Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2024/580 E. 2026/1636 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2024/580
Karar No
2026/1636
Karar Tarihi

T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2024/580 KARAR NO : 2026/1636

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 10/10/2023 NUMARASI : 2022/656 E. 2023/807 K. DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 16.10.2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 16.10.2026

İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.10.2023 tarih 2022/656 E. 2023/807 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... A.Ş vekili ile davalı ... vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, 14.06.2018 tarihinde, dava dışı ...'ın maliki, dava dışı ...'ın sürücüsü olduğu ... plakalı aracın, müvekkili şirketin kasko sigortacısı, dava dışı ...'ın maliki, dava dışı ...'ın sürücüsü olduğu ... plakalı araca çarptığını, kazanın meydana gelmesinde karşı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün ise kusurunun bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından sigortalısı ... .'a 19.07.2018 tarihinde 32.450,00 TL hasar bedeli tazminatı ödediğini, ödenen tazminatın rücuen tahsili için davalı ... A.Ş.'ye yaptıkları başvurunun reddedildiğini, davalı ... ve dava dışı sürücü tarafından da ödeme yapılmadığını, davalılar aleyhine İzmir 7. İcra Dairesi'nin 2020/1765 E. sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığını, davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını iddia ederek, itirazın iptali ile icra takibinin devamına, %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP : Davalı ... A.Ş. vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin sorumluluğunun sigortalısının kusuru ve poliçe teminatı ile sınırlı olduğunu, yapılan hesaplamaya istinaden icra dosyasına 8.922.18-TL değer kaybı ödemesi yapıldığını, davacı tarafça fatura ibraz edilmediğini KDV talebinin haksız olduğunu, parça bedellerine iskonto uygulanması gerektiğini, müvekkili şirket tarafından yürürlükteki mevzuat hükümleri gereğince tüm işlemlerin gerektiği şekilde sonuçlandırıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkiline ait aracın sürücüsü dava dışı .....'ın kendi şeridinde azami hız sınırına uyarak seyrettiğini, kazanın gerçekleştiği yolun, tam kaza noktasında daraldığını, tabela bulunmadığını, iki aracın geçme imkanının olmadığını düşündürecek bir durumun söz konusu olmadığını, kaza tespit tutanağındaki kusur oranlarının hatalı olduğunu, müvekkiline ait araç sürücüsünün kaza sırasında alkolsüz olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Kurulundan alınan raporda davalı tarafa ait araç sürücüsü dava dışı ....'ın kazanın meydana gelmesinde tam kusurlu olduğu, sigortalı araç sürücüsü dava dışı ...'ın kusurunun bulunmadığı yönünde görüş bildirildiği; 07.06.2023 tarihli bilirkişi raporuna göre sigortalı araçta meydana gelen gerçek zararın 35.674,38 TL olduğu, kaza tarihi itibarıyla ikinci el piyasa rayici 190.000,00 TL olmakla onarımının ekonomik olduğu, davacı şirket tarafından 19.07.2018 tarihinde sigortalı araç maliki....'a 32.450,00 TL tazminat ödemesi yapıldığı, davalı sigorta vekili tarafından zamanaşımı defi ileri sürülmüş ise de, kazanın 14.06.2018 tarihinde gerçekleştiği, icra takibinin 07.02.2020 tarihinde başlatıldığı, davalılarca takibe itiraz üzerine takip durmuş ise de takip borçularından araç sürücüsü ve müteselsil sorumlu ...'a yönelik takibin devam ettiği ve takip işlemleri yapıldığı, son olarak 07.06.2021 tarihinde haciz işlemi uygulandığı, TBK'nın 155/1. maddesi hükmü uyarınca müteselsil borçlulardan birine karşı kesilen zamanaşımı süresinin diğer borçlular yönünden de kesilmiş olacağı, dava tarihi olan 12.08.2022 tarihi itibariyle 2 yıllık zamanaşımı süresinin sona ermediği, zamanaşımı definin reddine karar verilmesi gerektiği, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti ile sınırlı olduğu, davalı tarafça cevap dilekçesi ve aşamalarda ödeme savunmasında bulunulmuş ise de yapılan ödemelerin İzmir 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1222 Esas 2019/732 Karar sayılı 