Danıştay · 4. Daire
Danıştay 4. Daire 2023/11529 E. 2025/5831 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 4. Daire
- Esas No
- 2023/11529
- Karar No
- 2025/5831
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2023/11529 Karar No : 2025/5831
DAVACI : ... Odası VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
DAVANIN KONUSU : 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (v) bendi ile (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresinin ve 24. maddesinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (v) bendi yönünden, bu bentte yer alan "kapsam dışı" kavramının 2872 sayılı Çevre Kanunu'na aykırı bir şekilde tanımlandığı; (bb) bendi yönünden, mahkeme kararlarının mücbir sebep olarak sayılamayacağı; 24. maddesi yönünden ise, 2872 sayılı Kanun'da bulunmayan bir istisnaya yer verildiği, diğer projelere ÇED Yönetmeliği uygulanırken, maddede sayılan projelere farklı yöntemlerin uygulanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek, düzenlemelerin iptali istenilmiştir.
DAVALININ SAVUNMASI : Usule ilişkin olarak; davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı, davanın süresinde açılıp açılmadığı re'sen araştırılarak açılmamış ise süre aşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, esasa ilişkin olarak; "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (v) bendi yönünden, bir faaliyetin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında olmasının 2872 sayılı Çevre Kanunu'na dayanılarak çıkarılan diğer Yönetmeliklerden muaf olduğu anlamına gelmediği, (bb) alt bendi yönünden; idari yargı kararı sonucunda yürütmesi durdurulan veya iptal edilen ÇED kararlarının yargılaması tamamlandığında ve faaliyet sahibi lehine sonuçlandığında yargılama aşamasında geçen sürenin belgenin geçerlilik süresine eklenmesiyle ilgili bir durum olduğu, 24. maddesi yönünden, mülga ÇED Yönetmeliğinde de genel olarak aynı düzenlemelerin olduğu, maddede lokal değişiklikler yapıldığı ve Ar-Ge çalışmalarının da bu madde kapsamında özel hükümlere dahil edildiği belirtilerek düzenlemelerin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Aşağıda yer verilen gerekçelerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.
DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : Dava, 29.07.2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının (v) bendi ile (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresinin ve 24. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır. Davalı idarenin usule ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun "Amaç" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır." hükmü, 2. maddesinde, "Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları ifade eder." ve "Proje tanıtım dosyası: Gerçekleşmesi plânlanan projenin yerini, özelliklerini, olası olumsuz etkilerini ve öngörülen önlemleri içeren, projeyi genel boyutları ile tanıtan bilgi ve belgeleri içeren dosyayı ifade eder." hükmü yer almış, 10. maddesinde ise "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (v) bendinde "Kapsam dışı: Niteliği, prosesi, türü, üretim yöntemi vb. itibariyle, bu Yönetmelikte yer almayan veya bu Yönetmelikte yer almasına rağmen Ek-1 ve Ek-2’deki listelerde belirlenen eşik değerlerin altında planlanan projeleri ifade eder." düzenlemesi, (bb) bendinde, "Mücbir sebep: ÇED Olumlu/ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olan projeler için bu Yönetmelikte tanımlanmış olan karar geçerlik süresi içerisinde yatırıma başlanılmasına doğrudan engel teşkil edecek; doğal afet, olağanüstü hal, idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa) gibi dıştan gelen fiili bir durumu ifade eder düzenlemesi, "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde, "(1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tamamen yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler. b) Bu Yönetmeliğe tabi olmayan veya Ek-2’deki listeye tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED raporu hazırlama talebinin Bakanlıkça uygun görüldüğü projeler. c) Organize sanayi bölgeleri, ihtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler ile teknoloji geliştirme bölgelerinde kurulması planlanan projeler. ç) Stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler. d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler, Ar-Ge çalışmaları veya prototip üretim yapan projeler. e) Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler." düzenlemesi yer almış, anılan Yönetmeliğin 4. maddesinin (v) bendi ile (bb) bendinin "idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)" kısmı ve 24. maddesi dava konusu edilmiştir. Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (v) bendi yönünden: Çevre Kanununun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak olup bu amaçla, çevrenin korunması ve korunarak kullanılabilmesi için Kanun'da belirlenen ilkeler, sınırlar ve kurallar uyarınca, idarece, faaliyet ve alanların durumuna göre uygulamaya yönelik yönetmelikler çıkarabilir. Nitekim Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliği de "Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinde" uyulacak idari ve teknik usul ve esasları düzenlemek amacıyla Kanun'un 10. maddesi uyarınca çıkarılmıştır. Kanun'da, gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmelere, "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı" alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemeyeceği ve proje için yatırıma başlanamayacağı ve konuya ilişkin usul ve esasların yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla dava konusu Yönetmelikte, bütün faaliyetlerin çevreyi kirletici olduğu varsayımı ile kapsam içine alınması gerekmemekte olup kapsam dışı tanımı yapılmasında, Kanun'a aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (bb) bendindeki "idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)" ibaresi yönünden: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. maddesine göre idareler, yargı kararları uyarınca gecikmeksizin işlem tesis etmek zorunda olup çevresel etki değerlendirme kararlarına yönelik yürütmenin durdurulması veya iptal kararları verilmesi durumunda, idarenin anılan faaliyete yönelik yatırımın devam etmesine izin vermemesi ve buna ilişkin işlem tesis etmesi gerekmektedir. Yönetmeliğin 14. maddesinin 5.fıkrasında, "ÇED Olumlu kararı" verilen proje için 5 yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda bu kararın geçersiz sayılacağı ve 17. maddesinin 2. fıkrasında, "ÇED Gerekli Değildir" kararı verilen proje için 5 yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda bu kararın geçersiz sayılacağı düzenlenmiştir. Yargı kararları mücbir sebep olarak tanımlanamayacak olmakla birlikte anılan kararların uygulanması nedeniyle yatırım faaliyetlerine devam edilememesinin nedeninin kurum, kuruluş ve işletmeler olmadığı açık olduğundan, çevresel etki değerlendirme kararlarının 5 yıllık geçerlilik süresinde, yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin sürecin dahil edilmemesine yönelik Yönetmelik düzenlemesinde hukuka aykırılık görülmemiştir. Yönetmeliğin 24. maddesine gelince: Davalı idare savunmada, bu maddede istisnai haller için düzenleme getirildiği, bu düzenlemelerin önceki yönetmeliklerde de yer aldığı, sadece "ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler" ifadesi ile "Ar-Ge çalışmaları" ifadesinin eklendiği ve bunların zaruretten kaynaklandığı, daha önceki yönetmeliklerde de yer alan düzenlemelerin hiç bir suretle dava konusu edilmediği ileri sürülmüş ise de anılan Yönetmelik maddesinde, olağanüstü ve özel durum olarak sayılan alanlarda, çevresel etki değerlendirme sürecine yönelik olarak davalı Bakanlığa içeriği belirsiz yetki verildiği, bu yetkinin sınırlarının çizilmediği ve nasıl bir yöntemin uygulanacağının açık olmadığı, Kanun'da belirlenen, çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamak amacının nasıl gerçekleştirileceğinde belirsizlik olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle Yönetmeliğin uyuşmazlığa konu 4. maddesinin 1. fıkrasının (v) bendi ile (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresine ilişkin kısmında hukuka aykırılık bulunmadığından davanın bu kısmının reddi, hukuka uyarlık bulunmadığı anlaşılan Yönetmeliğin dava konusu 24. maddesinin ise iptalinin gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde dayanılarak Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği hazırlanmış ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş, aynı Yönetmeliğin 29. maddesi ile 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Bakılan dava, 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin 4. maddesinin 1. fıkrasının; (v) bendi ile (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresinin ve 24. maddesinin iptali istenilmeyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE: USUL YÖNÜNDEN: Davalı idarenin ehliyete ilişkin itirazı incelenip değerlendirildiğinde, Yönetmeliğin konusu itibarıyla davacının davayı açmakta, meşru, güncel ve kişisel menfaatinin olması sebebiyle davacının dava açma ehliyetinin bulunduğu sonucuna varıldığından, bu konudaki itiraz yerinde görülmemiştir.
ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 56. maddesinde; "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır." hükmü, 2. maddesinde; "Çevre korunması: Çevresel değerlerin ve ekolojik dengenin tahribini, bozulmasını ve yok olmasını önlemeye, mevcut bozulmaları gidermeye, çevreyi iyileştirmeye ve geliştirmeye, çevre kirliliğini önlemeye yönelik çalışmaların bütününü, Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi sürecini, Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı kalkınma ve gelişmeyi, Çevresel etki değerlendirmesi: Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları, ifade eder." hükmü, 3. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde; Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür." hükmü, 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. (İptal üçüncü fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin 15/1/2009 tarihli ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı Kararı ile) Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." hükmü, 30. maddesinde; "Çevreyi kirleten veya bozan bir faaliyetten zarar gören veya haberdar olan herkes ilgili mercilere başvurarak faaliyetle ilgili gerekli önlemlerin alınmasını veya faaliyetin durdurulmasını isteyebilir. Herkes, 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında çevreye ilişkin bilgilere ulaşma hakkına sahiptir. Ancak, açıklanması halinde üreme alanları, nadir türler gibi çevresel değerlere zarar verecek bilgilere ilişkin talepler de bu Kanun kapsamında reddedilebilir." hükmü yer almıştır. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde dayanılarak hazırlanan ve 29/07/2022 tarih ve 31907 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren dava konusu "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen (...) v) Kapsam dışı: Niteliği, prosesi, türü, üretim yöntemi vb. itibariyle, bu Yönetmelikte yer almayan veya bu Yönetmelikte yer almasına rağmen Ek-1 ve Ek-2’deki listelerde belirlenen eşik değerlerin altında planlanan projeleri, bb) Mücbir sebep: ÇED Olumlu/ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olan projeler için bu Yönetmelikte tanımlanmış olan karar geçerlik süresi içerisinde yatırıma başlanılmasına doğrudan engel teşkil edecek; doğal afet, olağanüstü hal, idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa) gibi dıştan gelen fiili bir durumu, (...) ifade eder." olarak tanımlanmış, "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde; "(1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tamamen yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler. b) Bu Yönetmeliğe tabi olmayan veya Ek-2’deki listeye tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED raporu hazırlama talebinin Bakanlıkça uygun görüldüğü projeler. c) Organize sanayi bölgeleri, ihtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler ile teknoloji geliştirme bölgelerinde kurulması planlanan projeler. ç) Stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler. d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler, Ar-Ge çalışmaları veya prototip üretim yapan projeler. e) Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler." kuralına yer verilmiştir.
UYUŞMAZLIĞA KONU YÖNETMELİĞİN İPTALİ İSTENİLEN MADDELERİNİN İNCELENMESİ:
1- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (v) bendi yönünden; Mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliklerinde yer alamayan "kapsam dışı" kavramı ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) v) Kapsam dışı: Niteliği, prosesi, türü, üretim yöntemi vb. itibariyle, bu Yönetmelikte yer almayan veya bu Yönetmelikte yer almasına rağmen Ek-1 ve Ek-2’deki listelerde belirlenen eşik değerlerin altında planlanan projeleri, (...) ifade eder." olarak tanımlanmıştır. Davacı tarafından, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nda "kapsam dışı" kavramının tanımlanmadığı, tüm faaliyetlerin çevresel etki değerlendirmesine tabi olduğunun vurgulandığı, söz konusu tanım ile bazı faaliyetlerin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında bırakılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilerek iptali istenilmektedir. Davalı idare tarafından, "kapsam dışı" ifadesinin, uygulamada açık ve anlaşılabilir olması amacıyla tanımlandığı, ÇED Yönetmeliğinin zaten kapsamında olan faaliyetler bakımından uygulandığı, kapsamına giren faaliyetlerin de Yönetmeliğin Ek-1 ve Ek-2 listesinde açıkça belirtildiği, ayrıca faaliyetin ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kalması, Çevre Kanunu'na dayanılarak çıkarılan diğer Yönetmeliklerin de kapsamı dışında olduğu anlamına gelmediği belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. Uyuşmazlıkta, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 10. maddesinde; çevre sorunlarına yol açabilecek bir faaliyetle ilgili kurum, kuruluş ve işletmelerin, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlü oldukları vurgulanmakla birlikte, çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projelerin ve konuya ilişkin usûl ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirleneceğinin hükme bağlandığı, dolayısıyla bu hükme dayanılarak çıkarılan ÇED Yönetmeliğinin Ek-1 ve E-2 listelerinde çevre üzerinde muhtemel olumsuz etkilere sebep olacak proje türlerine yer verildiği gibi, bu projelerden bir kısmı için de ayrıca eşik değer öngörüldüğü anlaşılmakta olup, söz konusu "kapsam dışı" kavramı açıkça tanımlanmamış olsaydı dahi zaten eşik değer öngörülen projelerden eşik değerin altında kalan projelerin işin doğası gereği yine ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kalacağı, bir başka ifadeyle, bu kavramın açıkça tanımlanmış olmasının yeni bir hukuki durum oluşturmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
2- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (bb) bendinde yer alan “idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa)” ibaresi yönünden; Mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliklerinde yer alamayan "kapsam dışı" kavramı ilk defa dava konusu Yönetmeliğin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelikte geçen; (...) bb) Mücbir sebep: ÇED Olumlu/ÇED Gerekli Değildir kararı verilmiş olan projeler için bu Yönetmelikte tanımlanmış olan karar geçerlik süresi içerisinde yatırıma başlanılmasına doğrudan engel teşkil edecek; doğal afet, olağanüstü hal, idari yargı kararları (projenin tamamının yapılmasını etkileyecek şekilde yürütmenin durdurulması/iptal kararı varsa) gibi dıştan gelen fiili bir durumu, (...) ifade eder." olarak tanımlanmış, aynı Yönetmeliğin "Çevresel etki değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı" başlıklı 14. maddesinde; "(5) ÇED Olumlu" kararı verilen proje için 5 yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda "ÇED Olumlu" kararı geçersiz sayılır." kuralına, "Çevresel etki değerlendirmesi gereklidir veya çevresel etki değerlendirmesi gerekli değildir kararı" başlıklı 17. maddesinde; (2) “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilen proje için 5 yıl içinde mücbir sebep bulunmaksızın yatırıma başlanmaması durumunda “ÇED Gerekli Değildir” kararı geçersiz sayılır." kuralına yer verilmiştir. Davacı tarafından, söz konusu kuralın 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesinde düzenlenen Mahkeme kararlarının gereğinin otuz gün içinde yerine getirilmesi yönündeki hükmüne aykırılık teşkil ettiği, dolayısıyla Mahkemelerin verdiği yürütmenin durdurulması ve/veya iptal kararlarının mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek iptali istenilmiştir. Davalı idare tarafından, yargı kararıyla ÇED kararının yürütmesinin durdurulmasına veya iptaline karar verilmesi durumunda İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi gereği faaliyetin yapılmasının mümkün olmadığı, ancak devam eden yargılama sürecinde yürütmenin durdurulması kararının kaldırılması veya esastan proje sahibi lehine karar verilmesi halinde ÇED kararının yeniden geçerli hale geleceği, dolayısıyla yargılama sürecinde geçen sürenin uygun görülen hallerde belgenin geçerlilik süresine eklenmesinin mümkün olabilmesi için söz konusu ibareye mücbir sebep tanımında yer verildiği, diğer mevzuat kapsamında da elektrik üretim lisansının, maden işletme ruhsatının, işyeri açma ve çalışma ruhsatının, yapı ruhsatının iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulması veya iptali durumunda, nihai olarak davanın lisans veya ruhsat sahibi lehine sonuçlanması durumunda da yargılama aşamasında geçen sürelerin mücbir sebep olarak değerlendirildiği belirtilerek düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; her ne kadar davacı tarafından Mahkemelerin verdiği yürütmenin durdurulması ve/veya iptal kararlarının mücbir sebep olarak kabul edilemeyeceği ileri sürülmüş ise de, hukuken mücbir sebebin; bir sorumluluğun ya da taahhüdün yerine getirilmesini kısmen ya da tamamen, geçici ya da daimi olarak engelleyen, kişinin önceden bilmediği, beklemediği ve tahmin edemediği ya da beklese ve tahmin etse dahi engelleyemeyeceği dışardan gelen olağanüstü olay ya da olgular olarak tanımlanması mümkün olup, Mahkemece hakkında yürütmenin durdurulması veya iptal kararı verilene kadar ÇED kararının hukuka uygunluk karinesinden yararlandığı, ÇED kararıyla ilgili yürütmenin durdurulması veya iptal kararının sebebi olan davalı idareye veya proje sahibine atfedilebilecek kusurun yapılan yargılamayla ortaya konulduğu, dolayısıyla yargı kararıyla ÇED kararının yürütmesinin durdurulmasına veya iptaline karar verilmesi durumunda, İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi gerektiği dikkate alındığında, ÇED kararına konu faaliyetin o an için yapılamamasının hukuken korunabilir sebebe dayandığının kabulü gerektiğinden, ÇED belgesinin 5 yıllık sürede geçersiz sayılmaması için faaliyetin yapılmasına engel olan yargı kararının mücbir sebep olarak değerlendirilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
