Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1715 E. 2026/1498 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1715
Karar No
2026/1498
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2026/1715 KARAR NO : 2026/1498 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 07/12/2023 NUMARASI : 2022/307 E. - 2023/220 K. DAVANIN KONUSU : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 07/12/2023 Tarih ve 2022/307 Esas - 2023/220 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraflarca istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, dava dışı ... Ltd. Şti. unvanlı firmanın ortak ve yetkilisi olan müvekkilinin "..." ibareli markaların sahibi olduğunu, şirketin ürettiği sucuk ve pastırmaya ilave olarak sosis, salam, kavurma, füme et, jambonla beraber taze/donuk dana-kuzu et ve et ürünleri üretimine dair yatırımlar yaparak ürün çeşitliliğini artırdığını, davalının “...'nun ...” markasının ise 29/30/31 sınıfta 2021/138230 numara ile tescil edildiğini ancak davalıya ait markanın müvekkillerinin daha önceki tarihte koruma altına alınmış “...” markalarıyla iltibas yarattığını, davalı adına “...'nun ...” ibaresinin kullanılması halinde tüketici nezdinde işletmesel köken anlamında bir bağlantı kurulma ihtimalinin yüksek olduğunu, müvekkilinin markasını hiç ara vermeden, yoğun bir maddi manevi çaba göstererek, tv reklamları, gazete - billboard ilanları, bastırmış olduğu katalog ve yaygın ürünlerinde kullanarak ayırt edici ve sektöründe tanınan bir marka haline getirdiğini ileri sürerek, dava konusu markanın 29 ve 30.sınıflarda hükümsüzlüğüne, mahkeme aksi kanaatte ise anılan markalardan "..." ibaresinin çıkartılmasına, davalının müvekkiline ait markayı haksız kullandığının tespitine, tecavüzün önlenmesine, sonuçların ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şahıs vekili, davacının hükümsüzlük ve marka hakkı ihlali istemleri bakımından “...” ibareli 29. sınıf ürünleri içeren 1984/080136, “... ...” ibareli 29 ve 30. sınıf ürünleri içeren 2011/29389, “...+...” ibare ve biçimli 29. sınıf ürünleri içeren 2010/44119, “... Sofrası” ibareli 5. ve 29. sınıf ürünleri içeren 2010/41718, “... ...” ibareli 29 ve 32. sınıf ürünleri içeren 2010/33738, “... ...” ibareli 29. sınıf ürünleri içeren 2007/66882 ve “...” ibareli 29. sınıf ürünleri içeren 2007/34060 sayılı markalar için 6769 sayılı SMK m.25/7 ve m.29/2 hükümleri uyarınca kullanmama def'inde bulunulduğunu, markalar arasında benzerlik ve karıştırma ihtimalinin bulunmadığını, davacının markalarının tanınmış olmadığını, SMK m. 6/5 şartlarının bulunmadığını, müvekkilinin marka tescilinin iyiniyetli olduğunu, sadece “...” ibaresinin ortak olmasının, markaların karıştırılacak seviyede benzer olduğunu kabule yeterli olmadığını, Yargıtay uygulaması gereği, bu tür genel ve herkes tarafından bilinen bölge ve yer adlarının, yanına bir takım ekler konulmak suretiyle veya bir kısım biçim farklılıkları da eklenmek suretiyle marka olarak tescilinin mümkün olduğunu, marka olarak tescil olunsalar bile zayıf bir marka olarak korunabileceklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davaya konu 2021 138230 sayılı markanın, tescilli 29. ve 30. sınıfında yer alan bütün malları ile davacı yanın "..." ibareli markalarında yer alan mallarının aynı / aynı tür olduğu, davalı yanın kullanmama def’i kapsamında, davaya konu markanın 29.01 alt sınıfında yer alan “et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri” malları açısından hükümsüzlük talep edilebileceği, davaya konu 2021 138230 sayılı davalı şahıs markası ile davacı yanın hükümsüzlük talebine dayanak markaları arasında 6769 s. SMK’nun 6/1. maddesi kapsamında ilişkilendirme ihtimali dâhil karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacı yanın SMK’nun 6/5. madde kapsamındaki tanınmış marka korumasından yararlanamayacağı, davacı yan 29. ve 30. sınıfta yer alan mallar açısından hükümsüzlük talep etmiş olmakla birlikte, sadece 29.01 alt sınıfında yer alan “et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri” malları açısından hükümsüzlük halinin oluştuğu, davalı şahsın eylemli kullanımına dair dosya kapsamında bilgi ve belgenin bulunmadığı, bu hali ile haksız kullanımının bulunmadığı, 6769 sayılı SMK 7. ve 29. maddeleri uyarınca davacının markalarından doğan haklara tecavüzün varlığının kabul edilemeyeceği, tecavüzün kaldırılması veya men’i şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davaya konu 2021/138230 sayılı markanın 29.01 alt sınıfında yer alan "Et, Balık, Kümes ve