Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/797 E. 2026/1094 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/797
- Karar No
- 2026/1094
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/797
KARAR NO: 2026/1094
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/04/2026
NUMARASI: 2026/1515 Esas,
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Rücuen Tazminat)
KARAR TARİHİ : 16/09/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :
Davacı vekili; taraflar arasında ...’nin kaba yapı işlerinin yapılmasına ilişkin 02.01.2017 tarihli sözleşme bulunduğunu, davalı yüklenicinin çalıştırdığı ...’in 28.11.2017 tarihinde yüksekten düşerek iş kazası geçirdiğini ve yüzde 35 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğini, işçinin taraflar aleyhine açtığı Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas sayılı tazminat davasında alınan 23.10.2022 tarihli kusur raporunda kazanın meydana gelmesinde tarafların toplam yüzde 75 oranında kusurlu olduklarının, bu kusurun yüzde 30’unun davacı asıl işverene ve yüzde 45’inin davalı alt işverene ait bulunduğunun belirlendiğini, yargılama sonucunda daha yüksek bir tazminat doğması ve zararın artması riskini önlemek amacıyla taraflar ile işçi arasında düzenlenen 31.07.2025 tarihli sulh protokolünde işçiye 5.400.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi olmak üzere toplam 5.500.000 TL ödenmesinin, bu bedelin 75 pay kabul edilerek 45 pay karşılığı 3.300.000 TL’sinin davalı ... ve 30 pay karşılığı 2.200.000 TL’sinin davacı ...tarafından karşılanmasının kararlaştırıldığını, davacının protokol gereğince işçi vekilinin hesabına 01.08.2025 tarihinde 750.000 TL, 08.08.2025 tarihinde 250.000 TL, 01.09.2025 tarihinde 600.000 TL ve 30.09.2025 tarihinde 600.000 TL olmak üzere toplam 2.200.000 TL ödediğini ve iş davasının feragatle sonuçlandığını, ancak 02.01.2017 tarihli sözleşmenin 17/5. maddesi uyarınca iş kapsamında meydana gelen kazalar nedeniyle işçilerin ve üçüncü kişilerin uğrayacakları her türlü maddi ve manevi zarar, maluliyet, iş gücü kaybı, tedavi gideri, yargılama gideri, vekâlet ücreti, faiz ve diğer bütün ödemelerden tamamen ve münhasıran davalı yüklenicinin sorumlu olduğunun, işverene kusur izafe edilmesinin yüklenicinin iç ilişkideki sorumluluğunu azaltmayacağının ve işverenin üçüncü kişilere yaptığı ödemelerin tamamını yükleniciye rücu edebileceğinin kararlaştırıldığını, dış ilişkideki kusur dağılımından bağımsız olarak tarafların iç ilişkisinde sözleşme hükmünün esas alınması gerektiğini, zorunlu arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını, aynı kaza nedeniyle ... Kurumu tarafından açılan İstanbul Anadolu 20. İş Mahkemesinin 2023/236 Esas sayılı rücu davasında ileride ödemek zorunda kalabileceği tutarlar yönünden dava hakkını saklı tuttuğunu ve bu sebeple eldeki davanın kısmi dava niteliğinde olduğunu, dava konusu alacağın muaccel ve rehinle temin edilmemiş bulunması ile davalının ticari faaliyetlerinin niteliği nedeniyle tahsilinin ileride güçleşmesi veya imkânsız hâle gelmesi ihtimalinin bulunduğunu ileri sürerek, uygun teminat karşılığında davalının borca yeter miktardaki menkul ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 2.200.000 TL maddi tazminatın her bir ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının işçiye ödediği 2.200.000 TL’nin davalı ... adına yerine getirilmiş bir üçüncü kişi borcu olmayıp 31.07.2025 tarihli sulh protokolünde davacının yüzde 30 oranındaki kusuruna karşılık bizzat üstlendiği payın ifası niteliğinde bulunduğunu, protokolde toplam 5.500.000 TL tazminatın 3.300.000 TL’sinin davalı ve 2.200.000 TL’sinin davacı tarafından ödeneceğinin açıkça kararlaştırıldığını, ödeme dekontlarındaki “protokol ödemesi” açıklamalarının da ödemelerin davalı adına değil davacının kendi yükümlülüğü kapsamında yapıldığını gösterdiğini, davacının herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kendi payını ödedikten sonra aynı tutarı davalıya rücu etmesinin hukuken mümkün olmadığını, 2017 yılında gerçekleşen kazadan ve 2021 yılında açılan iş davasından uzun süre sonra, işçinin alacağı mahkeme kararıyla kesinleşmeden