Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/638 E. 2026/954 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/638
Karar No
2026/954
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2026/638 - Karar No:2026/954

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/638 KARAR NO : 2026/954

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/02/2026 NUMARASI : 2025/341 E-2026/157 K

DAVACI : DAVALI : VEKİLLERİ : Av.

DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)

KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 17/09/2026 Davacı tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili: Taraflar arasında 12.12.2012 tarihinde Betonarme İşleri Yapım Sözleşmesinin imzalandığını, sözleşme gereğince müvekkilinin ... Bölgesi Yerleşke Altyapı ve Tesisleri Yapım İşini üstlendiğini, sözleşme kapsamındaki işin 12.02.2014 tarihinde müvekkili tarafından bitirilip teslim edildiğini, ancak sözleşme bedelini davalı şirketten tam olarak alamadığını, hakedişlerin bir kısmının ödenmediğini, davalı yanca hakedişlerde haksız kesintiler yapıldığını, ayrıca davalının sözleşme konusunda gördüğü bazı eksiklikleri sözleşmeye aykırı olarak müvekkiline bildirmeden kendisi gidermeye çalıştığını ve bunun sonucunda yaptığı harcamaların bedelini de müvekkili üzerinde bıraktığını, sözleşmeye göre davalı şirketin ödemeleri idarece hakedişinin ödenmesinden itibaren 5 gün içerisinde müvekkiline nakit ve eksiksiz olarak ödeme borcu bulunduğunu, davalı şirketin ahde vefa ilkesine uymayıp sözleşmeden doğan borcunu yerine getirmediği gibi Türk Ticaret Kanunun 18. maddesinde düzenlenen basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğüne de uygun davranmadığını, müvekkilinin yaptığı harcamalara ilişkin düzenlediği faturaları davalıya gönderdiğini, davalının fatura bedellerini ödemediğini, faturalara itiraz da etmediğinden içeriklerini kabul etmiş sayılması gerektiğini, 31.10.2019 tarihli ihtarnamenin ve de arabuluculuk görüşmelerinin sonuçsuz kaldığını belirterek davanın kabulüne, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini istemiş ve 17/01/2024 tarihli ıslah dilekçesiyle davadaki talebini 256.253,50 TL’na yükselterek ıslah ettiğini belirterek tüm alacağa ticari davalara uygulanan en yüksek faizin uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili: Zamanaşımı, hak düşürücü süre, görev, yetki ve husumet itirazlarında bulunduklarını, esas bakımından ise müvekkili şirketin davacıya işbu dava konusuna ilişkin olarak herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının sözleşmeye göre hak ettiği tüm ödemeleri gerçekleştirdiğini, talep edilen alacak miktarına ilişkin olarak müvekkili şirket kayıtlarında herhangi bir kaydın mevcut olmadığını, davacı tarafın sözleşme ile yapımını üstlendiği işi tam ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini, işi tamamlamadan işin yapıldığı yeri terk ettiğini, bu nedenle müvekkilinin kendi imkanları ile işi tamamladığını ve davacı işçilerinin ücretlerini dahi müvekkilinin ödediğini, hakedişin davacı tarafça ihtirazi kayıtsız imzalandığını, faturaların müvekkiline teslim edildiğini ispat yükünün davacıda olduğunu belirterek davanın usulden aksi halde ise esastan reddini istemiş, ıslaha karşı da zamanaşımı defiinde bulunarak ıslah talebinin usul ve esas yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince: Davanın, davacı ile davalı arasında akdedilen 12.12.2012 tarihli "betonarme işleri yapım gerekçe: sözleşmesi"ne ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, davanın tarafları tacir