Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2024/2642 E. 2026/1848 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2024/2642
- Karar No
- 2026/1848
- Karar Tarihi
T.C. ADANA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2642 - 2026/1848 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/2642 KARAR NO : 2026/1848
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 23/05/2024 NUMARASI : 2022/99 Esas, 2024/422 Karar DAVACI : VEKİLİ : Av. DAVALI : 1- VEKİLLERİ : Av. DAVA : Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Maddi ve Manevi Tazminat KARAR TARİHİ : 15/06/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/06/2026
.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23.05.2024 tarih ve 2022/99 Esas, 2024/422 Karar sayılı kararına yönelik olarak istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla Dairemize gönderilen dosyanın yapılan incelemesinde; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 15/02/2021 tarihinde sürücü ... sevk ve idaresindeki ... plakalı motosiklet ile seyir halindeyken otobüs durağında bekleyen yaya ... ve ...'a çarptığını, kaza sonrasında motosiklet sürücünün olay yerinden kaçtığını, olay ile ilgili olay yerine gelen polis ekiplerince tutulan tutanakta motosikletin tam kusurlu bulunduğunu, ... Hastanesine kaldırılan ...'nın ayağında kırıklar meydana geldiğini, müvekkilinin kırığının hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte olduğunun 01/04/2021 tarihli adli tıp raporunda belirtildiğini, kaza ile ilgili sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak sonuç alınamadığını, ayrıca müvekkilinin kaza sonrasında manevi yıkıma uğradığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, ... için yaralanmalar neticesindeki masraflar dolayısıyla 3 aylık evde bakım tazminatı, iş göremezlik tazminatı, alınacak tıbbi raporla maluliyet durumunun tespiti ile sürekli iş gücü kaybı tazminatı için 6100 sayılı Yasanın 107.maddesine göre sonradan belirlenmek üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline, 50.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'dan tahsilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı sigorta şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın arabuluculuk aşamasında müvekkili sigorta şirketine sağlık kurulu raporu sunmayarak davanın açılmasını sebebiyet verdiğini, müvekkili şirketin sigortalısı araç sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olduğunu, poliçenin 01/06/2015 tarihli kanun ve genel şartlarda yapılan değişikliklerden sonra düzenlendiğini, eğer bir hesaplama yapılacak ise TRH 2010 yaşam tablosu üzerinden 1.8 teknik faizin esas alınarak yapılmasının gerektiğini, poliçe tanzim tarihi itibarıyle genel şartlara göre geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri ile 6111 sayılı yasaya göre tedavi giderlerinden sorumluluklarının bulunmadığını, eğer tazminat hesabı yapılacaksa davacının SGK'dan almış olduğu her türlü ödemenin tazminattan düşülmesinin gerektiğini, davacının talep etmiş olduğu manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: Mahkemece, davacının maddi tazminat davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile, 15.345,54 TL geçici iş göremezlik, 283.342,09 sürekli iş göremezlik tazminatının (davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limitiyle sınırlı olmak kaydıyla) davalı ... yönünden 15/02/2021 tarihinden itibaren, davalı ... Sigorta A.Ş'den temerrüt tarihi olan 12/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, bakıcı giderine yönelik talebin reddine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü kısmen reddi ile, 40.000,00 TL manevi tazminatın 15/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davalı ... vekili; davcı tarafça ara buluculuk son tutanağı dosyaya ibraz edilmediğini, dosyada bilirkişilik yapan bilirkişinin dava konusu olayda ara buluculuk yaptığını, dosyada alınan kusur, maluliyet ve aktüerya raporlarının usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada idarenin kusur ve sorumluluğunun irdelenmediğini, dosyada alınan maluliyet raporunun hatalı ve usule aykırı olduğunu, dosyada davacı tarafa teminat yatırtılmadığını, davacı yararına hükmedilen manevi tazminatın hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Karara karşı davalı sigorta şirketi vekili; davacının teminat yatırma yükümlülüğünün olup olmadığının araştırma konusu yapılmadan karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, KTK 97.maddesi gereğince dava açılmadan önce başvuru şartı usulüne uygun gerçekleşmediğinden