Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/3807 E. 2026/201 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/3807
- Karar No
- 2026/201
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3807 Karar No : 2026/201
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Huk. Müş. Av. ... Huk. Müş. V. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı tarafından, 27/07/2019 tarihinde uygulanan koroner anjiografi operasyonu esnasında kılavuz telin kırılması ve damara yapıştırılması sonucunda normal yaşamının, iş hayatının ve psikolojik durumunun olumsuz etkilendiğinden bahisle uğradığını ileri sürdüğü 400.000,00 TL maddi ve 600.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 1.000.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacının göğüs ağrısı şikayeti ile 26/07/2019 tarihinde İstanbul ilinde bulunan Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde acil servise müracaat ettiği, yapılan muayeneden sonra akut kardiyak sendrom tanısı konulduğu, laboratuvar tetkikleri istenerek koroner arter hastalığı tanısı ile koroner yoğun bakıma yatırıldığı, 27/07/2019 tarihinde yapılan ameliyat esnasında pt2 GW tel ortasından kırıldığı ve damarda kalması üzerine başka bir katater ile çıkarılmaya çalışıldığı, çıkarılamaması üzerine ilaçlı stent ile implante edildiği, yapılan aralıklı kontroller neticesinde davacının taburcu edildiği, koroner anjiyografi sırasında kullanılan kılavuz telin koroner arter dallarından birinde kırılması ve orada sıkışıp kalmasının anjiyo işleminin komplikasyonlarından biri olduğu, tıbbi komplikasyonun, tıbbi yardım ve müdahale sırasında, öngörülemeyen, beklenmeyen bir tehlikenin (olumsuzluğun) aniden ve umulmadık biçimde ortaya çıktığı, bu sebeple davalı idareye atfedilecek herhangi bir hizmet kusuru olmadığı gibi olayın kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilebilecek bir yönü de bulunmadığından ve idarenin tazmin sorumluluğunu doğuran şartların gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesince, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacı tarafından, operasyonu yapan hekimin yetersiz ve deneyimsiz olduğu, tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli özeni göstermediği, dikkatsiz davrandığı için kılavuz telin kırıldığı, tel kırılması ihtimali hakkında açık ve net bir şekilde bilgilendirilmediği, imzalatılan evrakları anlayabilecek durumda olmadığı ve bu nedenle geçerli bir rızadan bahsedilemeyeceği, hatalı işlem sonucunda vücut bütünlüğünün ihlal edildiği, vücudunda kalıcı hasar meydana geldiği ve damarında sabitlenmiş bir tel ile yaşamak zorunda kaldığı, damarındaki tel nedeniyle başka bir hastanedeki bel fıtığı ameliyatının ertelendiği ve bu sebeple ağrılara katlanmak zorunda kalarak mağduriyetinin arttığı, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun teknik analizden uzak, geçiştirici, taraflı olduğu ve kusur araştırması yapmak yerine olayı komplikasyon diyerek kapattığı, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ :... DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacının 26/07/2019 tarihinde göğüs ağrısı şikayeti ile İstanbul ilinde bulunan Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde acil servise müracaat ettiği, yapılan muayeneden sonra akut kardiyak sendrom tanısı konulduğu, laboratuvar tetkikleri istenerek koroner arter hastalığı tanısı ile koroner yoğun bakıma yatırıldığı, ardından 27/07/2019 tarihinde yapılan koroner anjiografi operasyonu esnasında pt2 GW telin ortasından kırıldığı ve damarda kalması üzerine başka bir katater ile çıkarılmaya çalışıldığı, çıkarılamaması üzerine ilaçlı stent ile implante edildiği, yapılan aralıklı kontroller neticesinde davacının taburcu edildiği, davacı tarafından damar içerisinde kalan telden dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararların davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı iddiasıyla bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 7. İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda; "... Göğüs ağrısı şikayeti ile İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs ve Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran kişinin laboratuar tetkiklerinde troponin T 312 ng/L tespit edilmesi üzerine 27/07/2019 tarihinde Non-STEMI ön tanısı ile uygulanan Koroner Anjiografi ve stent implantasyon işleminin tıbben uygun olduğu, işlem esnasında OM dalı içerisinde kılavuz telin kırılmasının koroner anjiografi işlemleri esnasında her türlü dikkat ve özene rağmen görülebilen komplikasyon niteliğinde olduğu, telin çıkartılmaya çalışıldığı, çıkartılamaması üzerine telin stent ile koroner damar duvarı arasına sıkıştırıldığı, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, işlem sonrası 27/07/2019 tarihli klinik izlemde ‘Hasta ve hasta yakınlarının detaylı bilgilendirildi.’ şeklinde kayıtlı olduğu, dolayısıyla kişi ve yakınlarının bilgilendirildiği cihetle; kişinin tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarına tıbbi hata atfedilmediği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı..." yolunda görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, yukarıda anılan bilirkişi raporu hükme esas alınarak olayda idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, anılan karara karşı davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun Bölge İdare Mahkemesince reddine karar verilmiştir.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Esasen, Anayasa'nın 56. maddesi de Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemek ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak onları denetleyerek yerine getirmek ile ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin davacıya tıbbi müdahale yapıldığı tarih itibarıyla yürürlükte bulunan haliyle 15. maddesinde, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir. ...", 22. maddesi, 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz.", “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın, uygulanacak tıbbi müdahale için verdiği rıza, bu müdahalenin gerektirdiği sair tıbbi işlemleri de kapsar. Ancak, tıbbi işlemlerin uygulanmasında, bu Yönetmelik'te ve diğer mevzuatta belirlenen hakların ihlal edilmemesi için azami ihtimam gösterilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerin riskleriyle ilgili olarak aydınlatılması ve rızalarının alınmasını gerektirmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Tam yargı davalarının ve manevi tazminatın belirtilen niteliği gereği takdir edilecek manevi tazminat miktarının, olayın, zararın ve idarenin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı ve aynı zamanda cezalandırıcı olacak şekilde belirlenmesi, bununla birlikte olayın meydana geliş şekli ve idari faaliyetin niteliği gözetilerek hakkaniyetli ve makul bir tutarı aşmaması gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Maddi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, davacı tarafından ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, Manevi Tazminat İsteminin Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporu irdelendiğinde, davacıya yapılan operasyon sonrası ortaya çıkan tablonun davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklanmadığı anlaşıldığından, uyuşmazlıkta maddi tazminata hükmedilmesi koşulları oluşmamıştır. Bununla birlikte; dosya içerisinde yer alan hastane kayıtları incelendiğinde, "Teşhis ve Tedavi İşlemleri Hasta Bilgilendirme ve Onam Formu" başlığını taşıyan, davacı tarafından imzalanan onam formunda yapılan operasyon sırasında kılavuz telin kırılması ihtimali bulunduğu üzerine herhangi bir bilgilendirmede bulunulmadığı, bu riske ilişkin bir aydınlatmanın olmadığı, bu niteliği itibarıyla söz konusu onamın aydınlatılmış onam niteliğinde olmadığı görülmektedir. Bu durumda, davacının aydınlatılarak onay verme hakkının elinden alınması ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesinin yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açması sonucu oluşan manevi zararın karşılanmasına yönelik makul bir tutarın ödenmesine karar verilmesi gerekmekte iken, manevi tazminat isteminin reddedilmesinde hukuki isabet görülmemiştir. Bu itibarla, davanın reddine dair ... İdare Mahkemesi kararına yönelik davacı tarafından yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesi kararının manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin kısmen KABULÜNE, kısmen REDDİNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının maddi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, manevi tazminat isteminin reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi... İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 13/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.