Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2026/1328 E. 2026/1968 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2026/1328
Karar No
2026/1968
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2026/1328 KARAR NO : 2026/1968

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/11/2025 NUMARASI : 2024/393 Esas 2025/897 Karar DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BAM KARAR TARİHİ : 17/09/2026 KARAR YAZIM TARİHİ: 17/09/2026

Davacı vekili tarafından yukarıda belirtilen karara karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucu eksiklik bulunmadığı anlaşılmakla; inceleme aşamasına geçildi. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasındaki ticari iş nedeniyle düzenlenen faturadan dolayı davalıya karşı Konya İcra Müdürlüğü'nün 2024/1787 Esas sayılı icra takip dosyasıyla icra takibi başlatıldığı, yetki itirazı kabul edilerek dosyanın İzmir 9.İcra Dairesi'nin 2024/2310 Esas sayılı dosyası ile takibe devam edildiği, ancak davalı tarafça haksız şekilde icra takibine itiraz edildiğinden bahisle davalının itirazının iptaline, icra takibinin devamına ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: davalıya usulüne uygun olarak tebligat yapılmasına rağmen davalı tarafça esasa cevap süresi içerisinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. MAHKEMECE: "...,Davanın: İİK 67.maddesi gereğince açılmış itirazın iptali davası olup, davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmış olduğu, Taraflar arasındaki ihtilafın takip tarihi itibarıyla davacının davalıdan takibe konu edilen miktar kadar alacaklı olup olmadığı noktasında toplandığı, Konya İcra Müdürlüğü'nün 2024/1787 Esas sayılı icra takip dosyası ile 21.02.2024 tarihinde icra takibinin başlatıldığı, Konya İcra Müdürlüğüne yapılan yetki itirazı kapsamında işbu icra takibinin 23.02.2024 tarihi itibariyle yetkisizlik kararı kapsamında gönderilmiş olmakla İzmir 9. İcra Müdürlüğü'nün 2024/2310 Esas sırasına kaydının yapıldığı ve icra takip dosyasının bir sureti getirtilmiş olup, dosyanın incelenmesinden davacı tarafça davalı hakkında 28.02.2024 tarihinde toplam 24.117,41 Euro üzerinden ilamsız icra takibinin başlatıldığı, davalının itirazı üzerine takibin durduğunun görüldüğü, İzmir 4.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2024/1028 Esas sayılı dosyasından yapılan yargılama neticesinde İzmir 9.İcra Dairesi'nin 2024/2310 Esas sayılı icra takibi kapsamında düzenlenen 28.02.2024 tarihli ödeme emrinin iptaline karar verildiğinin görüldüğü, Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde, davacı tarafça davalı hakkında ilk olarak Konya İcra Müdürlüğü'nün 2024/1787 Esas sayılı icra takip dosyası ile 21.02.2024 tarihinde icra takibi başlatıldığı, İcra Dairesinin yetkisine itiraz kapsamında verilen yetkisizlik kararı ile dosyanın İzmir 9.İcra Dairesi'nin 2024/2310 Esas sırasına kaydedildiği, 28.02.2024 tarihinde toplam 24.117,41 Euro üzerinden ödeme emrinin düzenlendiği, davalı tarafça icra takibinden sonra ve iş bu itirazın iptali davası açılmadan önce davacı tarafa 23.02.2024 tarihinde 743.461,91 TL ödeme yapıldığı, davacı taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen rapor ile de sabit olduğu üzere icra takibine ve davaya konu edilen 4 adet faturanın davacının ticari defter ve kayıtlarında "TL" karşılığının toplam 743.461,91 TL olarak kayıtlı olduğu, bu kapsamda davalı tarafça icra takibinden sonra ve işbu davadan önce yapılan ödeme icra takibine ve davaya konu edilen 4 adet fatura bedellerine ilişkin alacağın ödenmesi kapsamında davacı tarafça bakiye borç bulunduğu iddiasıyla icra takibine yapılan itirazın iptali ile icra takibinin devamına karar verilmesine ilişkin olarak iş bu dava açılmış ise de, icra takibinden sonra itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından asıl alacak tutarının ödenmesi karşısında alacaklının yapması gerekenin icra müdürlüğünden kapak hesabı alarak bakiye alacağı bulunması halinde bakiye alacağı üzerinden itirazın iptali davasının açılmasının gerektiği, ancak davacı tarafça bakiye kaldığı iddia olunan asıl alacak tutarı için itirazın iptali davası açıldığı, ayrıca davalı tarafından kendi özgür iradesi ile davadan önce asıl borcun ödendiği, bu nedenle icra inkar tazminatının şartlarının da oluşmadığı, yine hukuki yarar yokluğu nedeniyle de kötüniyet tazminatı şartlarının da oluşmadığı, bu nedenlerle davacının iş bu itirazın iptali davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmakla, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki hüküm kurulmuştur. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/19-910 Esas, 2018/1111 Karar ve 23.05.2018 tarihli kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/19-822 Esas, 2018/1754 Karar ve 29.06.2022 tarihli kararı da bu yöndedir.) Her ne kadar davacı vekili tarafından sunulan 18.11.2025 tarihli dilekçe ile icra takibinden sonra ancak davadan önce yapılan ödemenin borcun tamamı olmadığı ve bakiyesi bulunduğundan dolayı davayı açmakta hukuki yararlarının olduğu ve ödeme emrinin memur hatası nedeniyle iptal edildiğinden dolayı konusuz kalma kararı verilmesinin gerektiğinden bahisle hükmün tashihini talep etmiş olmakla, yukarıda açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin bu yöndeki talebinin reddine karar verme gereği doğmuştur," gerekçesi ile; "Davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle REDDİNE, Her iki tarafın icra inkar tazminatı ve kötüniyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı REDDİNE, "şeklinde karar verilmiştir. Mahkeme kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF BAŞVURU SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle takibe konu asıl alacağın tamamının ödenmediğini, taraflarınca davalıya karşı 21.02.2024 tarihinde Euro karşılığı takip başlatıldığını ve ödeme emri gönderildiğini, davalının ise 22.02.2024 tarihinde borca ve yetkiye itiraz ettiğini, 23.02.2024 tarihinde ise kısmi ödeme yaptığını, takip talebinde özellikle belirttikleri üzere Euro'nun "fiili ödeme günündeki efektif satış kuru üzerinden" alacak taleplerinin bulunduğunu, dosya hesabından borçlunun yaptığı ödemenin mahsup edilmesi halinde; 24.128,60 - 17.499,34 = 6.629,26 Euro davalı borçlunun icra dosyasından ödemesi gereken bakiye borç miktarı olduğunu, dosya kapsamında bilirkişi raporu aldırılmışsa da tamamen hatalı tespitler içeren bir rapor olduğunu, taraflarınca 21.04.2025 tarihli dilekçeleri ile rapora itiraz edildiğini, bilirkişinin müvekkilinin defterinde alacağın TL olarak kaydedildiğinden bahisle borç kalmadığını ileri sürdüğünü, ancak ticari defterlerin TL olarak düzenlenmesinin VUK gereği zorunluluk olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydı ile asıl alacağın tamamı ödenmiş olsa dahi icra takibinin başlatılması ile icra dosyasından kaynaklanan harç, masraf ve vekalet ücreti alacağının doğduğunu, asıl alacak bir yana bu kalemler için dahi davanın görülmesinin gerektiğini, bunun için taraflarınca kapak hesabı alınmasına gerek olmayıp mahkemece bu hususta bilirkişi raporu aldırılmasının gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istinaf başvuru sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, satım sözleşmesinden kaynaklı icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine ilişkin aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır. '"..Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinden alan itirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, normal bir alacak (eda) davasıdır. Takip alacaklısı tarafından süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olan borçluya karşı açılır; yani davacı alacaklı, davalı ise takip borçlusudur. Davacı alacaklı, itirazın iptali davasında, borçlunun itiraz etmiş olduğu alacağın mevcut olduğunu bildirerek, borçlunun itirazının iptaline karar verilmesini talep eder (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 251). Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden, davanın reddi hâlinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi davanın kabulü hâlinde borçlu da alacaklıya karşı menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. İtirazın iptali davası ile alacaklı; icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İİK’nın 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlamaktadır. Takip hukukundan doğan bu davada tespit edilecek husus, borçlunun icra takibine yaptığı itirazında haklı olup olmadığının belirlenmesidir. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK m. 67/1). Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz sebepleri dışında, itirazın iptali davasında başka itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden, mahkemenin borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi hâlinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkâr tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır. Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamışken, itirazına konu borcun tamamını öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukukî yararı bulunmayacaktır. Zira itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç (alacağın tahsili), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre, gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukukî yarar bulunmayacaktır. Bunun gibi takibe konu borcun kısmen ödendiği durumlarda da ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından itirazın iptalinin istenilmesinde hukukî yarar mevcut olmayacaktır. Sonuç itibariyle; icra takibinden sonra ve itirazın iptali davası açılmadan önce borçlu tarafından ödeme yapılması hâlinde, yapılan bu ödeme düşüldükten sonra kalan miktar üzerinden dava açılması gerekir. Dolayısıyla takipten sonra, ancak davanın açılmasından önce yapılan ödemeler yönünden dava açılmasında davacı