Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/742 E. 2025/98 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/742
- Karar No
- 2025/98
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/775 KARAR NO : 2025/839 KARAR TARİHİ : 22/04/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : AYDIN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2024/742 KARAR NO : 2025/98 DAVA TARİHİ : 06/11/2024 KARAR TARİHİ : 12/02/2025 DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ödünç Verme Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAİRE KARAR TARİHİ : 22/04/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 22/04/2025 Aydın Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/02/2025 Tarih ve 2024/742 E. 2025/98 K.sayılı kararının istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelenmenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Aydın ili Efeler ilçesinde ticari faaliyet gösteren bir sermaye şirketi olduğunu, şirketin yetkilisi de Ticaret Sicil Memurluğu kayıtlarından da açıkça görüleceği üzere ... TC. Kimlik Numaralı ... olduğunu, davalının da kendisine ait ... Vergi Nolu ... Limited Şirketi'nin sahibi olduğuru, davalı ..., kendisine ait söz konusu ticari şirket unvanıyla Aydın'da uzun yıllardır müteahhitlik şeklinde bir çok konut ve dükkan yapıp satarak ticari faaliyet gösterdiğini, her iki şirketin sahipleri arasında uzun yıllara dayanan hem ticari hem de kişisel ve dostane bir ilişki bulunduğunu, her iki şirket ortağının gerek kendi nam ve hesaplarıyla ve bazen de şirketleri nam ve hesabıyla yıllarca ticari ilişkide bulunduklarını, ülkemizde 2023 ve 2024 öncesi ve sonrasında yaşanan ekonomik dalgalanma ve kriz nedeniyle bundan olumsuz etkilenen inşaat sektöründe bir çok şirket ödemelerini yapmakta zorlanarak, bazılarının iflas noktasına düştüklerini, davalının da bu ekonomik krizden etkilendiğini, ticari faaliyetlerini sürdürebilmek ve iflas etmemek için uzun yıllardan beri kişisel ve ticari dostu olan ...'tan borç olarak firması için para istediğini, ... da kendisinin kişisel olarak istediği ticari borcu karşılayacak gücü olmadığını, ancak sahibi ve ortağı olduğu davacı şirket payından karşılayabileceğini, ancak bunun için de şirket ortağının rızasının olması gerektiğini belirttiğini, şirket ortağından gerekli rıza ve onayı alan ..., davalıya şirketinin ... Bankası ve ... banktaki hesabından 28/03/2024 tarihinden itibaren başlamak üzere farklı tarihlerde toplamda 11.000.000 TL. parayı, davalıya nakdi destek sağlamak amacıyla ancak 2024 yılı içerisinde geri ödenmesi şartıyla ticari ödünç olarak gönderdiğini, davalının şirketin tüm bunlara rağmen 2024 yılı ortalarında iflas etme noktasına gelmesi üzerine davalıya Aydın 1. Noterliğinden 27/08/2024 tarih ve 18126 yevmiye numarasıyla ihtarname keşide edilerek davalıya gönderildiğini, ihtarnamede ticari ödünç olarak verilen paranın ihtarnamenin tebliğinden itibaren Türk Borçlar Kanunu'nun 392.maddesi uyarınca yasal süresi içinde geri ödenmesi, aksi takdirde temerrüte düşeceği konusunda gerekli ihbar ve ihtarat yapıldığını, muhataba tebliğ yapılmasına rağmen süresi içinde davalı ticari ödünç olan parayı geri vermeyerek mütemmerrit duruma düşerek sebepsiz olarak zenginleştiğini, TBK'nun madde 392'ye göre "... belirli bir geri verme süresi belirlenmemişse, para borcu alan kişi, borcu ilk istemden itibaren altı hafta içinde geri vermelidir. Bu altı haftalık süre, para borcu ilişkisinin sona erdiği tarihten itibaren başlar ve altı hafta sonunda borç para muaccel hale gelir..." hükmünün yer aldığını, davalının artık Türk Borçlar Kanunu'nun 77. – 82. maddelerinin arasındaki hükümler uyarınca sebepsiz olarak zenginleşmiş olup haksız olarak iktisap ettiği bu bedeli işlemiş ticari faiziyle birlikte geri vermesi gerektiğini, bu nedenle taraflarınca öncelikle alacağın tahsili için Aydın İcra Müdürlüğü'nün 2024/31380 Esas sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatıldığını, borçlu tarafından süresi içinde yapılan haksız ve kötü niyetle yapılan itiraz üzerine İcra Müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiğini, Aydın