davanın usulden reddi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, geçici iş göremezlik ve bakıcı gideri ile 6111 sayılı yasaya göre tedavi giderlerinden sorumluluklarının bulunmadığını, davacının maluliyetini gösterir raporda özür oranının kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe göre usul ve yasaya uygun olarak davacı rapor düzenleyen heyet tarafından bizzat muayene edilmek koşulu ile belirlenmesi gerektiğini, tazminat hesabının teknik faiz kullanılmak sureti ile aktüeryal olarak yapılması gerekirken hükme dayanak bilirkişi raporunda teknik faiz kullanılmadan hesap yapılmasının hakkaniyete uygun olmadığını, müvekkili şirket aleyhine hükmedilecek tazminata aslında faiz başlangıç tarihi hükme esas alınan bilirkişi raporunun düzenlendiği tarih olması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava, meydana gelen yaralamalı trafik kazası sonucu açılmış olan maddi ve manevi tazminat davasıdır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup karar davalı sigorta şirketi vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekilinin davacıdan teminat alınması gerektiğine yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden davacının Suriye Arap Cumhuriyeti vatandaşı olduğu görülmektedir. Bilindiği üzere yabancı uyruklu vatandaşların Türkiye'de dava açabilmesi için bir teminat yatırması gerekmektedir. Şayet, yabancı uyruklu vatandaşın tabi olduğu ülke ile Türkiye Cumhuriyeti arasında karşılıklılık ilişkisi kapsamında bir ikili anlaşma olması halinde ya da bir uluslararası sözleşme bulunması halinde ilgilinin bu teminatı yatırmasına gerek bulunmamaktadır. Bilindiği üzere, ülkemiz ile Suriye Arap Cumhuriyeti arasında henüz teminatın muhaf tutulmasına ilişkin olarak ikili bir anlaşma yapılmamıştır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un Teminat başlıklı 48. Maddesine göre; (1) Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır. Bu zorunluluk 6100 sayılı HMK'nın 114/son maddesi çerçevesinde dava şartı niteliğindedir. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1'e göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Ülkemizin taraf olduğu 1951 tarihli Cenevre sözleşmesi 16.maddesi “1. Her mülteci, bütün Taraf Devletler’in topraklar üzerindeki hukuk mahkemelerine serbestçe ve kolayca başvurabilecektir. 2. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu Taraf Devlette, adli yardım ve teminat akçesinden muafiyet dahil, mahkemelere müracaat bakımından vatandaş gibi muamele görecektir. 3. Her mülteci, sürekli ikametgahının bulunduğu ülkenin dışındaki Taraf Devletlerde, o ülkelerin vatandaşlarına 2. fıkrada bahsedilen konular hakkında yapılan muamelenin aynından istifade edecektir.” hükmünü içermektedir. Ne var ki ülkemize göç eden Suriyeli göçmenlerin hukuksal statüleri mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma konumunda olmayıp, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası korumu Kanununun 91. md.si gereği “Geçici koruma statüsünde“ (sığınmacı) oldukları, bu statünün geçici nitelikte de olsa taraflara uluslararası koruma sağladığı, bu yönüyle MÖHUK 48/1.maddesinden doğrudan yararlanmaları değerlendirilebileceği gibi, bu kişiler AHİM kararlarında da sıkça yer alan “kırılgan grup“ olarak ifade edilen kişiler kapsamında değerlendirilmelidir. (MSS/Yunanistan/ Belçika kararı) Geçici koruma statüsündeki kişiler, ev sahibi ülkenin diline hakim olmadıkları gibi kendilerine destek olacak bir yapıda bulunmamakta, toplam hayatına katılmaları, büyük oranda devletin katkısı ile mümkün olmaktadır. Uluslararası koruma altına alınan bu kişiler, mülteciler gibi ve hatta onlardan daha fazla kırılgan, imkanları sınırlı, savunmasız ve özel korumaya muhtaç kimselerdir. (Anayayasa Mahkemesi 2019/26339 esas sayılı ve 17/5/2023 tarihli, Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem) Davacının kimlik bilgileri araştırıldığında kendisine yabancı kimlik numarası ile geçici koruma statüsü verildiği görülmektedir. Söz konusu yabancı kimlik numarası ülkemize yasal yollardan girmiş olan Suriye uyruklu vatandaşların koruma talebinde bulunmaları üzerine geçici sığınmacı statüsünde bulunan kişilere verilmektedir. Bu kapsamda davacıların Göç İdaresinden almış olduğu yabancı kimlik numarası ile sığınmacı başvurusunda bulunduğu, bu kapsamda ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunduğu dolayısı ile AİHM kırılgan grup olarak nitelendirmiş olduğu grup içinde olduğu sabittir. Ülkemizin de taraf olduğu 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, bir ülkede koruma