Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/508 E. 2026/665 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/508
- Karar No
- 2026/665
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
46. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/508
KARAR NO:2026/665
KARAR TARİHİ:02/04/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:31/12/2025
NUMARASI:2025/961 Esas, 2025/929 Karar
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Vekalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 05/08/2025 Tarihli Ankara ... Noterliğinin ...yevmiye numaralı ihtarnamesi ile muhatap davalıdan iadesi istenen 10.06.2025 ve 24.07.2025 tarihli iki adet çek ile ilgili İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde İhtiyati Tedbir talep edildiğini, üçüncü kişinin itirazı ile de ihtiyati tedbire itiraz edildiğini ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddolunduğunu, çeklerin taraflarına iade edilmemesi, çekin hukuki anlaşma için de kullanılmaması, iade edileceği belirtilmesine rağmen iade edilmemesi nedeni ile işbu menfi tespit davası ikame ettiklerini beyan etmişlerdir.Davalının cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.İlk derece mahkemesince;"taraflar arasındaki ihtilaf, davacı şirketin ticari faaliyetleri kapsamında, davalının avukat olarak hukuki danışmanlık yapması sonucu davacıya ait çekleri iade etmemesinden kaynaklanmaktadır. Vekalet sözleşmesine esas temel ilişkide davacı şirketin tacir, davalının ise mesleki faaliyeti kapsamında yürüttüğü iş olması dolayısıyla ihtilafın TTK'nun 4.maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan sayılamayacağı gibi davalının kamu görevi niteliğinde bulunan avukatlık mesleğini icra ettiği, tacir sayılamayacağı bu sebeple davanın nispi ticari dava da olmadığı dikkate alındığında davanın genel mahkemeler olan asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Açıklanan tüm bu nedenlerle davanın, HMK'nun 115/2. maddesi uyarınca aynı Kanunun 114/l-(c) maddesinde belirtilen dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine ve Asliye Hukuk Mahkemesine görevsizliği" gerekçesi ile,"Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince görev dava şartı noksanlığından davanın usulden reddine, 6502 sayılı yasanın 51. maddesi gereğince mahkememizin görevsizliğine, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğuna, HMK'nun 20. Maddesindeki yasal şartlar yerine getirildiğinde dosyanın görevli İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, " şeklinde hüküm tesis edilmiştir.İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu uyuşmazlık bir çekten kaynaklanıyorsa, mahkemenin tarafların tacir olup olmadığını veya temel ilişkinin (vekalet, eser, hizmet vb.) niteliğini tartışarak görevsizlik kararı vermesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, somut olayda müvekkili şirket tarafından davalıya tevdi edilen ve iadesi gereken belgelerin alelade birer kağıt parçası değil, TTK’da düzenlenen ve sıkı şekil şartlarına tabi olan kambiyo senetleri olduğunu, bu nedenle davanın ticari niteliğinin, tarafların kişisel sıfatlarından tamamen bağımsız ve kanun gereği sabit olduğunu, yerel mahkemenin, davanın vekalet sözleşmesinden kaynaklandığını iddia ederek genel mahkemeleri görevli saydığını, oysa ki, menfi tespit ve istirdat davalarında uyuşmazlığın kaynağı bir kambiyo senedi ise, temel ilişkinin niteliği mahkemenin görevini değiştiremeyeceğini, yerel mahkemenin görevsizlik gerekçesinde en çok üzerinde durduğu hususun, davalının bir avukat olması ve avukatlık mesleğinin kamu hizmeti niteliğinde olup tacirlik sıfatıyla bağdaşmaması olduğunu, ancak bu gerekçenin, TTK’nın 4. maddesinin sistematiğine aykırı olduğunu, bir tarafın avukat, doktor, memur veya esnaf olmasının, uyuşmazlığın bir kambiyo senedinden (çekten) kaynaklandığı gerçeğini ve bu nedenle davanın ticari dava olduğu niteliğini değiştirmediğini, dava konusu olayda müvekkili şirketin, ticari faaliyetleri kapsamında düzenlediği