Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/2112 E. 2026/229 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/2112
- Karar No
- 2026/229
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/2112 Karar No : 2026/229
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2-... 3- ... 4- ... 5- ... VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...
İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murisleri ...'ın, Ağrı Devlet Hastanesinde yapılan kalp ameliyatı sonrası gelişen pnömoni ve septik şok nedeniyle vefat etmesine ilişkin olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak davacılardan her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL olmak üzere toplam 500.000,00 maddi; yine her biri için ayrı ayrı 500.000,00 TL olmak üzere toplam 2.500.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin...tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı ... Anabilim Dalı Başkanlığı nezdinde hazırlanan... tarih ve ... sayılı rapor birlikte incelendiğinde; davacıya ameliyat esnasında uygulanan tetkik ve yöntemlerin tıp biliminin bilinen kurallarına uygun olduğu, gelişen durum ve tıbbi uygulamalar bakımından davalı idarenin hizmet kusurunun olmadığı, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatasının da bulunmadığı, bu bakımdan oluşan zarar ile idarenin hizmeti arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI :Davacılar tarafından, tıbbi literatüre göre ilk anjiyodan en az on gün sonra ikinci anjiyonun yapılmasının gerektiği, buna aykırı hareket edildiği, her ne kadar kalpteki damarın çürümesinin kişinin ölümüne sebebiyet vermeyeceği belirtilmiş ise de bu durumun da ölüme sebep verebileceğinin açık olduğu, enfeksiyonun kısa sürede kişinin ölümüne yol açmayacağı, murislerinin vefat etmesinde hastane ve burada görevli personelin ihmalinin bulunduğu, günlerdir yatan hastanın vücudundaki enfeksiyonunun varlığının tespit edilememesinin de hizmet kusuru olduğu, murisleri tarafından anjiyo sonrası göğüs ağrısı çektiği belirtilmiş ise de bu hususun araştırılmadığı, hastane kaynaklı olan pnömoni sebebiyle murisin hayatını kaybettiğinin rapor ile de ortaya konulduğu, hastanenin gerekli tedbirleri almaması nedeniyle ölümün gerçekleştiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, hukuki dayanağı bulunmayan temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY : Davacılar murisi ..., 09/01/2020 tarihinde göğüs ağrısı şikayetiyle Ağrı Devlet Hastanesine başvurmuştur. Murisin, daha önceden de diyabet, hipertansiyon ve üç defa koroner anjiografi stent öyküsünün bulunduğu görülmüştür. Dosyada mevcut tıbbi belgelerden, davacılar murisinin, anılan Hastaneye başvurusu üzerine, ekokardiyografi yapıldığı, USAP (unstabil anjina pektoris- stabil olmayan gögüs ağrısı) tanısı ile koroner anjiyografi amaçlı yatışının uygun görüldüğü, anjiyo öncesi gerekli testlerin yapıldığı, akciğerinde ödem görülmediği, bunun üzerine koroner anjiyografi ile stent takıldığı, daha sonra tekrar koroner anjiyografi yapıldığı, CX (sirkumfleks arter) lezyonunun tel ile geçilemediği, CX lezyonunun CTO (kronik total okluzyon- kalp damarının tıkalı olması) olduğunun düşünüldüğü, sağ koroner arterde tespit edilen kritik lezyonun Cx CTO müdahalesi açısından daha üst bir merkezde müdahalesinin planlandığı, 10/01/2020 tarihinde durumunun orta ve anjinal vasıflı göğüs ağrısının olduğu, stent müdahalesi planlandığı, sağ koroner artere stent takıldığı, 11/01/2020 tarihinde genel durumunun iyi olduğu ve aktif bir şikayetinin bulunmadığı, kardiyoloji servisine alındığı, 12/01/2020 tarihinde genel durumunun iyi olduğu ve aktif bir şikayetinin bulunmadığı, 13/01/2020 tarihinde kontrol koroner anjiyografi yapıldığı, hematom, anevrizma ve ekimoz gözlemlenmediği, Cx CTO müdahalesi için Erzurum Atatürk Üniversitesi Hastanesine sevkinin planlandığı, kış mevsimin olumsuz şartları ve kontrol anjiyografi sonrası uygulanan ağırlık çalışması nedeniyle akşam sevkinin planlanamadığı, 14/01/2020 tarihinde hastanın değerlendirildiği, genel durumunun iyi olduğu ve hemodinami stabil olarak değerlendirildiği, sevk hakkında bilgi verildiği, aynı gün öğle saatlerinde hastanın bulantı, kusma ve düşük tansiyon saptanınca koroner yoğun bakıma alındığı, intravenöz hidrasyon (damardan sıvı verilmesi) uygulandığı, kalp kasılma gücünü artıran ilaçlar verildiği, solunum sıkıntısı başlaması nedeniyle solunum desteği sağlandığı, acilden ilk başvurunun yapıldığı zaman çekilen akciğer grafisinde normal saptanmış iken yatak başı çekilen akciğer grafisinde pnömonik infiltrasyonların gözlemlendiği, sözel olarak enfeksiyon hastalıkları uzmanına danışıldığı, yoğun bakım yan dal uzmanına danışıldığı, yatak başı iki defa EKO (ekokardiyografi) yapıldığı, hafif mitral yetmezlik, minimal perikardiyal efüzyon izlendiği, mekanik komplikasyon izlenmediği, takibinde kardiyopulmoner arrest (kalbin kan pompalamasının ve solunumun durması) geliştiği, entübe edilerek 10 dakikalık temel yaşam desteği (CPR) sonrası yanıt alındığı, beyin ve toraks (göğüs kafesi) BT (Bilgisayarlı Tomografi) çekildiği, bileteral pnömonik infiltrasyonların gözlemlendiği, yoğun bakım uzmanının onayı ile pnömoni ve septik şok düşünülerek 3. basamak yoğun bakıma devir edildiği, tüm kültürlerinin alındığı, enfeksiyon hastalıkları uzmanı ile görüşülerek tedavisine başlandığı, tüm bu müdahalelere rağmen 14/01/2020 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır. Davacılar tarafından, murisleri ...'