olup, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren iş bu dava ticari dava olup mahkemenin davaya bakmakta görevli olduğundan görev itirazı, yetki itirazında yetkili mahkeme bildirilmediğinden usulüne uygun yetki itirazı olmadığı, kaldı ki davalının adresinin de mahkemenin yetki sınırlarında kaldığı görülmekle yetki itirazının mahkemece kabul görmediğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmeye ilişkin alacak davası olup, davacın davalıya iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğundan husumet itirazının mahkemece kabul görmediğini, davacının dava konusu sözleşmeye uygun şekilde işi ifa etmesine karşın bedelinin eksik ödendiği ve teminat kesintilerinin iade edilmediği iddiası ile iş bu alacağın davalıdan tahsilini talep ve dava ettiği, davalının ise davacı taşeronun işi sözleşmeye uygun şekilde ifa etmeyerek işi yarım bıraktığı, bu sebeple işin davacı nam ve hesabına 3.bir kişiye yaptırıldığını, bu sebeple yapılan ödemelerin davacı alacağından tenzil edildiğini, davacının herhangi bir hak ve alacağını bulunmadığını belirterek davanın reddini istediği, mahkemece 2020/252 E. sayılı dosya üzerinden yapılan yargılamada davanın kabulüne karar verilmiş ise de iş bu karara karşı istinaf kanun yoluna gidilmesi üzerine Ankara BAM 27. Hukuk Dairesinin 11/04/2025 tarih, 2024/444 esas 2025/409 karar sayılı ilamıyla kararın kaldırılmasına karar vermiş olup iş bu esasa kaydının yapıldığı, taraflara verilen kesin sürede dosyaya dava konusu sözleşme metni sunulmadığından tarafların sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, teminatın iade koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilirken sözleşmeden faydalanılamadığından genel hükümler çerçevesinde değerlendirme yapmak gerektiği, Türk Borçlar Kanununun 473/II maddesinde “Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça görülüyorsa, iş sahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.” denildiği, davalının dava konusu işi üçüncü kişiye yaptırılabilmesi ve masraflarını davacıdan istenebilmesi, kendi kusurunun olmaması ve davacıya TBK. md. 123’e göre uygun bir süre verip ve hasar ve masrafı ona ait olmak üzere ayıpların giderilmesini talep etmiş ya da işin devamının üçüncü kişiye yaptırılacağı ihtarında bulunmuş olması gerektiği, davalı iş sahibinin iş bu yükümlülükleri yerine getirmediği takdirde masrafları davcı yükleniciden talep etme hakkı bulunmamakla masraflara kendisinin katlanmak zorunda olduğu, bilirkişi marifetiyle taraf defter kayıtlarının incelendiği, kayıtlarda yer alan 10.000,00 TL lik farka ilişkin davacının davalı şirket muhasebe sorumlusu ... hesabına SGK primlerinin yatırması için 19.03.2013 tarihinde 10.000,00 TL gönderdiğini iddia ettiği, dosyaya kazandırılan banka dekontu ve yapılan SGK ödemeleri birlikte değerlendirildiğinde davacının davalıdan 10.000,00 TL alacaklı olduğunun ticari kayıtlarda yer almasa da yapılan hesaplamalarda dikkate alındığı, iş bu hesaplamanın mahkemece de kabul gördüğü, tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi heyet raporları ile davacının davalıdan ticari kayıt ve defterlere göre alacaklı olduğu miktara ilişkin hesaplama ile ticari kayıt ve defterlerde yer almayan ancak davacı tarafından davalı şirket muhasebe sorumlusuna gönderilen 10.000,00 TL nin de davalıdan alacaklı olunan tutara ilavesi ile toplam alacak tutarının 168.493,33 TL olarak hesaplandığı, teminatın iade koşulları oluştuğundan bu tutara 87.760,17 TL nin ilave edilmesi ile davacının alacağının 256.253,50 TL olduğunun görüldüğü, kaldırma ilamı