İcra Müdürlüğü'nün 2024/31380 Esas sayılı dosyasından takibin devam edebilmesi ve taraflarınca itirazın iptali davası açabilmek için yasal zorunluluk olan Aydın Ara buluculuk Merkezine müracaat edildiğini, Aydın Ara buluculuk Merkezince 2024/138447 ara buluculuk dosyasından yapılan görüşmeler sonucunda davalı taraf borcu ödemeyeceğini belirtmiş olduğundan ara buluculuk süreci olumsuz olarak sonuçlanmış olduğundan, davalı tarafın son derece kötü niyetli ve haksız olarak yapmış olduğu itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle: Öncelikle davacının tüm talepleri bakımından zamanaşımı/hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, görülmekte olan iş bu davada dava dilekçesi ve tensip zaptı müvekkil yerine komşusu olduğu gerekçesi ile ....'a tebliğ edildiğini, ancak müvekkili ile bahse konu şahsın komşu olmadıklarını, zira müvekkilinin, ... Mahallesi ... Sok. No:... adresinde ikamet ettiğini, ... isimli şahıs ise ... Mahallesi ... Sok. No:... adresinde ikamet ettiğini, anılan madde hükmünce muhatabın adreste olmadığı hallerde yapılacak tebligatın en yakın komşularından birine yapılması gerektiğini, oysa somut olayda dava dilekçesi ile tensip zaptının tebliğ edildiği şahıs müvekkilin yakın komşu olmayıp, müvekkil ile farklı binalarda oturduklarını, davacı yan dava dilekçesinde belirttiği tüm hususlar asılsız ve mesnetsiz iddialardan ibaret olup, kötü niyetli amaçlarla ikame edilen iş bu davanın reddi gerektiğini, davacının dilekçesinde izah ettiği şekilde müvekkil ile davacı arasında bir ilişki söz konusu olmadığını, davacı yan dilekçesinde müvekkile 28.03.2024 tarihinden itibaren başlamak üzere farklı tarihlerde toplam 11.000.000 TL parayı müvekkilin 2024 yılı içerisinde geri ödemesi şartıyla ödünç olarak gönderdiğini beyan ettiğini, davacı, ticari faaliyet gösteren bir şirket olup ticari şirketin finans alanında faaliyet göstermiyorsa ödünç para vermesi gibi bir durum söz konusu olamayacağını, söz konusu bedeller müvekkil tarafından davacı şirkete araç teslim edilerek, banka havalesi yollarıyla ödendiğini, davacı şirkete müvekkilin herhangi bir borcu bulunmadığını, anılan madde gereğince taraflar arasında ödeme hususunda kesin bir tarihin mevcut olmadığı hallerde ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçtikten sonra ödüncü geri vermekle mükellef olduğunu, ancak somut olayda davacı, Aydın 1. Noterliği'nin 27/08/2024 tarih, 18126 yevmiye no'lu ihtarnamesi ile istemini belirtmiş olsa da söz konusu bu ihtarnamenin 09.09.2024 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak iş bu tebliğ işlemi öncesinde gönderilen ihtarname tebliği usulüne uygun gerçekleştirilmemiş olduğundan ikinci defa gönderilen tebliğin usulüne uygun tebliğ edilmesi mümkün olmadığını, ayrıca bahse konu ihtarname müvekkilin eline geçmediğini, usulsüz yapılan tebligatın müvekkil açısından sonuç doğurmayacağı açık olmasına rağmen mahkemece tebligatın usulsüz olmadığı yönünde kanaate varılması halinde de yine söz konusu ihtarnamenin yasa hükümlerine aykırılık oluşturduğunun izahtan vareste olduğunu, Aydın 1. Noterliği'nin 27/08/2024 tarih, 18126 yevmiye no'lu ihtarnamesinin bir an için usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğinin kabul edilmesi halinde dahi tebliğ tarihinden sonra henüz altı haftalık süre dolmadan, müvekkile kanundan doğan bu altı haftalık süre tanınmadan, davacı yan müvekkile karşı 17.09.2024 tarihinde icra takibi başlattığını, TBK md. 392 hükmünde açıkça belirtilen ve yasadan doğan bir zorunluluk olan bu altı haftalık süre müvekkile tanınmadan, müvekkil aleyhine başlatılan icra takibi haksız ve kötü niyetli olup bu sebeple davacı tarafça ikame edilen iş bu haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince "...Somut olayda; tarafların davacının tacir olduğu, davalının ise tacir olmadığı yapılan araştırma sonucunda anlaşıldığı, dava konusu iddiaya konu para davacının hesabından, davalının şahsi hesabına gönderilmiş olup tacirler arası ödünç verme ilişkisi söz konusu değildir. Bu nedenle davanın nispi ticari dava olarak kabul edilmesi mümkün olmadığı gibi, davanın türü ve uyuşmazlığın niteliğine göre somut olayda mutlak ticari dava da söz konusu değildir. Bu sebeple uyuşmazlığın çözüm yeri Aydın Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla; davada HMK'nun 114/1-c maddesinde düzenlenen göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nun 115/2. maddesi gereğince davanın usulden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. Açılan davada Aydın Nb. Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu, mahkememizin görevsiz olduğu anlaşılmakla HMK' nun 114/1-c maddesinde düzenlenen göreve ilişkin dava şartı noksanlığı bulunduğundan HMK'nun 115/2. maddesi gereğince davanın usulden reddine,..." ifadelerini içeren gerekçelerle görev yönünden usulden red kararı verilmiştir . İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN: Karşı taraf vekili istinaf talebinde bulunmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Karşı taraf vekili istinaf başvurusunda özetle kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. GEREKÇE: Dava; ödünç verme sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasıdır. İstinafa konu karar Aydın Asliye Ticaret Mahkemesinin verdiği 12/02/2025 tarihli görev yönünden usulden red kararına ilişkindir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu iş, tarafların her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Yine, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar asliye ticaret mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce ve temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay’ca re'sen incelenir. Bu kuralın tek istisnası, 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/4. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre, yargı çevresinde ayrı bir asliye ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemelerine açılan davalarda görev kuralına dayanılmamış olması görevsizlik kararı verilmesini gerektirmeyecektir. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ;müvekkilinin Aydın ili Efeler ilçesinde ticari faaliyet gösteren bir sermaye şirketi olduğunu, şirketin yetkilisi de Ticaret Sicil Memurluğu kayıtlarından da açıkça görüleceği üzere ... TC. Kimlik Numaralı ... olduğunu, davalının da kendisine ait ... Vergi Nolu ... Limited Şirketi'nin sahibi olduğuru, davalı ..., kendisine ait söz konusu ticari şirket unvanıyla Aydın'da uzun yıllardır müteahhitlik şeklinde bir çok konut ve dükkan yapıp satarak ticari faaliyet gösterdiğini, her iki şirketin sahipleri arasında uzun yıllara dayanan hem ticari hem de kişisel ve dostane bir ilişki bulunduğunu, her iki şirket ortağının gerek kendi nam ve hesaplarıyla ve bazen de şirketleri nam ve hesabıyla yıllarca ticari ilişkide bulunduklarını, ülkemizde 2023 ve 2024 öncesi ve sonrasında yaşanan ekonomik dalgalanma ve kriz nedeniyle bundan olumsuz etkilenen inşaat sektöründe bir çok şirket ödemelerini yapmakta zorlanarak, bazılarının iflas noktasına düştüklerini, davalının da bu ekonomik krizden etkilendiğini, ticari faaliyetlerini sürdürebilmek ve iflas etmemek için uzun yıllardan beri kişisel ve ticari dostu olan ...'tan borç olarak firması için para istediğini, ... da kendisinin kişisel olarak istediği ticari borcu karşılayacak gücü olmadığını, ancak sahibi ve ortağı olduğu davacı şirket payından karşılayabileceğini, ancak bunun için de şirket ortağının rızasının olması gerektiğini belirttiğini, şirket ortağından gerekli rıza ve onayı alan ..., davalıya şirketinin ... Bankası ve ... banktaki hesabından 28/03/2024 tarihinden itibaren başlamak üzere farklı tarihlerde toplamda 11.000.000 TL. parayı, davalıya nakdi destek sağlamak amacıyla ancak 2024 yılı içerisinde geri ödenmesi şartıyla ticari ödünç olarak gönderdiğini, davalının şirketin tüm bunlara rağmen 2024 yılı ortalarında iflas etme noktasına gelmesi üzerine davalıya Aydın 1. Noterliğinden 27/08/2024 tarih ve 18126 yevmiye numarasıyla ihtarname keşide edilerek davalıya gönderildiğini, ihtarnamede ticari ödünç olarak verilen paranın ihtarnamenin tebliğinden itibaren Türk Borçlar Kanunu'nun 392.maddesi uyarınca