Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/668 E. 2026/845 K. – Şirketin Feshi

Konu: Şirketin Feshi

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/668
Karar No
2026/845
Karar Tarihi
Konu
Şirketin Feshi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO:2026/668

KARAR NO:2026/845

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ:12.02.2026

NUMARASI:2026/111 Esas

DAVA:Şirketin Feshi ve Tasfiyesi

Taraflar arasındaki şirketin feshi davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sırasında 12.02.2026 tarihli ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile abisini davalı şirketin %50'şer hissesine sahip olduklarını, her iki ortağın şirketi münferiden temsil yetkisine sahip olduğunu, 2020 yılından sonra yapılan tüm işlerde müvekkilinin yok sayıldığını, işlemlerin münferit imza yetkisi kullanılarak diğer ortakça yapıldığını, işlemlerle ilgili bilgi verilmediğini, müvekkilinin yokluğunda sermaye arttırımına gidildiğini, uzun süredir müvekkiline kar payı ve huzur hakkı ödenmediğini, yılda bir kez zorunlu olarak yapılması gereken müdürler genel kurul toplantısının yapılmadığını, şirket ile ilgili mali inceleme hakkı tanınmadığını ve hiçbir ticari bilgiden haberdar edilmediğini, gönderilen ihtarda hukuka aykırılıkların giderilmesinin istendiğini, müvekkiline karşı yapılan işlemlerin TTK'nın 531.maddesi uyarınca fesih ve tasfiye nedeni olduğunu ileri sürerek, ortaklık ilişkisinin devamının mümkün olmaması nedeniyle davalı şirketin tasfiyesine, aksi halde davalı ortağın veya müvekkilinin TTK'nın 531.maddesine göre ortaklıktan çıkarılmasına, şirketin münferit imza ile temsil edilmesi nedeniyle şirketin zarara sokulmaması için şirketin mal varlığının korunması amacıyla hükmün kesinleşmesine kadar personel maaşları haricinde şirket hesaplarına tedbir konulmasına, şirket yönetim kurulunun şirketi borçlandırıcı işlem yapmasının yasaklanmasına, şirket defterleri üzerinde inceleme yapılarak şirket mal varlığının tespit edilip, devrinin önlenmesine, tek imza yetkisinin tedbiren kaldırılmasına, karar kesinleşinceye kadar şirkete yönetim ve temsil kayyımı olmazsa denetim kayyımı atanmasına, kayyumun belirleyeceği gündemle müdürler kurul toplantısı yapılarak münferit imza yetkisinin iptali ile çift imza yetkisinin geri getirilmesine, mali inceleme ile bilgi alınması hakkının mahkemece sağlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece cevap dilekçesi sunulmadan ihtiyati tedbir talebi değerlendirilmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasında 12.02.2026 tarihli kararında; "...Somut olayda; davacı vekilinin, davalı şirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması, şirket hesaplarına tedbir konulması, şirket yönetim kurulunun şirketi borçlandırıcı işlem yapmasının yasaklanması ve şirketin sair ortağının tek imza yetkisinin tedbiren kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talepleri incelendiğinde;Dosyanın bu aşaması itibariyle belirtilen olguların yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlandığından söz edilemeyeceği; dosyanın bulunduğu aşama itibariyle mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından veya tamamen imkansız hale geleceğinden ya da gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı konusunda yaklaşık ispat ölçüsünde bir kanıt bulunmamaktadır. İhtiyati tedbirin şartlarının toplanacak delillere göre oluşması halinde mahkememizce yargılama sırasında talep üzerine ihtiyati tedbir konusunda her zaman değerlendirme yapılabileceğinden davacı tarafın bu aşamada yasal koşulları oluşmadığı..." gerekçesiyle, ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Ara kararın mevzuat hükümleri ile hukukun temel ilkelerine aykırı olduğunu, davalı sirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması, sirket hesaplarına tedbir konulması, sirket yönetim kurulunun sirketi borçlandırıcı islem yapmasının yasaklanması ve sirketin sair ortagının tek imza yetkisinin tedbiren kaldırılmasına yönelik tedbir talebenin reddine ilişkin kararın kaldırılması gerektiğini, iki ortaklı kapalı tip aile şirketi olan davalının 1995 yılında tescil