Danıştay · 10. Daire
Danıştay 10. Daire 2023/1686 E. 2026/332 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 10. Daire
- Esas No
- 2023/1686
- Karar No
- 2026/332
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/1686 Karar No : 2026/332
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR): 1- ... 2- ... 3- ... 4- ... 5- ... VEKİLLERİ : Av....
6-...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı / ... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN_KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Davacılar tarafından; beyninde bulunan tümör nedeniyle Sağlık Bakanlığı SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yatarak tedavi gördüğü sırada, 23/02/2017 tarihinde vefat eden yakınları Satı Dağcı'nın ölümünde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, yakınlarının ölümü nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararlara karşılık olarak, her bir davacı için ayrı ayrı 10,00 TL maddi; 100.000,00 TL manevi tazminatın kusurun meydana geldiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... K:... sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesince; davacıların, İdare Mahkemesi kararının davanın reddine ilişkin kısmına ve reddedilen manevi tazminat miktarı yönünden davalı idare lehine hükmedilen vekalet ücretine yönelik istinaf istemlerinin reddine, reddedilen maddi tazminat miktarı yönünden davalı idare lehine verilen vekalet ücreti bakımından istinaf başvurularının kabulüne, kararın bu ksımının kaldırılmasına, reddedilen maddi tazminat miktarı için belirlenen 60,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye ödenmesine karar verilmiştir.
TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından; temyize konu kararın gerekçesiz olduğu, İdare Mahkemesince Adli Tıp Kurumu raporuna yönelik itirazları değerlendirilerek yeniden rapor alınmamasının hukuka aykırı olduğu, iddialarının yeterince aydınlatılmadığı, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kısmen kabulü, kısmen reddi ile temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının maddi tazminata ilişkin kısmının onanması, manevi tazminata ilişkin kısmının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacıların yakını müteveffa ..., 11/12/2016 tarihinde baş dönmesi ve kulak çınlaması şikayeti ile başvurduğu Sağlık Bakanlığı SBÜ Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz polikliniğinde çekilen Kranial MR sonrası beyin tümörü (intrakranial kitle) tanısıyla Beyin Cerrahisi Polikliniğine yönlendirilmiş, bu poliklinikte ileri tetkik ve tedavi amacıyla 25/12/2016 tarihinde yatışı gerçekleştirilmiştir. Müteveffa, 25/12/2016-23/02/2017 tarihleri arasında anılan hastanede tedavi görmüş ve bu süreçte 28/12/2016, 04/01/2017, 12/01/2017, 03/02/2017 tarihlerinde olmak üzere dört kez ameliyat edilmiş olup 23/02/2017 tarihinde kardiyopulmoner arrest gelişmesi sonucunda vefat etmiştir. Davacılar tarafından, yakınlarının vefatı nedeniyle uğradıklarını ileri sürdükleri zararların tazmini istemiyle 26/10/2017 tarihinde yapılan idari başvurunun zımnen reddi üzerine 21/02/2018 tarihinde açılan dava neticesinde ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla dava dilekçesinin reddine karar verilmiş, bu kararın 03/05/2018 tarihinde davacılara tebliğ edilmesi üzerine 01/06/2018 tarihinde verilen yenileme dilekçesi ile bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün hizmet kusuruna dayanması asli prensip olmakla beraber, zararın idarenin de dahil olduğu bir faaliyet sırasında meydana gelmesi ve öncesinde ya da sonrasında aksayan bazı durumların tespiti de önem arz etmektedir. Özellikle de sağlık hizmeti gibi bünyesinde risk unsuru taşıyan hizmet alanlarında, sağlıktan sorumlu olan idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Esasen Anayasa'nın 56. maddesi de "Devlete, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenlemekle ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirmekle" ilgili pozitif bir yükümlülük getirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, devlet tarafından, özel ya da kamu hastanelerine hastaların yaşamını koruyacak nitelikteki tedbirleri alma zorunluluğu getiren yasal ve düzenleyici çerçevenin konulmasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, hastaları, tıbbi müdahalelerin bu bağlamda meydana getirebileceği ağır sonuçlardan mümkün olabildiğince koruma gerekliliğine dayanmaktadır. Böylelikle, taraf devletler, bu yükümlülük uyarınca, hekimlerin, uygulanması düşünülen tıbbi müdahalenin hastaların fiziksel bütünlüğüyle ilgili olarak meydana getirebileceği öngörülebilir sonuçlar hakkında sorgulanmaları ve hastalarını aydınlatarak, rıza göstermelerini sağlayacak şekilde kendilerini bu tıbbi müdahale hakkında önceden bilgilendirmeleri amacıyla gereken düzenleyici yasal tedbirleri almakla yükümlüdürler (Codarcea/Romanya, No. 31675/04, 2 Haziran 2009). 