doğrultusunda zamanaşımı itirazının değerlendirilmesinde; TBK'nın 126/4. maddesinde, eser sözleşmelerinde 5 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörüldüğü, iş bu sürenin TBK'nın 128. maddesinde yer alan düzenlemeye göre alacağın muaccel olduğu tarihte başlayacağı, kesin kabul yapılmadan kesin hakediş düzenlenemeyeceğinden fazla ödemeye dayalı alacaklarda, alacağın muaccel olduğu, yani zamanaşımının başlangıç tarihinin kesin hesap ve kesin kabulün onay tarihi olacağının düzenlendiği, kaldırma ilamı sonrasında mahkemece yazılan müzekkereye cevaben kesin kabul tutanaklarının 20.11.2025 tarihinde dosyaya sunulduğu görülmekle kesin kabul tutanağına göre kesin kabulün 31.08.2016 tarihinde yapıldığının anlaşıldığı, davanın 22.06.2020 tarihinde 1.000,00 TL üzerinden kısmi dava olarak açıldığı, 24.01.2020 tarihli son tutanak uyarınca arabuluculukta 03.01.2020- 24.01.2020 tarihleri arasında 22 gün süre geçirildiği, Covid döneminde çıkarılan yasa gereği 13.03.2025-15.06.2025 tarihleri arasında 3 ay 3 gün süre ile toplam 3 ay 25 gün zamanaşımı sürelerinin durduğunun anlaşıldığı, davacının 17.01.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde talep ettiği 1.000.00 TL'yi 255.253,50 TL artırarak toplam 256.253,50 TL talep ettiği, kaldırma ilamı sonrasında mahkemece yazılan müzekkereye cevaben kesin kabul tutanaklarının 20.11.2025 tarihinde dosyaya sunulduğu görülmekle kesin kabul tutanağına göre kesin kabulün 31.08.2016 tarihinde yapıldığı, kısmi dava olarak açılan iş bu eser sözleşmesinden kaynaklanan davada alacağın dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramadığı, ancak ıslah tarihi itibari ile 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu görülmekle davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL nin 17.01.2024 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye miktar bakımından davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL nin 17.01.2024 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bakiye miktar bakımından davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacı yetkilisince verilen istinaf dilekçesinde özetle: Mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın kısmi dava değil belirsiz alacak davası olduğunu, hukuki nitelemenin hakime ait bulunduğunu, dava belirsiz alacak davası ise davacı kısmi dava şeklinde bir beyanda bulunsa dahi bu durumun davanın hukuki niteliğini değiştirmeyeceğini, dava 2020 yılında ikame edildiği halde, alacak miktarının mahkemede yürütülen tahkikat aşamasında dahi ancak 27.09.2023 tarihinde aldırılan 4.ek bilirkişi raporu ile belirlenebildiğini, sadece bu durumun dahi tek başına davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam olarak belirleyebilmelerinin davacı taraftan beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğunu gösterdiğini, nitekim alacağın miktarının ilk derece yargılamasında dahi 4.kez aldırılan ek bilirkişi raporu ile ancak belirlenebildiğini, diğer yandan davanın mahkeme kararında hesaplanan zamanaşımı süresi içinde ikame edildiğini, yargılamanın uzun sürmesinin, alacak miktarının dava açıldıktan 3 yıl 3 ay sonra dosyaya aldırılan 4.ek raporu ile belirlenebilmiş olmasında taraflarına atfedilebilecek hiçbir kusur da da ihmali davranışın bulunmadığını, yargılama daha süratli biçimde yürütülerek alacak miktarı çok daha kısa sürede bilirkişi incelemesi ile belirlenebilmiş olsa idi bu durumda dava değerinin derhal arttırılarak ve bu değer artırımı ıslah olarak nitelense dahi mahkemenin hesapladığı zamanaşımı süresi içinde dava değerinin