edildiğini, 2020 yılı itibari müvekkilinin yok sayılarak diğer ortak ve müdürce yapılan işlemler hakkında bilgi verilmediğini, müvekkilinin yokluğunda sermaye arttırımına gidildiğini, müvekkiline kar payı ve huzur hakkı ödenmediğini, yılda bir defa yapılması gereken müdürler genel kurul toplantısının yapılmadığını, şirket ile ilgili mali inceleme hakkı tanınmadığını, şirketle ilgili hiçbir ticari bilgiden haberdar edilmediğini, diğer ortağın son zamanlarında muhasebe ve yönetim işine yakınlarını dahil ettiğini, belirtilen bu hususlarla ilgili olarak şirket ve diğer ortağa gönderilen ihtarla ayrımcılığın ve yasaya aykırı davranışların sonlandırılmasının istendiğini, yasada düzenlenen düzenlenen bilgi edinme ve inceleme hakkının kullandırılmadığının bildirildiğini ve buna ilişkin belgelerin 7 gün içerisinde gönderilmesinin istendiğini, ayrıca şirketin yönetim ve temsiline ilişkin TTK'nın 623 ve 629. maddelerine aykırı işlem yapıldığı, işlemlerin çıkma veya çıkarılma için haklı neden olduğu, müdürler kurulunun hesap yılı içinde zorunlu olarak yapması gereken toplantının yapılmadığı, şirketin ödemediği kamu borçları nedeniyle müdürlerin sorumlu olduğu hususlarının bildirildiğini, ancak diğer ortağın ihtara cevap dahi vermediğini, bu hukuka aykırılıklar nedeniyle, davalı sirkete yönetim ve denetim kayyımı atanması, sirket hesaplarına tedbir konulması, şirket yönetim kurulunun sirketi borçlandırıcı islem yapmasının yasaklanması ve sirketin sair ortagının tek imza yetkisinin tedbiren kaldırılmasına yönelik ihtiyati tedbir talepleri ile dava açılmasına rağmen mahkemece delillerle kanıtlanan bu taleplerin reddedildiğini, sunulan delillerden müvekkilinin aile şirketinden dışlandığı ve haklarının zedelendiği, buna rağmen mahkemece taleplerin neden reddedildiğinin somut olarak gerekçelendirilmediğini, kayım atanmamasına ilişkin gerekçenin gösterilmesi gerekirken somut bir bulgu gösterilmeden, red kararı verildiğini, kararın müvekkilin mülkiyet hakkını tehlikeye attığını, keyfi işlemler yapılmasına uygun alan bıraktığını, şirket ve ortaklarının zararına yol açan zararların azaltılması veya önlenmesi için tedbir kararınnı zorunlu olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve ihtiyati tedbirin kabulüne, karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davalı şirketin fesih ve tasfiyesi, olmadığı takdirde davacı veya davalının çıkma payının ödenerek ortaklıktan çararılması istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde, şirkete yönetim veya denetim kayyımı atanmasını, atanacak kayyum aracılığıyla müdürler kurulu toplantısı yapılarak şirketin çift imza ile temsilinin sağlanmasını, yapılamayan müdürler kurulu toplantısının kayyım aracılığıyla yapılması, şirketin mal varlığının korunması amacıyla şirket yönetim kurulunun şirketi borçlandırıcı işlem yapmasının önlenmesine ve diğer ortağın tek imza yetkisinin tedbiren kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında verilen 12.02.2026 tarihli ara karar ile ihtiyati tedbir talebinin reddine , karar verilmiş; bu ara karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile dava dışı ...'in davalı şirketin %50'şer payına sahip ortakları ve şirketi münferiden temsile yetkili temsilcileri olduğu davacı açıklamalarından anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi davacının talepleri ile ilgili davanın açıldığı tarihte bir değerlendirmede bulunmuş ve TMK'nın 427. maddesi ile HMK'nın 389. ve devamı maddelerindeki şartlar değerlendirilerek talep ve inceleme tarihi itibariyle yaklaşık ispat bulunmadığı ve ihtiyati tedbir kararı verilmemesi halinde telafisi güç veya imkansız zararlar doğacağını yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlanmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.Dava dosyasının incelenmesinde, UYAP ortamında dava dilekçesine ekli olarak davacının gönderdiği ihtar ile davalının cevabi ihtarı yer almaktadır. Her iki müdürün münferit temsil yetkisi bulunmaktadır. Karşılıklı ihtarda tarafların bir birlerinden şirkete ilişkin bilgi ve belge talep ettiği görülmektedir. Dosyada bunun dışında bir delil bulunmadığı