talebi ile bulunmakta olan yabancı uyruklu kişilerin adli makamlara başvuruları sırasında herhangi bir teminat yatırmaları zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine 6458 sayılı yasanın 88/1 maddesinde uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, karşılıklılık şartından muaf olacağı kabul edilmiştir. Buna göre, yukarıda anılan AİHM kararı ile 6458 sayılı yasanın 91/1 maddesi ve 1951 tarihli Uluslararası Cenevre sözleşmesi'nin 16. maddesine kapsamında, ülkemizde yabancı kimlik numarası almak sureti ile geçici koruma statüsünde bulunan davacının Anayasa'nın 36 maddesi ve AİHS 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının gereği olarak mahkemeye erişim hakkının temini bakımından bu aşamada dava açarken dava şartı niteliğinde olan teminat yatırması zorunluluğu aranmaksızın işin esasına girilerek tarafların iddia ve savunmaları kapsamında delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi yerinde görülmüş, davalı vekilinin bu yönlü istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Usulüne uygun başvuru yapılmadığına yönelik yapılan incelemede: Davacının dava açmadan önce 04.07.2021 tarihinde sigorta şirketine başvurduğu, dosyanın içinde kaza tespit tutanağı, sağlık raporu ve tüm hastane/tedavi evraklarının bulunduğu, 14.07.2021 tarihinde zararın teminat dışı olduğu belirtilerek ödeme yapılmayacağının bildirildiği, halen dahi ödeme yapılmamış olması da gözetildiğinde başvurunun sonuçsuz kaldığının kabulü ile anılan maddede düzenlenen başvuruya ilişkin dava şartı gerçekleştiğinden uyuşmazlığın esasına girilerek karar verilmesi ve yargılama giderlerinden davalının sorumlu tutulması yerinde olmakla bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Kusur raporuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Kaza tespit tutanağının incelenmesinde, sürücü ...'ın yaya kaldırımında bulunan yayaya çarpmasında kusurlu olduğu belirtilmiştir. İşbu dosyada alınan Ankara ATK tarafından hazırlanan 09.11.2022 tarihli ATK kusur raporunda, davalı sürücü ...'ın motosikleti ile seyir sırasında yola gereken dikkatini vermediği, sevk ve idare hatası ile direksiyon hakimiyetini kaybedip düşmesi sonucunda motosikleti ile savrularak kaldırım üzerinde bulunan davacı yayaya çarpması nedeni ile %100 oranında kusurlu olduğu belirtildiği görülmüştür. Mahkemece aldırılan raporun dosya kapsamına ve olayın oluşuna uygun olduğu anlaşıldığından kusur oranın yanlış tespit edildiğine ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Maluliyet raporuna yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Bilindiği üzere Yargıtayın 4. ve 17. Hukuk Dairesinin yerleşik uygulamasına göre maluliyet oranları Adli Tıp Kurumu İhtisas dairesi ya da Üniversitelerin Adli Tıp Anabilim dalı başkanlığından oluşturulacak bilirkişi heyetinden kaza tarihi itibari ile yürürlükte olan mevzuat yönetmelik hükümlerine uygun olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Açıklamalar ışığında eldeki dosyaya baktığımızda, kaza tarihi 15.02.2021 olup mahkemesince hükme esas alınan 29.09.2023 tarihli İstanbul ATK 2. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen maluliyet raporunun, kaza tarihi olan 15.02.2021 tarihinde yürürlükte bulunan Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde düzenlendiği, davacının maluliyetinin %3 olduğu, davacının son film ve grafileri incelenmek sureti ile raporun hazırlandığı, rapora itiraz edilirken başka somut delil sunulmadığı anlaşılmakla, davalılar vekillerinin bu yöndeki istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. (Benzer yönde Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2021/6247 E - 2021/9135 K; 2021/5898 E - 2021/8467 K; 2021/4501 E - 2021/7401 K sayılı kararları) Hesap raporuna yönelik yapılan istinaf incelemesinde: Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 E.K sayılı 17/07/2020 günlü kararı sonrasında Yargıtay 17. Hukuk ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin istikrarlı kararlarında (örneğin 17/06/2021 gün ve 2021/9757 Esas ve 2021/3262 karar sayılı kararları, 2021/3173 Esas ve 2944 Karar sayılı kararları) davacının gerçek zararının belirlenmesi noktasında davacının muhtemel bakiye yaşam süresinin TRH 2010 Yaşam Tablosu'na göre belirlenerek ve prograsif rant tekniği kullanılmak suretiyle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğine işaret edilmiştir. Buna göre eldeki dosyaya baktığımızda mahkemesince hükme esas alınan hesap raporunda TRH 2010 yaşam tablosu ve prograssif rant yöntemi kullanılmak sureti ile davacının zararının