Av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri" malları açısından kısmen hükümsüzlüğüne ve bu kapsamda sicilden terkinine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin uzun yıllardır adına tescilli "..." ibareli markalarının aktif olarak tescilli oldukları 29, 30 ve 32.sınıf mallarda kullanıldığını, bu nedenle hükümsüzlük davasının kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının ...", ..., ... gibi alışveriş sitelerinde satış yaptığını, ekran görüntülerinin dosyaya sunulduğunu, bu nedenle müvekkilinin markalarına tecavüz oluşturan kullanımların da ispatlandığını ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davacının sunduğu kullanım delillerinin, mesnet markaların 29.sınıf mallar bakımından kullanıldığını ispata yeterli bulunmadığını, dava dışı şirket tarafından gerçekleştirilen kullanımların davacının kullanımı olarak kabul edilemeyeceğini, kaldı ki dava dışı şirkete ait faturaların da dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre içinde yoğun ve yaygın kullanımı ortaya koymadığını, faturalardaki "..." ibaresinin "..." markalarının kullanımı olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığını, sunulan 11 adet faturanın yalnızca birinde "..." ibaresinin kullanıldığını, öte yandan "..." ibaresinin zayıf ayırt ediciliği nedeniyle dava konusu markada kullanılmasının karıştırılma ihtimaline neden olmayacağını, taraf markalarının bıraktıkları umumi intiba itibariyle benzer olmadığını, ayrıca davacının iki ayrı nihai talebinin bulunduğunu, hükümsüzlük davasının kısmen reddi ve tecavüz iddiasına dayalı taleplerin tümden reddi nedeniyle müvekkili lehine iki ayrı vekalet ücreti takdir edilmesinin gerektiğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : 1- Dava, marka hükümsüzlüğü ile markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesi, sonuçlarının ortadan kaldırılması istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, davacının mesnet markalarının malikinin davacı ile birlikte dava dışı kişiler olduğu tespit edilmişse de, davacının işbu davayı TMK'nın 702/son maddesi uyarınca diğer mirasçıların muvafakati olmadan tek başına açabileceği anlaşıldığından işin esasının incelenmesine geçilmiştir. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf itirazlarının reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2- Davalı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; ilk derece mahkemesince, davacının "..." ibareli markaları ile dava konusu 2021/138230 sayılı ve "...'nun ...+..." ibareli marka arasında, davacı markalarının kullanımının ispatlandığı 29.sınıf "et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri" emtiası yönünden iltibas koşullarının oluştuğu, SMK'nın 6/5 maddesi şartlarının ise bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu markanın 29.sınıf "et, balık, kümes ve av hayvanlarının etleri ile her nevi işlenmiş et ürünleri" yönünden kısmen hükümsüzlüğüne karar verilmiş olup, davalının istinaf itirazları gözetildiğinde taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava konusu marka ile davacı markaları arasında iltibas bulunup bulunmadığı noktasındadır. 6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında, 6769 sayılı SMK'nın 25. maddesinin 1. fıkrasında aynı Kanun'un 5. ve 6. maddesinde sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde markanın hükümsüzlüğüne karar verilebileceği düzenlenmiş olup, hükümsüzlük hali olarak düzenlenen SMK'nın 6/1 maddesi maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir (Savaş Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s. 408- 409). İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Öte yandan, markaların ayırt edicilik güçlerinin de iltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekmektedir. Zira, ayırt edici niteliği zayıf olan markalar yönünden iltibas ihtimali daha düşük olacaktır. Diğer bir deyişle, tescili istenilen mal ve hizmetleri, diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etme gücü düşük kalan, zayıf marka olarak nitelendirilebilecek markaların koruma alanı daha dar bulunmaktadır. Böyle durumlarda, küçük farklılıklar dahi tescil olunmak istenen markaya ayırt edicilik kazandırabilecektir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında, dava konusu "...'nun ...