi için kurulan endüstriyel tesisler (Toplam ısıl gücü 20 MWt- 300 MWt arası olanlar)" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde yer alsa da, Ek-2 listesinde ısıl gücü 300 MWt altında kalan termik güç santrallerine yer verilmediği belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, yeni düzenleme olmadığı, mülga ÇED Yönetmeliklerinde de aynı düzenlemenin yer aldığı, ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 40. maddesi dikkate alındığında, ısıl gücü 300 MWt altında kalan tesislerin de ÇED Yönetmeliği kapsamında olduğu belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı idare tarafından, ısıl gücü 300 MWt altında olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemlerinin ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 40. maddesi kapsamında değerlendirildiği belirtilmiş ise de, Ek-1 listesinde yer alan düzenlemede amaç sınırlamasının olmadığı, ısıl işlemle bir şey yakan her tür sistem bu kapsamda değerlendirilebilirken, Ek-2 listesinde yer alan düzenlemede ise ancak elektrik, gaz, buhar ve sıcak su elde edilmesi amacıyla kurulan endüstriyel tesisler söz konusu madde kapsamında değerlendirilebileceği, dolayısıyla maddeler arasında amaçsal farklılık bulunduğu dikkate alındığında, ÇED Yönetmeliğinin; Ek-2 listesinin 40. maddesinin, Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinin tam karşılığı olarak kabul edilemeyeceği, teknik olarak maddelerin birbirini tamamlayıcı nitelikte olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri"ne Ek-2 listesinde yer verilmemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Dava konusu 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 2. maddesinin (a) bendinde; "Toplam ısıl gücü 300 MWt ve daha fazla olan termik güç santralleri ile diğer yakma sistemleri"ne Ek-2 listesinde yer verilmemesi yönünden oybirliğiyle İPTALİNE, 2. 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresinin üye Nedret ENGİN'in karşı oyu; (ı) bendi, 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi ve Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç" ibaresinin üye ...'in karşı oyu; 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) bendi ile 8. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinin üye ... ile üye ...'in karşı oyları ve oyçokluğuyla İPTALİNE, 3. 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (a), (b) bendinde yer alan (ilk) "veya” ibaresi (... projeden etkilenecek "veya" etkilenmesi muhtemel ...), (t) ve (u) bentleri, (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi, (çç) ve (ee) bentleri, 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendi, 9. maddesi, 11. maddesinin 4. fıkrası, 12. maddesinin 11. fıkrasının (ç) bendi, 24. maddesinin 1. fıkrası [(a) bendi hariç], geçici 2. maddesi, Ek-1 listesinin; 15. maddesi, 25. maddesinin (a) bendi, 33. maddesinde yer alan "(Ar-Ge için üretim yapan tesisler hariç)" ibaresi, 44. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, Ek-2 listesinin; 6. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kapasitesi 2 ton/gün ve daha büyük olan" ibaresi, 26. maddesinin (ı) bendinde yer alan "İşleme kapasitesi 100 ton/yıl ve üzeri" ibaresi, 28. maddesinin; (b) bendinde yer alan "1000 m2 ve üzerinde" ibaresi, 30. maddesi, 35. maddesi, 37. maddesinde yer alan "sürekli" ibaresi, 45. maddesinin; (ç) bendinde yer alan "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" ibaresi, 45. maddesinin (d) bendinde yer alan; "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, (...) vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ibaresi ile Ek-1 listesinin; 8. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 7. maddesi) çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 25. maddesinin (b) bendinden (mülga Yönetmeliğin 27. maddesinin (c) bendi) çıkarılan "ısıl işlem yöntemleri uygulanan cevher zenginleştirme tesisleri" ibaresine, 38. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 40. maddesi) çıkarılan "(kolon, sırt kauçuğu, kord bezi ve benzeri)" ibaresine, Ek-2 listesinin; 4. maddesinin (a) bendinden çıkarılan "peroksitlerin üretildiği tesisler" ibaresine, 7. maddesinden çıkarılan "parlayıcı" ibaresine, 45. maddesinin (c) bendinden (mülga Yönetmeliğin 49. maddesi (c) bendi) çıkarılan "metan gazı ve diğer gazların depolandığı tesisler" ibaresine ve 47. maddesinden (mülga Yönetmeliğin 51. maddesi) çıkarılan "diğer katı yakıtların" ibaresine 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi" Yönetmeliğinde yer verilmesine rağmen, dava konusu Yönetmeliğin EK-1 ve Ek-2 listelerinde yer verilmemesi yönünden oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE; 4. 22/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin; 8. maddesinin 6. fıkrası yönünden Başkan ...'nın karşı oyu; 4. maddesinin 1. fıkrasının; (ş) bendi, Ek-1 listesinin; 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi, 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi, Ek-2 listesinin; 28. maddesinin (h) bendinde yer alan "denize cepheli" ibaresi, 45. maddesinin (d) bendinin "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ilişkin kısmında yer alan "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresi, 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri, Ek-2 listesinin 28. maddesinde yer alan " ... (b) Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması, ... (ğ) Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler, ..." projelerine ise Ek-1 listesinde de yer verilmemesi yönünden üye ...'ın karşı oyu; 12. maddesinin 2. fıkrası, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi yönünden üye ...'ın karşı oyu ve oyçokluğuyla DAVANIN REDDİNE, 5- Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin; haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen ...-TL'sinin davalı idare tarafından davacıya verilmesine, ...-TL'sinin ise davacı üzerinde bırakılmasına, 6- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen ...-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, ...-TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 7- Varsa posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine, 8- Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 06/11/2025 tarihinde karar verildi.