çekleri, bir hukuki ihtilafın çözümü ve teminatı amacıyla davalı avukata teslim ettiğini, burada çeklerin veriliş amacının ne olursa olsun, uyuşmazlığın konusu artık çekin iadesi ve bu çeklerden dolayı borçlu olunmadığının tespiti noktasına geldiğini, bu aşamada mahkemenin yapması gerekenin, çekin hukuki niteliğini ve TTK hükümlerini baz alarak yargılamayı sürdürdüğünü, davanın ayrıca birde nispi ticari bir dava olduğunu, çünkü müvekkili şirketin işletmesini ilgilendirdiğini, müvekkili şirketin tartışmasız bir şekilde tacir olduğunu, davanın, çek nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti ve çeklerin istirdatı (iadesi) talebine ilişkin olduğunu, yerel mahkemenin, davalının tacir sıfatı taşımadığına yönelik vurgusunun, nispi ticari dava analizi için geçerli olsa da, mutlak ticari dava tespiti karşısında tamamen hükümsüz olduğunu, müvekkili şirketin ticari faaliyetleri kapsamında düzenlenen ve güven ilişkisiyle davalıya tevdi edilen çeklerin iadesi uyuşmazlığının, mutlak ticari dava niteliğiyle ihtisas mahkemesi olan Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından çözülmesi gerektiğini, hatalı görev nitelemesi ile davanın usulden reddedilmesinin, müvekkilinin telafisi güç zararlara uğramasına neden olduğunu, tüm bu nedenlerle, usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılması ve dosyanın esasının incelenmesi amacıyla görevli İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;Dava, İİK 72/3 maddesi uyarınca menfi tespit davasıdır.Davacı şirket, ticari faaliyetleri kapsamında şirkete ait çeklerin hukuki danışmanlık hizmeti veren davalı avukata teslim edildiğini ancak davalı avukatın dosyalardan çekilmesine rağmen, çekleri iade etmemesinden kaynaklı menfi tespit ve istirdat istemine ilişkindir. Mahkemesince, Vekalet sözleşmesine esas temel ilişkide davacı şirketin tacir, davalının ise mesleki faaliyeti kapsamında yürüttüğü iş olması dolayısıyla ihtilafın TTK'nun 4.maddesinde düzenlenen mutlak ticari davalardan sayılamayacağı gibi davalının kamu görevi niteliğinde bulunan avukatlık mesleğini icra ettiği, tacir sayılamayacağı bu sebeple davanın nispi ticari dava da olmadığı dikkate alındığında davanın genel mahkemeler olan asliye hukuk mahkemelerinde görülmesi gerektiği kanaati ile Mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin İstanbul Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar verilmiş, verilen karara karşı davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.Bilindiği üzere görev, 6100 sayılı HMK’nın 1 nci Maddesinde;"Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir" şeklinde düzenlenmiştir.Usul Hukuku açısından görev, bir yargı yerinin davanın konusu yönünden yetkili olması durumudur. Birden çok yargı düzeninin bulunması veya bir yargı düzeni içinde birden çok yargı yerinin yer alması yargı düzenleri veya aynı yargı düzeni içindeki yargı yerleri arasında görev dağılımı sorununa sebep olabilir. Hem adlî yargıda, hem de idari yargıda görev alanının belirlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Taraflar aralarında anlaşsalar bile bir mahkemenin görev alanını değiştiremezler. Görevsizlik itirazı yapılmadan da mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek bu konudaki kararını verir (Bkz. Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 425).Dava şartlarının neler olduğu HMK’nın 114 üncü maddesinde belirtilmiş olup, anılan düzenlemenin 1 inci bendinin (c) alt bendinde mahkemenin görevli olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, bir dava ancak görevli mahkemece incelenebilir. Mahkeme her şeyden önce görevli olmalıdır.Görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir (Bkz. Pekcanıtez, Hakan/Özekes, Muhammet/ Akkan, Mine/ Taş Korkmaz, Hülya: Medeni Usul Hukuku, Cilt II, İstanbul 2017, s. 930).Bu noktada, somut uyuşmazlık bakımından, her ne kadar İstinaf başvuru dilekçesinde görevsizliğe ilişkin bir İstinaf sebebine dayanılmamış ise de; görev hususunun kamu düzenine ilişkin olması ve görev konusunda kazanılmış haktan da bahsedilemeyeceğinden ve Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görev ayrımı önem taşıdığından,"ticarî dava" kavramına değinmekte fayda vardır.Her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen ve bu Kanun’un 4. maddesinde belirtilen diğer düzenlemelerden doğan hukuk davaları "ticarî dava" sayılır (Bkz. Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1106).Ticarî davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır.Mutlak ticarî davalar; tarafların tacir olup olmadığına ve işin ticarî bir işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu m. 99, İcra ve İflas Kanunu m. 154, Finansal Kiralama Kanunu m. 31, Ticarî İşletme Rehni Kanunu m. 22 gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır.Nispi ticarî davalar; her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları “ticarî dava” sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir.Üçüncü grup ticarî davalar ise; yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür.6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 2 nci maddesi ile değişik TTK’nın 5 nci maddesinin 1 nci Fıkrası; "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir" şeklinde ve 3 ncü fıkrası da; "Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır" şeklinde düzenlenmiştir.Anılan TTK’nın 5/3 ncü maddesinde yapılan düzenleme ile Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi hâline gelmiştir. Bu değişiklikten sonra, ticarî davalara sadece asliye ticaret mahkemeleri bakacaktır. 6335 sayılı Kanun ile yapılan göreve ilişkin bu değişiklik 6335 sayılı Kanun’un geçici 9 ncu maddesi gereğince 01.07.2012 tarihinden önce açılmış olan davalara uygulanmaz (Bknz. Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 894-895).6100 sayılı HMK'nın 2 nci maddesinde ise; "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir" şeklinde düzenlemeye yer verildiği anlaşılmaktadır.Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olay değerlendirildiğinde ise; Davanın konusunun, davacı şirkete ait iken davalı avukata verilen çekler olduğu,, somut davada her ne kadar davacı ticari şirket tacir ise de davalının gerçek kişi avukat olduğu dolayısıyla davanın nispi ticari dava olmadığı açıktır.Davacı vekili, taraflar arasındaki avukatlık(vekalet) sözleşmesi gereği emanten davalı uhdesinde bulunan çeklerin, edimler yerine getirilmediği, hangi hukuki hizmet için verildiği anlaşılmayan avukatlık hizmeti içim kesilen serbest meslek makbuzlarının karşılığı olamayacağını, çeklerin geri verilmesi gerektiğini, ihtarnameye rağmen çeklerin müvekkili şirkete iade edilmediği iddiasıyla eldeki davayı açmıştır.Buna göre, bizzat davacı şirketin davasına dayanak ihtarnamesinde taraflar arasındaki vekalet ilişkisi kapsamında emaneten davalı vekilde bulunan çekler yönünden güven ilişkisi zedelendiğinden ve gerekli açıklama yapılmadan kesinlen serbest meslek makbuzları karşılığı olmayacağından bahisle çekler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve ödemelerinin isitrdatı isteminde bulunmaktadır.Bu durumda, davacı şirket tüketici, davalı avukat da tacir olmadığına ve uyuşmazlık vekalet sözleşmesinden kaynaklanmasına göre, nisbi veyahut mutlak nitelikte bir ticari dava mevzu bahis olmayıp, genel hükümlere göre davaya bakmak görevi asliye hukuk mahkemesine ait bulunmaktadır.Bu itibarla; davacının istinaf talebinin dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve 6100 sayılı HMK 355. maddedeki, kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde yapılan inceleme neticesinde; özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre istinaf talebinin HMK/353.1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE,
2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına,
3.Alınması gereken harç peşin olarak alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına,
5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 02/04/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.