yasal süresi içinde geri ödenmesi, aksi takdirde temerrüte düşeceği konusunda gerekli ihbar ve ihtarat yapıldığını, muhataba tebliğ yapılmasına rağmen süresi içinde davalı ticari ödünç olan parayı geri vermeyerek mütemmerrit duruma düşerek sebepsiz olarak zenginleştiğini, TBK'nun madde 392'ye göre "... belirli bir geri verme süresi belirlenmemişse, para borcu alan kişi, borcu ilk istemden itibaren altı hafta içinde geri vermelidir. Bu altı haftalık süre, para borcu ilişkisinin sona erdiği tarihten itibaren başlar ve altı hafta sonunda borç para muaccel hale gelir..." hükmünün yer aldığını, davalının artık Türk Borçlar Kanunu'nun 77. – 82. maddelerinin arasındaki hükümler uyarınca sebepsiz olarak zenginleşmiş olup haksız olarak iktisap ettiği bu bedeli işlemiş ticari faiziyle birlikte geri vermesi gerektiğini, bu nedenle taraflarınca öncelikle alacağın tahsili için Aydın İcra Müdürlüğü'nün 2024/31380 Esas sayılı dosyasıyla genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatıldığını, borçlu tarafından süresi içinde yapılan haksız ve kötü niyetle yapılan itiraz üzerine İcra Müdürlüğünce takibin durdurulmasına karar verildiğini, Aydın İcra Müdürlüğü'nün 2024/31380 Esas sayılı dosyasından takibin devam edebilmesi ve taraflarınca itirazın iptali davası açabilmek için yasal zorunluluk olan Aydın Ara buluculuk Merkezine müracaat edildiğini, Aydın Arabuluculuk Merkezince 2024/138447 ara buluculuk dosyasından yapılan görüşmeler sonucunda davalı taraf borcu ödemeyeceğini belirtmiş olduğundan ara buluculuk süreci olumsuz olarak sonuçlanmış olduğundan, davalı tarafın son derece kötü niyetli ve haksız olarak yapmış olduğu itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili öncelikle davacının tüm talepleri bakımından zamanaşımı/hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, görülmekte olan iş bu davada dava dilekçesi ve tensip zaptı müvekkil yerine komşusu olduğu gerekçesi ile ...'a tebliğ edildiğini, ancak müvekkili ile bahse konu şahsın komşu olmadıklarını, zira müvekkilinin, ... Mahallesi ... Sok. No:... adresinde ikamet ettiğini, ... isimli şahıs ise ... Mahallesi ... Sok. No:... adresinde ikamet ettiğini, anılan madde hükmünce muhatabın adreste olmadığı hallerde yapılacak tebligatın en yakın komşularından birine yapılması gerektiğini, oysa somut olayda dava dilekçesi ile tensip zaptının tebliğ edildiği şahıs müvekkilin yakın komşu olmayıp, müvekkil ile farklı binalarda oturduklarını, davacı yan dava dilekçesinde belirttiği tüm hususlar asılsız ve mesnetsiz iddialardan ibaret olup, kötü niyetli amaçlarla ikame edilen iş bu davanın reddi gerektiğini, davacının dilekçesinde izah ettiği şekilde müvekkil ile davacı arasında bir ilişki söz konusu olmadığını, davacı yan dilekçesinde müvekkile 28.03.2024 tarihinden itibaren başlamak üzere farklı tarihlerde toplam 11.000.000 TL parayı müvekkilin 2024 yılı içerisinde geri ödemesi şartıyla ödünç olarak gönderdiğini beyan ettiğini, davacı, ticari faaliyet gösteren bir şirket olup ticari şirketin finans alanında faaliyet göstermiyorsa ödünç para vermesi gibi bir durum söz konusu olamayacağını, söz konusu bedeller müvekkil tarafından davacı şirkete araç teslim edilerek, banka havalesi yollarıyla ödendiğini, davacı şirkete müvekkilin herhangi bir borcu bulunmadığını, anılan madde gereğince taraflar arasında ödeme hususunda kesin bir tarihin mevcut olmadığı hallerde ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçtikten sonra ödüncü geri vermekle mükellef olduğunu, ancak somut olayda davacı, Aydın 1. Noterliği'nin 27/08/2024 tarih, 18126 yevmiye no'lu ihtarnamesi ile istemini belirtmiş olsa da söz konusu bu ihtarnamenin 09.09.2024 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak iş bu tebliğ işlemi öncesinde gönderilen ihtarname tebliği usulüne uygun gerçekleştirilmemiş olduğundan ikinci defa gönderilen tebliğin usulüne uygun tebliğ edilmesi mümkün olmadığını, ayrıca bahse konu ihtarname müvekkilin eline geçmediğini, usulsüz yapılan tebligatın müvekkil açısından sonuç doğurmayacağı açık olmasına rağmen mahkemece tebligatın usulsüz