Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/3400 E. 2026/269 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/3400
- Karar No
- 2026/269
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/3400 Karar No : 2026/269
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : Çocukları ..., ... ve ...'a velayeten kendilerine asaleten ... ve ... VEKİLİ : Av. ...
TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) :... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih (kararda sehven ... yazılmıştır.) ve E:..., K:...sayılı kararının taraflarca aleyhe kısımlarının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
DAVANIN_KONUSU : Davacılar tarafından; çocukları ...'in doğumu esnasında hatalı yapıldığı iddia olunan müdahaleler nedeniyle hem zihinsel engelli doğduğu hem de kendisinde çene kırığı oluştuğundan bahisle; küçük ... için 5.016.670,35 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi, baba ... için 10.000,00 TL manevi, anne ... için 25.000,00 TL manevi, küçük ... için 5.000,00 TL manevi, küçük... için 5.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 5.016.670,35 TL maddi ve 95.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
YARGILAMA SÜRECİ : İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacıların manevi tazminat istemlerinin kabulüne, maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ...İdare Mahkemesi kararı hukuka ve usule uygun bulunarak istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1- Davacılar tarafından, bakıcı giderinin yıllık ödeme yapılması şeklinde hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu, bakıcı gideri nedeniyle davalı idare lehine vekalet ücreti hükmedilmemesi gerektiği, manevi tazminat miktarına yönelik arttırım talebinin kabul edilmesi gerektiği, karar tarihindeki tazminat miktarının düşük kaldığı, yasal faize hükmedilmesinin enflasyon karşısında idare lehine sonuç doğurduğu ileri sürülerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir. 2- Davalı idare tarafından, olayda idarelerinin hizmet kusurunun bulunmadığı, ayrıca ağır hizmet kusuru da bulunmadığından manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı ileri sürülerek Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar ve davalı idare tarafından karşılıklı olarak temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmakta olup müdahil tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat isteminin reddi nedeniyle idare lehine hükmedilen vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME : A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemlerinin Kısmen Kabulüne, Kısmen Reddine, Manevi Tazminat İstemlerinin Kabulüne İlişkin Kısımlarının İncelenmesi:
Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın anılan kısımları usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısımlarının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Lehine Hükmedilen Vekalet Ücreti Yönünden İncelenmesi: Dava, toplam 5.016.670,35 TL maddi ve 95.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, manevi tazminat istemi yönünden davanın kabulüne, maddi tazminat istemi yönünden; 2.066.929,29 TL iş gücü kaybı ve 282.837,00 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 2.349.766,29 TL maddi tazminat istemi yönünden davanın kabulüne, bakıcı giderine ilişkin 2.666.904,06 TL maddi tazminat istemi yönünden ise davanın reddine ve karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re'sen ağır engelli kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmiş, reddedilen maddi tazminat istemi yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen 106.120,79 TL vekalet ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine hükmedilmiştir. Bakılan uyuşmazlıkta, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda hesaplanan bakıcı giderine ilişkin zarar kalemi davacılar tarafından talep edilmiş ise de Mahkemece Dairemiz içtihatlarına uygun olarak karar tarihine kadar geçen süre için işlemiş bakıcı giderine hükmedilmiş, karar tarihinden sonraki dönemler için yapılacak bakıcı gideri tazminatına ilişkin ödemelerin, davalı idarece re'sen ağır engelli kişinin yaşadığı tespit edilmek ve ilgili yıldaki brüt asgari ücret üzerinden hesaplanmak suretiyle her takvim yılının başında peşin olarak yapılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla, sonucu itibariyle davacıların bakıcı gideri talebinin kabul edildiği göz önüne alındığında, davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğinden, İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan "b-)Reddedilen maddi tazminat tutarı açısından, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 106.120,79-TL avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine" ibaresinin hükümden çıkartılarak kararın bu şekilde düzeltilerek onanması gerekmektedir.