(X) KARŞI OY : Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 6. fıkrası yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 7. fıkrasında; "Bakanlık, gerekli gördüğü hallerde, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özelliklerini de dikkate alarak, üniversiteler, enstitüler, araştırma ve uzman kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, birlikler, sivil toplum örgütlerinden temsilcileri de Komisyon toplantılarına üye olarak çağırabilir." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrasında da; Bakanlığın, gerekli gördüğü hallerde, projenin konusu, türü ve proje için belirlenen yerin özelliklerini de dikkate alarak; üniversiteler, enstitüler, araştırma ve uzman kuruluşları, meslek odaları, sendikalar, birlikler, sivil toplum örgütlerini de komisyona dâhil edebileceği ve toplantılarına üye olarak çağırabileceği düzenlenmiştir. Davacı tarafından, "gerekli gördüğü hallerde" ibaresi ile "çağırabilir" ibaresinin bu haliyle katılım esasını sağlamadığı, ilk ibarenin çıkarılması, çağırabilir ibaresinin ise çağırır şeklinde düzenlenmesi gerektiği, böylece bir keyfiyete yol açılmayacağı, bu haliyle çevreyi koruma görevinin yok sayıldığı, kısıtlandığı belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, fıkranın bütüne bakıldığında çok farklı bir değişiklik yapılmadığı, gerekli olmayan veya ilgisi olmayan kurumların çağırılmasının zaten beklenilemeyeceği, halkın katılımı toplantısının herkese açık olduğu belirtilerek, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; "projenin konusunun, türünün ve proje için belirlenen yerin özelliklerinin" komisyona yeni bir üye dahil edilmesi "gerekli görülmesi" durumunda, o üyenin komisyona çağrılması zorunlu hale geldiği, bir başka ifadeyle gelinen aşamada o üyenin görüşüne ihtiyaç duyulduğu halde, "çağırır" ibaresi yerine "çağırabilir" ibaresinin "keyfiliğe" sebebiyet verebileceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrası iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
(XX) KARŞI OY : 1-Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) n) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Türkiye’de ikamet eden yabancılar ile ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise; ş) Halk: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancılar olarak tanımlanmıştır. Davacılar tarafından, dava konusu düzenleme ile yalnız gerçek kişilere yer verildiği, "ulusal mevzuat çerçevesinde bir veya daha fazla tüzel kişi veya bu tüzel kişilerin birlik, organizasyon veya grupları"nın tanımdan çıkarıldığı, bu haliyle oda, dernek, vakıf, birlik gibi tüzel kişilerin ÇED sürecindeki toplantılara katılımının engellendiği, oysaki halkın TMMOB ve odalardan, ekolojik örgütlerden teknik destek aldığı, TMMOB ve odaların ÇED sürecinin bir parçası olduğu ancak bu düzenleme ile ÇED sürecinin dışında tutulduğu, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (e) bendi uyarınca katılım hakkının esas olduğu, aynı zamanda Anayasa'nın 56. maddesine göre katılımın herkes için hem hak hem ödev olduğu, tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin Anayasaya aykırı olduğu, eksik düzenleme nedeniyle söz konusu bendin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Türk Dil Kurumu sözlüğünde halkın, gerçek kişiler için kullanılan bir terim olduğu, odaların, tanımda tüzel kişilere yer verilmemesi ile tüzel kişilerin ÇED süreçlerinden çıkartılması veya halkın görüşlerinin belirtilmesi aşamasında görüş vermelerinin engellendiği anlamına gelmediği, tüzel kişilerin yazılı görüş iletmelerini veya toplantılarda görüş ifade etmelerini engelleyici bir düzenlemenin olmadığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 3. maddesinin (e) bendi uyarınca katılım hakkının esas olduğu, aynı zamanda Anayasa'nın 56. maddesine göre katılımın herkes için hem hak hem ödev olduğu, tanımda tüzel kişilere yer verilmemesinin Anayasaya aykırı olduğu, tanımdan tüzel kişilerin çıkarılmasının hukuki bir sebebi bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ş) bendinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum. 2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan kimya tesisleri" başlıklı 6. maddesinde; "a) Organik kimyasalların üretimi, b) İnorganik kimyasalların üretimi, c) Yıllık 20.000 ton ve üzeri fosfor, azot ve potasyum bazlı basit veya bileşik gübrelerin üretimi." düzenlemesi almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinde; "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı çeşitli birimleri kullanarak endüstriyel ölçekte üretim yapan organik ve/veya inorganik kimyasalların üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," düzenlemesi ile 7. maddesinde; "Basit veya bileşik fosfor, azot ve potasyum bazlı gübrelerin üretiminin yapıldığı entegre tesisler (hammadde ve ara ürünlerin tesis içindeki diğer üretim ünitelerine bağlantılı olarak alınıp işlendiği tesisler)," düzenlemesine yer verilmiştir. Davacı tarafından, dava konusu Yönetmelikte