görülmüştür. Esasen dava dilekçesinin ekinde de delil olarak iki adet ihtardan söz edilmiştir. Limited şirketin haklı nedenle feshi hali TTK'nın 636.maddesinde düzenlenmiştir. Bu itibarla davacı vekilinin anonim şirketlere ilişkin olan TTK'nın 531.maddesindeki düzenlemeye dalanması yerinde değil ise de maddi vakıaların anlatımından sonra HMK'nın 33.maddesine göre Türk Hukukunun hakim tarafından re'sen uygulanacak olması nedeniyle mahkemece tespit edilecek yasa hükümlerine göre uyuşmazlığın çözüleceği anlaşılmaktadır.TTK'nın 636/4. maddesinde, fesih ve tasfiye davası açıldığında mahkemece gerekli önlemlerin alınacağı belirtilmiştir. Davacının terditli talebi ise şirket ortaklığından çıkma olup, TTK'nın 638/2. maddesinde alınacak önlemler konusunda ayrıntılı düzenleme bulunmadığından, tamamlayıcı hüküm olarak HMK'nın ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümleri uygulanacaktır. Bir diğer deyişle, TTK'nın 638/2 ve 636/4 maddelerindeki tedbirlere hükmedebilmek için, ihtiyati tedbirin koşullarının bulunması gerekir. Bu bağlamda davacı, geçici hukuki koruma kararı verilmezse telafisi güç veya imkansız zararların doğacağını ve davadaki haklılığını yaklaşık olarak ispatlamalıdır.HMK'nın 389. maddesi uyarınca; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme sebebiyle hakkın elde edilmesi önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkansız hale geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyat tedbir kararı verilebilir ".Aynı Yasa'nın 390/3 maddesi,'' Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkca belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' düzenlemesini içermektedir.Somut olayda, davalı şirketin organ boşluğu bulunmamaktadır. Şirketin eşit paya sahip iki müdürü şirketi temsil etmektedir. Her iki müdür şirketin yönetiminde bir takım eksiklikler bulunduğunu belirterek karşılıklı suçlamalarda bulunmaktadırlar. Ancak ileri sürülen maddi vakıalar herhangi bir somut delille desteklenmemiş,delil olarak iki adet ihtar sunulmuş ve her bir taraf bu ihtarlara göre haklı olduğunu ileri sürmüştür. Dosyanın bulunduğu aşamada bunun dışında şirketin mali durumu ve yapılan yönetim işleri ile ilgili bir tespit yapılmamıştır. Davacı veya davalı da bu iddiaları yaklaşık ispat ölçüsünde kanıtlayacak bir delil sunmamıştır. Mahkeme, delil ile ispatlanan iddiaları dikkate alarak karar vermelidir. Aksi takdirde bir tarafın ileri sürdüğü maddi vakıalar ne kadar doğru olursa olsun, bunlara ilişkin bir kanıt sunulmaması halinde bu vakıaların kanılandığı varsayılarak bir karar verilemez. İspat yükü de taraflarca yerine getirilecek bir olgu olup, mahkemenin re'sen araştırma yapması ve delil toplaması mümkün değildir. Mahkemece sunulan deliller değerlendirilerek ihtiyati tedbir talebi reddedilmiştir. Mahkemece davalı şirkete kayyım atanması, şirket hesaplarına tedbir konması ve müdürlerin borçlandırıcı işlem yapmasının önlenmesine dair talebin reddedildiği tarih itibariyle HMK'nın 390/3. fıkrasında belirtildiği şekilde yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği anlaşılmış ve ihtiyati tedbir isteminin reddine dair verilen ara karar yerinde görülmüştür. Yargılamanın ilerleyen aşamalarında toplanacak delil durumuna göre talep edilmesi ve şartların oluşması hâlinde her zaman ihtiyati tedbir kararı verilmesinin mümkün olduğu da dikkate alındığında, bu aşamada ihtiyati tedbirin koşulları oluşmadığından, ilk derece mahkemesi ara kararında usule ve yasaya aykırılık görülmemiş, istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 391/3 ve 353/1.b.1 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ihtiyati tedbir talebinin reddine ilişkin verilen ara karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye irat kaydına,

3-İhtiyati tedbir talep eden davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,

5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 30.04.2026

KANUN YOLU :HMK'nın 362/1.f ve 391/3 maddeleri uyarınca karar kesindir.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/668, K. 2026/845, T. 30.04.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-668-e-2026-845-k-428a7acc717c