20/06/2019 tarihli kararına istinaden gerçekleştirildiği, mahkeme kararında 2.911,65 TL hasar bedeli ve 561,60 TL değer kaybı zararı olmak üzere toplam 3.473,25 TL tazminata hükmedildiği, yargılama giderleri ve diğer takip masrafları nedeniyle yapılan ödemelerin teminatı eksiltmeyeceği, davalının İzmir 20. İcra Dairesi'nin 2019/10318 Esas sayılı takip dosyasına gerçekleştirdiği 8.922,18 TL tutarlı ödemenin yalnızca 3.473,25-TL tutarındaki asıl alacak kısımları poliçe limitinden düşülmesi gerektiği, davalının araç başına 36.000,00 TL olarak belirlenen teminat limitinden bakiye 32.526,25 TL limit ile sorumlu olduğu, davacı tarafça 32.450,00-TL asıl alacak talep edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile İzmir 7.İcra Dairesi'nin 2020/1765 Esas sayılı icra takip dosyasına yapılan davalı itirazlarının kısmen iptaline, takibin 32.450,00-TL asıl alacak ile davalı ... yönünden 4.554,78 TL işlemiş faiz, davalı ... A.Ş. yönünden 3.160,54 TL işlemiş faiz üzerinden takibin devamına, fazlaya dair istemin reddine, alacak likit nitelikte görülmemekle inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı ... vekili, müvekkiline ait araç sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını, kazanın gerçekleştiği yere keşif yapılarak yolun fiziki yapısının incelenmesini talep ettiklerini, ancak bu taleplerinin mahkemece dikkate alınmadığını, kaza tespit tutanağındaki krokide yolun genişliği normal olarak gösterilmişse de, kazanın gerçekleştiği yolun, tam kaza noktasında bir anda daraldığını, yolun daraldığına dair bir işaret levhası bulunmadığını, kazada yaralanan sürücüye kaza tespit tutanağının alelacele imzalatıldığını, sigorta şirketinin sigortalıya veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilere karşı rücu hakkının, kişilerin kasti hareketi veya ağır kusurunun bulunması sonucunda meydana gelmiş olaylardan doğduğunu, müvekkiline ait araç sürücüsünün sağlığına kavuştuktan sonra vakit kaybetmeden müvekkiline ait aracın sigorta şirketi olan davalı .....'ya kazanın nasıl gerçekleştiğini anlatan bir bilgilendirme yazısı gönderdiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... A.Ş. vekili, Karayolları Trafik Kanunu m. 109 hükmü gereğince; kazaya bağlı rücu taleplerinin zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirket tarafından 8.922,18 TL değer kaybı ödemesi yapıldığını, verilen hüküm ile poliçe limitinin aşılmış olduğunu, müvekkili şirkete ibraz edilen evraklar ve mağdur araç üzerinde fiziki olarak yapılan incelemeler neticesinde iddia edilen hasarın beyan edilen kazada gerçekleşmediğinin tespit edildiğini, kazaya karışanların kaza sonrası çekildiğini anlatmak istedikleri olay yeri fotoğraflarında, her iki aracın sadece ön sol köşelerinden temasta olduğu ve daha ileriye hareket etmedikleri görüldüğü halde, karşı aracın sol ön çamurluğunda arka kısma kadar devam eden beyaz renkli sert bir kütle tarafından yaratılan sürtme hasar izlerinin bulunduğunu, bu hasarı yaratacak karşı sert kütlenin müvekkili şirkete sigortalı aracın sol ön kısmında bulunmadığını, davacının öncelikle zararı ve zarar sorumlusunu ispat etmesi gerektiğini, Genel Şartlar gereğince müvekkili şirketin yalnızca anlaşmalı servislerde uygulanacak tedarik ve işçilik bedelleri ile sorumlu olduğunu, 04.12.2021 tarihinde yürülüğe giren güncel Trafik Sigortası Genel Şartları hükümlerinin esas alınması gerektiğini, parça ve işçilik bedellerinin yüksek oluşundan kaynaklanan fahiş hasar bedelinden müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, davacı vekilince davaya dayanak olarak sunulan ve kişisel başvuru ile araç görülmeden, tamamen belge üzerinden düzenlenen ekspertiz raporunun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, Trafik Sigortası Genel Şartları’nın A.6.B maddesinde de belirtildiği üzere hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminatların teminat dışında kalan hallerden olduğunu, müvekkili şirketin sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, davanın haksız fiilden kaynaklanması nedeniyle 3095 sayılı Kanun uyarınca faize hükmedilmesinin yasa, usul ve içtihatlara aykırı olduğunu, faizin yasal faiz