entegre olma zorunluluğunun getirildiği, tekil olsa bile kirletici etkisi yüksek tesislerle ilgili daraltılma yapılmasının doğru olmadığı belirtilerek düzenlemelerin iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, mevcut tanımlamanın entegre kimya tesislerini ifade ettiği için AB Direktifinin Ek-1 listesi 6. maddesine uygun revize edildiği, entegre üretim için kapasite kriteri hammadde azot, fosfor ve potasyum bazlı basit ve bileşik gübre üreten entegre tesisler için ekonomik fizibilite bağlamında uygun olmadığı, dolayısıyla tüm entegre gübre tesislerinin Ek-1 listesine alındığı, bu tür tesislerin, organik inorganik kimya tesisi olduğu, sadece karışım yapan gübre tesisinin Ek-2 listesinde yer aldığı belirtilerek, düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; dava konusu düzenleme ile "entegre" ibaresi getirilmiş olup, düzenlemede bu projelerin, "Fonksiyonel olarak birbirine bağlı" olarak ifade edildiği dikkate alındığında, entegre olmayan projelerin ÇED Yönetmeliği kapsamında olup olmadığı hususunda belirsizlik oluşturacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 6. ve 7. maddelerinde yer alan "entegre tesisler" ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
3- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan “Denize cepheli” ibaresi ile Ek-2 listesinin 28. maddesinin (h) bendinde yer alan “Denize cepheli” ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler" başlıklı 9. maddesinin (ç) bendinde; "24 m ve üzerinde yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralı ile Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (o) bendinde; "10-24 m arasında yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler;" başlıklı 10. maddesinin (ç) bendinde; Denize cepheli 24 metre üzeri yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı ile Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri;" başlıklı 28. maddesinin (h) bendinde; "Denize cepheli 5 m üzerinde ve 24 m altında (alt ve üst sınır dâhil) yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı düzenlenmiştir. Davacılar tarafından, denize cepheli olma kriteri getirildiği, denize cepheli olmayan tesisler ÇED kapsamı dışında bırakıldığı, denize cepheli olmasının bilimsel bir kriter olmadığı belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, alt sınırın 10 m'den 5 m.'ye düşürüldüğü, dolayısıyla kısıtın artırıldığı, yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde gerçekleştirildiği, bu tesislerin her türlü atığı ve çevresel etkisinin nispeten kontrol altına alınabildiği, ÇED'in kirletici vasfı yüksek tesisler olduğu dikkate alındığında, kapalı hangar içerisinde gerçekleşen bir faaliyet için EK-2 sürecinin uygulanmasının duruma göre "ÇED Gereklidir" kararının verilmesi sonrasında Ek-1 sürecinin uygulanmasının yeterli görüldüğü, karada üretim yapan tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsam dışında bırakılmadığı belirtilerek düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlıkta; dava konusu düzenleme ile "denize cepheli" olma kriteri öngörülmüş ise de, asıl kriterin projenin büyüklüğü olması gerektiği, nitekim projenin çevresel etkilerinin denize cepheli olup olmamasına göre değil, projenin büyülüğüne göre değişeceği dikkate alındığında, "denize cepheli" olma kriterinin bilimsel olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 10. maddesinin (ç) bendinde yer alan “Denize cepheli” ibaresi ile Ek-2 listesinin 28. maddesinin (h) bendinin “Denize cepheli” ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
4- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-1 listesinin 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 33. maddesinde; "İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri, (Ek-1 listesi ve ek-2 listesinde yer alan projeler)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 31. maddesinde; "İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri (Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde yer alan ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler) kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, "aynı türde üretim/faaliyet yapmayan tesislerin" ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarıldığı belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, böyle bir tanımlamanın 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nda zaten yer aldığı, aynı türde üretim yapmayan tesislerin zaten ihtisas organize sanayi bölgesinde yer alamayacağı belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; dava konusu düzenleme ile "aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresi getirilmiş olup, düzenlemede "ihtisas organize sanayi bölgeleri" projelerine yer verildiği dikkate alındığında, "aynı türde üretim/faaliyet yapmayan tesislerin" ÇED Yönetmeliği kapsamında olup olmadığı hususunda belirsizlik oluşturacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 31. maddesinde yer alan "ve aynı türde üretim/faaliyet yapan tesislerin bir arada bulunduğu projeler" ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
5- Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (d) bendinin "(Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" ilişkin kısmında yer alan "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin 55. maddesinde; "Maden, petrol ve jeotermal kaynak arama projeleri, (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, jeofizik vb. yöntemle yapılan aramalar hariç)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Madencilik projeleri" başlıklı 45. maddesinin (d) bendi ise; "Maden arama projeleri (Sismik, elektrik, manyetik, elektromanyetik, Jeolojik haritalama, jeofizik etüt, karot, kırıntı ve numune alma vb. yöntemlerle yapılan aramalar hariç)" şeklinde düzenlenmiştir. Diğer taraftan, 28/11/2017 tarihli ve 7061 sayılı Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 47. maddesiyle 4/6/1985 tarihli ve 3213 sayılı Maden Kanununun 17. maddesinin son fıkrasında; “Jeolojik haritalama, jeofizik etüd, sismik, karot, kırıntı ve numune alma ile bunlara yönelik sathi hazırlık işlemleri içeren faaliyetler için çevresel etki değerlendirmesi kararı aranmaz.” hükmüne yer verilmiştir. Davacılar tarafından, arama faaliyetleriyle ilgili bazı yöntemlerin ÇED kapsamı dışında tutulduğu, oysaki bu düzenlemenin Anayasa Mahkemesinin "arama faaliyetlerine" yönelik kararına aykırı olduğu, bu karara göre arama faaliyetlerinin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında tutulamayacağı, dava konusu maddeye benzer bir düzenlemenin Maden Kanununun 17. maddesinde de yapıldığı ve davalı idarece muaf tutulan bazı yöntemler bakımından Maden Kanununun 17. maddesinin, iptali istenilen düzenlemenin dayanağı olarak kabul edildiği, ancak kanun maddesinin dayanak olarak kabul edilmesi halinde, dava konusu düzenlemede, Maden Kanununda yer almayan arama yöntemlerinin de muaf tutulduğu, bu haliyle söz konusu düzenlemenin dayanak kabul edilen kanun maddesine de uygun düzenlenmediği iddialarıyla anılan kuralın iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, (Dairemizin E:2022/7428 sayılı dosyasına sunulan savunma dilekçesinde) söz konusu yöntemlerin muaf tutulmasının sebebinin, 3213 sayılı Maden Kanununda yapılan değişiklik olduğu, bu değişiklikle söz konusu yöntemlerle yapılan maden arama faaliyetleri için ÇED kararının aranmayacağının öngörüldüğü, dava konusu düzenlemenin de buna uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta; uygulamada 4000 m derinlikten daha fazlasına kadar gidilebilen sondajlar olduğu dikkate alındığında, sondaj ile yapılan karot, kırıntı veya numune alma işleminin, yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında vurgulandığı üzere, biyolojik çeşitlilik üzerinde ya da doğada değişiklikler meydana getirebileceği, bu değişikliklerin uzun dönemli etkilerinin olabileceği, bu nedenle çevre için riskler taşıdığı açık olup, bu yöntemlerle yapılan arama faaliyetinde, mevcut risklerin ortadan kaldırılabilmesi ve önlenebilmesi için çevresel etki değerlendirmesinin öngörülmesinin, Anayasanın 56. maddesinde Devlete verilen çevrenin korunması yükümlülüğünün bir gereği olduğu dikkate alındığında, karot, kırıntı veya numune alma yöntemleri ile maden arama projelerinin ÇED Yönetmeliğine tabi olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 45. maddesinin (d) bendinde yer alan "karot, kırıntı ve numune alma" ibaresinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
6- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibareleri yönünden; Mülga 03/10/2013 tarih ve 28784 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Arazi kullanım vasfını değiştirmeyi amaçlayan projeler" başlıklı 31. maddesinde; "a) Kullanım amacı değiştirilmeksizin tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili projeler (1.000 hektar ve üzeri), b) İşlenmemiş veya yarı işlenmiş alanların, tarım ve orman amacı ile kullanımını amaçlayan projeler (1.000 hektar ve üzeri), c) Orman alanlarının başka amaçla kullanıma dönüştürülmesi projeleri (1.000 hektar ve üzeri), ç) Tarımsal amaçlı su yönetimi projeleri (1.000 hektar ve üzeri)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Arazilerin Yeniden Yapılandırılması Projeleri" başlıklı 55. maddesinde ise; "a) Kullanım amacı değiştirilmeksizin tarım arazilerinin yeniden yapılandırılması ile ilgili projeler (1.000 hektar ve üzeri), b) İşlenmemiş veya yarı işlenmiş alanların, tarım ve orman amacı ile kullanımını amaçlayan projeler (1.000 hektar ve üzeri), c) Orman alanlarının başka amaçla kullanıma dönüştürülmesi projeleri (1.000 hektar ve üzeri), ç) Tarımsal amaçlı su yönetimi projeleri (1.000 hektar ve üzeri)," kuralına yer verilmiştir. Davacılar tarafından, söz konusu alanların tarım arazisi olduğundan Yönetmeliğin Ek-1 listesinde yer alması suretiyle ÇED sürecinin işletilmesi gerektiği belirtilerek düzenlemenin iptali gerektiği ileri sürülmüştür. Davalı idare tarafından, 2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinde bu projelere yer verildiği, ancak 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinden çıkarıldığı, söz konusu Yönetmemelikte yer verilmemesi nedeniyle açılan davada, bu projelerin AB ÇED Direktifinin Ek-2 listesinde yer aldığı vurgulanarak, anılan projelere 2014 tarihli ÇED Yönetmeliğinde yer verilmemesinin hukuka aykırı bulunması nedeniyle 2013 tarihli ÇED Yönetmeliğinde yer alan başlığı yeniden düzenlenmek suretiyle dava konusu Yönetmelikte yer verildiği belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; söz konusu projelerle arazinin yapısının veya kullanım amacının değiştirildiği dikkate alındığında, dava konusu düzenleme ile öngörülen "1.000 hektar ve üzeri" eşik değerinin yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 55. maddesinin (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinde yer alan "1000 hektar ve üzeri" ibarelerinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
7- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması" yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (ç) bendinde; "Denizden 10.000 m2 ve üzerinde alan kazanılması projeleri" kuralına yer veilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 28. maddesinin (b) bendinde ise "Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde 1.000 m2 ve üzerinde dolgu yapılması projeleri" kuralı yer almıştır. Davacı tarafından, hem denizel hem de karasal alanlarda etkisi olan, karasal ve denizel alanların birleşiminde yer alan ve son derece kırılgan olan kıyı ekosistemlerini değiştiren dolgu alanlarının sadece ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesine tabi olmasının yetersiz olduğu, ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde de yer alması gerektiği belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, eşik değer azaltılarak, daha sıkı bir uygulama getirildiği ve 1.000 m2 ve üstündeki dolguların ÇED Yönetmeliği kapsamına alındığı belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; mülga Yönetmelikte denizden kazanılan alan 10.000 m2 ve üzerinde olduğu takdirde ÇED Yönetmeliğine tabi iken, dava konusu Yönetmelikte 1.000 m2 ve üzerinde olduğu takdirde ÇED Yönetmeliğine tabi olduğu dikkate alındığında, eşik değerin düşürülmesi ile dolgu projeleri bakımından daha sıkı bir koşulun öngörülmüş ise de, hem denizel hem de karasal alanlarda etkisi olan, karasal ve denizel alanların birleşiminde yer alan ve son derece kırılgan olan kıyı ekosistemlerini değiştiren dolgu alanlarının yalnızca ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesine tabi olmasının yetersiz olduğu, ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde de yer alması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu Yönetmeliğin; Ek-2 listesinin 28. maddesinin (b) bendinde yer alan "Kıyı düzenlemesi ve rekreasyon amaçlı denizde dolgu yapılması" maddesinin Ek-1 listesinde yer almaması yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
8- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (ğ) bendinde yer alan "Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler," yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler" başlıklı 9. maddesinin (ç) bendinde; "24 m ve üzerinde yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralı ile Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri" başlıklı 31. maddesinin (o) bendinde; "10-24 m arasında yat veya teknelerin imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini yapan tesisler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin "Su yolları, limanlar ve tersaneler;" başlıklı 10. maddesinin (ç) bendinde; Denize cepheli 24 metre üzeri yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı ile Ek-2 listesinin "Altyapı tesisleri;" başlıklı 28. maddesinin; (h) bendinde; "Denize cepheli 5 m üzerinde ve 24 m altında (alt ve üst sınır dâhil) yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler kuralı, (ğ) bendinde ise; Karada, 5 metre ve üzerinde yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler düzenlenmiştir. Davacı tarafından, karada yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesislerin yalnızca ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesine tabi olmasının yetersiz olduğu, ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 listesinde de yer alması gerektiği belirtilerek, eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, alt sınırın 10 m'den 5 m.'ye düşürüldüğü, dolayısıyla kısıtın artırıldığı, yat üretiminin karada kapalı hangarlar içerisinde gerçekleştirildiği, bu tesislerin her türlü atığı ve çevresel etkisinin nispeten kontrol altına alınabildiği, ÇED'in kirletici vasfı yüksek tesisler olduğu dikkate alındığında, kapalı hangar içerisinde gerçekleşen bir faaliyet için EK-2 sürecinin uygulanmasının duruma göre "ÇED Gereklidir" kararının verilmesi sonrasında Ek-1 sürecinin uygulanmasının yeterli görüldüğü, karada üretim yapan tesislerin ÇED Yönetmeliği kapsam dışında bırakılmadığı belirtilerek düzenlemenin hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Uyuşmazlıkta; "denize cepheli" olan yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler bakımından eşik değer öngörülerek, Yönetmeliğin hem Ek-1 hem de Ek-2 listelerinde yer verilmiş iken, karada yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesislerin yalnızca ÇED Yönetmeliğinin Ek-2 listesine tabi olmasına dair teknik ve bilimsel bir sebebin ortaya konulmadığı, bu yönüyle bu projelere yalnızca Ek-2 listesinde yer verilmemesinin yetersiz olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; dava konusu Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 28. maddesinin (ğ) bendinde yer alan "Karada, yat/tekne tadilat, imalat, bakım ve onarım hizmetlerinden birini veya birkaçını yapan tesisler," maddesinin Ek-1 listesinde yer almaması yönünden iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
(XXX) KARŞI OY : 1-Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde ilk defa; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) ı) Çevresel etki değerlendirmesi inceleme alanı: Yapılması planlanan projenin ana ve yardımcı ünitelerinin de içerisinde bulunduğu koordinatlarla sınırlandırılan alanı, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Aynı maddede, çevresel etki değerlendirmesi (ÇED); gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar, etki; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin; hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikler, etki alanı; gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin işletme öncesi, işletme döneminde ve işletme sonrasında etkilediği alan olarak ifade edilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden; ÇED Yönetmeliğinde etki alanı ayrıca tanımlanmış olup, söz konusu düzenlemenin etki alanından bağımsız bir konu olduğu, düzenlemenin amacının, proje sahiplerine daha sonra projede planlayacakları değişikliklere geniş bir hareket alanının bırakılmak istenilmemesi hem de ÇED kararı sonrasında alınacak izinler kapsamında sahayı kısıtlayarak ilgili kurumlara yol gösterilmesi olduğu anlaşıldığından, düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ı) bendi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 5. fıkrasında; "Proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığını, ÇED sürecinin başladığını, ÇED Başvuru Dosyasının halkın görüşüne açıldığını ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin Valiliğe veya Bakanlığa verilebileceği Bakanlık ve Valilik tarafından anons, askıda ilan, internet vb. şekilde halka duyurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise; proje ile ilgili olarak başvurunun yapıldığına, ÇED sürecinin başladığına, ÇED başvuru dosyasının halkın görüşüne açıldığına ve ÇED süreci tamamlanana kadar projeye ilişkin görüş ve önerilerin il müdürlüğüne veya Bakanlığa verilebileceğine dair duyurunun, Bakanlık ve il müdürlüğü internet sayfasında ilan edileceği, ayrıca askıda ilan, anons ve benzeri şekilde de halka duyurulabileceği düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden; dava konusu düzenleme ile ÇED sürecinin başlatıldığına yönelik ilanın internet sayfasından verileceği, ayrıca askıda ilan veya anons yoluyla da duyurulabileceği hususunun eklendiği, dolayısıyla katılım ilkesine uygun bir düzenleme yapıldığı anlaşıldığından, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında yer alan "duyurulabilir" ibaresi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum. 3- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin Ek-2 listesinin 42. maddesi "rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin Ek-1 listesinin 14. maddesinde; "Göl hacmi 10 milyon m3 ve üzeri olan baraj veya göletler," kuralına, Ek-2 listesinin 46. maddesinde; "Göl hacmi 5 milyon m3 ve üzeri olan baraj ve göletler," kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin Ek-1 listesinin 13. maddesinde de; Göl hacmi 10 milyon m³ ve üzeri olan baraj veya göletler kuralı ile Ek-2 listesinin 42. maddesinde; Göl hacmi 1 milyon m3 ve üzeri olan baraj veya göletler (rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç) kuralına yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, dava konusu düzenleme ile rekreasyon amaçlı yapılan baraj ve göletler ise ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmıştır. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre "rekreasyon"; insanların boş zamanlarında, eğlence ve spor amacı ile gönüllü olarak katıldıkları etkinlikleri ifade etmektedir. 03/07/2017 tarih ve 30113 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren "Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği"nin 4. maddesinde; "Piknik ve eğlence (rekreasyon) alanları: Kentin açık ve yeşil alan ihtiyacı başta olmak üzere, eğlence, dinlenme, piknik ihtiyaçlarının karşılanabildiği, kent içinde ve çevresinde günübirlik kullanıma yönelik olarak imar planı ile belirlenmiş yerleri, ... ifade eder. " olarak tanımlanmış olup, rekreasyon amaçlı göletlerin, çevresel etkilerinin bilimsel olarak kabul edilebilir düzeylerde olduğu, dolayısıyla ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında bırakılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Yönetmeliğin Ek-2 listesinin 42. maddesinde yer alan "rekreasyon amaçlı yapılanlar hariç" ibaresi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