Bu durumda; temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan "istinaf başvurularının reddine" ibaresinin, "tarafların istinaf başvurularının esas yönünden reddine, davacıların istinaf başvurusunun vekalet ücreti yönünden kabulüne, İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan 'b-)Reddedilen maddi tazminat tutarı açısından, kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen 106.120,79-TL avukatlık ücretinin davacılar tarafından davalı idareye ödenmesine' ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına" şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Tarafların temyiz istemlerinin esas yönünden REDDİNE, davacıların temyiz isteminin vekalet ücreti yönünden KABULÜNE, 2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurularının reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda belirtilen şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 3. Adli yardım isteminin kabul edilmesi nedeniyle ödenmemiş olan temyiz aşamasına ilişkin yargılama giderlerinin davacılardan tahsili için mahkemesince ilgili vergi dairesi müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, davalı idare tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin yatıran tarafa iadesine, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 15/01/2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
(X)-KARŞI OY :
Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden, dava konusu olay ile ilgili olarak Patnos Cumhuriyet Başsavcılığınca E:... sayılı soruşturma dosyasında hastanede görevli personeller hakkında başlatılan adli soruşturma sırasında personelin kusuru olup olmadığının tespiti amacıyla alınan ve Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulu'nca düzenlenen... tarih ve ... sayılı raporda; "kişinin 30/06/2008 tarihinde miadında ağrılı gebelik olarak Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, amios sıvısı kalitesi ve miktarı normal tespit edildiği, epizyotomi uygulanarak vajinal yolla 2900 gr erkek bebek doğurtulduğu, bebek doğduğunda kalp atımının olduğu, solunumunun olmadığı, mekonyum aspirasyonu tespit edildiği, müdahale edildiği, yeni doğan servisine yatırıldığı, doğum öncesine ait USG, ÇKS, NST belgelerinin istendiği ancak dosyada mevcut olmadığı, travay takibi ile ilgili kayıt tutulmamasının eksiklik olduğu, travay takibi ile ilgili tıbbi belge olmadığı için doğum eylemi ile ilgili yorumda bulunulamayacağı, dolayısıyla küçüğün mevcut durumunun doğum eylemi nedeniyle mi yoksa mekonyum aspirasyonu nedeniyle mi olduğunun ayrımının yapılamayacağı" yönünde görüş bildirildiği, söz konusu rapora davacı vekilince yapılan itiraz sonucunda Mahkemece aldırılan Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'nca düzenlenen ...tarih ve ... sayılı raporda "kişinin 30/06/2008 tarihinde miadında ağrılı gebelik olarak Ağrı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvurduğu, amniyon sıvısı kalitesi ve miktarı normal tespit edildiği, epizyotomi uygulanarak vajinal yolla 2900 gr ağırlığında erkek bebek doğurtulduğu, bebek doğduğunda kalp atımının olduğu, solunumunun olmadığı, mekonyum aspirasyonu tespit edildiği, müdahale edildiği, yeni doğan servisine yatırıldığı, doğum öncesine ait USG, ÇKS, NST belgelerinin istendiği ancak dosyada mevcut olmadığı, travay takibi ile ilgili kayıt tutulmamasının eksiklik olduğu, travay takibi ile ilgili tıbbi belge olmadığı için doğum eylemi ile ilgili yorumda bulunulamayacağı, dolayısıyla küçüğün mevcut durumunun doğum eylemi nedeniyle mi yoksa mekonyum aspirasyonu nedeniyle mi olduğunun ayrımının yapılamayacağı, Genel Kurulun istemi üzerine çekilerek gönderilen maksillafasyal BT'nin incelenmesinde çenede herhangi bir kırık sekeli tespit edilemediği, doğum sonrası çekilmiş olan çene grafisi bulunmadığı da dikkate alındığında doğumda çene kırığı oluştuğunun tıbbi delilleri bulunmadığı" yönünde görüş belirtildiği görülmektedir. Bu durumda, davacıların uğradığını iddia ettikleri zararın davalı idarenin kusuru nedeniyle meydana geldiği yolunda hukuken geçerli somut bir tespit bulunmadığından, diğer bir ifadeyle zararla idarenin eylemi veya eylemsizliği arasında idarenin sorumluluğunu gerektirecek nitelikte uygun bir nedensellik bağının varlığından söz edilemeyeceğinden, davacıların maddi tazminat taleplerinin karşılanmasına hukuken olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenle, davalı idarenin temyiz isteminin kabulüyle Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemi yönünden bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile Daire kararına katılmıyoruz.