yapılan sulh ve ödemeler nedeniyle tazminatın artmasına davacının kendi davranışıyla sebebiyet verdiğini, sonraki tarihli ve somut olaya özgü protokolün önceki tarihli kaba yapı sözleşmesinin 17/5. maddesindeki genel sorumluluk düzenlemesini somutlaştırarak tarafların iç ilişkisini yeniden belirlediğini ve davacının 2.200.000 TL’yi kendi payı olarak üstlendiğine ilişkin son iradesini ortaya koyduğunu, buna rağmen önceki sözleşme hükmüne dayanılarak aynı bedelin davalıya yüklenmeye çalışılmasının sözleşmenin bağlayıcılığına, dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olduğunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca ödemenin davalı borcuna karşılık ve davalı adına yapıldığını ispat yükünün davacıya ait bulunmasına rağmen bu hususun kanıtlanamadığını, davalının söz konusu bedeli davacıya geri ödemeyi üstlendiğini gösteren bir hüküm, vade, ihtar veya başkaca delil bulunmadığını, bu nedenle davalı yönünden doğmuş, muaccel ve likit bir para borcu ile temerrüt koşullarının oluşmadığını, davacının işçiye yaptığı ödeme tarihlerinin davalının temerrüt tarihi olarak kabul edilemeyeceğini ve bu tarihlerden itibaren ticari avans faizi istenemeyeceğini, asıl alacağın varlığının kabulü hâlinde dahi somut rücu ilişkisinin niteliği ve dilekçede anılan yargı kararları gereğince ancak yasal faizin tartışılabileceğini, alacağın varlığı ve miktarı ile protokol ve sözleşme hükümlerinin etkisi esaslı biçimde çekişmeli olduğundan ihtiyati haciz için gerekli muaccel alacak ve yaklaşık ispat koşullarının gerçekleşmediğini, ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 73. maddesinde düzenlenen tazminatın tamamen ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıllık ve her hâlde ödeme tarihinden itibaren on yıllık rücu zamanaşımı def’inde bulunduğunu ileri sürerek, davanın esas alacak ve bütün fer’ileri yönünden tamamen reddine, ödeme tarihlerinden itibaren ticari avans faizi ile ihtiyati haciz taleplerinin reddine, zamanaşımına uğrayan istemlerin dikkate alınmamasına ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; davacının, taraflar arasındaki 02.01.2017 tarihli kaba yapı işleri sözleşmesi kapsamında davalı işçisi ...’in 28.11.2017 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle açılan Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas sayılı davada taraflar ile işçi arasında düzenlenen 31.07.2025 tarihli protokol uyarınca işçi vekilinin hesabına 01.08.2025 tarihinde 750.000 TL, 08.08.2025 tarihinde 250.000 TL, 01.09.2025 tarihinde 600.000 TL ve 30.09.2025 tarihinde 600.000 TL olmak üzere toplam 2.200.000 TL ödediğini, taraflar arasındaki sözleşme gereğince bu bedelin iç ilişkide davalının sorumluluğunda bulunduğunu ileri sürerek davalının borca yetecek miktardaki menkul ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının uygun teminat karşılığında ihtiyaten haczini ve 2.200.000 TL’nin her bir ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istediği belirtilmiş, dosya ve ekleri üzerinden yapılan inceleme sonucunda ileri sürülen alacağın varlığı ve miktarının taraflar arasındaki sözleşme ile sonraki tarihli protokol hükümlerinin değerlendirilmesini ve esas hakkında yargılama yapılmasını gerektirdiği, mevcut aşamada ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gerekli yaklaşık ispat koşullarının gerçekleşmediği kanaatine varılarak davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; rücuen tazminat davasının taraflar arasında ...’nin kaba yapı işlerinin yapılması amacıyla düzenlenen 02.01.2017 tarihli sözleşmenin 17. maddesine dayanılarak, iş kazasına uğrayan dava dışı işçiye davacı şirket tarafından ödenen 2.200.000 TL’nin davalı yükleniciden tahsili istemiyle açıldığını, dava dışı işçiye ödenen tazminatın davalının da taraf olduğu 31.07.2025 tarihli protokol kapsamında ödendiğini, bu nedenle davalının hem ödemenin dayanağından hem de ödeme olgusundan haberdar bulunduğunu ve ödemelere ilişkin banka dekontlarının dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulduğunu, taraflar arasındaki iç sorumluluğun belirlenmesinde 02.01.2017 tarihli kaba yapı işleri sözleşmesinin uygulanması