11/04/1928 tarihli ve 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesinde "Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.) Hilafında hareket edenlere ikiyüzelli Türk Lirası idarî para cezası verilir." hükmü yer almaktadır. 5013 sayılı Kanun ile onaylanması uygun bulunan 16/03/2004 tarih ve 2004/7024 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi (İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi)"nin "Amaç ve konu” başlıklı 1. maddesinde; “Bu Sözleşmenin Tarafları, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayrım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına alacaklardır.”; "Mesleki standartlar" başlıklı 4. maddesinde; “Araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin, ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir.” kurallarına yer verilmiştir. Sözleşme, iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, anılan düzenlemede her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Sözleşmenin "Muvafakat" başlıklı (II) numaralı bölümünde yer alan 5. maddesinde “muvafakat” konusu düzenlenmiş ve “Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesiyle muvafakatin kapsamı belirlenmiştir. 01/08/1998 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde, “Hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği, hususlarında bilgi verilir. ..."; 22. maddesinin 1. fıkrasında, “Kanunda gösterilen istisnalar hariç olmak üzere, kimse, rızası olmaksızın ve verdiği rızaya uygun olmayan bir şekilde tıbbi ameliyeye tabi tutulamaz."; “Rızanın Kapsamı” başlıklı 31. maddesinde de, “Rıza alınırken hastanın veya kanuni temsilcisinin tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında bilgilendirilip aydınlatılması esastır. Hastanın verdiği rıza, tıbbi müdahalenin gerektirdiği sürecin devamı olan ve zorunlu sayılabilecek rutin işlemleri de kapsar. Tıbbi müdahale, hasta tarafından verilen rızanın sınırları içerisinde olması gerekir. Hastaya tıbbi müdahalede bulunulurken yapılan işlemin genişletilmesi gereği doğduğunda müdahale genişletilmediği takdirde hastanın bir organının kaybına veya fonksiyonunu ifa edemez hale gelmesine yol açabilecek tıbbi zaruret hâlinde rıza aranmaksızın tıbbi müdahale genişletilebilir.” düzenlemeleri yer alır. Anılan düzenlemeler özetle, herhangi bir tıbbi müdahaleye başlamadan önce kişilerin yapılacak işlemlerle ilgili riskleriyle birlikte aydınlatılarak rızalarının alınmasını öngörmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, manevi tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak ve idarenin kusurunun ağırlığını ya da sorumluluğunu ve zarar doğuran olayla ilgisini ortaya koyacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Maddi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmına Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) Temyize Konu Bölge İdare Mahkemesi Kararının, İdare Mahkemesi Kararının Manevi Tazminat İstemlerinin Reddine İlişkin Kısmına Yönelik İstinaf Başvurusunun Reddine İlişkin Kısmının İncelenmesi: Dosyanın incelenmesinden, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davacıya uygulanan 28/12/2016, 04/01/2017, 12/01/2017, 03/02/2017 tarihli ameliyatlar ve genel olarak gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler öncesinde, tedavinin ve işlemlerin komplikasyonları hakkında bilgilendirilerek rızasının alındığına ilişkin aydınlatılmış onam belgesinin bulunmadığı görülmekte olup, belirtilen yükümlülüğün yerine getirilmemiş olmasının sağlık hizmetinin gerektiği gibi yürütülmediği konusunda davacılarda endişeye, üzüntüye yol açacağı tabiidir. Bu itibarla; Bölge İdare Mahkemesince, müteveffanın geçirdiği 28/12/2016, 04/01/2017, 12/01/2017 ve 03/02/2017 tarihli ameliyatlardan ve genel olarak gerçekleştirilen tıbbi müdahalelerden önce, gerçekleşebilecek komplikasyonların açıkça izah edildiği aydınlatılmış onamın alınıp alınmadığı hususunun araştırılması suretiyle davacıların manevi tazminat istemleri hakkında karar verilmesi gerekmekte olup, eksik inceleme sonucunda manevi tazminat isteminin reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararının bu kısmında hukuki isabet görülmemiştir.
KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE 2. ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:... K:... sayılı temyize konu kararının, İdare Mahkemesi kararının maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, İdare Mahkemesi kararının manevi tazminat istemlerinin reddine ilişkin kısmına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi .... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 04/02/2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.