(XXXX) KARŞI OY : Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... y) Askıda ilan: Gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, valilik, kaymakamlık ve muhtarlık binasında veya köy odasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuruyu,... ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinde ise askıda ilan, gerçekleştirilmesi planlanan projenin ÇED süreci hakkında, projeden etkilenecek veya etkilenmesi muhtemel halkın yaşadığı yer/yerlerde, il müdürlüğü, kaymakamlık veya muhtarlık binasında bulunan askı ilan yerlerinde yapılan yazılı duyuru olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, "(ikinci) veya" ibaresinin ÇED süreci bakımından bilgilendirmenin nerelerde yapılabileceğini tanımladığı, belediye, kaymakamlık veya muhtarlık binalarında askıda ilan yapılabileceğini ifade ettiği, oysaki kırsal bölgede yaşayan vatandaşların kent merkezine gitme sıklığının farklı olduğu, bu nedenle anonsu duyma ihtimali azaldığından askıda ilanın il, ilçe merkezi ile projeden etkilenecek ve etkilenmesi muhtemel alanların içinde kalan yerleşim yerlerinin muhtarlıklarında mutlaka ilan edilmesi gerektiği, "veya" ibaresinin kanunlara aykırı olarak halkın katılımını sınırlandırdığı iddialarıyla ibarenin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, her köyde köy odası bulunmadığından bu ibarenin çıkarıldığı, yapılan lokal değişikliğin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; söz konusu bentte yapılan değişikliklerle; Valilik ibaresi yerine il müdürlüğü yazıldığı, köy odası ibaresinin çıkarıldığı, dolayısıyla bu değişikliklerin halkın katılımını kısıtlayıcı unsurlar içermediği, düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan (ikinci) "veya" ibaresi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
(XXXXX) KARŞI OY : Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 12. maddesinin 2. fıkrası ile 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi yönünden; Dava konusu Yönetmeliğin 12. maddenin 2. fıkrası; "İnceleme değerlendirme toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır." şeklinde, 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ise; "Formata uygun hazırlandığı tespit edilen ve ÇED inceleme ve değerlendirme süreci başlatılan projelerde; ... b) Bakanlık tarafından gerekli görülmesi halinde, dosyadaki bilgiler dikkate alınarak ilgili kurum/kuruluşlardan yazılı görüş istenebilir veya ilgili kurum/kuruluşlarla toplantı düzenlenebilir. Yazılı görüş istenilmesi halinde görüş talep yazı tarihinden itibaren, toplantı düzenlenmesi halinde ise toplantı tarihinden itibaren 30 takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen kurum/kuruluşun görüşü olumlu kabul edilir. Görüş bildirmek için ilave süreye ihtiyaç duyulması halinde talep ilgili komisyon üyesi tarafından yazılı olarak Bakanlığa iletilir. Kurum/kuruluşların ilave süre talepleri Bakanlık tarafından dikkate alınır." şeklinde düzenlenmiştir. Davacı tarafından; kurumun görüş vermemesi halinde ortada bir değerlendirme olmayacağı, dolayısıyla olmayan görüşün olumlu kabul edilmesinin çevrenin korunmasına aykırı olacağı, suistimale neden olacağı, ayrıca talep edilen yazı tarihinden sürenin başlamasının uygun olmadığı, sürenin talep yazısının görüşü istenilen kuruma tebliğinden itibaren başlaması gerektiği, aksi halde yazının kuruma geç tebliği durumunda sürenin çoktan işlemeye başlayacağı belirtilerek, düzenlemelerin iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmeliğin aynı yöndeki maddesinin iptali istemiyle açılan davanın, Danıştay Atıncı Dairesinin 20/10/2021 tarih ve E:2019/2505, K:2021/11622 sayılı; E:2019/2505, K:2021/2506 sayılı kararlarıyla reddedildiği, dolayısıyla aynı yönde olan dava konusu düzenlemenin de hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararında da belirtildiği üzere; günümüzde çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski hale getirilmesinin çok külfetli olması, hatta kimi durumlarda olanaksız bulunması nedeniyle, kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarma yerine, olası olumsuz etkilerin baştan önlenmesinin, çevresel etki değerlendirilmesi ile ulaşılmak istenilen asıl amaç olduğu kuşkusuzdur. Bu doğrultuda, çevresel etki değerlendirme süreci, çevreye önemli etkisi olabilecek projeler için kurum/kuruluşların görüşüne başvurularak çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerin belirlendiği, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin ortaya konulduğu bir faaliyettir. ÇED sürecinin niteliği göz önünde bulundurulduğunda, inceleme değerlendirme toplantısı sonrasında otuz (30) takvim