gerektiğini, anılan sözleşme hükmünün iş kazaları nedeniyle işveren tarafından üçüncü kişilere yapılan ödemelerin tamamından yüklenicinin sorumlu olacağını ve işverenin bu ödemeleri yükleniciye rücu edebileceğini açıkça düzenlediğini, uyuşmazlığın çözümü için ayrıca delil toplanmasına, tanık dinlenmesine veya bilirkişi incelemesi yaptırılmasına ihtiyaç bulunmadığını, mahkemece yapılması gereken işlemin sözleşmenin ilgili hükmünün incelenerek davacının rücu alacağına hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesinden ibaret olduğunu, sözleşme, protokol ve ödeme belgelerinin alacağın varlığı ve miktarı konusunda ihtiyati haciz için aranan yaklaşık ispat ölçüsünü karşıladığını ve davalıya ait borcun muaccel hâle geldiğini, bu sebeple alacağın yargılamayı gerektirdiği ve yaklaşık ispatın sağlanamadığı yönündeki ilk derece mahkemesi değerlendirmesinin dosya kapsamına ve hukuka uygun olmadığını ileri sürerek, istinaf başvurusunun kabulüyle ihtiyati haciz isteminin reddine ilişkin ara kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı işveren, davalı ise alt taşeron yüklenicidir.
Davacı vekili, davacı iş sahibi ile davalı yüklenici arasında ...’nin kaba yapı işlerinin yapılmasına ilişkin 02.01.2017 tarihli sözleşme bulunduğunu, davalı yüklenicinin işçisi ...’in 28.11.2017 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle taraflar aleyhine açılan Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas sayılı dosyasında alınan kusur raporunda davacı asıl işverene yüzde 30, davalı alt işverene yüzde 45 oranında kusur verildiğini, taraflar ile işçi arasında düzenlenen 31.07.2025 tarihli protokol uyarınca işçiye ödenmesi kararlaştırılan toplam 5.500.000 TL’nin 2.200.000 TL’sinin davacı tarafından ödendiğini, ancak taraflar arasındaki sözleşmenin 17/5. maddesi gereğince iş kazasından doğan zararlar yönünden iç ilişkide tüm sorumluluğun davalı yükleniciye ait olduğunu ileri sürerek 2.200.000 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve davalının borca yeter miktardaki mal, hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili ise davacının ödediği 2.200.000 TL’nin davalı adına yapılmış bir ödeme olmayıp 31.07.2025 tarihli protokolde davacının kendi kusur ve sorumluluk payı olarak üstlendiği bedel olduğunu, protokolün tarafların önceki sözleşmeden sonraki ve somut olaya ilişkin ortak iradesini yansıttığını, davacının ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kendi borcunu ödedikten sonra bu tutarı davalıya rücu edemeyeceğini, davalı yönünden doğmuş ve muaccel hâle gelmiş bir borç, temerrüt ihtarı ve likit alacak bulunmadığını savunarak davanın ve ihtiyati haciz isteminin reddini istemiş, ilk derece mahkemesince de dosya ve ekleri üzerinden yapılan inceleme sonucunda dava konusu alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği ve ihtiyati haciz yönünden yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir.
İİK’nın 257. maddesinde rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile alacak ve diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği, vadesi gelmemiş borçtan dolayı ise ancak borçlunun belirli bir yerleşim yerinin bulunmaması veya mallarını gizleme, kaçırma ya da kaçmaya hazırlanma gibi alacaklının haklarını ihlal eden eylemlerde bulunması hâlinde ihtiyati haciz kararı verilebileceği düzenlenmiş; aynı Kanun’un 258. maddesinde ise alacaklının, alacağı ve gerektiğinde ihtiyati haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
İhtiyati haciz geçici hukuki koruma niteliğinde olduğundan talep edenin alacağını tam olarak ispatlaması aranmayıp yaklaşık ispat yeterli ise de, dosyaya sunulan delillerin alacağın varlığı ve muacceliyeti konusunda hâkimde yeterli kanaat oluşturması zorunludur.
Taraflar arasında 02.01.2017 tarihinde imzalanan Kaba Yapı İşleri Sözleşmesinde ......AŞ’nin “işveren”, ... .... Şti.nin “yüklenici” olarak tanımlandığı, sözleşmenin 16/4, 17/3 ve 17/5. maddelerinde yüklenicinin kendi işçilerinden ve iş kazalarından doğan yükümlülükleri ile işverenin üçüncü kişilere yapmak zorunda kaldığı ödemelere ilişkin sorumluluk ve rücu hükümlerine yer verildiği görülmüştür.