ın, Ağrı Devlet Hastanesinde yapılan kalp ameliyatı sonrası gelişen pnömoni ve septik şok nedeniyle vefat etmesine ilişkin olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık davacılardan her biri için ayrı ayrı 100.000,00 TL olmak üzere toplam 500.000,00 maddi; yine her biri için ayrı ayrı 500.000,00 TL olmak üzere toplam 2.500.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. Olayla ilgili olarak Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı... Anabilim Dalı tarafından düzenlenen... tarih ve ... sayılı bilirkişi raporunda; "... ... oğlu 1974 doğumlu ...'ın tıbbi belgelerinde özgeçmişinde koroner stent uygulandığı, Diabetes Mellitus ve Hipertansiyon hastalıklarının bulunduğu kayıtlı olup şahsa 09 Ocak 2021 tarihinde unstabil anjina pektoris tanısı ile koroner anjiografi yapıldığı, sağ koroner arterde kritik lezyon ve sirkumfleks arterde kronik total oklüzyon tespit edildiği, 10 Ocak 2020 tarihinde sağ koroner artere stent uygulandığı, kardiyoloji yoğun bakım biriminde takiplerinde durumunun stabil olduğu, sirkumfleks arter için Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Kliniği ile görüşülerek sevk planlandığı, 14 Ocak 2021 tarihinde genel durumunun bozulduğu, solunum sıkıntısı geliştiği, yapılan tetkiklerde pnömoni ve septik şok düşünülerek medikal tedavi başlandığı, takiplerinde kardiyopulmoner arrest geliştiği, 14 Ocak 2020 tarihinde saat 22:15'te eks olduğu, cesedin üzerinde otopsi yapılmadığı anlaşılan ...'a Ağrı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde uygulanan tıbbi müdahale ve tanı-tedavi işlemlerinin güncel tıp protokolü içinde olduğu, davalı idare ve personeline atfı kabil kusur bulunmadığı kanaatine varılmıştır." tespitlerine yer verilmiştir. İdare Mahkemesince, olay kapsamında düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle, olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı davacılar tarafından yapılan istinaf başvurusu Bölge İdare Mahkemesince reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasa'nın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen adli tıp ve adli bilimlerle ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşleri bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda sağlık personelinin uygulamalarına tıbbi hata atfedilemeyeceği, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği yönünde görüş bildirilmiş ise de; raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir; -davacılar murisinin ölüm sebebinin tam olarak ne olduğu, ölüm nedeninin pnömoni ve septik şok olması halinde bu durumun hastaya uygulanan koroner anjiografilerden mi yoksa hastane enfeksiyonun da mı kaynaklandığı, -davacılar murisinin, göğüs ağrısı şikayeti üzerine başvurduğu Ağrı Devlet Hastanesinde yapılan koroner anjiografiler sonrasında ortaya çıkan enfeksiyon tablosunun aynı dönemde aynı birimde yatan hastalarda da görülüp görülmediği, kateter laboratuvarı / yoğun bakım / kardiyoloji servislerinin enfeksiyon kontrol komitesi tarafından denetlenip denetlenmediği ve davacılar murisinin hastanede yattığı döneme ilişkin yatan, ameliyat edilen (anjiyografi yapılan), hastane enfeksiyonu kapan hasta sayısını ve enfeksiyon etkenini gösterir enfeksiyon kontrol komitesi raporunun bulunup bulunmadığı, - enfeksiyon yönünden takip ve tedavide eksiklik, hata ve gecikme olup olmadığının ortaya konulması açısından davacılar murisinin hastaneye ilk başvurduğu tarih olan 09/01/2020 ile vefat ettiği tarih olan 14/01/2020 tarihleri arasında -ilk ve son gün çekilen akciğer grafisi hariç- akciğer grafisinin çekilip çekilmediği, kan testlerinin yapılıp yapılmadığı, enfeksiyonun teşhisinde geç kalınıp kalınmadığı, geç kalınmış ise bu durumun davacılar murisinin ölümüne etkisinin ne olduğu, -davacılar yakının hastanede yattığı süre ve bu süre zarfında yoğun bakımda bulunduğu zaman ve hastaneye ilk başvurduğu tarih olan 09/01/2020 tarihinde çekilen akciğer grafisinin normal olduğu hususları birlikte gözetildiğinde, bu süre zarfında hastane enfeksiyonundan kaynaklı bir ölümün gerçekleşmesinin tıbbi açıdan mümkün olup olmadığı, -sağ koroner arterde tespit edilen kritik lezyonun CxCTO müdahalesi açısından daha üst bir merkeze sevkinin planlanmasında bir gecikmenin bulunup bulunmadığı, bulunması halinde bu durumun davacılar murisinin ölümüne etkisinin ne olduğu, hususlarının ayrıntılı olarak açıklanması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, ilgili Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacının iddialarının göz önünde bulundurulduğu, tıbbi sürecin bir bütün halinde ele alındığı, anılan hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 14/01/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.