arttırılmış olacağını, sonuçta ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı da olmayacağını, yargılamanın uzamasında, alacak miktarının dava açıldıktan 3 yıl 3 ay sonra dosyaya sunulan 4.ek bilirkişi raporu ile belirlenmiş olmasında, mahkemenin zorunlu olarak talep ettiği kesin kabul tarihinin (31.08.2016) gönderilmesine dair yazının davanın açıldığı tarihten 5 yıl 5 ay sonra mahkemeye sunulmasında davacı olarak bir kusur ya da ihmalin söz konusu olmadığından oluşan bu durumun sorumluluğunun taraflarına yüklenmesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dava, alacak istemine ilişkindir. Mahkemenin 2020/252 E-2024/119 K sayılı 04/03/2024 tarihli kararında özetle: Davanın taraflar arasında akdedilen 12.12.2012 tarihli Betonarme İşleri Yapım Sözleşmesine ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olduğu, davanın tarafları tacir olduğu, her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren iş bu dava ticari dava olup mahkemenin davaya bakmakta görevli olduğundan görev itirazı, yetki itirazında yetkili mahkeme bildirilmediğinden usulüne uygun yetki itirazı olmadığı, kaldı ki davalının adresinin de mahkemenin yetki sınırlarında kaldığı görülmekle yetki itirazının mahkemece kabul görmediği, zamanaşımı itirazının değerlendirilmesinde; TBK'nın 126/4. maddesinde, eser sözleşmelerinde 5 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörüldüğü, iş bu sürenin TBK'nın 128. maddesinde yer alan düzenlemeye göre alacağın muaccel olduğu tarihte başlayacağı, kesin kabul yapılmadan kesin hakediş düzenlenemeyeceğinden fazla ödemeye dayalı alacaklarda alacağın muaccel olduğu, yani zamanaşımının başlangıç tarihinin kesin hesap ve kesin kabulün onay tarihi olacağı, dava konusu işe ilişkin geçici kabul tutanakları sunulmuş ise de kesin kabul tutanaklarının olmadığı anlaşılmakla zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerektiği, taraflar arasında akdedilen sözleşmeye ilişkin alacak davası olup, davacın davalıya iş bu davayı açmakta hukuki yararı bulunduğundan husumet itirazının mahkemece kabul görmediği, davacının dava konusu sözleşmeye uygun şekilde işi ifa etmesine karşın bedelinin eksik ödendiği ve teminat kesintilerinin iade edilmediğini iddiası ile iş bu alacağın davalıdan tahsilini talep ettiği, davalının ise davacı taşeronun işi sözleşmeye uygun şekilde ifa etmeyerek işi yarım bıraktığı, bu sebeple işin davacı nam ve hesabına 3.bir kişiye yaptırıldığını, bu sebeple yapılan ödemelerin davacı alacağından tenzil edildiğini, davacının herhangi bir hak ve alacağını bulunmadığını belirterek davanın reddini istediği, taraflara verilen kesin sürede dosyaya dava konusu sözleşme metni sunulmadığından tarafların sözleşmeden doğan yükümlülükleri yerine getirip getirmediği, teminatın iade koşullarının oluşup oluşmadığı değerlendirilirken sözleşmeden faydalanılamadığı, mahkemece genel hükümler çerçevesinde değerlendirme yapmak gerektiği, Türk Borçlar Kanununun 473/II maddesinde “Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana getirileceği açıkça görülüyorsa, iş sahibi bunu önlemek üzere vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye, ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.” denildiği, davalının dava konusu işi üçüncü kişiye yaptırılabilmesi ve masraflarının davacıdan istenebilmesi, kendi kusurunun olmaması ve davacıya TBK. md. 123’e göre uygun bir süre verip, hasar ve masrafı ona ait olmak üzere ayıpların giderilmesini talep etmiş ya da işin devamının üçüncü kişiye yaptırılacağı ihtarında bulunmuş olması gerektiği, davalı