tarafın hukukî yararı bulunmamaktadır. Takipten sonra, ancak davadan önce yapılan kısmi ödeme miktarı bakımından dava açılmasında hukukî yarar bulunmadığından dava reddedilse veya kısmi ödeme miktarınca dava açılmasa bile, kısmi ödemenin yapıldığı icra takibi kendi yasal prosedürü içerisinde devam edecek, hatta asıl borç ortadan kalksa bile faiz ve fer’îleri yönünden takip sürebilecek, salt bu nedenle icra dosyasının kapanmasından söz edilemeyecektir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 19.10.2011 tarihli ve 2011/19-532 E., 2011/640 K., 23.05.2018 tarihli ve 2017/19-910 E., 2018/1111 K., 22.11.2018 tarihli ve 2017/19-822 E., 2018/1754 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu hakkında 16.02.2010 tarihinde Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2010/1841 E. sayılı icra dosyasında, cari hesap alacağına dayanılarak 59.365,99TL asıl alacak, 2.600TL işlemiş faiz toplamı 61.965,99TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatılmış, ödeme emrinin davalıya 17.02.2010 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, davalı borçlu tarafından 22.02.2010 tarihinde borcun tamamına itiraz edilmiş, aynı gün asıl alacak miktarı olan 59.365,99TL davacının banka hesabına havale edilerek haricen ödenmiştir. Dava dilekçesi incelendiğinde, icra takibine yapılan itirazdan sonra asıl alacağın haricen ödendiğinin davacı tarafından da kabul edildiği anlaşılmakta olup, icra takibinde gösterilen asıl alacak miktarının haricen ödendiği ihtilafsız olduğu hâlde, ödenen asıl alacak miktarı da harca esas değer olarak gösterilerek eldeki itirazın iptali davası açılmıştır. Az yukarıda da açıklandığı üzere itirazın iptali davasında, icra takibinden sonra, ancak itirazın iptali davası açılmadan önce yapılan ve ihtilafsız olan ödemeler yönünden davacı alacaklının itirazın iptalini talep etmesinde hukukî yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle itirazın iptali davası açılmadan önce ödenen asıl alacak miktarı yönünden davacının dava açmasında hukukî yararı bulunmadığından, asıl alacak miktarı yönünden itirazın iptali isteminin reddi gerekir. Ne var ki, icra takibinde talep edilen asıl alacak miktarı dava tarihinden önce ödenmiş olmakla birlikte davalı tarafça asıl alacak miktarı haricen ödenmiş olup, davanın dayanağı takibe davalı borçlu tarafından itiraz edilerek icra takibinin durması sağlanmış olduğundan ve mahkemece itirazın iptali yönünde bir karar verilmediği sürece icra müdürlüğünce takip dosyasında alacaklı istemi yönünden herhangi bir işlem yapılamayacağından, icra takibinde istenen alacağın fer’îleri ve icra giderleri yönünden davacının dava açmakta hukukî yararı bulunmaktadır. Ancak bu talepler hakkında mahkemece hesap yapılmayarak bu taleplere ilişkin olarak itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ve bu taleplerin icra müdürlüğünce yapılacak dosya hesabında nazara alınmasına yönelik hüküm kurulması gerekirken, bilirkişi raporu alınarak ödenen miktarın BK’nın 84. maddesi uyarınca öncelikle asıl alacağın fer’îlerinden düşülmek suretiyle kalan kısım yönünden itirazın iptaline karar verilmesi yerinde değildir...'' (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.06.2022 tarih ve 2020/(19)11-445 esas 2022/1077 karar sayılı emsal kararı) Somut olayda; davacı tarafça ödeme yapılan bölüm ile ilgili talepte bulunulmadığı, borçlu tarafından takipten sonra ve davadan önce asıl borç ödenmiş ise de, itiraz sonucu takip anapara dışında kalan miktar için tamamen durmuş olmakla, icra takibi ile ödeme tarihi arasında geçen süre için asıl alacağa işleyen yasal faiz, icra takip giderleri, vekalet ücreti gibi feri alacaklar yönünden duran takibin devamı için itirazın iptali davası açılmasında davacının hukuki yararı bulunduğu, bu durumda taraf delilleri toplanıp sonra ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi yerine yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin KABULÜNE, 2-İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 18/11/2025 Tarih,2024/393 Esas 2025/897 Karar sayılı kararın 353/1-a-4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Yukarıda yapılan açıklamalara göre davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine İADESİNE, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından davacı yararına istinaf vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf yoluna başvuran davacı vekili tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf peşin (maktu) karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 6-İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından alınan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 7-Davacı vekili tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/09/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2026/1328, K. 2026/1968, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2026-1328-e-2026-1968-k-7b24597fa2e8