+..." ibareli marka ile ilk derece mahkemesince iltibas bulunduğu kabul edilen davacının "..." ibareli marka işaretleri arasında "..." ibaresinin ortaklığı nedeniyle belirli düzeyde benzerlik bulunmakta ise de, bu benzerliğin SMK'nın 6/1. maddesi anlamında karıştırılma ihtimaline neden olmadığı, zira taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin, bir coğrafi yer adı olup, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 26.11.1999 tarih, 1999/5790-9590 E.K. sayılı kararında da belirtildiği gibi ülkemizdeki şehir, bölge, coğrafi yer veya maruf mahal isimlerinin tek bir sözcük olarak bir kişinin tekeline bırakılamayacağı, bu şekildeki şehir, ilçe veya maruf yerleşim yeri adlarının coğrafi işaret anlamını taşımamak kaydıyla ilaveler yapılması suretiyle marka olarak tescilinin mümkün bulunduğu, bununla birlikte coğrafi yer adı olmasına rağmen, eğer bir sözcük, kullanıma bağlı olarak bir işletme ile özdeşleşmiş ve ayırt edici hale gelmiş, artık coğrafi bir bölgeyi, bir semti, yöreyi değil mal veya hizmetin kaynağını göstermeye başlamış ve tüketicilerce artık bu şekilde algılanıyor ise, coğrafi yer adından gelen sözcüklerin dahi karıştırılma ihtimali incelemesinde dikkate alınabileceği (Bkz Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku 4. Baskı), bu ayırt ediciliğin ilgili sektör bakımından bütün Türkiye’yi kapsamasının gerektiği, ancak dosya kapsamına sunulan delillerle davacının "..." ibaresini kullanım sonucu ayırt edici hale getirdiğini ispatlayamadığı, başka bir deyişle davacının sunduğu delillerin yerelliği aşan bir kullanımı ispata elverişli olmadığı kanaatine varılmıştır. Nitekim aynı davacı tarafından işbu davaya konu marka ile benzer marka başvuruları nedeniyle açılan davalarda, Dairemizin 2019/1331 E.- 2021/1467 K. ve 2020/31 E.- 2021/1467 K. sayılı dosyalarında duruşma açılarak alınan bilirkişi raporlarında da "..." ibaresinin kullanım sonucu ayırt edici hale getirildiğinin ispatlanamadığı açıklanmış, bu doğrultuda verilen Dairemiz kararları da sırasıyla Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 19/09/2023 tarih, 2022/1284Esas, 2023/5114 Karar sayılı ve 16/01/2024 tarih, 2022/4096 Esas, 2024/350 Karar sayılı kararları ile onanmıştır. Bu duruma göre, dava konusu marka ile davacının "..." ibareli marka işaretleri arasında SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik bulunmadığından, dava konusu markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı kabul edilmiş, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazları yerinde görülmüştür. Kabule göre de, mahkemece davalının marka hükümsüzlüğü isteminin kısmen kabulüne, markaya tecavüz iddiasına dayalı taleplerin reddine karar verildiğinden, davacı lehine marka hükümsüzlüğü isteminin kabul edilen kısmı yönünden bir, davalı lehine marka hükümsüzlüğü isteminin reddedilen kısmı ve marka tecavüzüne dayalı taleplerin reddi yönünden iki ayrı vekalet ücreti takdiri gerekirken, davacı ve davalı lehine ayrı ayrı tek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmadığı gibi, mahkemece "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi de hatalıdır. Zira, kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi tabii olduğu gibi, aynı mahkeme tarafından aynı yönde verilen bir karar da Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmemiş ve düzeltilerek onanmıştır. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. Sonuç olarak, ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 07/12/2023 gün ve 2022/307 Esas - 2023/220 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin alınan 80,70-TL’nin düşümü ile kalan 651,60-TL bakiye karar ve ilam harcının davacıdan alınarak Hazineye irad kaydına, 5-Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca marka hükümsüzlüğü istemi yönünden takdiren 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6- Davalı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca marka tecavüzüne dayalı talepler yönünden takdiren 55.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

7-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 8-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcından oluşan yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine, (HMK m.333), 10-Davalıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine, 11-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 732,00-TL istinaf karar ve ilam harcı istinaf aşamasında davacıdan peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 10/09/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde TEMYİZ yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 10/09/2026

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1715, K. 2026/1498, T. 10.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1715-e-2026-1498-k-12eaf6df23a5