Bununla birlikte, taraflar ve dava dışı işçi ... arasında önceki sözleşmeden yaklaşık sekiz yıl sonra düzenlenen 31.07.2025 tarihli Sulh, İbra ve Feragat Protokolünde, iş kazası nedeniyle işçiye ödenecek 5.500.000 TL’nin Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas sayılı dosyasında alınan kusur raporundaki dağılım esas alınarak 75 pay kabul edildiği, 45 pay karşılığı 3.300.000 TL’nin davalı ..., 30 pay karşılığı 2.200.000 TL’nin ise davacı ...tarafından ödenmesinin açıkça kararlaştırıldığı, davacının üstlendiği 2.200.000 TL’yi dört taksit hâlinde ve “... protokol ödemesi” açıklamasıyla işçi vekilinin hesabına gönderdiği anlaşılmıştır.
Somut olayda, davacının dayandığı 02.01.2017 tarihli sözleşmede iş kazalarından kaynaklanan sorumluluğun iç ilişkide davalı yükleniciye ait olduğuna ilişkin hükümler bulunmakta ise de, sonraki tarihli ve doğrudan dava konusu iş kazasının tasfiyesine yönelik protokolde toplam tazminatın iş mahkemesi dosyasında belirlenen kusur oranlarına göre taraflar arasında paylaştırıldığı, 2.200.000 TL’nin davacı tarafından ve 3.300.000 TL’nin davalı tarafından ödeneceğinin ayrıca ve açıkça kararlaştırıldığı, davacının protokolü herhangi bir ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı ve kendi adına belirlenen tutarı “protokol ödemesi” açıklamasıyla ödediği görülmekle, mevcut aşamada davacının söz konusu bedeli davalı adına veya davalının borcunu ifa amacıyla ödediği sonucuna varılamamaktadır.
Ödeme dekontları, davacının dava dışı işçiye 2.200.000 TL ödediğini kanıtlamakta ise de, bu ödemenin davalının borcuna karşılık yapıldığını veya davalının aynı tutarı davacıya geri ödemeyi üstlendiğini tek başına göstermemekte; aksine protokolde anılan tutar açıkça davacının ödeyeceği pay olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Bu durumda, 31.07.2025 tarihli protokolün taraflar arasındaki önceki sözleşmede yer alan rücu hükümlerini somut olay yönünden değiştirip değiştirmediğinin veya yeniden düzenleyip düzenlemediğinin, protokoldeki ödeme paylaşımının yalnızca dava dışı işçiye yapılacak ödemenin şeklini mi yoksa taraflar arasındaki nihai iç sorumluluğu mu belirlediğinin, davacının protokolü ihtirazi kayıt koymadan imzalayıp kendi adına belirlenen tutarı ödemesinin rücu hakkına etkisinin ve tarafların gerçek ortak iradelerinin ancak taraf delilleri toplandıktan ve sözleşme ile protokol hükümleri birlikte yorumlandıktan sonra belirlenebileceği açıktır.
Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas, 2025/317 Karar sayılı dosyasında davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiş olması da davacı ile davalı arasındaki iç sorumluluk ve rücu ilişkisi hakkında esasa ilişkin bir belirleme içermediğinden davacının iddia ettiği rücu alacağının varlığını yaklaşık olarak ispata elverişli görülmemiştir.
Alacağın varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirmesi tek başına ihtiyati haciz talebinin reddini gerektirmemekle birlikte, somut olayda önceki tarihli sözleşme hükümleri ile sonraki tarihli protokoldeki açık ödeme paylaşımının farklı hukuki sonuçlara elverişli olması, davacının protokolde kendi payı olarak belirlenen tutarı ihtirazi kayıt koymaksızın ödemesi ve davalının bu tutarı davacıya geri ödemeyi üstlendiğini gösteren ayrıca bir belge bulunmaması karşısında, davacının ileri sürdüğü rücu alacağının varlığı ve muacceliyeti konusunda bu aşamada yaklaşık ispat ölçüsünde yeterli kanaat oluşmamıştır.
Bu itibarla, ilk derece mahkemesince dava konusu rücu alacağının varlığı ve miktarının yargılamayı gerektirdiği ve yaklaşık ispat koşulunun oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmesi doğru olmuştur.
Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-..... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin .../04/2026 tarih ve 2026/... Esas, sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE,
2-İstinaf harçları peşin alındığından ayrıca harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
3-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA,
4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN olmak üzere 16/09/2026 tarihinde çoğunluk görüşüne katılmayan Hakim ...karşı oyu ile oy çokluğu ile karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ;
Taraflar arasında 02.01.2017 tarihli Kaba Yapı İşleri Sözleşmesi imzalanmış olup, sözleşmenin 16/4. maddesinde yüklenicinin kendi işçilerinin iş ve sosyal güvenlik mevzuatından doğan alacak, tazminat ve diğer yükümlülüklerinden sorumlu bulunduğunun ve işverenin ödemek zorunda kaldığı tutarları yükleniciye rücu veya hakedişinden mahsup edebileceğinin düzenlendiği, 17. maddede iş kazalarından doğan sorumluluğun ayrıntılı olarak yükleniciye bırakıldığı, özellikle 17/3. maddede yüklenicinin yürüttüğü işle ilgili iş kazalarından kaynaklanan yasal, adli, cezai ve maddi yükümlülüklerin yükleniciye ait olduğunun, 17/5. maddede ise işçilerin uğrayacağı iş gücü kaybı, meslek hastalığı, maluliyet ve diğer zararlar ile tazminat, yargılama gideri, vekâlet ücreti ve faizlerden tamamen ve münhasıran yüklenicinin sorumlu olacağının, işverene kusur izafe edilmesinin yüklenicinin iç ilişkideki sorumluluğunu azaltmayacağının ve işverenin üçüncü kişilere yaptığı bütün ödemeleri yükleniciden tahsil veya yüklenicinin hakediş ve teminatlarından mahsup edebileceği kararlaştırılmıştır.
Dosyada mevcut 31.07.2025 tarihli protokol ile Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas sayılı tazminat davası iş kazası nedeniyle ...’e 5.400.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi olmak üzere toplam 5.500.000 TL ödenmesine, bu tazminatın 2.200.000 TL’sinin ...tarafından ödenmesine kararlaştırıldığı, ...’nın 2.200.000 TL’lik ödemeyi banka aracılığı ile ... vekili Av. ...’ın hesabına yatırıldığı anlaşılmaktadır.
Tazminat bedeli yatırılması ile davacı tarafından Bakırköy 13. İş Mahkemesinin 2021/153 Esas sayılı dosyadan feragat edildiği ve mahkemece feragat sebebiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 16/4, 17/3 ve özellikle 17/5. maddelerinde bu tür ödemeler bakımından davalı yükleniciye rücu imkânının açıkça düzenlenmiş olup, tarafların dahil olduğu protokolde bu paylaşımın şirketler arasındaki nihai iç sorumluluğu yeniden düzenlediği, önceki sözleşmedeki rücu hükmünü kaldırdığı veya ...’nın rücu hakkından vazgeçtiği açıkça belirtilmemiştir.
Bu nedenle protokol davalının savunmasını destekleyen ciddi bir delil olmakla birlikte, tek başına sözleşmenin 17/5. maddesini ortadan kaldırdığı veya ...ile ...’un birbirlerini karşılıklı olarak ibra ettikleri sonucunu kesin biçimde göstermemektedir.
Davalı yüklenicinin işçisinin sözleşme konusu iş sırasında kaza geçirdiği ve davacının bu kaza nedeniyle dava dışı işçiye 2.200.000 TL ödediği sözleşme, sulh protokolü ve banka dekontlarıyla sabittir. Protokolde tazminatın taraflarca hangi miktarlarda ödeneceği belirlenmiş ise de, davacının sözleşmeden doğan rücu hakkından vazgeçtiğine, sözleşmenin ilgili hükümlerinin kaldırıldığına veya şirketlerin birbirlerini ibra ettiklerine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu belgeler, alacağın kesin olarak varlığını değil, ihtiyati haciz için yeterli olan yaklaşık ispat koşulunu sağlamaktadır. Protokolün taraflar arasındaki nihai iç sorumluluğa etkisi esas yargılamasında değerlendirilebilecek ise de, bu husus sözleşmedeki açık rücu hükmü ile belgelenen ödemenin oluşturduğu yaklaşık ispatı ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle davacının 2.200.000 TL tutarındaki muaccel ve rehinle temin edilmemiş alacağı yönünden yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği kabulü ile mahkeme kararının kaldırılması gerektiği kanaati ile, dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.