günü içerisinde görüş bildirmeyen komisyon üyesi kurum/kuruluşun görüşünün olumlu kabul edilmesi, 2872 sayılı Çevre Kanununun bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak amacına ve çevresel etki değerlendirmesi ile ulaşılmak istenilen projelerin olası olumsuz etkilerinin baştan önlenmesi gerekliliğine aykırı olduğundan, bu yöndeki dava konusu düzenlemelerde hukuka uyarlık bulunmamıştır. Davalı idare tarafından, mülga Yönetmelikte aynı yöndeki düzenlemeye karşı açılan davalarda ÇED sürecini gereksiz zaman kayıplarına yol açmadan sonuçlandırmaya ve tıkanmaları önlemeye yönelik yapılan bu değişikliklerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmuş ise de, inceleme değerlendirme toplantısı sonrasında görüş bildirmeyen komisyon üyesi kurum/kuruluşun görüşünün olumlu kabul edilmesi halinde, çevreye önemli etkisi olabilecek projelerin yol açabileceği olası zararların önlenmesi hususunun göz ardı edilmesinin söz konusu olabileceği açıktır. Kaldı ki, 30 günlük sürenin görüş talep yazı tarihinden veya toplantı düzenlenmesi halinde ise toplantı tarihinden itibaren işlemeye başlamasının hukuka aykırı olduğu, nitekim ilgili kuruma tebliğ edilene kadar geçen sürenin de 30 güne dahil olduğu, düzenlemelerin bu haliyle görüş verme süresinin daha da kısalmasına yol açacağı sonucuna varıldığından, bu yönüyle düzenlemelerde hukuka uyarlık bulunmamıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 12. maddesinin 2. fıkrası ile 16. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendinin iptaline karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararının bu kısmına katılmıyorum.
KARŞI OY (XXXXXX) : 1- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) bendi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar ve kısaltmalar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; ... z) (Ek:RG-8/7/2019-30825 Mükerrer) Proje İlerleme Raporu: ÇED Olumlu Kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın başlangıç, inşaat ve işletme sonrasına ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren raporu, aa) (Ek:RG-8/7/2019-30825 Mükerrer) İzleme: Gerçekleştirilmesi planlanan projeye dair "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı alındıktan sonra, Proje İlerleme Raporuna göre yapılan değerlendirmeleri, ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin (ff) bendinde proje ilerleme raporu; ÇED Olumlu kararı alındıktan sonra, komisyonca belirlenen periyotlarda yatırımın inşaat öncesine ve inşaat dönemine ilişkin kaydedilen gelişmeleri içeren rapor, olarak tanımlanmıştır. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden; proje ilerleme raporunun, taahhütlerin izlenmesine altlık teşkil ettiği, tesis işletmeye geçtikten sonra "denetim"in devreye girdiği, ilerleme kavramının, inşaat öncesi ve inşaat sürecine ilişkin olabileceği, sonrasında, işletme açısından herhangi bir ilerleme olmayacağı dikkate alındığında, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ff) bendi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.
2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebilir veya çıkarılabilir." cümlesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 4. fıkrasında; "İnceleme sonucunda başvuru dosyasının ek-3’te yer alan ÇED Genel Formatına uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, Bakanlık yetkilileri, proje sahibi ve Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlardan oluşan bir Komisyon kurulur." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin anılan maddesinin iptali istenilen fıkrasında ise; inceleme sonucunda, başvuru dosyasının Ek-3’te yer alan genel formata uygun hazırlandığına karar verilmesi halinde, Bakanlık tarafından başvuru dosyasındaki bilgiler dikkate alınarak, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık yetkililerinden oluşan bir Komisyon kurulacağı, ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebileceği veya çıkarılabileceği düzenlenmiştir. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile dosyanın birlikte değerlendirilmesinden, Bakanlıkça kurulacak olan bu komisyonun, başvuru dosyasındaki bilgiler, bir diğer ifade ile projenin niteliği kapsamında "ilgili görülen" kamu kurum ve kuruluşları ile Bakanlık yetkililerinden oluşturulduğu görüldüğünden, süreç içerisinde, ilgili görülen üyeler açısından eksik değerlendirme yapılmış olabileceği gibi, başta ilgili olarak değerlendirilen komisyon üyesince verilen görüşün proje açısından sonradan gerekli olmadığının anlaşılması gibi, yani öngörülemeyen haller açısından, Bakanlıkça kurulmuş olan komisyona, üye eklenebileceği/çıkarılabileceği yönünde yapılan düzenlemede, öngörülemeyen bu hallerin sürecin en başında belirlenebilir olmadığı değerlendirildiğinde, hukuki belirlilik ilkesine aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "ÇED süreci içerisinde gerek görülmesi halinde komisyona üye eklenebilir veya çıkarılabilir." cümlesi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.