iş sahibinin iş bu yükümlülükleri yerine getirmediği takdirde masrafları davacı yükleniciden talep etme hakkı bulunmamakla masraflara kendisi katlanmak zorunda olduğu, davalının iş bu yükümlülükleri yerine getirdiğine ilişkin ispata yarar bir delil sunmadığının görüldüğü, bilirkişi marifetiyle taraf defter kayıtlarının incelendiği, kayıtlarda yer alan 10.000,00 TL'lık farka ilişkin davacının davalı şirket muhasebe sorumlusu ... hesabına SGK primlerinin yatırması için 19.03.2013 tarihinde 10.000,00 TL gönderdiğini iddia ettiği, dosyaya kazandırılan banka dekontu ve yapılan SGK ödemeleri birlikte değerlendirildiğinde davacının davalıdan 10.000,00 TL alacaklı olduğunun ticari kayıtlarda yer almasa da yapılan hesaplamalarda dikkate alındığı, iş bu hesaplamanın mahkemece de kabul gördüğü, mahkemece alınan bilirkişi heyeti raporları ile dosyada mevcut belgelere göre davacının hakedişlerinden davalı yanca yapılan teminat kesinti tutarının 87.760,17 TL olarak hesaplandığı, mahkemece iş bu hesaplama denetime ve hüküm kurmaya elverişli görülerek hükme esas alındığı, bu tutarın davacıya iade şartları değerlendirilmesi için davacı tarafın söz konusu iş nedeni ile herhangi bir borcu olmadığına dair SGK ilişiksiz belgesinin dosyaya kazandırıldığı, SGK Başkanlığının 01.06.2023 tarih E-59027182- 202.01.01-74070621 sayılı yazısında; "Merkezimizde 4 4221 08 08 1162679 034 23- 02 002 008 sicil numaralı dosyada 002 nolu aracı kodu ile işlem gören ...Şti ünvanlı işyeri ile ilgili olarak ilgide kayıtlı yazınız gereği yapılan inceleme sonucu, Kurumumuza verilen prim belgelerinden dolayı 01.06.2023 tarihi itibariyle muaccel prim borcunuzun bulunmadığı tespit edilmiştir. İşbu yazı ilgide kayıtlı dilekçenize istinaden Bilgi Amaçlı tanzim edilmiş olup ihalelere girmek için kullanılamaz, 5510 sayılı kanunun 90. Maddesi uyarınca Yapı Kullanma İzin Belgesi verilebilmesi niteliğinde değildir ayrıca, ibra anlamına da gelmemekte olup 30.06.2023 tarihine kadar hüküm ihtiva etmektedir." denildiği, davalı yanın teminat kesintilerini iade etmemesine ilişkin haklı bir nedene rastlanılmadığından teminatın iade koşullarının oluştuğunun anlaşıldığı, davalı yanca geçici kabul kapsamında kaçakların giderilmesi için dava dışı... isimli firmaya 27.01.2016 tarih A-052563 seri numaralı 26.550,84 TL tutarlı faturaya istinaden ödeme yapıldığı belirtilmiş ise de bu fatura davacı yana tebliğ edilmediği gibi geçici kabul eki eksik iş listesi dosyaya sunulmadığından yapılan ödemenin geçici kabul eksikliklerinden olup olmadığı tespit edilememekle davacının alacaklarından tenzil edilemeyeceğinin kabul edildiği, tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi heyet raporları ile davacının davalıdan ticari kayıt ve defterlere göre alacaklı olduğu tespit edilen tutarda önceki raporlarda yapılan maddi hatanın düzeltilerek yapılan hesaplama ile ticari kayıt ve defterlerde yer almayan ancak davacı tarafından davalı şirket muhasebe sorumlusuna gönderilen 10.000,00 TL’nin de davalıdan alacaklı olunan tutara ilavesi ile toplam alacak tutarının 168.493,33 TL olarak hesaplandığı, teminatın iade koşulları oluştuğundan bu tutara 87.760,17 TL’nin ilave edilmesi ile davanın kabulü ile, 256.253,50 TL’nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar vermek gerektiği, iş bu kısmi davada dava dilekçesinde faiz talebine rastlanılmamakla, davacının 17.01.2024 tarihli ıslah dilekçesi ile faiz talebinde bulunduğu ve faiz başlangıcı için tarih bildirilmediği görülmekle iş bu alacağa ıslah tarihi olan 17.01.2024 tarihinden avans