belirlendiği, raporun bu yönüyle hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşıldığından davalılar vekillerinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Geçici iş göremezlik tazminat yönünden yapılan istinaf incelemesinde: Anayasa Mahkemesinin 2019/40-2020/40 Esas-Karar sayılı 17/07/2020 günlü kararı dikkate alındığında davacının geçici iş görmezlik zararının davacının gerçek zararı niteliğinde olduğu, dolayısıyla davalı sigorta şirketi tarafından davacının uğramış olduğu bu zararın karşılanması gerektiği, zararın teminat kapmasında olduğu anlaşıldığından bu miktar yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. (Aynı yönde Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 2019/6271 esas ve 2020/8104 karar sayılı 03/12/2020 günlü kararı) Faizin başlangıç tarihine yönelik yapılan istinaf incelemesinde; Haksız fiilde sürücü ve işleten yönünden temerrüt olay tarihinden itibaren gerçekleşir. Sigorta şirketinin ise poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9. gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davacı davadan önce 04.07.2021 tarihinde sigorta şirketine başvurmuş olduğu, davalının 12.07.2021 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmakla mahkemece usul ve yasaya uygun olarak davalı sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 12.07.2021 tarihinden itibaren faiz hükmedildiğinden davalı sigorta şirketi vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
Hükmedilen manevi tazminat miktarına yönelik istinaf incelemesinde; TBK 49. maddesi uyarınca kusurlu davranışı nedeniyle başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. TBK'nın 56/1.maddesine göre bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda hakim olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. 6098 TBK'nın 56/2. maddesi hükmüne göre, hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hakimin takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir etmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370). TMK'nun 4 üncü maddesine göre kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim hukuka ve hakkaniyete göre karar verir. Somut olayda; dava konusu kaza nedeniyle davacının yaralandığı, maluliyet raporuna göre davacının kazadaki yaralanmalar nedeniyle iyileşme süresinin 6 ay olduğu ve davacıda oluşan kalıcı maluliyet oranının %3 olduğu, alınan kusur raporuna göre trafik kazasının meydana gelmesinde davalı sürücünün %100 oranında kusurlu olduğu, olayın oluş şekli, tarafların kusur oranı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, kaza ve davanın tarihi, davacının yaşı, yaralanmasının niteliği, olay tarihi ve TMK'nın 4. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde; davacı lehine hükmedilen 40.000,00 TL manevi tazminat yüksek olmadığından davalı vekilinin istinaf talebi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede; İlk Derece Mahkemesince açıklanan ve benimsenen nedenlerle dosya içeriğine göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmekle, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-a-)Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 23.135,75 TL istinaf karar harcının, davalı ... tarafından peşin yatırılan 1.156,80 TL ile sigorta şirketi tarafından yatırılan 5.100,84 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 16.878,11 TL harcın davalılardan müştereken veya müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına, (davalı sigorta şirketinin bu miktarın 15.302,51 TL ile sınırlı sorumlu olmak üzere) b-)Harçlar Kanunu gereğince davalı sigorta şirketinden alınması gereken 20.403,35 TL istinaf karar harcının, peşin yatırılan 5.100,84 TL istinaf karar ve ilam harcından mahsubuyla, bakiye 15.302,51 TL harcın bu davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalılar tarafından yapılan istinaf giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Artan gider avansının bulunması halinde, karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361. maddesi gereğince; Dairemizin kararının taraflara tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'ne, yahut temyiz edenin bulunduğu yer Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Hukuk Dairesine veya Dairemize gönderilmek üzere İlk Derece Mahkemesi'ne verilebilecek bir dilekçe ile YARGITAY'A TEMYİZ YOLU AÇIK olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.15/06/2026
Başkan Üye Üye Katip ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır ¸e-imzalıdır İş bu karar 5070 Sayılı Yasa hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.