3- Dava konusu Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 24. maddesi yönünden; Mülga 25/11/2014 tarih ve 29186 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği"nin "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde; "1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tümü ile yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler, b) ÇED Yönetmeliğine tabi olmayan veya Seçme Eleme Kriterlerine tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED Raporu hazırlanması talebi üzerine Bakanlıkça uygun görülen projeler, c) Organize Sanayi Bölgeleri, İhtisas Organize Sanayi Bölgeleri, Endüstri Bölgeleri, Serbest Bölgeler ile Teknoloji Geliştirme Bölgelerinde kurulması planlanan projeler, ç) Stratejik Çevresel Değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler, d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler veya prototip üretim yapan projeler, e) Ek-1 listesi veya ek-2 listesinde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler, f) (Mülga fıkra:RG-9/2/2016-29619)" kuralına yer verilmiştir. Dava konusu Yönetmeliğin "Olağanüstü durumlar ve özel hükümler" başlıklı 24. maddesinde ise; "(1) Aşağıdaki projeler için uygulanacak ÇED sürecine ilişkin yöntem Bakanlıkça belirlenir: a) Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi işlemleri, doğal afetler sonucu yıkılan, bozulan, tahrip olan veya hasar gören herhangi bir yatırımın bulunduğu yerde kısmen veya tamamen yeniden gerçekleştirilmesi planlanan projeler ile doğal afet, kaza ve benzeri acil durumlarda ortaya çıkan çevre kirliliğinin önlenmesi için ivedilikle yapılması gereken projeler. b) Bu Yönetmeliğe tabi olmayan veya Ek-2’deki listeye tabi olduğu halde proje sahibinin ÇED raporu hazırlama talebinin Bakanlıkça uygun görüldüğü projeler. c) Organize sanayi bölgeleri, ihtisas organize sanayi bölgeleri, endüstri bölgeleri, serbest bölgeler ile teknoloji geliştirme bölgelerinde kurulması planlanan projeler. ç) Stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler. d) Teknoloji değişikliği uygulamak suretiyle, verim artırımına, doğal kaynak kullanımını azaltmaya ve/veya çevre kirliliğini azaltmaya yönelik yapılmak istenilen değişiklikler, Ar-Ge çalışmaları veya prototip üretim yapan projeler. e) Ek-1 veya Ek-2’deki listelerde olup, eşik değeri olmayan projelerde yapılacak her türlü değişikliği içeren projeler" şeklinde düzenlenmiştir. Davacı tarafından, söz konusu projeler bakımından istisna hükmünün getirildiği, ancak istisna hükmünün getirilmesini gerektiren herhangi bir gerekçe ortaya konulmadan düzenleme yapıldığı, söz konusu projeler bakımından olağanüstü bir durumun olmadığı, afet hali hariç, orantılı olmadığı, birçok sürecin idarenin takdir yetkisine bırakıldığı belirtilerek, iptaline karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Davalı idare tarafından, şimdiye kadar yukarı altı çizili ifadeler dışındaki diğer kısımların aynı şekilde mülga 2013, 2014 ÇED yönetmeliklerinde de yer aldığı, altı çizili kısımların eklenerek lokal değişiklik yapıldığı, Ar-Ge çalışmalarının da bu kapsamında özel hükümlere dahil edildiği belirtilerek, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmuştur. Uyuşmazlıkta; söz konusu düzenlemelerle "olağan durumlar" dışındaki durumların öngörüldüğü, örneğin yaşanılan doğal afet, kaza gibi durumlarda çevre kirliliğinin önlenmesi amacıyla ivedilik gerektiren veya zaten laboratuvar ortamında yapılan bir deneysel çalışma niteliğinde olan veya stratejik çevresel değerlendirme yapılan alanlarda kurulması planlanan projeler gibi projelerde doğrudan yatırımcının ÇED başvuru dosyası veya proje tanıtım dosyası ile olağan sürecin başlatılması yerine, projelerin kendine özgü koşulları değerlendirildikten sonra ÇED sürecine ilişkin yöntemin Bakanlıkça belirlendiği, bu durumun ise projeleri doğrudan ÇED Yönetmeliğinden muaf hale getirmediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 06/11/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.