faiz işletilmesine karar verildiği gerekçesiyle, davanın kabulü ile 256.253,50 TL’nin 17.01.2024 tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Dairemizin: 2024/444 E- 2025/409 K sayılı 11.04.2025 tarihli kararında özetle: “…Davacı tarafça davalı ile yapılan 12.12.2012 tarihli Betonarme İşleri Yapım Sözleşmesi kapsamında ... Bölgesi Yerleşke Altyapı ve Tesisleri Yapım İşinde beton, demir, kalıp işlerinin yapımını taşeron olarak üstlendiği iddiasıyla alacak isteminde bulunulmuştur. Mahkemesince yapılan yargılamada taraflar arasında yapıldığı iddia edilen yazılı sözleşmenin dosyaya kazandırılması yönünde ara kararların alındığı 12.06.2023 tarihli celsede de 1 nolu ara kararı ile taraflara usulüne uygun kesin süre verildiği görülmüştür. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 147/6 maddesine göre “Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar” 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Yanlar arasındaki ilişki eser sözleşmesinden kaynaklandığından, olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi 5 yıldır. 6098 sayılı TBK'nın 149. madde hükümleri gereğince zamanaşımı süresi alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Eser sözleşmelerinde sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa iş bedeli alacağı eserin tamamlanıp teslim edildiği tarihte, sözleşmenin feshi halinde ise fesih iradesinin karşı tarafa ulaşmasıyla muaccel hale gelir. (Yargıtay (Kapatılan) 15.H.D. 2019/1216E, 2020/2189K, 08.07.2020 ) Kamu İhale Kanunundan kaynaklanan sözleşmelerde veya bu kapsamda olmayıp taraflar arasında imzalanan sözleşmelerde bu kanun hükümlerinin ve/veya Yapım İşleri Genel Şartnamesinin eki olduğu belirtilen düzenlemelerde taraflar arasında geçici ve kesin kabullerin yapılacağı, kesin hesabın çıkartılacağı hususları düzenlenmiş olmakla, zamanaşımı süresinin yerleşik içtihatlarda da belirtildiği üzere zamanaşımı kesin kabulün onay tarihi ile kesin hesabın onay tarihlerinden hangisi sonra ise o tarihten başlayacağı (Yargıtay (Kapatılan)15.H.D. 2019/257E, 2019/3825K 08.10.2019), bu kapsamda olmayan eser sözleşmelerinde ise TBK hükümleri çerçevesinde zamanaşımı süresinin teslimden itibaren başlatılması gerekir. Mahkemesince yukarıda belirtilen ilkeler kapsamında taraf, iddia, beyan ve delilleri değerlendirilerek taraflar arasında sözleşmenin niteliği ve kapsamını belirlemek suretiyle zamanaşımının başlangıç tarihinin tespit edilmesi, zamanaşımı süresinin 5 yıl olarak kabulü gerekeceği, dava ve ıslah tarihi itibariyle zamanaşımını kesen nitelikte işlem ve eylemlerin bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek varılacak sonucu göre, yine tarafların yapılan işler nedeniyle talep edebilecekleri bedel ve ödemelere ilişkin hususlarda delil ve beyanları da değerlendirilerek denetlenebilir nitelikte bilirkişi raporu alınması gerekirken, belirtilen husular üzerinde durulmaksızın eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, esası incelenmeksizin mahkeme kararının HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine …” karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı sonrasında mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı peşin alındığından, başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği istinaf başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 17/09/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Üye Üye Katip

e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/638, K. 2026/954, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-638-e-2026-954-k-58a19ae1ca27