olmadığı yönünde kanaate varılması halinde de yine söz konusu ihtarnamenin yasa hükümlerine aykırılık oluşturduğunun izahtan vareste olduğunu, Aydın 1. Noterliği'nin 27/08/2024 tarih, 18126 yevmiye no'lu ihtarnamesinin bir an için usulüne uygun şekilde tebliğ edildiğinin kabul edilmesi halinde dahi tebliğ tarihinden sonra henüz altı haftalık süre dolmadan, müvekkile kanundan doğan bu altı haftalık süre tanınmadan, davacı yan müvekkile karşı 17.09.2024 tarihinde icra takibi başlattığını, TBK md. 392 hükmünde açıkça belirtilen ve yasadan doğan bir zorunluluk olan bu altı haftalık süre müvekkile tanınmadan, müvekkil aleyhine başlatılan icra takibi haksız ve kötü niyetli olup bu sebeple davacı tarafça ikame edilen iş bu haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi istinafa konu olan 12/02/2025 tarihli kararı ile somut olayda davacının tacir olduğu davalının ise tacir olmadığının, yapılan araştırma sonucunda anlaşıldığı, davaya konu olan paranın davacının hesabından davalının şahsi hesabına gönderildiği, tacirler arasında ödünç verme ilişkisinin söz konusu olmadığı görevli mahkemenin de Aydın nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesi ile görev yönünden usulden red kararı vermiştir. Karara karşı davalı vekili kararın haksız olduğu, mahkemenin eksik inceleme ile karar verdiği, gerekçesi ile istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili de istinafa cevap dilekçesi ile HMK 329. Maddesi uyarınca davalı tarafın aleyhine para cezasına hükmedilmesini talep etmiştir. Dosya içerisinde davalının gerçek şahsın tacir olmadığına ilişkin gelirler idaresi başkanlığının 13/11/2024 tarihli yazı cevabı ve ticaret sicil müdürlüğü yazı cevapları mevcuttur. Davaya konu para da davalının şahıs hesabına gönderilmiştir. Görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olup TBK 392. Madde konusunda iddialar görevli mahkeme tarafından değerlendirilmelidir. Mahkeme ilk önce resen görevli mahkeme olup olmadığını değerlendirmek zorundadır. Davalı vekilinin istinaf istemi haksız nitelikte olup istinaf isteminin HMK 353(1)-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Her ne kadar davacı vekili tarafından HMK 329. Maddesi gereğince davalı tarafın para cezası ile cezalandırılması talep edilmiş ise de görevli mahkemenin araştırılması gerektiği ve tacir araştırmasının yeterli yapılmadığı, gerekçesi ile yapılan istinaf istemi kötü niyetli olarak değerlendirilemeyeceğinden ve dava da ilk olarak davacı şirket tarafından Asliye Ticaret Mahkemesine açılmış bulunduğundan davacı vekilinin HMK 329. Maddesi uyarınca para cezası verilmesi talebinin de reddine karar verilmesi gerekiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince hukuki nitelendirmenin davada ki ileri sürülüş ve dosya kapsamına uygun olarak belirlendiği, ihtilafa uygulanması gereken yasal mevzuatın doğru olarak tespit edildiği, mahkemenin karar gerekçesiyle hüküm fıkrasının birbiriyle uyumlu olduğu ve mahkeme hükmünün yasal unsurları taşıdığı, istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan incelemede ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşılmakla, ilk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından ileri sürülen istinaf itirazlarının HMK'nın 353/(1)-b-1maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulması cihetine gidilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İzmir 9. Tüketici Mahkemesi'nin 03/01/2025 Tarih ve 2025/1 Esas 2025/1 Karar sayılı kararının kararı usul ve yasal düzenlemelere uygun olduğundan davalının karara yönelik istinaf başvurusunun HMK 353(1)-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin davalı tarafın hmk 329. Maddesi uyarınca davalı aleyhine para cezası uygulanması talebinin reddine, 3-İstinaf talebinde bulunan davalı taraftan alınması gerekli harç maktu harç olup, peşin alındığından yeniden tahsiline yer olmadığına, 4-İstinaf talebinde bulunan davalı tarafından karşılanan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/(1)-a maddesi gereğince, kesin olmak üzere 22/04/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.