olması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere başvurunun müvekkili şirkete ibraz edildiği tarihten 8 iş günü sonrasından itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, kasko sigorta poliçesi kapsamında sigortalı üçüncü kişiye yapılan hasar bedeli ödemesinin, sigortalı aracın işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortacısından rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'na göre kasko poliçesi kapsamında sigortalının zararını karşılayan sigorta şirketi ödediği tazminat tutarınca sigortalıya halef olur ve ödediği bu tazminatı gerçek zarar miktarı üzerinden üçüncü kişinin kusur oranına isabet eden bedel nispetinde zarara neden olan ve sigortacısına rücu edebilir. Üçüncü kişinin sorumluluğu kusur esasına dayalıdır. Dolayısıyla davacının ileri sürdüğü zarardan davalının sorumlu tutulabilmesi için davalının kazanın oluşumunda kusurlu bir davranışının bulunması gerekir. Rücu davaları gerçek zararının giderilmesi amacına yönelik olup, zenginleşmeye bir vesile teşkil etmemelidir. Dolayısıyla zarar sorumlusundan halefiyet ilkelerine dayalı olarak talepte bulunan davacı da ödediği meblağın tamamını değil ancak zarar görenin uğradığı gerçek zararı, zarar sorumlusu bulunanlardan isteyebilir. Davalı, davacının ödediği miktardan değil, kaza nedeni ile ortaya çıkan gerçek zarardan kusuru oranında sorumludur. Somut olaydaki gibi rücu alacaklısı olan tarafın dava konusu hasar nedeniyle üçüncü kişilere ödeme yaptığı tarih itibariyle rücu borçlusu olan tarafın temerrüte düşeceği kabul edilmelidir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 20/06/2016 tarih ve 2016/5793 Esas - 2016/7482 Karar sayılı ilamı) Somut olayda, dava konusu kazanın 14.06.2018 tarihinde meydana geldiği, davacı kasko sigorta şirketi tarafından dava dışı sigortalısına 19.07.2018 tarihinde hasar bedeli ödemesi yapıldığı, bu tutarın davalılardan rücuen tahsili amacıyla 11.02.2020 tarihinde icra takibi başlatıldığı, böylece takip tarihi itibariyle 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesindeki zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla, davalı ... vekilinin davanın zamanaşımı süresi içerisinde açılmadığına yönelik istinaf sebebi yerinde değildir. Dosya kapsamındaki tüm hukuki ve maddi vakıalar karşısında; ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, kusur ve hasarın anılan ilke ve esaslar ile örtüşecek şekilde olayın oluş şekli, dosya kapsamı, kaza tespit tutanağı ve soruşturma dosyası kapsamı ile uygun olarak tespit edilmesine, dava dışı sigortalıya ait araçta meydana gelen hasarın kaza ile uyumlu olduğunun tespit edilmiş olmasına, davacının talep ettiği miktarın yerinde ve gerçek bir zarar olduğunun tespiti kapsamında bu tutarın davalıdan rücu edebilecek olmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, ilk derece mahkemesince verilen kararda bir hukuka aykırılık bulunmamakla bu kapsamda ileri sürülen istinaf istemlerinin yerinde olmadığı kabul edilmiştir. Bu durumda, istinaf kanun yoluna başvuranların dilekçelerinde yer verdikleri itirazların açıklanan gerekçe ışığında yerinde olmamasına, kararda kamu düzenine ilişkin bir aykırılık bulunmamasına, kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olmasına göre, duruşma açılmasına gerek görülmeyerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı ... vekili ve davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvurularının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı ... yönünden istinaf karar harcı olan 2.527,80-TL'den peşin alınan 631,75-TL'nin mahsubu ile bakiye 1.896,05-TL harcın davalı ...'dan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ... A.Ş. yönünden istinaf karar harcı olan 2.527,80-TL'den peşin alınan 631,95-TL'nin mahsubu ile bakiye 1.896,05-TL harcın davalı ... A.Ş.'den alınarak hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf başvurusu nedeniyle davalılar tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 16/10/2026

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi, E. 2024/580, K. 2026/1636, T. 16.10.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2024-580-e-2026-1636-k-c7bdc041380f